Osmanlı Yönetimindeki On İki Ada

Mevcut kategorilere uymadığını düşününüğünüz konularınızı tartışabileceğiniz alan
Kullanıcı avatarı
fes17
Yönetici
Yönetici
Mesajlar: 666
Kayıt: 27 Ağu 2009, 10:52
İsim: Hüseyin Armutoğlu
Cinsiyet: Bay
Memleket: Çanakkale
Yaşadığı Şehir: Çanakkale
Oynadığınız Ekip: Ç.Kale Belediye S.K.

Osmanlı Yönetimindeki On İki Ada

Mesajgönderen fes17 » 21 Nis 2012, 15:38

Oniki Ada'nın Osmanlılarca ele geçirilmesi, Ege denizindeki diğer adaların çok uzun bir süre Türk hakimiyeti altında kalmasını ve yaklaşık 400 yıl huzur ve sükunet içinde bulunmasını sağlamıştır.


Kanuni, Rodos adasında ilk Cuma namazını kılmış ve İstanbul'a hareketinden önce Rodos'a bir sancak beyi, kadı, kale komutanı ve muhafızlar tayin etmiştir[2]. Adada halka her türlü din ve mezhep serbestliği tanınmış ve beş yıl müddetle ada sakinleri vergiden muaf tutulmuştur[3]. Rodos adası işgal edildikten sonra bir müddet müstakil sancak olarak idare edildi. Diğer adalar ise Osmanlılara bağlı diğer Ege adalarıyla birlikte Osmanlı donanmasının baş komutanı olan Kaptan Paşa'nın emrindeki bir sancak beyi tarafından yönetiliyordu.


Barbaros Hayrettin Paşa'nın ölümünden sonra, bir ara lağvedilmiş olan Kaptan Paşa Eyaleti yeniden kuruldu. Bu durumda da Rodos'taki bağımsız sancağa son verilerek, ada Kaptan Paşa Eyaleti'nin sancakları içine alındı. Rodos Beyliği, Kaptan Paşa Eyaleti'ne dahil olan sancaklardan merkez olan Gelibolu'dan sonra gelmekteydi. Bu sancağı yöneten şahıs, deniz seferleri için elverişli olmayan mevsimlerde Kaptan Paşa'nın vekili olarak hareket ederdi. Kendisinin donattığı bir gemisi vardı ve kendisine devlet tarafından dört yedek gemi verilirdi[4]. Bu yönetim yapısı XIX. yüzyıla kadar devam etti.


22 Aralık 1522’de aman usulü ile Osmanlı Türkleri tarafından fethedilen İstanköy adasına, fethin akabinde bir kadı tayin edildi. Kanuni Sultan Süleyman’ın dördüncü veziri Ahmed Paşa’nın (ölümü 1524) sultana gönderdiği arz’da[5] kadının yapması, gereken vazifelerden bahsedilmektedir. Bu belgeye göre kadı, İstanköy adasındaki Narence (Narince) kalesini tahkim etmekle görevlendirilmişti. Kalenin muhafazası için hisar erleri ve azepleri sağlayacaktı. Ayrıca üç aded kayık ve de bir at gemisi tedarik edecekti. Belgede kadının ismi geçmediğinden, bu kişinin kim olduğunu bilmiyoruz.


Adaya hemen kadı tayin edilmesi aslında farklı bir idari uygulama değildi. Osmanlı sultanlarının bir yeri fethettikleri zaman yaptıkları ilk işlerden biri, o bölgede şer’i adaleti sağlamak için kadı tayin etmek idi. Adli ve bazı zamanlarda da örfi işlerden kadılar sorumluydu.


Osmanlılar Oniki Ada'yı tamamen ele geçirdikten sonra, adalar halkına her yerde yaptıkları gibi, kendi dinlerini ve dillerine koruma, kendi dillerinde eğitim yapma hakkını vermişlerdir. Adalardaki Ceneviz, Venedik, Bizans ve Malta Şövalyelerinden gelen yöntemlerin çoğunu devam ettirmişlerdir. Osmanlıların adalarda uyguladığı yönetim, halk tarafından seçilen ve genellikle 12 kişiden oluşan bir meclis ile yürütülmekteydi. Halk tarafından bir yıl için seçilen ve "Demogerondia" denilen bu 12 üyeli mahalli meclislerin başkanı[6], bir tür belediye başkanı gibiydi. Her ada, Osmanlılara kendi geliri ile orantılı ve Osmanlı Devleti'nin belirlediği bir vergi verirdi. Bu maktu vergi, mahalli meclislerce halktan toplanır ve adaya gelen görevliye teslim edilirdi. Maktu vergiyi ödeyen ada halkı, diğer vergi yükümlülüklerinden ayrı tutulurdu[7].


Osmanlılar, egemenlikleri altındaki bölgelerde sistemli bir İslamlaştırma ve Türkleştirme siyaseti uygulamamıştır. Onlar için asıl olan, bu bölgelerde huzur ve iç barışın sağlanması olmuştur. Bu siyasete uygun olarak, Oniki Ada denilen adalar grubunda, yeter sayıda resmi görevli ve koruma birliklerinin dışında Türk ailelerinin yerleştirmesi konusuna çok önem verilmemiştir. Bunun sonucu olarak adalardaki Türk nüfusu azınlıkta kalmıştır.


Adalardaki görevli Türkler de daha çok koruma görevi yaptıkları hisarlar ve kale mahalleri gibi zengin olmayan bölgelerinde oturmuşlardır[8]. XX. yüzyılda Oniki Ada'daki Türkler daha çok şehirlerde, Rumlar ise köy ve kasabalarda yaşamaktaydılar[9].


Bizans devrinde bu adalar genel olarak "Ege adaları" diye anılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında İmroz'dan Meis'e kadar Anadolu sahillerindeki adalara "Cezair-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları)" adı verilirdi. Bununla beraber Rodos'un merkez olduğu adalar grubu, bazı Avrupa kaynaklarında Güney Sporatlar adıyla anılıyordu. "Oniki Ada" tabiri, 1912'de İtalyan işgalinden sonra, bu anlama gelen Yunan "dodeca (oniki)" ve "nissos (adalar)" kelimelerinin tercümesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu kelime İtalyanca'ya "Dodecanissos-Dodecanesso" ve Fransızca'ya da "Dodecanese" şeklinde geçmiştir[10]. Bu isimin, Osmanlıların adalarda uyguladığı yönetim olan halk tarafından seçilen ve genellikle 12 kişiden oluşan bir meclis’den çağrışım yapılarak, 12 adamlı adalar isminden geldiği düşünülmektedir. Çünki Oniki Adalar diye belirtilen bölgede 12’den çok daha fazla ada mevcuttur.


Türk topraklarına katılmış olan Rodos ve adaların yönetimi, başlangıçta, Kanuni Sultan Süleyman tarafından kuşatmada yararlığı görülen Kurtoğlu Muslihiddin Reis'e verildi[11]. Daha sonra Rodos, Midilli sancağına bağlandı ve Midilli Sancak Beyi Dizdar Zade Mehmet Çelebi'nin yönetimine bırakıldı. Kalenin korunması için 500 hisar eri ile 500 yeniçeri nöbetçi bırakıldı. Ayrıca sancak beyinin emrine 4 kadırga ile 5 kayık ayrıldı. Kuşatma sırasında harap olan kule ve surların tamiriyle hendeklerin temizlenmesine Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa görevlendirildi[12].


1527 tarihli bir belge, Rodos ve ona bağlı adaların beyi olarak 300.000 akçalık hassa sahip olan İsfendiyar oğlu Abdülcelli Bey’i gösterir.


1568 tarihli diğer bir belgede ise, Rodos’a bağlı İstanköy, Cezair-i Bahr-i Sefid (Akdeniz adaları) vilayetinin livaları arasında gösterilmektedir[13].


Defter Emini Ayni Ali Efendi 1609 tarihli risalesinde, Cezair-i Bahr-i Sefid eyaletinin onüç sancaktan oluştuğunu, bunlardan on sancağın haslı, diğerlerinin ise salyaneli olduğunu belirtmektedir. Sancaklar şunlardır: Gelibolu, Eğriboz, Karlıili, Rodos, Midilli, Biga, Sığla, Mizistre, Sakız, Nakşa, Mehdiye, İnebahtı ve Kocaeli’dir[14].


Kayıtlarda, İstanköy adasının Osmanlı egemenliğine geçdikten sonra dahi saldırılara maruz kaldığı belirtilmektedir. 1601 yılında İspanyollar ve müttefikleri İstanköy’e yoğun bir saldırı düzenleyip büyük hasarlar verdiler. 1604’de Malta Şövalyeleride İstanköy’e saldırıp neredeyse ayakta bina bırakmamacasına büyük hasar vermişlerdir. 1648’de Venedikli Amiral Leonardo Foscolo, İstanköy adasını kuşatmış, ancak Osmanlı ordusunca geri püskürtülmüştür. O çağın teknik imkanları ölçüsünde zaman zaman meydana gelen buna benzer saldırılar, ilk etapda ada ve ada halkına zarar verebiliyordu. Ancak sonradan bu gibi hücumlara sert tepki veren Osmanlı donanması ve orduları bu gibi girişimleri sonuçsuz bırakıyordu[15].


Rodos ve Oniki Ada, sonradan Kaptan Paşalığa bağlandı[16] ve sonunda "Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti"ne bağlı bir sancak haline getirildi. 1867'de kabul edilen Vilayetler Nizamnamesiyle Osmanlı İmparatorluğu'nda yeni bir yönetim düzeni kurulurken; Rodos, Biga, Midilli, Sakız, İstanköy ve Kıbrıs Sancak ve Mutasarrıflıkları Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti adı altında bir araya getirildi. Daha sonra yapılan bazı değişikliklerle vilayet sayısı Rodos, Sakız, Midilli, Limni olarak 4'e indirildi ve vilayet merkezi Rodos'la Sakız arasında çok kere yer değiştirdi, sonunda Rodos'ta karar kılındı[17].


Oniki Ada ve bunlardan Rodos adası Kaptan Paşa'ya bağlı Cezair-i Bahr-ı Sefid Eyaleti içinde bir sancak iken, 1876 yılında Rodos bu eyaletin merkezi oldu. XIX. yüzyılın başlarına kadar Oniki Ada, diğer Ege adalarıyla birlikte, yönetim bakımdan büyük bir değişikliğe uğramadı. Ancak çok uzun süren bu zaman dilimi içerisinde Rodos ve Sakız adaları Oniki Ada ve diğer adalar grubunun merkezi oldular. Yani değişiklik sadece Rodos ile Sakız arasında adalar grubu merkezliğinin el değiştirmesi oldu. Sonunda da Rodos'ta karar kılındı. XVI. yüzyıl sonlarında Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti'ne dönüştürülen Kaptan Paşa Sancağı, 1867'deki yeni yönetim düzeniyle Biga, Midilli, Sakız, Rodos, İstanköy ve Kıbrıs gibi sancakları da içine alıyordu.


1900'lü yılların başında vilayetin idari teşkilatı şöyleydi:


Rodos Sancağı Kazaları: Rodos, Sömbeki ve Kerpe


Midilli Sancağı Kazaları: Pilmar, Molova


Sakız Sancağı Kazaları: Kilimli, Leros, Karyot, İstanköy


Limni Sancağı Kazaları: Gökçeada, Bozcaada


Görüldüğü gibi, Oniki Ada'dan bazıları Sakız, bazıları Rodos sancağına bağlı birer kaza durumundaydılar.


Osmanlı Devleti Oniki Ada ve diğer Ege adalarından bazılarına hakim olunca adalarda büyük bir ticari canlılık başladı. Zira önceleri, eski ticaret yollarının önemini kaybetmesiyle adalar halkı fakirleşmişti. Anadolu kıyılarına yakın olan adalarda, kendi toprakları tarıma elverişli olmadığından, Anadolu kıyılarında edindikleri topraklarda ziraat yapmaya başladılar. Bir kısım halk ise Anadolu'da üretilen zirai mahsullerin ticaretini yapmakla uğraşmaya başladı.


Osmanlı yönetiminin kısa zamanda adalardaki yerel kaynakları da harekete geçirmesiyle, başta sünger avcılığı olmak üzere denizcilik de canlanmaya başladı. Sömbeki başta olmak üzere bazı adalar, sünger ticaretinin merkezi haline geldiler. Özellikle XVIII. Yüzyılda, süngercilik büyük bir gelişme gösterdi[18].


Adalardan ve Suriye-Tunus arasındaki kıyılardan avlanan süngerler, adalar halkı tarafından başta İstanbul olmak üzere, Trieste, Marsilya, Londra, Frankfurt gibi şehirlerde açılan ticari temsilciklerde bütün Avrupa'ya satılıyordu. Özellikle de XIX. yüzyılın sonlarına doğru, sünger avcılığı için dalmak üzere dışardan hava verilebilen özel elbiseler ve başlıklar, Sömbeki adasına 1866'da, Kilimli adasına ise 1880 yılında getirildi. Yeni dalma elbiseleriyle sünger avcılığının çok kâr getirmesi karşısında Herke ve Koçbaba adalarının sakinleri de ziraatı terk ederek sünger avcılığına yöneldiler.


İstanköy adası ile Bodrum ve Marmaris limanları arasında, küçük gemilerle yapılan bir ticaret vardı. Adanın hububat ve et ihtiyacı çoğunlukla Marmaris (Osmanlı kaynaklarında Marmaros) limanından karşılanmıştı. Marmaris limanından kalkan küçük yük gemileri (at gemisi)[19] İstanköy İskelesine mal getirip götürüyorlardı. Malların adaya giriş çıkışında tacirler gümrük resmi ödemekle yükümlüydüler. Bu gümrük vergisinin miktarı; Rodos Kanunnamesinde belirtilmişti[20]. Müslüman tacirleri ile gayri müslim tacirlerin ödediği gümrük vergisi farklı idi. Ayrıca limana gelen gemilerin büyüklüklerine göre liman vergisi alınırdı. Bu önemli ticari mal, gayri müslimlerin içtiği şarap (hamr) idi. Diğer ticari mallar şunlardı; at, katır, eşek, koyun kuzu, keçi, sğır ve yiyeceklerdi (mekulat). Adada salhane (mezbaha) vardı. Koyun ve sığırlar burada boğazlanırdı. Dolayısıyla dericilik gelişmişti.


İstanköy adası ile Bodrum limanı arasında daha çok askeri bir seyr ü sefer vardı. Narence kalesinin askeri mühimmatı Bodrum kalesinden takviye ediliyordu. Narence kalesine giriş çıkışlar kontrol altına alınmıştı. Limandan farklı bir nizamı vardı. Kaleye giren yiyecek ve içeceklerden bac alınıyordu.


İstanköy iskelesi aynı zamanda Mısır ve İstanbul arasında gemilerin mola verdiği bir ara durak niteliğindeydi. Evliya Çelebi, özellikle Osmanlı fethinden önce gayri müslimlerin Mısır gemilerini yakalayıp adaya çıkardıklarını belirtir[21].


Ada, yiyecek ve içecek bakımından tamamıyla güneybatı Anadolu kıyılarına bağlıydı. Rodos’ta geçerli olan gümrük kanunları İstanköy adası için de geçerliydi. Ayrıca adalar arasında da küçük çaplı bir ticaretin olduğu anlaşılmaktadır.


İstanköy adası meyve bakımından zengin idi. Limon, portakal, turunç, incir, şeftali, üzüm, nar, zeytin, ağaç kavunu[22] ve kebbad[23] bunlar arasında sayılabilir. Evliya Çelebi, bağ, bahçe ve bostanların çokluğundan bahseder. Bunların yanında ağaç sakızı (gönül), balık, keklik, tuz, bal, şarap gibi mallardan söz edilmektedir. Özellikle limonları, kebbad limonu İstanbullu helvacılar tarafından satın alınıp, İstanbul’a götürülüyordu. Evliya Çelebi, adanın üzümlerinin (cem üzümü, abıcan üzümü, kaba parmak ve razakı üzümü) meşhur olduğunu ve bunlardan yapılan turşunun Mısır’a gönderildiğini söylemektedir[24]. Kale ile Varoş arasında yer alan Lonca meydanındaki çınarın olduğu yerde pazar kuruluyordu. Bu pazarlarda esirler de satılıyordu.


İstanköy adası, Rodos ile Sakız arasındaki ticarette bir ara liman niteliğindeydi. İngiliz seyyah Ber Randolph, İstanköy limanının gemiler için güvenli olduğunu ve limanın korsanlardan çok iyi korunduğunu belirtir[25]. Bunun yanında hacılar geliş gidişlerinde İstanköy adasına da uğruyorlardı.


Ada, tuzlalar (memlaha) yönünden de önemliydi. Tuzlalar miri idi[26]. İstanköylü tuzcular, memlahadan çıkardıkları tuzu lazım olduğunda, kalede devlete ait ambardan günlük narh üzerinden satın alırlardı. Vasili Hadjiavasileau[27], İstanköy çevresindeki küçük adaların tuz ihtiyaçlarının, İstanköy’den karşılandığını söylemektedir. Tuzlaların nasıl işlediğini, nasıl taşındığını, nerelere gönderildiğini, tuzcuların hukuki durumları hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bunun yanında, Rodos kanunnamesinde tuz işinde kullanılan ölçünün Rodos kilesi olduğu belirtilmektedir.


Ada halkı için bir gelir kaynağı da balık idi. İskeledeki balık satışları amil tarafından kontrol ediliyordu. Amil, balık satanlardan dört akçe vergi almaktaydı. Denize yakın köylerin viğla beklemeleri kanundu. Kıyıya yakın, yüksek bir yerde köylüler gemileri gözlerlerdi. Şüpheli bir gemi geldiği zaman kaleye haber verilirdi.


Evliya Çelebi, adanın bağ, bahçe ve bostanlarla dolu olduğunu, seksen altı bin bağ ve yedi bin turunç bahçesinin bulunduğunu söylemektedir[28]. Bundan dolayı da adanın ismini “Narenç diyarı” olarak belirtmektedir. Hem müslümanlar hem de gayri müslimler bağcılıkla uğraşmışlardı. Bunlardan öşür bedeli olarak haraç vergisi alınırdı. Bunun yanında bağ ve bahçelerde yetiştirilen mahsullerden de öşür alınmıştı. Kanuna göre; müslüman bağının her dönümünden dört akça alınacaktı. Gayri müslümler ise haraç ödeyeceklerdi. Bunun yanında devlete ait hassa bağlar bulunmaktaydı. Bu bağların tasarrufu farklı idi. Mahsul üçe taksim ediliyordu. Üçte biri devlet içindi, geri kalan da bağa bakanlarca tasarruf ediliyordu. Adada hassa bostan ve bahçeler de vardı. Bağ ve bahçelerin sahiplerinden deştbani adı altında bir vergi tahsil ediliyordu. Çünkü bağ ve bahçeler “Deştiban” adı verilen kır bekçileri tarafından devamlı korunuyordu.


Mahsul zamanında emin denilen kişiler her evden bir tavuk alırdı. Ancak bu kanun 1592 yılında kaldırıldı. Bağ ve bahçelerde arıcılık yapıldığı ve her kovandan yüz akça vergi alındığı kanunnamelerde belirtilmiştir[29].


Oniki Ada halkı zengin, mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatını devam ettiriyordu. Bunun sonucu olarak da adalarda nüfus bir hayli artış göstermişti.


Bütün bunların sebebi, Osmanlı döneminde Anadolu ile Oniki Ada arasındaki ekonomik ilişkilerdi[30]. Adaların hemen bütün faaliyetleri Anadolu'ya dönüktü. Adalardaki ziraat alanları ve yerleşme yerleri hep Anadolu yönündeydi. Hatta yerleşim yerleri genellikle adaların Anadolu'ya en yakın ucunda toplanmıştı. Adalar hem insani, hem de ekonomik bakımdan Anadolu'ya bağlı durumdaydılar. Adalarda yaşayan Türkler, daha çok koruma görevi yaptıkları için hisarlarda ve kale mahallerinde yaşıyorlardı[31]. 19. Yüzyılda ise Oniki Ada'daki Türkler daha çok şehirlerde, Rumlar ise köy ve kasabalarda yaşamaktaydılar[32].


Osmanlı yönetim anlayışının bir sonucu olarak, adalar halkına iç yönetimlerinde bazı kolaylıklar ve hatta ayrıcalık denebilecek haklar tanınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu dinsel temeller üzerine dayanmakla beraber, İslam devleti anlayışı ile çatışmadığı sürece, topraklarına kattığı yerlerdeki eski uygulamaları, yasaları, vergileri sürdürmeye çalışmış ve Müslüman olmayan halka belli sınırlar içinde ibadet, eğitim ve öğretim serbestliği tanımıştır. Yükselme dönemlerinde toplulukların yönetime alışmaları bakımından yararlı olan ve gayri Müslimlere ulusal birliklerini koruma olanağını sağlayan bu hoş görülü uygulama, XVIII. yüzyıldan başlayarak, imparatorluğun aleyhine işlemiş ve yabancı büyük devletlerin de etkisi ve desteği ile imparatorluğun çökmesini hızlandıran etkenlerden biri olmuştur.


Osmanlı egemenlik anlayışına göre önemli olan, devletin yüksek hakimiyetini kabul etmek, düşmanca davranışlarda bulunmamak ve belli vergileri ödemekti. Bunun dışında kendi cemaatlerini ilgilendiren konularda serbest olmalarında bir sakınca görülmüyordu. İç yönetimde tanınan bu kolaylıklar birer fermanla belirleniyordu.


Adalara tanınan haklar şöyle özetlenebilir:


"Büyük adaların yönetimi, halk tarafından seçilen ve genellikle 12 kişiden oluşan bir meclise bırakılmaktadır. Bu meclisin başkanı bir nevi belediye başkanıdır. Her adaya geliri ile orantılı bir vergi miktarı belirlenir. Vergi yerel meclislerce halktan toplanarak belirli zamanlarda adaya gelen görevliye teslim edilir. Bu vergiyi ödeyen adalar halkı diğer vergi yükümlülüklerinden ayrı tutulurdu."


Kuvvetli iken iyi işleyen bu sistem, Osmanlı İmparatorluğu zayıflayınca aleyhe dönmüştür. Bu durum, 1883'te Midilli mutasarrıfı olan Namık Kemal tarafından şöyle açıklamaktadır:


"Hıristiyanlara her ne türlü müsaade verilirse, o müsaadeler hemen kazanılmış hak adını almakta ve Avrupa'nın işe karışması ile de hiçbir vakit geri alınmamakta ve kaldırılamamaktadır[33]."


[1] KAYNAKLAR: Taşkıran, Dr. Cemallettin-; Oniki Ada'nın Dünü ve Bugünü, Gnkur. ATASE Yayını, Gnkur. Basımevi, Ankara 1996. Nart, Mine, “VVI.YY’’da İstanköy”.

[2] Orhonlu, Cengiz-, Oniki Ada Meselesi, Türk Kültürü, Sayı: 23, Eylül 1964, s. 2.

[3] A.g.e., s. 1.

[4] Çakır, Osman-, Osmanlı İmparatorluğu Deniz Teşkilatında Kaptan Paşalık (15-18. Yüzyıllar Arasında), İstanbul 1963, s. 29-31.

[5] Ş. Tekindağ, “Rodos’un Fethi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, s. 1968, 61.

[6] Turan, Şerafettin-, Rodos ve Oniki Ada'nın Türk Hakimiyetinden Çıkışı, Belleten, Sayı: 113, TTK Yayını, Ankara 1970, s. 80.
[7] Encyclopedia Britannica, V. 7, s. 492.

[8] Postalcıoğlu-, s. 145.

[9] Mediterranean Pilot; Vo. IV, s. 146, 147, 178.

[10] Çelikkol-, s. 19.

[11] Turan-, Türk Yurdu, a.g.m., s. 46.

[12] Turan-, a.g.e., s. 71.

[13] M. Kunt, Sancaktan Eyalete, 1550-1650 Arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, İstanbul, 1978, s.127-134;

H. İnalcık, The Ottoman Empire, (Classical Age (1300-1600); Londra, 1973, s.106; T. Baykara, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş I, Anadolu’nun İdari Taksimatı, Ankara, 1988, s.133; C. F. Beckingham, “Djazair-i Bahr-i Sefid” EI2, s.520-822. Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaletinin idari yapısı XIX. ve XX.. yüzyıllarda farklıdır. Bazı yerler eyaletten çıkarılmış bazı yerler ise eklenmiştir.

Fazile Akbal 1820 öncesinde Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaletinin Gelibolu, Kocaeli, Sığla, Rodos ve Kıbrıs’tan oluştuğunu söylemektedir. F. Akbal, “1838 tarihinde Osmanlı İmparatorluğunda İdari Taksimat ve Nüfus”, Belleten, XV/57-60, Ankara, 1951, s.621.


1908 yılında Rodos, Midilli ve Limni sancakları Cezair-i Bahr-i Sefid Vilayetini oluşturuyordu. (H. 1326 tarihli Salname-i Aliyyeyi Devlet-i Osmaniye) Eyaletin XIX.yüzyıldaki durumu için bkz. Şengül Ayoğuz, Cezair-i Bahri Sefid Vilayeti (XIX. yüzyılın son çeyreğinde) İzmir, 1989, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yayınlanmamış yüksek lisans tezi.


[14] Aynı Ali Efendi, Kavanin-i Al-i Osman der Hülasa-yı Mezamin-i Defter-i Divan, (yay. T. Gökbilgin), İstanbul, 1979, s.6-7; İ. Şahin, “Timar Sistemi Hakkında Bir Risale” İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Tarih Dergisi, s:32, İstanbul, 1979, s.92.

[15] Bastiyalı, Mehmet; Rodos ve Onikiadalar Tarihi, 1999, s.146.

[16] A.g.e., s.45.

[17] A.g.e., s.46.

[18] Eriç, Sırrı - Yücel, Talip-, Türkiye ile Komşu Ege Adaları, 2. Baskı, Ankara 1988, s. 63.

[19] At gemisi, hayvanların düşmemesi için baş ve kıç taraflarında çıtalı rampaları olan gemilerdir.

İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilatı: XVII. Yüzyılda Tersane-i Amire, Ankara, 1992, s.91.

[20] bkz: Ek I


[21] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, XIII. (yay. Zuhuri Danışman), İstanbul, 1971, s.143.

[22] Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen taç yaprakları mavimsi pempe, küçük bir ağacın (Citrus medica) iri bir limon görünüşündeki buruşuk kabuklu yemişi. Türkçe Sözlük, I, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1988, s.20.

[23] Ağaç kavununa benzer bir çeşit büyük ve yumuşak limon.

[24] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, s.145.

[25] Ber. Randolph. The Present State Of The Islands In The Archipelago (or Arches), Oxford 1687, s.26; Micheal Kiel, XVIIII. yüzyılda adanın temel üretim maddelerini şu şekilde sıralar: Buğday, arpa, pamuk, keten ipliği, tütün, sünger, kereste, yakacak odun, meyveler, şarap, ouzo(rakı), tuz, hayvanlar, katran.

[26] bkz: Ek I; Tuzlalar hakkında genel bilgiler için bkz. L. Güçer, “XV-XVII. Asırda Osmanlı İmparatorluğu’nda Tuz İnhisarı ve Tuzlaların İşletme Nizamı”, İ.Ü.İ.F.M., XXIII/1-2, İstanbul, 1962-63.

[27] V. Hadjiavasileau, İstoria this Nisou Ko, Kos, 1990, s.320-321.

[28] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, s144

[29] bkz; Ek I.

[30] Erinç-Yücel-, s. 65.

[31] Postalcıoğlu-, s. 145.

[32] Mediterranean Pilot, s. 146, 147, 178.

[33] Ege Denizi ve Ege Adaları, s. 110.

alıntıdır.
Dur yolcu gelip bilmeden bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir

Eğilde kulak ver bu sessiz yığın bir vatan kalbinin attığı yerdir

“Genel” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir