Besleme

Zeybek Türküleri & Hikayeleri

Efelerimiz için yazılmış türkülerimizin sözlerini, hikayelerini paylaşabileceğiniz bölümüz :)

Zeybekoloji.Com Arama Motoru

Zeybek Türküleri & Hikayeleri

İleti Zorbey » 21 Haz 2010, 11:03


Yörük Ali Efe Türküsünün Hikayesi:

Yörük Ali (1896-1953) İstiklal Savaşımızın başlarında birçok yararlıklarıyla meşhur olmuş efelerdendir. Nazilli köylülerindendir. Ailesi (Saı Tekeli) adlı bir Türk aşireti olup Ayvazoğlulları lakabıyla anılır. Üç sene çetecilik ettikten sonra Hükümete katılmıştır. Yunanlıların İzmir'i ve Aydın'ı işgal etmesi üzerine,Çine'nin Yağcılar köyünde tekrar küçük bir çete kurmuştur. 15 Haziran 1920'de Menderes Nehri'ni 50 arkadaşıyla sallarla geçerek Malkoç tren köprüsünü muhafaza eden Yunan kara kolunu imha etmiş ve silahlarını almıştır. Bu hareket, Aydın ve havalisinde Milli Mücadelenin başlangıcı olmuştur. Yörük Ali Efe'nin kuvvetleri sonradan bir alaya yükselerek Milli Aydın Alayı adını almıştır ki, Aydın ve köşk cephesinde bir buçuk sene kadar vuruşan ve Aydın'ın içindeki savaşta çok faydası görülen bu alayın adı 57.Tümende 37.Yörük Ali Efe Alayı ismi ile hala anılır. Efe'ye istiklal madalyası ve milis albaylığı rütbesi verilmiştir.Milli Mücadele den sonra çiftçilik ve ticaretle meşgul olan Efe,6'sı erkek olmak üzere 9 evlat yetiştirmiştir.1953'te vefat etmiştir.

Osman Efe Türküsünün Hikayesi:

Osman Efe aslen Isparta'nın Kösnük köyündendir. Edinilen bilgilere göre; 1. Dünya Savaşı'ndan önce yaşamış, dürüst, atılgan ve çok namuslu bir kişiymiş.

Afyonkarahisar ilimizin Gedik Ahmet Paşa Medresesinde okumuştur. "Molla Ahmet" türküsünün kahramanı Bulcalı Molla Ahmet ile aynı medresede tanışmış ve yıllarca arkadaşlık yapmıştır.

Osman Efe, medrese tahsilini tamamladıktan sonra Afyonkarahisarn Şuhut ilçesine yerleşir. Kısa sürede din adamı (Hafız) olması nedeniyle yöre halkına kendini sevdirmiş ve orada evlenmiştir.

Bir gün Ermeninin birisi "Osman Efenin bana borcu var, vermiyor" diyerek haciz memurunu kandırarak, birlikte efenin evine girmek ister. Osman Efenin güzel hanımının boynunda takılı altınları almak isteyince, Osman Efenin hanımı vermemek için direnir ve aralarında tartışma çıkar.

Osman Efe o sırada harmandadır. Kendisine durumu bildirmek için haber salınır. "Evine Ermeniler girdi ve hanımının altınlarını almak istediler" sözlerini duyan efe, hemen koşarak evine gelir. Tüfeğini alır ve ilk önce evine baskın yapan Ermeniyi ve sonra da haciz memurunu öldürür. Zaptiyelerden kaçmak için dağa çıkar.

Osman Efenin birçok olayları olduğu söylenir. Şuhut'ta ve Sultandağı'nda ekibi ile pek çok kez zengin evlerini basarak, elde ettiği ganimeti fakir fukaraya dağıtır.

Isparta ile Afyonkarahisar arasında eskiden pazar kurulurmuş. Bu pazarda zengin esnafın, malını halka çok yüksek fiyatla sattığını haber alan Osman Efe, bir gün ekibi ile pazarı basar. O sırada akşam yaklaşmakta olduğu için esnaf mallarını toplamıştır ve pazar dağılmaktadır. Osman Efe, malların bağlarını çözdürtür ve orada ne kadar fakir fukara varsa onlara, top top kumaşları elindeki martinini ölçü kabul ederek üçer boy olmak üzere dağıtır. O arada Osman efe ekibine seslenerek "şurada fakir kızım var, üç metre de ona kumaştan kesin gönderiverin" der. O günden sonra pazarın adı sman Pazarı olarak kalır.

Osman Efe, buna benzer pek çok olaya karıştığı için; yörede olan bütün benzeri olayların Osman Efe ve ekibi tarafından yapıldığı düşüncesiyle, hiç ilgisi olmayan olaylar da Osman Efenin üzerine yıkılıyor. Türküde geçen "Her gelen kurşunlar Osman'a değer" sözü bundan kaynaklanmaktadır. Aslında Osman Efe, haksızlıklara göğüs geren, Allah korkusunu içinden çıkarmayan, dürüst ve namuslu bir kişi imiş.

Zaptiyeler Osman Efe ve ekibini bir türlü ele geçiremeyince, hile yoluyla yakalamaya çalışırlar. Bir gün efeyi tuzağa düşürmek için, bir yörük kadınına para verip kandırarak Osman Efeyi evine davet etmesini isterler. Yörük kadını da ısrarla efeyi çadırına çağırır. Israra dayanamayan Osman çadıra girdiğinde Yörük kadını un helvası yaparken helvayı kızgın tavayla birlikte efenin yüzüne fırlatır. O anda kendini toparlayan efe, durumu anlar ve yüzündeki yanıklara da aldırış etmeden hemen oradan uzaklaşarak tekrar dağa kaçar.

Başka bir gün zaptiyeler gene hile yoluna başvurarak Osman Efeyi yakalarlar. Ekibi de dağılan Osman Efe hapse atılır.

Hapishanede mahkumlar, yaz gününün belirli saatlerinde hapishane bahçesine çıkarılmaktadır. Osman Efeden öç almak isteyen Ermeniler, paralı adam tutarak hapishaneye yakın olan caminin minaresinden silahla ateş ettirerek bahçede gezinmekte olan Osman Efeyi vurdurturlar.

Bu olay üzerine Osman Efeye bu ağıt yakılmıştır.


Kütahyanın Pınarları Türküsünün Hikayesi:

Bundan 100-120 yıl önce Kütahya'da bir ailenin genç yakışıklı, sözü dinlenir, temiz kalpli bir oğulları varmış. Orta halli bir ailenin de güzel, boylu poslu uzun saçlı bir kızları varmış. Kız biraz hoppa olduğu, ele, avuca sığmadığı için arkadaşları ona "deli düve" ismini vermişlerdi (düve: buzağı doğurma zamanı gelmiş yeni ineklere bazı yerlerde düve denirmiş). İşte genç yakışıklı delikanlı deli düveye aşık olmuş. O zamanlar deli düve adı dillere destandır. Genç, deli düveyi ailesinden ister, fakat kızı vermezler. Kızla genç gizli gizli buluşurlar. Bunu duyan kızın ailesi razı olur ve kızla genci evlendirirler. Fakat gençlerin saadetleri uzun sürmez, bu kızın güzelliğini duyan gören zamanın delikanlıları kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır hem de ona kin bağlarlar.

Aradan hayli zaman geçer bu genç ve güzel gelin bazı delikanlılar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. Delikanlılar "kocandan ayrılacaksın yoksa seni dağa kaldırırız, kocanın da gözlerini kör ederiz" diye kıza haber salmışlar. Genç kadın önceleri aldırmaz ve kocasından saklar, onu sevdiği için bir türlü kötülük etmelerine razı olamaz ve delikanlılara şöyle haber yollar " Ne olur, kocamı rahat bırakın. Ona dokunmayın ne isterseniz yapayım" der. Bunu haber alan gençler kadını kaçırmaya karar verirler. Aracı kadına "biz istediğimizi çeşme başında söyleyeceğiz. Oraya kadar gelsin" derler. Bunu duyan gelin meraktan çatlayacak bir duruma geldiğinden çeşme başına gider. Çeşme başına giden delikanlılar tuzak kurarak kadını kaçırırlar. Kadın bu sırada çığlık atar o sırada kadının kocası olan Asalıoğlu sesi duyarak koşarak gelir. Kadının kocası ile diğer gençler arasında kanlı bir kavga olur ve Asalıoğlu ölür. Gençler kızı dağa kaldırmıştı öte yandan oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başını yolarlar.


Köstüklü Osman Efe Türküsünün Hikayesi:

Naci Kum, Köstüklü Osman Efe konusunda özetle şu bilgileri veriyor :

Isparta'nın Yalvaç ilçesine bağlı Köstük köyünden olan Osman Efe 19'uncu yüzyılda yaşamıştır. Osman Zeybek sanıldığı gibi bir eşkiya ve cani değildi. Padişahlık yönetiminin kötü baskılarına dayanamayarak, martinini kucaklayıp kır atının sırtında dağa çıkmıştır. Kendisinden önce dağa çıkan Derviş Ahmet çetesiyle birleşmiş ve özellikle Konya ve Isparta yöresinde tam bir egemenlik sağlamış. Kendisi üzerine gönderilen jandarma birliklerini her defasında yenilgiye uğratarak, yönetimin korkulu düşü haline gelmiş. Ancak Akşehir ova köylerinin birinde, bir Kürt beyinin çadırında hileyle yakalanıyor ve Konya hapishanesine atılıyor. Efe burada bir jandarmanın açtığı ateşle ölüyor.

Türküler, Osman Efe'nin yaygın bir üne kavuştuğunu ve halk arasında büyük ilgi gördüğünü gösteriyor.

Hüsnü Yüksel, Köstüklü Osman Efe'yi, Bozdağlı Osman Efe ve Genç Osman gibi adlarla karıştırıyor. Yüksel, Köstüklü Genç Osman olarak nitelendirdiği Köstüklü Osman Efe hakkında bilgi verirken; bugün Yalvaç yakınlarında "Osman Beli" ve "Osman Çeşmesi" adıyla anılan yerler bulunduğunu belirtiyor. Hüsnü Yüksel yaşlılardan şu bilgileri aktarıyor: "Osman Efe, bu belde, memleketin en pinti zenginlerini durdurur, eşyalarına ortak olur ve her kaya dibinde pazar açardı. bütün fakirlere para, kumaş vs. dağıtırdı. Çok fakirlerimiz bu yiğidin yardımıyla geçinirlerdi. Memlekette, zenginler müstesna, çoluk çocuk herkes onu severdi.

Kiziroğlu Türküsünün Hikayesi:

Bu türküyü dinleyen herkesin kafasında bir soru belirir. Kim bu Kiziroğlu Mustafa Bey ? Köroğlu ile ne ilgisi var? Bu türküyle ilgili birçok söylenti var ama en ilginci sanırım bu. Kizir, Kars'ın Susuz kazasına bağlı bir köydür. Bu köy Kısır dağlarının geniş eteklerine kurulmuştur. Köyün dört bir yanından ise soğuk pınarlar akar. Köy düz toprak damlı evlerden oluşmaktadır ve köyün hakim bir yerin de de bir kale kalıntısı vardır. Köylüler Kiziroğlu'nun kalesi derler buraya. Kiziroğlu bu köyde yaşamış ve bura da efsaneleşmiştir derler.

Küçükken at binip kılıç kuşanır. Söylentiye göre şimdiki Kiziroğlu Köyüün yerinde bir birinden uzak yirmi yirmi beş kadar ev bulunmaktaymış. Bölge dağlık ve ormanlık olduğu için insanları da bu nedenle olacak ki çok serttir. O zamanlar burada yaşayan insanların başında bulunan kişiye "Kizir" derlermiş. Kizir Muhtar demektir. Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü tüm Anadolu'ya yayılmış. Tüm kötüler ondan korkar olmuş. Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş. Daha küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. İşte Kiziroğlu Mustafa Bey bu çocuk. Bütün çocukluğu Kısır Dağıda at binip avlanmakla geçmiş Mustafa'nın. O da babası gibi büyüyünce namlı bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya başlamış. Zaten onun bulunduğu çevrede kimse haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya .

Köroğlu doğuya gelir. O sırada doğuya gelen Köroğlu Kısır Dağlarıda Ferro deresine yerleşir, amacı doğudaki haksızlıkları yok etmek. Bir gün Köroğlu bir at gezisinde Kizir Köyüü görür, "Burada ki adaletsizlikler de benden sorulur" der ve gider orada bir ale kurar. İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğluun kalesini görür. Sinirlenir. Köroğluun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. Köylülerin söylemesi böyle.

O zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış. Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga etmişlerse de yenişememişler. Kılıç kavgasında ve güreşte de yenişememişler. Mustafa Beyn atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı Kırata güreş-mekte. Mustafa Bey şöyle bir geri bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğluun atını alt etmiş duruyor. "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş. Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit, bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla helalaşayım" demiş. Mustafa Bey bırakmış. Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle anlatmaya başlamış.

Bir atı var Ala Paça peh peh peh
Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
Az kaldı ortamdan biçe
Ağam kim, Paşam kim, Nigar kim,
Hanım kim
Kiziroğlu Mustafa Bey
Bir beyin oğlu
Zor beyin oğlu

diye...Köroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve utanır. Kapıyı çalıp içeri girer. Mustafa Bey karşısın da gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken Mustafa Bey sarılıp onu öper. "Sen benden daha yiğitsin Köroğlu" der. Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz" der ve köyü terk edip batıya gider.

Köroğlu'nun Bolu Dağlarıdan çıkıp ta Kars'a gelmesi o zamanın koşullarında olanaksız gibi. Ama halk düşüncesi iki yiğidi Doğu Anadolu da önce çarpıştırıyor sonra barıştırıyor. Bu, Anadolu insanının kahramanlarına, haksızlıklara direnenlere verdiği değeri gösterir. Kiziroğlu öyküsü tepeden inmemiştir, böyle bir yiğit yaşamış ün almıştır. Halk da bu söylenceyle Kiziroğlu'nu saygı ve sevgiyle anmaktadır.


İzmir'in Kavakları Türküsünün Hikayesi:

Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlıın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu yıllarda (1800-1900) halk kendi kahramanlarını, kendi kurtarıcılarını çıkarmıştır. Kimileri bu boşluktan yararlanarak zalimlikler yapmışlar kimileri de adalet dağıtan güçlü yürekli halk kahramanı olmuşlar. Bu devirde Ege Bölgesindee Efelik çok meşhurmuş.

Çakıcı Efe de İzmir, Denizli, Aydın civarında hüküm sürmüş bir Efeir. O zamanlarda yaşadığı bölgede o kadar güçlenmiş ki Osmanlı ile egemen olduğu bölge konusunda resmi anlaşma yolları bile aramıştır. Çakıcı çoğu zaman dağlarda, kimi zamanda halkın yanına inerek zalimi durdurmuş, adalet dağıtmış, zenginden alıp fakir vermiştir. Bu sebeple halkın gönlünde de taht kurmuştur. Cesur hareketleriyle halkın gözüne girmiştir. Kimi zamanda düşmanla işbirliği yaptığı söylentisi çıkmışsa da halk onu hep sevmiş ona yapılan bu türküyle ismi ölümsüzleşmiştir.


Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi:

Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.

İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey, kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.

Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla

işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın puştluğu yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle yaman cenk olur orada.

Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :

1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya
kadar geliyor ve burada ölüyor.

Hekimoğlu, tipik bir erdemli başkaldırıcı örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de aynalı martinidir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen aynalı martinin özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.

Bu yüzden Hekimoğlu'nun adı aynalı martinle özdeşleşmiştir.

Çökertme Türküsünün Hikayesi:

Bodrum daha Bodrum olmadığı zamanlarda yöre insanı turizmden bihaber iken buralardaki geçim kaynaklarından biri de hemen karşıdaki Yunan adasından illegal ticaret yapmakmış.Türkünün kahramanı Halil'de hayatını bu şekilde kazananlardanmış. Buradan oraya tütün götürür, oradan da mastika rakısı falan getirirmiş.Halil'in yavuklusu da güzelliği Bodrum'da dillere destan olan Gülsüm'müş,ama Bodrum'un Çerkez kaymakamının da gözü Gülsümdeymiş.Bu yüzden kaçakta Halil'i yakalamak için tüm gücünü ortaya koyuyormuş kaymakam.Yine birgün Halil kaçağa çıkmadan dönüşte Bitez Yalısına çıkacakları haberini salmış ki muhbirleri yanıltsın.Aslında arkadaşları Aspat koyunda bekleyeceklermiş. Kaçak dönüşünde Halil ve can arkadaşı İbraham Çavuş yolu şaşırıp karanlıkta Aspat diye Bitez yalısına girince kıyamet kopmuş.Pusudaki kaymakam önderliğindeki kolcular basmışlar kurşunu.Çatışma sırasında bir kolcu tarafından hançerlenerek öldürülmüş Halil.Gülsüm başta olmak üzere tüm Bodrum yasa bürünmüş ve adına bu türkü yakılmış.
Yiğitliği dillerde dolaşan, mert, irikıyım, kaşı-gözü eli-yüzü düzgün bir Bodrum delikanlısı varmış, adı Haliliş. Herkesin yüreğini sızlatan türkünün dilden dile dolaştığı dönemlerde, yerli halkın geçimini sağlaması oldukça güçmüş. Bu nedenle de Halil, kimseye zarar vermeksizin sadece ekmek parası kazanmak için kaçakçılıkla uğraşıp, yaşamını sürdürüyormuş. Yaptığı iş ise, en yakın dostu İbrahim Çavuş ile memleketindeki tütünleri, Yunan adalarına taşımak, dönüşte uzo rakısı, kahve ve kanyak gibi şeyler getirmekmiş. Bitez Yalısıda oturan, güzelliği dillere destan Çakır Gülsüm adında biri varmış. Tüm yöre halkı, bu iki sevilen kişiyi birbirlerine yakıştırırmış. Zaten onların kalbi de birbirlerine aitmiş. Bir de astığı astık, kestiği kestik, erkez Kaymakamolarak bilinen odrum Kaymakamıvarmış ki, halk arasında kalleş Kaymakamolarak bilinen bu adam da aynı Halil gibi Gülsüm aşıkmış. Kimilerine göre aynı sevdadan yola çıkarak, kimilerine göre kaymakamın yalakaları efe Halil yakala, Gülsüm kendine al, adın şanın yayılsınşişirmeleriyle başlamış bu öykü. Yiğit Halil ve can dostu İbrahim Çavuş, kaçak malları yükleyerek, yine Yunan adalarına doğru yola çıkmışlar. Kendisine pusu kurmaya hazırlanan kaymakamın planlarını bildikleri için, gammazcıları şaşırtmak adına dönüşte Bitez Yalısıa inecekleri haberini yaymışlar. Fakat Aspat yanaşacaklarmış. Gece çok karanlık olduğundan, yanlışlıkla Aspat yerine Bitez Yalısına yanaşınca olan olmuş. O arada sandalı kurşun yağmuruna tutan kaymakamın adamları, yine söylentilere göre ya kurşunlayarak, ya da bir kolcunun hançer darbesiyle yiğit Halili öldürmüşler. Bu olaydan sonra Çakır Gülsüm kadar Bodrum halkının da yüreklerini ateş sarmış. Ardından işte bu ağıt yakılmış. Gece karanlığında yanlışlıkla Bitez Yalısıa yanaşan Haliln ardından burası da Aspat değil Halilim aman Bitez Yalısıdiyerek yüreklerine acıyı gömmüşler.


Bodrum Hakimi Türküsünün Hikayesi:

İntihar eden Mefaret Hanım'ın öyküsü yarım asırdır filmlere konu oldu, türküsü Bodrum ve Milas yöresinin dilinden düşmedi ama kimse "gerçeği" bilemedi. Bodrum Hakimi, şimdi, Tolga Çandar'ın çıkardığı "Türküleri Egenin 2" albümüne adını verdi. İşte size birden fazla gerçeği olan yaşanmış bir öykü.

Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin
Bodrum Hakimi

Türkiye'nin ilk kadın hakimlerindendi Bodrum Hakimi. Tek görev yeri Bodrum değildi elbet, ama Bodrumlular onu öyle sevmişlerdi ki... Bu dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanıma saygıyla karışık bir sevgi duyuyorlardı. Aslen nereli olduğu önemli değildi, "Bodrum Hakimi" idi o.

"Mefaret Tüzün (Bodrum Hakimi) Tavşanlı 1906 - Bodrum 1954
Türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden olan Tüzün, 24 Eylül 1951 yılında Bodrum'da göreve başladı. Keşiflere at sırtında gidip gelen hakime hanım, cesurluğu ve girişimciliğiyle kısa zamanda yöre halkının sevgisini kazanmıştı. 1954'te kaybettiği nişanlısının ardından Tüzün'ün de beklenmedik ölümü, Bodrum'da büyük üzüntü yarattı. Bodrumlular, Hakim'e olan sevgilerini adına bir türkü yakarak yaşatmaya çalışmışlardır".

Bodrum'da iz bırakanlar takviminde böyle tanıtılıyor Bodrum Hakimi Mefaret Tüzün. Hakkında bundan fazlasını öğrenmek de pek mümkün değil zaten. Denediğiniz zaman resmi makamlardan da Bodrum'un yaşlılarından da aynı tepkiyi alıyorsunuz: "Niye soruyorsunuz? Geçmiş zaman, ne olmuşsa olmuş bitmiş işte, öğrenip de ne yapacaksınız?" Bodrumlular söz birliği etmişçesine 43 yıldır saklıyor Mefaret Hanım'ın ölüme götüren sırrı.

Mefaret Hanım'ın arkasından halkın yaktığı türküyü yıllar sonra seslendirip yeni albümüne alan Tolga Çandar, uzun süre bu sırrın izini sürmüş. Ama zar zor açtığı her kapının arkasında birbirinden farklı öyküler çıkmış karşısına.

Bunlardan bir tanesine göre, Hakim Hanım Bodrum'da bir gence idam cezası vermiş. Bunun üzerine çocuğun ağabeyi onu kaçırıp Turgutreis'in karşısındaki Çatal adalarında tecavüz etmiş. Bundan çok etkilenen Mefaret Hanım da dönüşte kendisini öldürmüş.

Anlatılan diğer öyküler ise ayrıntıları farklı olsa da Mefaret Hanım'ın ölümünün arkasında bir aşk olduğu yolunda. Bunlardan biri, "Bodrum Hakimi" filmine de konu olan öykü. Türkan Şoray'ın bütün azametiyle canlandırdığı muhteşem hakim hanımın hiçbir zor karşısında eğilmeyen başı sonunda bir aşka yenik düşüyordu. Ya sevdiği adama ölüm cezası verecekti, ya da... İkinci yolu seçti Bodrum Hakimi.

Şu Bodrum'un dağlarında ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanıma pek tez ulaşır

Bodrum'da sıkı sıkı mühürlenmiş ağızlardan yarım yamalak dökülenler ise, hakim hanımın sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu değil, Bodrum'un savcısı olduğu yönünde. Ama bu aşkın Mefaret Hanım'ı neden intihara sürüklediği konusunda rivayet muhtelif. Karşılıksız değildi aşkı besbelli. Ama herhalde evlenemeyeceklerdi. Ama neden? Savcı evli miydi, ya da önce evlilik vaadettiği Mefaret Hanım'ı sonra terk mi etti... Büyük olasılıkla Bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanım"larına böyle gayrimeşru bir ilişkiyi yakıştırmak istemediklerinden susuyorlar bu konuda, takvimlerinde bile "nişanlısı" sıfatını kullanmayı tercih ediyorlar.

Mefaret Hanım'ın son gecesine ilişkin anlatılanlar ise daha da hazin. Milaslı Türk sanat müziği bestekarı Zeki Duygulu'nun konseri var o gece. Bodrumlular ciple Milas'ın yolunu tutuyor. Mefaret Hanım da aralarında. Ve o gece konserde bir şarkıyı tam üç kez çaldırıyor:

Uslu dur kadınım çıldırtma beni
Ben artık bildiğin o ten değilim
Bir başka yağmurla ıslak mendilim
Yeter artık ağlatma beni
Uslu dur kadınım çıldırtma beni
Dökülmüş yaprağım, sararmış güzüm
Çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözüm
Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm
Yeter artık ağlatma beni
Uslu dur kadınım çıldırtma beni

Bu konser Bodrumlular'ın Mefaret Tüzün'ü son görüşü oluyor. Tolga Çandar o gece kendini asan hakim hanımın ölümünün Bodrum'da ne büyük bir üzüntü yarattığını annesinden dinlemiş. O zamanlar henüz çocuk olan annesi tarlada çalışırken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki cenazeyi hiç unutmamış. Yıllarca ne bu öykü düşmüş dilinden ne de Bodrum Hakimi'nin türküsü.

Hakim Hanım'ın memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan

Bu Kütahya konusu da ayrı bir muamma. Takvimde de türküde de Mefaret Hanım'ın Tavşanlılı olduğu söylense de bunun aslı yok gibi. Tavşanlı kaymakamıyla konuşan Tolga Çandar Hakim Hanım'ın bir süre Tavşanlı'da görev yaptığını, tıpkı Bodrum'daki gibi yöre halkı tarafından çok sevildiğini, giderken de gözyaşları içinde konvoylarla uğurlandığını öğrenmiş. Mefaret Tüzün'ün gerçekte Tekirdağlı olduğu sanılıyor.

Çandar, kendisini çocukluğundan beri derinden etkileyen bu kadının peşini bırakmamaya kararlı. Elinde Bodrum kaymakamlığından zar zor edindiği sararmış bir fotoğraf var. Hakim'in sevgilisi olduğu söylenen savcıyı aramış, bulamamış, akrabalarına sormuş, öğrenememiş, şimdi Adalet Bakanlığı'nda araştırmalarına devam ediyor. Bu arada da hiç olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadına bir selam gönderiyor.

Türkü, Bodrumlular'ın yaktığı bir ağıt ama Milaslı radyo sanatçısı Nazmi Yükselen onu TRT repertuvarına girecek şekilde düzenlemiş ve 60'lı yıllarda plağa okumuş. İşin ilginç yanı, Tolga Çandar Yunan adası Kos'ta da dinlemiş bu türküyü. Hemen sormuş "bu ne?" diye, "karşıda yaşanmış bir öykü" demişler. Şimdi Tolga Çandar'ın sesiyle yeniden hayat buluyor "Bodrum Hakimi"nin öyküsü. Çok sade, tek bir bağlamayla, kırk yıl uzaktan yürekleri dağlamaya devam ediyor:

Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini

Not: Alıntıdır. "Kartal Efe"
  

Kullanıcı avatarı
Zorbey
Müdavim
Müdavim
 
İleti: 13
Kayıt: 02 Haz 2010, 17:56
Yaş: 22
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 2
Teşekkür aldı: 7
İsim: Zorbey KARTALOĞLU
Cinsiyet: Bay
Oynadığınız Ekip: HOY-TUR

Zorbey isimli üyemize teşekkür edenler.:
Elifoğlu Zeybeği

Re: Zeybek Türküleri & Hikayeleri

İleti Anadolu » 03 Ağu 2010, 12:09

Alıntıyı nereden yaptığınızı öğrenebilirmiyim?
  

Anadolu
Müdavim
Müdavim
 
İleti: 3
Kayıt: 11 Arl 2009, 08:51
Yaş: 46
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 1
Teşekkür aldı: 0
İsim: Anadolu Atayün

Re: Zeybek Türküleri & Hikayeleri

İleti Alagözoğlu » 17 Mar 2013, 21:04

Zeybek Türküleri & Hikayeleri
İleti Zorbey » 21 Haz 2010, 13:03

....................................................................................................................................
....................................................................................................................................
Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi:
....................................................................................................................................
....................................................................................................................................
Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de aynalı martinidir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen aynalı martinin özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
Bu yüzden Hekimoğlu'nun adı aynalı martinle özdeşleşmiştir.

Zeybek türküleri ve hikayeleri çok güzel. Sanırım çoğumuz dedelerimizden ve babalarımızdan da dinlemişizdir.
Ancak anlatılanlar kulaktan kulağa tevatür biçiminde de yayılabilir, anlatandan aktaranın titizliğine ve dikkatine
bağlı olarak orijinal olarak ta geçebilir.

Yukarıda son paragrafı yer alan Hekimoğlu hikayesindeki aynalı martin de sanırım hikayeyi aktaran kişilerin kişisel yorumları ile yanlış bir şekilde anlatılmış.


Resim
Aynalı martin denilen tüfek budur. Asıl adı Peabody-Martini-Henry ' dir. 1900' lerde osmanlı ordusunda da kullanılan tüfektir.
Aynalı denilmesinin sebebi ; o zamanki silahların çakmak-tetik-mekanizma grubunun bulunduğu metal gövde
(kubuz) genellikle siyah çelikten imal edilmişken , 1300 metre menzilli martin türü silahların 1872 yılından itibaren ABD'den alınmaya başlanması ve ordu için alınanların metal tetik grubunun pirinç(sarı) , şahısların kendileri için aldıkları veya Karadeniz bölgesinde bu silahın hemen el imalatı olarak yapılan bazılarının metal tetik grubunun ise krom-nikel kaplamalı veya paslanmaz çelik olması , zamanın silaha düşkün insanlarında krom-nikel parlaklığının ayna etkisi yaratması ve bu silahın kişiler tarafından birbirlerine anlatılırken aynalı...! namıyla anılmasıdır.

( Aynalı martin tüfeğini dedem ve babam bana yukarıdaki şekilde anlatmışlardı.)

İnternette yer alan hemen her sözlükte " aynalı martin " için kalıplaşmış aynı cümleler konulmuş ve bir çatışma
silahına " Hekimoğlu ' nun ayna yaptırdığı " ndan sözedilmiş.

Ayrıca ; bir benzerlik olarak " Harmandalı " türküsünde :
......................................
" Harmandalı efem geliyor,
Bileğinden kanlar akıyor,
Gümüş bilezikli mavzerin
Namlusu şimşekler çakıyor...!"
.......................................
şeklinde adı geçen gümüş bilezik , o dönemlerin başlıca silahları olan filinta - martin - mavzer kundaklarını namluya saran çepeçevre metal halkalardır.

Bu halkaların siyah çelik olanları veya krom-nikel olanları da vardı.

Değerli metal anlamındaki " Gümüş " bilezikli mavzer olmadığı gibi , kendimize baktığımız ayna anlamındaki "aynalı" martin de yoktu.

Maalesef silahlardan sözettik ; ama bu site zeybek sitesi , ayrıca doğru bilip doğru aktarmakta yarar görüyoruz
zaten hep birlikte.

Selam ve sevgiler ;
  

Çakırcalı Efe ! Yol ver geçelim , yaban değiliz..!
Kullanıcı avatarı
Alagözoğlu
Kızan
Kızan
 
İleti: 114
Kayıt: 17 Şub 2010, 14:34
Yaş: 57
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 1646
Teşekkür aldı: 310
İsim: Mahmut
Cinsiyet: Bay
Memleket: Aydın
Yaşadığı Şehir: İstanbul
Oynadığınız Ekip: Maltepe H.E.M.ZEYBEK

4 Alagözoğlu isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen, Efe, erboy, Özkan

Re: Zeybek Türküleri & Hikayeleri

İleti aseymen » 18 Mar 2013, 17:20

mahmut hocam silah ve avcılık konusunda senin lafının üstüne laf edecek değilim , buradakide senin dediğin gibidir muhtemelen , fakat "ayna ve tüfek " kavramları yanyana geldiğinde Anadoluda dürbün veya dürbün vazifesi gören araçlar içinde kullanıldığını da biliyorum .
  

Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz vatan uğruna ölenlerdeniz
Kullanıcı avatarı
aseymen
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 1527
Kayıt: 03 Haz 2008, 22:59
Yaş: 48
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 3449
Teşekkür aldı: 2078
İsim: Kadir F. Dansman
Cinsiyet: Bay
Memleket: Ankara
Yaşadığı Şehir: İstanbul

aseymen isimli üyemize teşekkür edenler.:
Alagözoğlu


  • Benzer konular
    Cevap
    Gösterim
    Yazan

Türkü Sözleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir