Milli Eğitimde Bir Kültür Aktarım Alanı Olarak Halk Oyunları

Zeybekler ve Halk Oyunları ile ilgili makaleler
blkberk
Zeybek
Zeybek
Mesajlar: 414
Kayıt: 19 Ağu 2009, 00:52
İsim: Berkan Karagöz
Cinsiyet: Bay
Memleket: Balıkesir
Yaşadığı Şehir: Tokat

Milli Eğitimde Bir Kültür Aktarım Alanı Olarak Halk Oyunları

Mesajgönderen blkberk » 13 Mar 2010, 17:14

Konu: Milli Eğitimde Bir Kültür Aktarım Alanı Olarak Halk Oyunları ve Beden Eğitimi Öğretmenliği
Yazarı: Milli Eğitim Dergisi Makalesi


Özet

Eğitim, sosyal hayatın sürekliliğini ve kültür naklini sağlaması yanında; bilgi, davranış ve kabiliyetlerin de geliştirilmesi ve kazandırılması için uygulanan sürekli faaliyetler dizisidir. Beden eğitimi; genel eğitimin bir alanı olarak, toplumun bilgi birikiminin yanı sıra, gelenek ve göreneklerini, kültür ve değer yargılarını yayma işlevi de üstlenir. Müzik eşliğinde yapılan ve değişik hareket formlarını içeren Türk halk oyunları (dansları) öğretiminin beden eğitimi aktiviteleri içinde “millî eğitim” konusu olarak ele alınması, halk oyunlarının en önemli özelliklerinden olan “millî duygu” anlayışı dahilinde; öğrencilerin dostluk, arkadaşlık, sorumluluk, sanat sevgisi, kendini tanıma, kendine güven ve estetik değer gibi duyguları kazanmalarına büyük çapta imkân sağlayacaktır.

Çalışmada; Türk halk oyunlarının (dansları), kültürel açıdan bir beden eğitimi aktivitesi olarak sportif işlevi üzerinde durulmuş ve halk oyunlarının millî eğitimde, beden eğitimi alanı içinde yerini alma sürecine değinilmiştir. Ayrıca, beden eğitimi öğretmenlerinin halk oyunları (dansları) konusunda eğitilmelerinin ve çalışmaların beden eğitimi disiplini ile ilişkilendirilmesinin önemi üzerinde durulmuştur.

Bu çalışmanın amacını; halk oyunları ile beden eğitimi arasındaki ilişkiyi millî eğitim ve kültür açısından ortaya koymak oluşturmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Millî eğitim ve kültür, halk oyunları, beden eğitimi öğretmeni

Giriş

Eğitim, sosyal hayatın sürekliliğini ve kültür naklini sağlaması yanında; bilgi, davranış ve kabiliyetlerin de geliştirilmesi ve kazandırılması için uygulanan sürekli faaliyetler dizisidir.

Eğitim, fertleri müşterek hayatın benzerliklerinden haberdar ederek fertlere yeterli bir homojenlik kazandırmaktadır. Eğitimden kültür naklinde faydalanılması, cemiyete ait kültürün eğitim çağındaki genç kuşaklara aktarılması gayesini taşımaktadır (Erkal, 1982, 67-68).

Öğretmenlerin çocuğu sosyalleştirme görevi vardır. Sosyalleştirme; her toplumda çocuklara toplumun ortak değerlerini ve kültür mirasını aktarmak, öğretmek, onlara toplumun kendilerinden beklediği fizikî, zihnî, ahlâkî ve sosyal gerekleri kazandırmaktır. Toplumun sürekliliği için böyle asgari ve temel bir eğitimin önemi açıktır. İlkel toplumlarda aile ve tüm sosyal çevrenin yüklendiği toplum değerlerinin, normlarının kuşaklara öğretilmesi, aktarılması görevi modern toplumlarda geniş ölçüde okullar ve öğretmenler, özellikle de ilköğretim okulları ve öğretmenleri tarafından yerine getirilmektedir (Yetim, 1999, 228).

Nesiller boyu biriken görgü, terbiye ve bilgiyi yeni kuşaklara aktaran ve insanı, refah ve haysiyete dayalı yüksek bir hayat tarzına hazırlayan öğretmenlerdir (Yetim, 1999, 232). Bütün öğretmenlerin toplumda önemli sosyal görevleri vardır. Çünkü, öğretmenlerin malzemesi, işleyip şekillendirdiği ham maddesi, sosyal bir varlık olan insandır. Öğretmenler kendi branşının dersini amaçlar doğrultusunda en iyi şekilde yapmak zorundadır. İnsanın zihinsel, psikolojik ve sosyal yönden geliştirilmesi, iyi vatandaş olarak yetiştirilmesi; toplumun millî, ahlâkî, insanî, kültürel ve manevî değerlerinin öğretilmesi gerekir. Bu nedenle beden eğitimi ve spor öğretmeni diğer meslektaşlarına nazaran daha fazla sosyal sorumluluğa sahiptir. Çünkü beden eğitim ve spor dersi alanıyla, öğrenciyle, insanlarla daha yakın olmayı gerektirmektedir (Yetim, 1999,231).

Ziya Gökalp millî kültür ve beden eğitimi konusunda şöyle ilişki kurmaktadır:

“Çocuk dünyaya geldiği zaman, beraberinde ne dinî, ne ahlâkî, ne hukukî, ne estetik, ne lisanî, ne iktisadî, ne de mantikî bir vicdan getirmez. Bu vicdanları ona kendi milleti, kendi milletinin kültürü verir.

Bununla beraber, bu hal, ruh terbiyesine ait değildir; beden terbiyesinde de aynı hal vardır. Beden terbiyesi, hayvan yavrularının oynayarak büyümeleri gibi, uzviyetin tabi gelişmesinden husule gelen hareki faaliyetler değildir; milletin umumî idealine uygun olarak, fertlerin beden mevcudiyetlerinde de istediği teşekküllerdir” (Gökalp, 1973, 42-43).

Beden Eğitimi Kültürü ve Halk Oyunları (Dansları)

Beden eğitimi ve spor kültürü, insanlık tarihinin her döneminde uygulamaları ile gelişmiştir. Ülkemizde beden eğitimi ve sporun eğitim konusu olarak okullara girmesi Selim Sırrı Tarcan’ın çalışmaları ile olmuştur. Bedenin eğitilmesini ifade etmek üzere hareket (beden hareketleri), idman (beden idmanları), riyazat-ı bedeniyye, cimnastik (jimnastik), terbiye-i bedeniyye (beden eğitimi) kelimeleri kullanılmıştır (Çapan, 1999, 91).

Eski Yunan’da insan vücudu üstünde yoğunlaşan ya da katolik dünyasında her türlü beden alıştırmasını “şeytan işi” sayan genel eğitim anlayışı ve uygulamalarından da kolayca görüldüğü gibi, beden eğitimi, genel eğitimin bir eklentisi olarak, toplumun bilgi birikiminin yanı sıra, gelenek ve göreneklerini, kültür ve değer yargılarını yayma işlevi de üstlenir (Fişek, 1985, 39). Başta ritmik jimnastik hareketleri olmak üzere birçok spor dalları, sanatsal oyunlar gibi beğeni ile izlenmektedir. Bale sanatı sporla içiçedir. Müzik eşliğinde sergilenen halk oyunlarını da spordan uzak görme olanağı yoktur (Karasüleymanoğlu, 1992, 83). Vücuda lazım olan kıvraklığı, dengeli gelişmeyi, yormadan kazandırması, fayda ile eğlenceyi bağdaştırması dansın değerini artırmış, ayrıca mitolojinin bu işin aslını da tanrılara bağlamış olması, dansın halk tarafından çok tutulmasına sebep olmuştur (Alpman, 2001, 107). Beden ve devinim, kültürün diğer ögeleriyle karşılıklı etkileşen ve onları yorumlayan toplumsal gerçekliklerdir. Popüler dans, sahne dansı, spor ve ritüel gibi yapılaşmış devinim sistemleri, düşünce ve değerleri kodlayarak ve ortaya çıkararak, insanların kim oldukları ve nasıl bir yaşam sürdükleri hakkında imgeler yaratılmasına ve bunların dile getirilmesine yardım ederler; yaşam deneyiminin (experience), gösterinin bir parçasıdırlar; insanların, sayesinde öğrendikleri etkinliklerdir (Novack, 1990, 95).

Bir spor adamı olarak tanıdığımız Selim Sırrı Tarcan, Türk halk oyunları konusundaki tecrübesinin ne olduğu hakkında soru soranlara da oldukça güzel cevaplar vermektedir.

“Raks; insanlarda ve hayvanlarda psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyaçtır. Vücutta toplanan asabi kuvvetlerin tezahürüne vesile olan, heyecan uyandıran, faaliyet-i oyunla rakstan ibarettir. Onun için raks bir nevi tehciyattan (emotitive) başka bir şey değildir. Beşeriyetin her devrinde raksın muhtelif şekillleri vardır. Pek eski zamanlarda muharebelere gidildiği zaman ordunun önünde kılıç-kalkan ve cirit oyunları oynarlarmış...” (Ekici, 2003, 14).

1940 senesinde “Ülkü” dergisinde “Türk Köylüsü ve Spor” başlıklı bir makalede, köy halkının yapmış olduğu sporlar arasında halk oyunları (dansları) da sayılmakta ve öğretmenlerin bu konudaki öneminden bahsedilmektedir:

“Köy sporunda birinci derecede rolü köy öğretmeni ve eğitmenleri oynarlar. Köylümüz umumiyet itibarıyle kendi sporlarından, güreşten, attan, ciridten, köylü rakslarından ma’dasına çok az vakıftır. Köy sporları arasında millî raksların da büyük yeri vardır. Zeybek dansları, Erzurum, Sivas, Erzincan ve türlü rakslı oyunlarımız vardır ki, bunlar köylümüzün neşesi, fikri ve içtimai varlığı üzerinde olduğu kadar, bünyevi inkişafına da son derece faydalı vasıtalardır” (Baba, 1940, 60).

Bugün de durumun pek değişmediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bahsi geçen konuda köylerimizde ve kasabalarımızda görev yapmakta olan öğretmenlerimizin önemi aynı derecede devam etmektedir.

“Türk Ergenekon Bayramı Nevruz” adlı kitapta; Nevruz törenleriyle ilgili oyun ve eğlenceler bölümünün “Sportif Oyunlar” kısmında, köylerde oynanan ve bir halk oyunu olan “Sinsin Oyunu” tarif edilmektedir:

“Oyun genişçe bir meydanda oynanmaktadır. Meydanın ortasına büyükçe bir ateş yakılır. Bu ateşe Maraş’ta “alan baş” adı verilmektedir. Ateşin etrafında gençler genişçe bir daire meydana getirirler. Davul-zurnalar sinsin havasını çalmaya başlarlar. Bunun üzerine gençler birer ikişer ortaya çıkarlar müziğin eşliğinde oynarlar. Oyun, müziğin ritmine uygun olarak önce eller belde, sekerek oynanır. Sekişler gittikçe sıklaşır, kollar havada kavisler çizmeye başlar. Oyun bu şekilde devam ederken, daireden yeni kişi veya gruplar oyuna katılırlar. Bu yeni oyuncular ilk grubun sırtlarına yumruk vurarak meydandan çıkarırlar ve kendileri oyuna devam ederler…” (Çay, 1993, 161-162).

Türk halk oyunları bir bakıma yanlış kullanılan bir terimdir. Doğrusu köylü dansları ve oyunlarıdır (And, 1990, 114). Köylü oyunlarının öğretimine önem verilmesi, öyle ki bu öğretimin genel olarak bütün okullara konulması her ülkenin eğitimcilerince savunulmuştur. Bu öğretimden elde edilen yararlar çeşitlidir . Bunlar toplumsal, estetik, kültürel ve beden eğitimi gibi değişik alanlardan ele alınıp savunulmaktadır. Bunların başında kültür gelir (And, 1990, 136). Halk oyunları öğretiminin “millî eğitim” konusu olarak ele alınması, çağdaş bir eğitim sisteminin oluşmasına ve halk oyunlarının önemli özelliklerinden olan “millî duygu” anlayışı içinde, öğrencilerin dostluk, arkadaşlık, sorumluluk, sanat sevgisi, estetik, kendini tanıma, kendine güven gibi duyguları ve gelecek yaşantılarda gerekli bilgi ve becerileri kazanmalarına büyük çapta olanak sağlayacaktır. Ayrıca halk oyunlarının bir “spor hazinesi” niteliğinde olduğu düşünülürse, bu tarz eğitimin ne derece yararlı olacağı kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü halk oyunlarımızın yapısında yapılması zor, gerektiğinde sert, gerektiğinde yumuşak, ince nüans ve kıvrımlarla bezenmiş, birbirinden güzel ve etkileyici hareketler ve figürler vardır (Çine, 1990, 84-85).

Oyun ve sportif eylemlerde sanatlaşan hareket olgusu güzel, hoş, ritmik, akıcı, zarif ve yumuşak gibi nitel sıfat ve hükümlerle değer kazanır (Orhun, 1988, 44). Bu figür ve hareketlerin öğretimi bugün konservatuarlarımızda; “bale egzersizleri”, “ifade jimnastiği”, “antreman bilgisi”, “zor hareketler öğretim tekniği”, “ritmik jimnastik”, “sahne teknikleri ve uygulamaları” gibi ön hazırlayıcı derslerle bağlantılı olarak yapılmaktadır. Bu uygulamaların genel olarak, çağdaş “dans” eğitim sistemlerinin esasını oluşturduğu da unutulmamalıdır (Çine, 1990, 84). Spor öğretimi ve hareket eğitiminde temel bir kategori olarak ritim olgusuna gelince; ritim genel bir olgu olarak hem kozmik, hem insanî, hem de insan dışı olaylarda vardır. Tüm varlık alanlarını kapsayan bu olayın açıklamaları, metafizik yorumlamalardan, biyomakaniksel açıklamalara kadar gitmektedir. Spor hareketlerinde ritim, insanın varlığını oluşturan bedensel, tinsel ve zihinsel süreç ve güçlerin motorik bir eşgüdümü ve işlevsel bir entegrasyonudur (Akt, Orhun, 1988, 49). Ritimde insan hareket performansının niteliği ve niceliği birlikte gözükür. İnsan hareketlerindeki ritim, bedenin ifadesi olarak “ben”in ifadesidir. Hareketin ritminde, hareketin doğallığı, ekonomisi, organik bütünlüğü, yapısı, zaman ve mekan boyutu, vurgusu, dinamikliği ve akıcılığı gibi estetik değer ve ögeler kendini yansıtır. Tüm bu özellik ve nitelikler müzik eşliğinde yapıldığında daha anlamlaşır (Orhun, 1988, 49). Oyun sözcüğü, müzik temposu eşliğinde insan vücudunun yaptığı estetik değer taşıyan vücut hareketlerini içermektedir. Aynı tanımlama dans için de sözkonusudur (Karakeçili, 1994, 12). Dans yer ve zaman içerisinde insan vücudunun ustalıkla kullanıldığı yaratıcı bir sürecin sonucu olarak düşen kültürel bir formdur (Kaeppler, 1997, 103). Sonuçta müzik eşliğinde yapılan ve değişik hareket formlarını içeren ve bu hareket formlarını bedensel, tinsel ve zihinsel süreçlerin sonucu oluşturmuş olan Türk halk oyunları(dansları), çağdaş beden eğitimi aktiviteleri içinde çocuk ve gençlerin estetik değer ve hükümlerinin geliştirilmesinde de çok yararlı bir alandır.

Sportif eylemlerde bütünsellik, yaratıcılık, ifade, anlatım, bedenî algılama, ritim ve armoni gibi estetik ögeler giderek önem kazanmaktadır. Özellikle günümüzde yeni bir kavram olan hareket eğitiminde öznel değerler, nesnel ve ölçülebilen değerlere yeğ tutulmaktadır. Gelecekte müzik eşliğinde yapılan jimnastik ve danssal hareket formları daha da önem kazanacaktır (Orhun, 1988, 45).

Türk Millî Eğitimi’nde Halk Oyunlarının (Danslarının) Beden Eğitimi Alanı İçinde Yerini Alma Sürecine Genel Bir Bakış

Geç dönem Osmanlı tarihinde dans sanatının nasıl ifade bulduğu üzerine çalışan araştırmacıların karşısına iki önemli isim çıkar: Rıza Tevfik ve Selim Sırrı. 1909 yılında “Memalik-i Osmaniyye’de Raks ve Muhtelif Tarzları” isimli bir makale yazan Rıza Tevfik, başka pek çok konunun yanında, beden gelişimi, spor ve raksla da ilgilidir. Ne var ki, halk oyunlarını millî bir sembol olarak ilk kez ortaya atan Selim Sırrı Tarcan (1873-1953) olmuştur. Rıza Tevfik gibi, Tarcan da Jöntürk hareketinin bir ürünüdür. Ancak Rıza Tevfik’ten farklı olarak Tarcan, Cumhuriyet rejimiyle barışık bir ilişki içinde olmuş ve birikimlerini erken dönem Cumhuriyet kurumlarına taşıyabilmiştir (Öztürkmen, 1998, 224).

1890 senesinde, bundan yüzyılı aşkın bir süre önce İsveç’in Enes kasabasında, yalnız halk danslarından oluşan millî oyunları öğretmek üzere bir “Halk Dansları Öğretmen Okulu” kurulmuştur.

Bu tarihten 27 yıl sonra da aydın gençliğimiz tarafından toplu bir halk oyunları gösterisi yapılmıştır. İstanbul Kadıköy İttihadı (Birliği) Spor Kulübünde yapılan İdman Bayramında Selim Sırrı Zeybeğinin İstanbul Muallim Mektebi öğrencileri tarafından toplu bir biçimde halka gösterilmesi bizde ilk halk oyunları hareketinin kesin bir tarihidir (Baykurt, 1990, 62).

Selim Sırrı Bey beden eğitimi alanında eğitim görmek için İsveç’e gitmiş ve orada millî duyguların çok güçlü olduğunu gözlemleyerek bunun sebebini araştırmıştır. Neticede; halk oyunlarına verilen önem, halk türküleri ve oyunları konusunda yapılan araştırma ve kurulan “ilk folklor açık hava müzesi”nin İsveç halkının millî duygularının gelişmesi ve pekişmesindeki yeri ve önemini tespit etmiştir. Türkiye’de bu konuda kesinlikle bir şeyler yapmaya söz vermiştir (Ekici, 2003, 12).

“İsveç’te, İsveçlilerin başlıca eğlencesini teşkil eden millî rakslarını gördükten sonra, kendimde ruhi bir intibah duydum... İsveçte iken karar vermiştim. Anavatana dönünce ilk işim millî rakslarımızın ihyasına çalışmak olacaktı...”( Tarcan, 1946,54).

Dönünce de zeybekler hakkında uzunca bir araştırma yapmış ve sonuçta “Tarcan Zeybeği” adıyla bilinen bir “Sarı Zeybek” türküsünü zeybek oyunu olarak düzenlemiş, hem kendisi oynamış, hem de oynanmasını sağlamıştır.

“1911’de Anadolu’ya memuren gönderildim. Eskişehir’den başlayarak Konya’da, Afyon Karahisarı’nda, Uşak’ta, Manisa’da rast geldiğim zeybekleri oynattım... Bilahare Bursa zeybeklerini de oynattım. Osman Pehlivan gibi zeybek oyununda maharetli olanları da oynarken gördüm. Bu sayede zeybek oyununun dört, beş şeklini ve sekiz on havasını bellemiştim...”(Ekici, 2003, 17).

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Daimi Üyesi olan Selim Sırrı, 1912 yılında Paris’te Sorbon Üniversitesi’nde Yapılan Milletlerarası Beden Terbiyesi Konferansı’na katılır. Her ulusun üyeleri, halk oyunlarını sergileyecek ekipleriyle beraber katılırlar (Çapan, 2002, 57). Selim Sırrı Tarcan orada, zeybek oyunu ile ilgili yaptığı bir konuşmadan şöyle bahseder:

“1912’de Paris’teki bedeni terbiye-i bedeniyeye kongresine gittiğim vakit bazı erbab-ı ihtisasın huzurunda millî rakslar oynanırken, ben de bizim zeybek oyununu oynadım. Beğendiler, alkışladılar...Hareketlerin sırasını vaziyetlerin şeklini sordular. Hayli terledim. Bu bir ananedir, taklit ile öğrenilir, insan neşelendikçe hareketler ibda eder ve çalımına gelince hoplar, diz çöker dedim. Zannederim sözlerim o zevata emniyet bahşolmadı...Babadan, dededen görenek suretiyle bellenen ve her delikanlının zevkine göre şekil alan hoplayıp, sıçramalara, vaz ve turlara bir şekl-i bedii verebilmek için bir müddet harekatı tahlile çalıştım...” (Ekici, 2003, 17-18).

Yine Selim Sırrı Tarcan’ın beden eğitimi öğretmeni olarak görev yaptığı yıllarda halk oyunları ile ilgili çalışmalar yaptığını görmekteyiz:

“1917 senesinde Darül-Muallimîn talebesine (o zaman müdüriyetinde bulunan Kemal Bey’in muvafakatiyle) tadil ve tespit ettiğim zeybek raksını öğrettim. O sene, Kadıköy İttihat Spor Kulubü’nde talebelerim bir idman bayramında bunu oynadılar... 1924 Paris Olimpiyatlarında bulunduğum sırada Juvanvil Terbiye-i Bedeniye-i Askeri Darül-Muallimin Müdürü Miralay Yunvalu, Türklerin bedeni terbiyesi hakkında benden birkaç konferans istemişti. Bunlardan birini zeybek raksına tahsis ettim. Kesif bir heyeti ilmiye ve askeriye huzurunda hem raksımız hakkında izahat verdim, hem genç Fransız yüzbaşısına, tanzim ettiğim, zeybek notası çaldırarak oynadım. Fevkalade beğendiler ve alkışladılar... 1925- 14 Teşrin-i Evvel, Salı günü akşamı Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, İzmir’de Kız Muallim mektebini Teşrif buyurmuşlardı. Gazi Paşa Tarafından izhar olunan arzu üzerine Terbiye-i Bedeniye Müfettişi Umumisi Selim Sırrı Bey kendi yetiştirdiği talebelerden Mualla Hanımla birlikte tertip ve ihya eylediği zeybek raksını oynadılar... Gazi Halka hitaben, “Hanımefendiler, beyfendiler! Selim Sırrı Beyfendi ile şimdi dans hakkında ufak bir mudevele-i efkarda bulunduk. Kendisi zeybek raksını ihya ederken ona bir şekl-i medeni vermiştir. Bu yüksek sanatkar ustadın eseri hepimiz tarafından seve seve kabul edilerek millî ve ictimai hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş, bedii bir şekil almıştır. Artık Arupalılara bizim de mükemmel bir raksımız var, diyebiliriz ve bu oyunu salonlarımızda oynayabiliriz. Zeybek raksı bu yeni şekliyle her ictimai salonda kadınla beraber oynanabilir ve oynanmalıdır.” (Ekici, 2003, 14).

Bizde halk dansları olarak 1917-1932 yılları arasında okullarda on beş yıl müddetle yalnız Selim Sırrı (Tarcan)’nın uyarladığı bu zeybek oyunu öğretilmiştir. Bu on beş yıl içinde bir de Kazaska ismi altında pek fazla olmamak şartıyla, Azerî ve Kuzey Kafkas dansı karışımından oluşan karma bir oyun da zaman zaman okullarda görülmüştür. Bunlardan başka ilk ve orta okullardaki müsamerelerde batıdan gelmiş rondlar öğretilip gösteriliyordu ki söz konusu rondlar, adını andığımız bizim oyunlarımızdan daha fazla yer işgal ediyordu (Baykurt, 1990, 64). Halk oyunlarının eğitim kurumlarımızın çalışma alanına girmesindeki ikinci öncü çalışma uzun yıllar Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nde öğretmenlik ve yöneticilik yapmış Zehra Alagöz ve arkadaşlarının çabalarıyla gerçekleşmiştir (Toygar, 1988, 78).

1940 senesi halk oyunlarının Türkiye’deki sergileniş biçiminde önemli bir dönüm noktası olmuştur. 19 Mayıs kutlamalarında Gazi Eğitim Enstitüsünde okuyan bir grup öğrenci Sivas, Erzurum ve Çorum’dan değişik oyunları geniş bir izleyici topluluğuna sunmuşlardır. O dönemde Enstitüde öğretmenlik ve yöneticilik yapan Zehra Alagöz’ün aktardığına göre, bu uygulama belli bir eğitim süreci sonucu olmuştur. Tarcan gibi İsveç’te beden eğitimi tahsili gören Alagöz, 1939 yılında İsveç’te gördüğü sahada uygulanan halk dansları gösterisini 19 Mayıs kutlamaları programına koymayı önermiştir (Öztürkmen, 1998, 234).

“İsveç, Stockholm Kraliyet Beden Eğitimi Enstitüsü’nde tahsilimi tamamlayıp 1923 yılında memlekete dönmeden önce, Beden Eğitimi çalışmalarını görmek ve onlara katılmak üzere gittiğim Finlandiya, Norveç, Danimarka da, ayrıca İsveç’de, halk danslarına verilen önemi müşahade etmiştim. Daha sonra katıldığım Beden Eğitimi Kongreleri aynı müşahadeyi takviye etti. Nihayet 1939 İsveç, Lingiyad dönüşü, sahada uygulanan halk danslarını gördükten sonra bizim 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarında, çok zengin halk danslarımızı programa almanın lüzum ve faydası üzerinde durdum.

Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi fiubesi’nde, fiube fiefi hocamız Nızamettin Kırşan, Öğretim Üyeleri Cemal Alpman, rahmetli Hasan Örengil, Cevdet Arun, Pakize Gökay’a düşüncemi teklif ettim. Karar verdik ve Erzurum Barları, Sivas Halayı, Çorum Halayı gibi halk danslarını öğrencilerimize öğretmek için buralardan öğretmen getirdik. Davul-zurna refakatını temin ettik... Enstitüde yapılan hazırlık çalışmalarından sonra, öğretim üyelerininde katıldığı ilk halk dansları gösterisi 19 Mayıs 1940’da sahada gerçekleşti, uygulandı. Ondan sonra bu dansları öğrenen öğrencilerimiz Beden Eğitimi Öğretmeni olarak gittikleri yerlerde, o zamanın Köy Enstitülerinde öğrendiklerine yenilerini katarak çalıştılar ve böylece halk danslarımız 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Programlarına yerleşti.” (Toygar, 1988, 79).


Gazi Eğitim Enstitüsü öğrencilerinin bu gösterisi halk oyunlarının uygulanmasına önemli bir yenilik getirmiştir. Yeni olan, bu oyunların, ait oldukları yöreden olmayan kişiler tarafından toplu halde sunulmasıdır.

Bu, daha çok çeşitli gösterileri biraraya getirmeleri bakımından, Selim Sırrı Tarcan’ın Muallim Mektebi öğrencilerinin vaktiyle yapmış oldukları gösterilerden de farklı bir girişimdir. Enstitü öğrencilerinin bu gösterisi ile ilgili çıkan bir yazıda, Muzaffer Sözen her biri Erzurum’a ait değişik oyunların “muhtelit bir şekilde”icra edilmiş olmalarını özellikle vurgulamıştır (Öztürkmen, 1998, 235).

“...Bu müsamerede Gazi Terbiye Enstitüsü Beden Terbiyesi fiubesi gençleri Erzurum barlarından birkaçını alaca (muhtelit) şeklinde oynamışlardı...” (Sözen, 1941, 112-113).

Halk danslarımız Zehra Alagöz’ün de ifade ettiği gibi G.E.E. Beden Eğitimi Bölümünden yetişen öğretmenlerin öğretici çalışmaları ile bütün yurda yayılmıştır (Toygar, 1988, 79).

Kamil Toygar 1954-1960 yılları arası öğrenim gördüğü okuldaki halk oyunları çalışmalarını aktarmıştır:

“1954-1960 yıllarında öğrenci olarak bulunduğum Atatürk İlk Öğretmen okulu’nda her sabah bayrak direğinin altındaki geniş alanda bütün öğrenciler toplanır, önce nöbetçi öğretmenler yoklamayı alır, daha sonra da hep birlikte halk oyunları oynanırdı. Başta saygı değer beden eğitimi öğretmenlerimiz Nusret Güvenç, Mümtaz Conger ve Mahir Aras olmak üzere bütün öğrenciler bu oyunlara katılırlardı. Biz öğretmen adayları ilk defa bu toplu icralarda halk oyunlarımızla karşılaşmış oluyorduk” (Toygar, 1988, 80).

1938’de 3530 sayılı yasayla Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü kurulmuştur. Kanunun 14’üncü maddesinde ; “Halkevleri kendi mensuplarına ve arzu edenlere kapalı veya açık salonlarda Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü ile müşterek olarak tertip edilecek programlara göre jimnastik, eskrim, güreş, yürüyüş, salon oyunları ve millî rakıslar gibi beden terbiyesi hareketleri yaptırılabilir” denilmiştir (Abbas, 1993, 16-17).

Beden Eğitimi bölümlerine ait ilk ele geçen müfredat 1941-1942 yılında uygulananıdır. Dersler; jimnastik, sporlar, oyun ve halk dansları, tıbbî jimnastik....gibi dersler olarak 3 yıl boyunca, 204 saat ve altı sömestir karşılığı işleniyordu. Ders programının muhtevası %47’si alan bilgisi, %20’si öğretmenlik formasyonu dersleri, %33’ü genel kültür dersleri idi (Bilge, 1989, 9).

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununa göre Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak, 1974-1975 öğretim yılında Ankara’da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi, 1975-1976 öğretim yılnında da İstanbul’da Anadolu Hisarı Gençlik ve Spor Akademisi ve Manisa’da, Gençlik ve Spor Akademileri kurulmuştur. Gençlik ve Spor Akademilerinde eğitim ve öğretim 8 yarı yıl yani 4 yıldan oluşturulmuştur. 1981 yılına kadar yürürlükte olan eğitim-öğretim yönetmeliklerine göre, akademilerde ilk beş yarıyıl temel eğitim, son üç yarıyıl uzmanlaşma eğitimini kapsamıştır. Öğrencilerin son üç yarıyıl uzmanlık eğitimi görecekleri ana bilim dalları; Sağlık Bilimleri Bölümü, Temel Eğitim ve Öğretimi Bölümü, Sosyal ve İdarî Bilimler Spor Hizmetleri Bölümü, Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Bölümü ve Türk Halk Kültürü ve Folklor Bölümü olarak belirlenmiştir (Karaküçük, 1989, 57-58).

Daha sonra bugüne kadar birçok üniversitenin beden eğitimi ve spor bölümlerinin giriş sınavlarında da halk oyunları branş olarak yer almış, bölümlerin ders programlarında seçmeli ders olmanın yanı sıra mezuniyet ihtisas alanı olarak da belirlenmiştir.

1984 yılında M.E. Gençlik ve Spor Bakanlığı Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığı, ilk ve orta dereceli okullar ve dernekler arası yarışmalar, seminerler yapmaya başlamıştır (Ay, 1999, 53).

Ülkemizde gençliğe boş zaman eğitimi sağlayan en yeni kuruluşlardan birisi, Gençlik ve Spor Bakanlığıdır. Bu bakımdan “Boş Zamanların Değerlendirilmesi ve İzcilik Genel Müdürlüğü”, gençliğe dört tür hizmet sağlamaktaydı. Birincisi Gençlik Kültür Merkezleri diğeri Gençlik Kampları ve üçüncüsü ise İzcilik çalışmalarıdır. Bir dördüncü hizmet olarak da, liseler arası Halk Oyunları Yarışması düzenlemektir (Tezcan,1994, 140).

Halk oyunları yarışmasının amaçları; köklü ve yaygın bir geçmişi bulunan halk oyunlarının, ulusumuzun tarihsel ve ulusal geleneklerine uygun bir düzeyde geliştirilmesini; yayılıp yaşatılmasını ve özellikle okul içi gençliğinin boş zamanlarının bu yolla değerlendirilmesini sağlamak, halk oyunlarımızın, ulusal değerleri koruma, yayma ve yaşatma alışkanlığını kazandırmak ve gençler arasında olgun bir yarışma heyecanı yaşatmak (Tezcan, 1994, 148) olarak sıralanmaktadır.

Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığınca 1987 yılında yapılan yarışmalara 933 ilkokuldan 46650, 985 ortaokuldan 49250, 1010 liseden 50500, 25 üniversiteden 4700 öğrenci katılmıştır (Toygar, 1988, 80).

Halk Oyunları (Dansları) Öğretimi ve Beden Eğitimi

Millî Eğitim Bakanlığınca 2002 yılında hazırlanan “İlköğretim Okulu Ders Programları Beden Eğitim Programı 6-7-8” adlı kitapta belirlenen 17 genel amaç içinde “Halk oyunlarımızla ilgili bilgi ve beceriler edinme ve bunları uygulamaya istekli olabilme” amaçlardan birisi olarak yer almaktadır. Ayrıca halk oyunlarının bu amaçlar içerisinde; “Ritim ve müzik eşliğinde hareketler yapabilme”, “İyi duruş alışkanlığı edinebilme”, “Sinir, kas ve eklem koordinasyonunu geliştirebilme”, “İş birliği içinde çalışma ve birlikte davranma alışkanlığı edinebilme”, “Görev ve sorumluluk alma, liderlere uyum ve liderlik yapabilme”, “Millî bayramlar ve kurtuluş günlerinin anlam ve önemini kavrama törenlere katılmaya istekli olabilme” olarak belirtilen amaçlarıyla da ilişkili olduğu söylenebilir.

Metin And makalesinde bu konudan şöyle bahsetmektedir:

“Köylü danslarını öğrenmenin toplumsal ve eğlendirici yönlerinin de küçümsememek gerekir. Köylü dansları toplu olarak ve çoğu kez kadınlı erkekli oynandığı için öğrencilerin topluluğa katılma, topluluk içinde işbirliği ve sorumluluğu, bir başla çalışma, topluluk içinde yerini anlama gibi toplumsal duyguları güç kazanır. Bununla ilintili olarak köylü oyunlarının verdiği özgürlük, gevşeme rahatlama, gibi eğlendirici, hoş vakit geçirici niteliği, bu gün eğitimde bir temel ilke olduğu için, eğitimci bu bakımdan da köylü oyunlarına dört elle sarılacaktır.

Bir de köylü oyunlarının bu saydıklarım yanında en az onlar kadar önemli olan sağlık ve beden eğitimi görevi vardır. Müzik ile hareket etmenin sinir, solunum, kas sistemleri üzerine olumlu etkisi, bedenin kolayca denetlenmesi, fazla gücün, içe itilmiş duyguların dans yoluyla dışa akıtılması, sağlık ve beden eğitimi yönü küçümsenmeyecek noktalardadır” (And, 1990, 137).

Estetik duygusu ve yaratıcılık kazanma açısından; çocuk ve gençlerin beden eğitimi ve spor derslerinde uyguladıkları hareketler arasında belli bir iletişim, anlam ve bir ilişki kurulmalıdır. Uyguladıkları her hareketi anlayabilmeli ve anlatabilmelidirler; hareketler arasında bir takım bağlantılar kurup, kendi yaratıcı düşüncelerini de buna ekleyerek yeni ve değişik hareketler ortaya koyabilmelidirler. Özünde uygulamalardaki eğitim sistemi bireye böyle bir olanağı sağlamalıdır ve gerektiğinde birey yaşamın değişik biçimlerini hareketler aracılığı ile anlatarak izleyenlere bir takım mesajlar verebilme niteliğinde olmalıdır. Tüm bu anlatılanlara örnek verecek olursak, artık yaşamımıza giren; oyun, müzik, dans ve pandomimi gösterebiliriz ve tüm bu olgular beden eğitimi ve spor kavramının içinde yer almaktadır (Hasırcı ve Yıldırım, 1991, 481-482). Bu bakımdan halk oyunları (dansları); ülkemizin çeşitli bölgelerine ait örflerini, gelenek ve göreneklerini, o bölgelerdeki insanların yaşam kesitlerini, duygu ve düşüncelerini, inançlarını, doğayla ve canlılarla olan ilişkilerini yansıtan beden hareketlerinden oluşmaktadır.

Oyunların bu görevini yerine getirebilmesi için danslar öğretilirken dansın çıktığı yer, kıyafetleri, kılıkları, töreleri üzerine öğrencilere bilgi verilmelidir. Bu çeşit bilgiler öğrencilerin dansları daha iyi kavramasına, her dansın kendi ruhuna, havasına girmelerine yardımcı olur. Dansın çıktığı bölgenin iklimi, töreleri üzerine bilgiler öğrencileri dansa daha çok ısındırır, daha başarılı oynamalarını sağlar (And, 1990, 136-137).

Halk oyunlarımızın sonraki kuşaklara sağlıklı bir biçimde aktarılabilmesi için öncelikle bu alanda çalışan öğreticilerin bütünsel bir gelişmeyi sağlayacak bilgi ve beceriye sahip olmaları gerekir.

Halk oyunlarının öğretiminde motorsal yapıyı (iskelet sistemi, sinir sistemini, hareket sistemini) bilmeden bu yapıya yoğun hareketlerden oluşan aktivitenin yükünü nasıl yükleyebiliriz. Tüm spor dallarında olduğu gibi halk oyunlarında da üst seviyede koordinasyon (fizikî hazırlık) kendi disiplini içinde sağlanamaz. Bütün bunlar eğitici ve öğreticileri özel alan çalışmaları yapmaya zorlamaktadır. Oyunların başarıyla sonuçlanabilmesi için, oyunlarda denge, koordinasyon, esneklik ve ritim gibi temel motorik özelliklerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu özellikler ise ancak alanımızın iyi yetişmiş uzmanlarınca sağlanabilir. Verimli dinlenme ve yeterli bir ısınmanın yararlarını ve nasıl yapılacağını eğiticilerin çok iyi bilmesi ve uygulaması gerekmektedir. Kısaca oyun eğitici ve öğreticilerinin başarıları için fonksiyonel anatomi ve egzersiz fizyolojisinin alanı ilgilendiren teorik bilgileri ile antrenman bilgisi ve hareket eğitimi konularında gerekli olan teknik bilgi ve beceriyi kazanmaları şart olmaktadır. Bu alanda başarılı olmanın diğer bir şartı da iyi bir antrenman planlayıcısı olmaktır (Aydın, 1990, 45-46).

Halk oyunlarında başarılı olan ülkeler çalışmalarını dört alanda toplamıştır. Bu alanlar şunlardır (Aydın, 1990, 48):

1- Müzik Eğitimi
2- Jimnastik (yer jimnastiği, ritmik jimnastik)
3- İfade jimnastiği (mim)
4- Oyun öğretimi

Böylece, çocukların düzenli ve düzensiz ritim, aksan ve temel vuruş gibi ritmin unsurlarını anlayacaklarını ve ritmik unsurları tanıyıp çok çeşitli oyuna, dansa ve jimnastik hareket becerilerine uygulayabilecekleri umulmaktadır (Kirchner ve Fishburne, 1995, 554). Ülkemizde bu alanın eğitiminde bu güne kadar sadece oyun öğretimi üzerinde durulmuştur.

Sonuç

Bir toplumda kültür değişik yollardan, gelecek kuşaklara aktarılmaktadır. Kültürün genç kuşaklara aktarılmasında çocukların ve gençlerin millî eğitim plan ve programları çerçevesinde eğitilmesinde ilk ve orta dereceli okullar önemli bir yer tutmaktadır. Çok zengin bir tarihî ve kültürel birikime sahip olan ülkemizde, bu kültürün zenginlikleri ile beslenen bir eğitim ve öğretimin oluşturulması millî şuur anlayışı içinde gençlerin yetiştirilmesi için gereklidir.

Beden eğitiminin genel eğitim içindeki önemi açıktır. Onu önemli kılan kendi amaç ve kapsamından kaynaklanmaktadır. Bu kapsam içinde halk oyunlarının (dansları) bir beden eğitimi aktivitesi olarak değerlendirilmesi, Türk millî eğitiminin temel amaçlarının gerçekleştirilmesi açısından, beden eğitimi öğretmeninin işini kolaylaştıracak ve beden eğitimi dersinin önemini arttıracaktır. Bundan dolayı beden eğitimi öğretmenini yetiştiren fakülte ve yüksekokullar konuya önem vermeli ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak beden eğitimi öğretmenliği yapan öğretmenler, konuyla ilgili hizmet içi eğitim programlarından geçirilerek eğitilmelidir.


Kaynakça

ABBAS, Nüzhet (1993). “Halkevleri ve Memleket Sporu” Mart 1939, C.13, no,73, Ülkü (1933-1950) Seçilmiş Spor Makaleleri (Yayına Hazırlayan, Suat Karaküçük), Ankara, s. 14-18.

ALPMAN, Cemel (2001). Eğitim Bütünlüğü İçinde Beden Eğitimi ve Çağlar Boyunca Gelişimi, T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Eğitim Dairesi Başkanlığı, Ankara.

AND, Metin (1990). “Türk Köylü Dansları”, Folklora Doğru, Dans-Müzik-Kültür Araştırmaları 59 Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, s. 109-144.

AY, Göktan (1999). Folklor (Halkbilim) Genel Bilgiler-Oyun-Müzik, Pan Yayıncılık, İstanbul, Aralık.

AYDIN, Cengiz (1991). “Öğreticide Olması Gerekli Vasıflar”, Türk Halk Oyunlarının Öğretiminde Karşılaşılan Problemler Sempozyumu Bildirileri (6-8 Mart 1990 İstanbul), Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları,157, Seminer, Kongre Bildirileri Dizisi,32, Ankara, s. 45-48.

BABA, Nüzhet (1993). “Türk Köylüsü ve Spor”, Temmuz 1940, C.15, no,89, Ülkü, (1933-1950) Seçilmiş Spor Makaleleri (Yayına Hazırlayan, Suat Karaküçük), Ankara, s. 58-61.

BAYKURT, fierif (1991). “Türk Halk Oyunlarının Öğretilip Yaygınlaştırılması Üzerine Notlar”, Türk Halk Oyunlarının Öğretiminde Karşılaşılan Problemler Sempozyumu Bildirileri (6-8 Mart 1990 İstanbul), Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları,157, Seminer, Kongre Bildirileri Dizisi,32, Ankara, s. 61-66.

BİLGE, Nalan (1989). Türkiye’de Beden Eğitimi Öğretmenlerinin Yetiştirilmesi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1095, Kültür Eserleri Dizisi,137, Ankara.

ÇAPAN, M. fievki (1999).Türk Sporunda Selim Sırrı Tarcan, Ünyay Yayınları, Muğla.

ÇAPAN, M. fievki (2002). “Selim Sırrı Tarcan’ın Zeybek Oyunu Derleme Çalışmaları”, Muğla Üniversitesi SBH Dergisi, Sayı:8, s. 49-67.

ÇAY, Abdulhaluk M. (1993). Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları,128, Ankara.

ÇİNE, Hamit (1990). “Okulllarda Halk Oyunları Öğretiminin Millî Eğitim Konusu Olarak Değerlendirlmesi”, Türk Halk Oyunlarının Öğretiminde Karşılaşılan Problemler Sempozyumu Bildirileri (6-8 Mart, İstanbul), Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları,157, Seminer, Kongre Bildirileri Dizisi,32, Ankara 1991, s. 83-86.

EKİCİ, Metin (2003). “Selim Sırrı Tarcan’ın Bir Makalesi, Yeni Zeybek Raksı”, Millî Folklor, Sayı,57, s. 10-25.

ERKAL, Mustafa E. (1982). Sosyolojik Açıdan Spor, Filiz Kitabevi, İstanbul.

FİfiEK, Kurthan (1985). 100 Soruda Türkiye Spor Tarihi, Gerçek Yayınevi, Mart.

GÖKALP, Ziya (1973).Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (Hazırlayan: Rıza Kardeş), Devlet Kitapları, Millî Eğitim Basımevi , İstanbul.

HASIRCI, S., YILDIRIM, M. (1991). “Okullarda Spor Eğitimi Dersi ve Spor Öğretmeninin Niteliği”, 1. Eğitim Kurumlarında Beden Eğitimi ve Spor Sempozyumu, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Okuliçi Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığı İzmir, 19-21 Aralık, s. 479-484.

KAEPPLER, Andrienne L. (1997). “Dans”, (Çev, Fatma Kanat Fay), Millî Folklor, Türk Dünyası Folklor Dergisi, Cilt,5, Yıl,9, Sayı.33, s. 102-105.

KARAKEÇİLİ, Fethi (1994). “Türk Halk Oyunlarında Kavramlar Karmaşası”, Gaziantep Üniversitesi Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sayı, 14, s. 12-13.

KARAKÜÇÜK, Suat (1989). Beden Eğitimi Öğretmeninin Eğitimi, Gazi Üniversitesi Yayını No,146, Ankara.

KARAOSMANOĞLU, Aydın (1992). Yeni Boyutlarıyla Spor, Engin Yayınları, Üçüncü Baskı, Ankara.

KIRCHNER, G. ve FISHBURNE, G. J. (1995). Physical Education for Elementary School Children, Nith Edition WCB Brown & Benchmark Publishers Madison, Wisconsin. Dubuque, lowa., Printed in the United States of America by Wm. C. Brown Communications, Inc., 2460 Kerper Boulevard, Dubuque, IA 52001.

NOVACK, Cynthia J. (1990). “Bedensel Devinim Kültüreldir” (Çeviren, Cemal Demircioğlu, Mutlu Öztürk), Folklora Doğru, Dans-Müzik-Kültür Araştırmaları 59 Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, s. 93-108.

ORHUN, Adnan (1998). “Spor, Estetik ve Estetik Eğitim”, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, Cilt,3, Sayı,4, s.43-52.

ÖZTÜRKMEN, Arzu (1998). Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik, İletişim Yayınları, İstanbul.

SÖZEN, Muzaffer (1941). “Halk Rakslarından Halaylar”, Ülkü, Cilt,17, Sayı, 98, Nisan.

TARCAN, Selim Sırrı (1946). Hatıralarım, Türkiye Yayınevi, İstanbul.

TEZCAN, Mahmut (1994). Boş Zamanların Değerlendirilmesi Sosyolojisi, Atilla Kitabevi, Ankara.

T.C. M.E.B. İlköğretim Genel Müdürlüğü (2002).İlköğretim Okulu Ders Programları Beden Eğitimi Programı 6-7-8, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul.

TOYGAR, Kamil (1988). “Halk Oyunlarımızın Tarihi ile ilgili Notlar”, Millî Kültür, Sayı,62, Eylül, s. 78-80.

YETİM, Azmi (1999). “Öğretmenlik Mesleği ve Beden Eğitim ve Spor Öğretmeninin Sosyal Görevleri”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi , Cilt,3, Sayı,3, Kasım, s. 222-234.

Abstract

FOLK DANCES AND PHYSICAL EDUCATION TEACHING AS A CULTURAL TRANSFER AREA IN THE NATIONAL EDUCATION

Education, besides providing the continuity of the social life and cultural transfer, is a series of the continuously applied activities in order to develop and provide knowledge, behavior and abilities. Furthermore, physical education, as an area in the general education, has the function of spreading not only the information accumulation of the society but also its traditions, custom and cultural values. Considering the education of the Turkish folk dances, performed with music and containing different movements, in the physical education activities as a national education subject will provide a great opportunity in the content of the understanding the national feeling which is the most important feature of the folk dances and to get feelings such as friendship, responsibility, art love, understanding oneself, self confidence and esthetic value.

In this study; Turkish Folk Dances in addition to the cultural aspects is considered as a physical activity and sporting movements and discussed taking place in national education system. In addition, education of the physical education teachers about traditional folk dances in relation to physical education discipline is indicated.

The aim of this study is to put forward the relationship between folk dances and physical education from the point of the national education and culture.

Key Words: National education and culture, folk dances, physical educat

Link: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/164/yoncalik.htm

“Makaleler” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir