Besleme

A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mevcut kategorilere uymadığını düşününüğünüz konularınızı tartışabileceğiniz alan

Zeybekoloji.Com Arama Motoru

A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 17:57


ABDURRAHMAN HALAYI:
Sivas ili Divriği dolayı köylerinden bir kısmında hâlâ rağbettedir.
Abdurrahman Halayı açıklıkta davul zurna eşliğinde yürütülmekle beraber odada bağlama, çöğür gibi sazlarla da oynanabiliyor. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oynadıkları gibi karma halde oynandığı da bazı köylerde öteden beri olurdu. Üç ila 12 kişilik bir dizi tarafından çekilir. Hareketli bir oyundur. Üç kısmından her birinin farklı ayak (figür)'ları vardır:
1. Esas,
2. Yanlama,
3. Hoplama. Hafik dolayının Celâlli köyü gibi bazı yerlerde oyuna katılanların sayısı 15-18'e kadar çıkar. Oyunun her ânı bir mücadelenin safhalarını gösterirse de, yerinde yapılan soruşturmalardan menşe mahiyeti anlaşılamamıştır. Sivas'ın nice köyleri Abdurrahman Halayı'nı hiç oynayamıyorlar. Vekâr, erkân ve birlik disiplini açıktır. Bazen şahlanır gibi dramatik, bir an yaşatır; kimi de tevâzu ve tevekkülün ifadesi olur. Bir hâdisenin bilinmez merhaleleri safha safha canlandırılıyor gibidir.
Oyuna tıpkı Düzhalay gibi başlanır. Oyuncular hilâl şeklinde yanyana dizilidirler. Küçük parmaklardan kenetli eller omuz hizasına kadar kalkar. Kol ve bacaklar gergin, vücutlar diktir. Başçekenin elinde mendil vardır. Pek ağırdan çalmaya koyulan davul zurnaya bir müddet yalnız hafifçe diz oynatma ve ayak ucu hareketleri refakat eder. Bu hâl ihtiyatlı bir sabırsızlanış al'meti gibidir. Notadaki A kısmı iki üç defa tekrarlanınca oyun açılmağa yüz tutar. Buda iki sağ, iki de sol ayağın hareketi ilk figürün hareket motifini vücuda getirir. Çok defa oyuncular yarı karşılaşma şeklinde yönelirler. Bu hâl bir nevi dostluk teatisi gibidir. Figür, bir kere de teklerin sağa ve çiftlerin sola dönmeleri suretiyle tekrarlanır. Bu hareket, âdeta ilerde parlayacak bir hâdisenin başlangıcı sezgisini uyandırır. Eller hep perçinlidir. Oyun azar azar açılınca dizi, ilk ve ikinci figürü birer kere daha, fakat bu sefer canlılaşarak gösterdikten sonra, ikinci kısma geçilecektir.
İlk kısmın üç figürü şu yolda ardıllaşır: Birinci figür "olunduğu yerde" yapılır. Sağ ayağın iki defa ve sol ayağın iki defa hareketi bu figürde esastır. İkinci figürde kısa bir yürüyüş yapılır. Burada oyun gayet sakindir. Üçüncü figürde hareketler keskinleşmeye ve oyuncular dikelmeye başlar. Önce teklerin yarım sola ve çiftlerin yarım sağa dönerek yaptıkları bu figürde küçük parmaklardan kenetli eller omuz hizalarınca kaldırılmıştır.
Birinci kısmın notaya göre ayak oyalanışları şu yolda geçer: Notanın A kısmının iki üç tekrarlanışında oyun açılmağa başlar. Bunda iki sağ ve iki sol ayak hareketi ilk figürün esasıdır. Dört dörtlük ölçünün ilk vurgusunda sağ ayak ucu hafifçe yere vurulur. İkinci zamanda yine hafif bir diz kırılmasıyla sağ ayak yerden kesilir, üçüncüde yere konur. Dördüncü zamanda vücut ağırlığı sağ ayağa bindirilir. Bu anda bütün oyuncuların ahenktâr surette sağa doğru küçük bir sallanış yaptığı görülür. Aynı figürü bundan sonra sol ayak tekrarlar; sonunda da vücut sola bindirilirken oyuncuların sola sallandığı görülür. Bu figür birkaç defa tekrarlanır.
Musiki B kısmına geçince 1, 3 ve 5'inci oyuncular yarım sola, 2,4 ve 6'ncılar yarım sağa dönerler. Yanyana kilitli eller omuz hizasına kaldırılır; kol ve bacaklar gerginleşir. Sağa dönenler sağ ayağın, sola dönenler sol ayağın ökçelerini yere basıp ayak uçlarını -ilk defa soldan başlamak üzere- her vurgu başında sol ve sağa oynatırlar. (Burası sekiz zamanlıdır).
Musiki B/2'ye gelince, sollar sağa ve sağlar sola dönerek aynı figürü tekrar ederler, Musiki B/3 noktasına gelince, B'de yapılmış olan figür tekrarlanır.
Şimdi musîki başa dönmüştür. A kısmı bir iki defa tekrarlandıktan sonra oyuncular -tıpkı Düzhalay'daki gibi - bir yürüyüş yaparlar. Bundan sonra çalgı C/1 kısmına geçer.
Yanlama:
C/1 ezgisine geçilişte oyuncuların elleri derhal çözülür, manzara bambaşka bir renk edinir. Oyuncuların şimdi teker teker kuvvetli ayak vuruşlarıyla ve parmak çıtlatmalarıyla her biri bulunduğu yerde dönerek oynadıkları görülür. Notaya göre, kısmın girişinde oyuncular B/1'de tarif edilen figürü bu sefer tam sağa ve sola dönerek karşı karşıya düşmek suretiyle, hem de kuvvetli parmak çıtlatışlarıyla tekrarladılar demektir. Sekizinci zamandaki kuvvetli bir el şaplatmasından sonra (Sol kol kuşak hizasına indirilmiş ve sağ kol baş hizasına kaldırılmış olduğu halde) oyuncuların hiç kımıldanmadan çift çift karşılıklı duraklamalarıyla kısım tamamlanır. Bu duruşlarda bir meydan okuyuş hâli sezilir.
Çalgının C/1 kısmını bir daha almasıyla oldukları yerden geri dönen oyuncular, eş değiştirerek bir daha aynı figürü gösterirler. Musiki C/2'ye gelince bulundukları yerde soldan sağa dönmeye başlarlar. Parmak çıtlatmaları dönüşlerde de devam eder. Kol hareketleri hep birbiri aksine olur (Biri sağdan yukarı kaldırılmışsa, öbür kol soldan aşağı indirilir. Biri önden yana kırıksa, Öteki arkadan yana dirsek vermiştir..)
Usta ve ergin oyuncular dönüşleri gayet hesaplı çevrelendirirler. Her bir zaman vuruşuna düşen dönüş kıvamını elli dereceden fazla yürütmezler. Böylelikle tam yedinci zamanda karşı karşıya gelinecek bir intizam dairesinde geçen figür, oyunun c'zibesini arttırır.
Yerinde dönüş sağ ayaktan başlar. C/2'nin ilk vuruşunun birinci yarısında sağ ayak yerden kesilip, az sola konur; ikinci yarısında sol ayak dizden kırılarak arkadan yukarı fırlatılır. Sağ diz de aynı zamanda hafif bir kırma yapar. İkinci zamanın ilk yarısında sol ayak fırlatıldığı vaziyetten indirilirken, vücut biraz daha sola döndürülür ve ayak yere basılır. Zamanın ikinci yarısında sağ ayak dizden kırılarak arkadan yukarı fırlatılır. Bu yapılırken sol diz hafifçe kırılır. Böylelikle devam eden dönüş hareketi yedinci zamanda oyuncuları yüz yüze getirmiş bulunur. Tam yedinci zamanda az önce yukarı fırlatılan sağ ayak oradan çok kuvvetli bir vuruşla solun yanına iner; tam o bunu yaparken de, sert bir el çarpmasından sonra oyuncuların hareketsiz kaldıkları görülür. Bu duruşta sol kol çoğu zaman -dirsekten kırılı vaziyette- baş hizasında yukarı kaldırılmış bulunur, el ayası yere bakar. Sol kol kalçaya kadar aşağı iniktir. (7 ve 8. zamanlarda çalgı tril yaparken oyuncular da kol ve göğüs titreterek ona katılıyorlarsa da eskiden bu titreyişin yapılmadığı bellibaşlı halaycılarca söylenmektedir. Yine duruş vaziyetlerinde, eski oyuncular sol kollarını "dirsek kırmak ve ayası yere dönük eli baş hizasına kaldırmak" suretiyle hiç kımıldatmadan yukarda tutuş ve sağ kolu kuşağın alt hizasına kadar indiriş gibi yiğit işi tavır yaşattıkları hâlde, yenilerin her iki kolu yanlara açtıkları görülmektedir.)
Oynatma:
Musikinin D kısmı başlayınca eller kalçadan arka arkaya sıralıdırlar. "Her ölçü zamanında bir ayak değiştiriş" bu figürün esasıdır. Sol ayak hep öndedir. Zamanın birinci yarısında kısa bir adım ileri atılır. Zamanın ikinci yarısında sağ ayağın ucu bunu takip eder (Sağın ökçesi kalkıktır.) İkinci zamanın yine ilk yarısında sağ ayak ucundan kuvvet alınarak sol kısa bir adım daha ileri atılır; ikinci yarısında sağ ayağın ucu onu takip eder. Bu sırada dikkati çeken âhenktar vücut hareketleri ve tartımlı (ritmik) diz kırışları figürü o kadar güzelleştirir ki, seyirciler ayak değiştirmeleri takibe bu katılan âhenktarlık yüzünden bir an için imkân bulamaz olurlar, harekete hayranlıkla dalıp giderler.
Bu figürün kimi zaman eller bırakılarak yürütüldüğü de olur. O taktirde, parmak çıtlatmalarıyla düz oyun hâlinde yürütülür. Eğer oyuncular tecrübeliyse, düz yürüyüşten ibaret kalan figürün yeknesaklığı giderilmek üzere önceki oyuncu sol ayağı daima kimi sağa kimi sola atıp, bazen de geri geri gitmekle, cümlesi dalgalı yürüyüş gösterirler.
Heykel duruşuyla son bulan figür:
"Oynatma" kısmı tarif edilegeldiği üzere devamdayken, musiki tekrar C/1'e geçer. Bu defa oyuna büyük bir canlılık hâkimdir. Kuvvetli parmak çıtlatmalarıyla olduğu yerde yapılan dönüşleri taşkınlıkla tekrarlayan oyuncuların bir an için heykelleşmiş h'le geldikleri ve bu karakterli duruşla bir kahramanlık havası yarattıkları görülür. Figür üç defa tekrarlandıktan sonra yeniden oynatma kısmına geçilir... Az sonra diz çöküşlere başlanacaktır.
Diz çökmeler:
"Oynatma"ya bir müddet devam edildikten sonra musiki yeni baştan C'ye geçer. Halaycılar ilk önce C'de yaptıkları figürü bu sefer diz çökmüş vaziyette tekrar ederler. (En önce sağ diz yere konulup sol bacak sola ileri uzatılarak yere ökçeler temas ettirilir. C/1 kısmı C/1 kısmı ikinci defa çalınınca sol diz üzerine gelinerek sağ bacak sağa ileri uzatılıp ökçe yere konur. C/2 -Bunda ayağa kalkılır... Yedinci zamanda kuvvetli bir el çırpmasından ve şiddetlice ökçe vuruştan sonra, hareketsiz durulur. C/1 kısmında da tam yedinci zamanda el çırpılarak duruşlar yapıldığını ve sekizinci zaman süresince hareketsizlik devam eder.)
Son figür:
Oyunun usanmadan seyredilebilmesini sağlayan bu tertibe sonuncu figürde de riayet edilir. Evvelki figürün bittiği yerden musiki yeniden D'ye geçer. Halaycılar bununla oynatma figürünü tekrar ederler. İşte bu andan sonra yürütülen son figür ayrıca dikkati çekicidir. Saz son bir defa C kısmını tekrara koyulmakla, oyuncuların çifter sıra numarasına düşenleri, önce diz üstü gelerek enseler yere değecek surette yere sırt üstü yatarlar. Tekler, onların göğüslerine birer ayakla basmış vaziyette kuvvetli parmak çıtlatışlarıyla C figürünü yaparlar. Yine yedinci zamanda sert bir el çırpmasıyla hareketsiz kalırlar. Teklerin bu duruşunda bir yiğitlik hâli vardır. Saz C/1 kısmını bir daha alınca, bu sefer tekler yere serilip çiftler onların göğsüne basarak aynı figürü gösterirler. Musiki C/2'ye girer, cümlesi bu figürü ayakta tekrar ederler. Son duruşta çalgı C/2 kısmının bitim ölçüsünü dört zaman kadar sürdürür. İşte bu süre boyunca hiç kımıldanılmadan durulur.
Abdurrahman Halayının "Hoplatma"sı:
Bu hoplatma kısmında oyuncular elele tutuşmuş halde bir hilâl gibi dizilirler. Musiki, hoş bir makam değişimiyle majöre geçer. İki dörtlük ölçünün ilk zamanında oyuncular yarım sağa dönüp sağ ayağı kısa bir adım ileri atarlar. İkinci zamanda sol ayak -ökçe sağ ayağın ucuna gelecek surette- ileri atılır. Üçüncüde, sağ ayak tekrar bir kısa adım ileri atar. Dördüncü zamanda sol onun yanına gelerek, yarım sola dönülür. Beşincide sağ ayak kısa bir adım öne atılarak ökçe üstüne konur. Altıda yukarı kalkık sağ ayak ucu tartımlı bir tarzda sola, yedide sağa, sekizinci zamanda tekrar sola oynatılır. Sekiz zaman süresindeki bu figür, oyuncuların yeniden yarım sağa dönmesiyle, yine sağ ayaktan başlanılmak suretiyle bir müddet devam eder. (Bir kısım oyuncuların bu figürü yapmadıkları görülmektedir. Halbuki figürün Ağırlama kısmını Hoplatma'ya yaklaştıran önemli bir rolü vardır).
Ayak fırlatmalar:
Tarif edilegelen figür devamdayken musikinin hızlanmaya başladığı görülür. Oyuncular bu canlanışa göre figür değiştirmek zorunda kalırlar. Zira o figürün fazla kıvraklığa tahammülü yoktur. Ayak fırlatma figürü tempoca epey hızlanabilecek bir musikiye ancak hakkıyla yaraşabilir. Ayak fırlatmalar üç adım yürünüldükten sonra yapılır. Yarım sağa dönük durumdaki oyuncular önce sağ ayağı bir adım ileri atarlar, ikincide sol, üçüncüde sağ birer adım ileri yürütülür. Dördüncü zamanda sol ayak sağın yanına -yere basılacakmış gibi- getirildiği halde, basılmaz; hafif bir diz kırımıyla sağa yukarı fırlatılır. Aynı anda sağ ayağın da ökçesi - yine hafif bir diz kırımıyla - yere pekçe vurulur. Beşinci zamanda sol ayak sağın yanında basılır. Altıda, sağ ayak soldan yukarı fırlatılırken, sol diz hafif bir kırış yapılır. Yedincide, sağ ayak yerine getirilir. Sekizinci zamanda sol ayak tekrar sağa yukarı fırlatılırken, sağ diz hafifçe kırılır. Dokuzuncuda sol ayak tam sağın yanında getirilmeyip az bir şey soldan arkaya konur. Onuncu zamanda sağ ayak sola yukarı fırlatılırken halaycıların hafifçe gerilediği görülür. Bundan sonra sağ ayak fırlatılı vaziyetinden yerine getirilmez, bir adım sağa ileri atılır ve üç adım yürünüldükten sonra tarif edilegeldiği üzere devam eder. Yürüyüşle birlikte on zaman devam eden bu figürün muntazamca yapılması pek hoş bir manzara yaratır.
Geriye açılışlar:
Üç adımlık yürüyüşten sonra ayak fırlatılarak olunduğu yerde yapılan figür biraz devam eder. Musiki ilerleyip de Hoplatma notasındaki B işaretli yere gelinince, olunduğu yerde yapılan bundan önceki figürün ayak fırlatmaları bu sefer ekseriyetle her vuruşta yarımşar gerilenerek tekrarlanır. Geri gidişlerde daire genişlediğinden, oyuncu araları mesafelerde kolların gerginleşmesine yetecek kadar açıklaşma fazlalıkları h'sıl olur. Gerilenmenin belirli bir haddi yoktur.
El bırakmalar, diz vuruşlar ve el çırpmalar:
Üç adım yürüyüş ve geri açılış tarzlı figür birkaç defa tekrarlandıktan sonra musiki gitgide hızlanmaya koyulur. O aralık halaycılar el bırakarak üç adım yürüyüşten sonra olunduğu yerde yapılan ayak fırlatma figürünü tekrara başlarlar. Yalnız, ayak fırlatma hareketleri yerine diz vuruşlar geçer. Diz vurmalar çömelinmiş vaziyette yapılır. Önce sol dizden başlayan bu figürde sağ dizler yere vurulurken kuvvetli el çırpmaları da olur. Bu figürleri hep çömelik kalarak o vaziyette sıçramalı yürütüşlerle hiç durmadan sürdürdükleri de olur.
Hoplatma'nın son figürü:
Diz vuruşlardan sonra doğrularak ayak fırlatmalarına geçen halaycılar, artık coşmuşlardır. Musiki "Keçi Vurdum Bayıra" havasını alır, ki bütün oyuncuların heyecana kapılmasına bu kadarı pek yeter. Düz yürüyüşlü ilerleyiş her iki ayağı yerden kestiren sıçramalar hâlini alır. Sağ ayağın her fırlatılışında yapılan el çırpmaları kulaklarda çınlar. Bir ara eller omuzlara atılır. Bundan sonraki her ökçe vuruluşu yerleri sarsıyormuş hissini uyandırır. Bu da Abdurrahman Hoplatması'nın sonuncu figürüdür.


ACABAT:
Bu adı Hacabat şeklinde telâffuz ettikleri de olur. Rize bölgesi köy Horonlarından olup türküsü vardır:
Acabat'tır yolumuz
O bölgenin yalı köylerinde deniz hâtırası kokan şunun gibi türküler ayrıca işitilip Horona katılıverir:
Aşçı hala ayar ayar
Bir kepçe kor, iki sayar
Onun ile can mı doyar?

Heyamol, heyamol, helesa
Yelesa, heymeli hesa
Hesa hay...
Kısacık bir motifin baştan sona tekrarlanmasından ibaret havası iki vuruşlu ve çok canlıdır.
Acabat oyunu Maçka Horonu'yla yer değişir.
Prensip itibariyle Rize bölgesi oyunları o kadar canlı, cezbeli ve kemençecinin komuta isteklerine uyarak akıp giden öyle tetik Horonlardır ki, sabit figürlerinden söz etmek çoğu için imkânsızdır.

Acem Halayı

ACEM HALAYI:
Oymak Halayı da denilen bu oyun Çukurova'ya mücavir güney Türkmenleri arasında vardır. Adını eski bir göç yolu hâtırasından sakladığı sanılıyor.

AÇIK:
Bingöl bölgesinden Kiğı kazasının Halhal köyü gibi dolaylarında yürütülen oyunlardandır. Toplu ve seyrek olarak 2-8 erkek tarafından oynanır. Tamzara, Narı, Tek Ayak oyunları dizisindendir.
Açılsın Demir Kapı

AÇILSIN DEMİR KAPI:
Rize ve dolayının birli ve ikili oyunlarındandır. Köçek oyununu düşündürür. Çoğunlukla tek oyuncu tarfından yürütülür.Yüz seyircilere dönük olduğu halde daire çizme, arkadan yere kaykılıp yatma ve zaman zaman titreme, oyunun asıl gösterilerindendir. İrticalî görünüşüyle kadın oyunundan taklitçidir denilebilir.
Açkapı Oyunu

AÇKAPI OYUNU:
Safranbolu düğünlerindeki çengi oyunlarındandır. Atlamalı Zeybek oyunlarını andırırsa da, kendine has bazı tavırları dikkati çeker. Oyunda söylenen türkünün ikinci mısraları tekrarlanır. Ezgisi karcığar makamının seyrine uygundur.
Aç kapıyı ben geldim civanım aman
Sefâ geldin, hoş geldin ölüyon aman

El ediye, el ediye
Gara da gözler kül ediye
İlk iki mısra, oyuncuların karşılıklı titreşip çömelişmeleri ve çömelikken vücudun belden yukarısını iki tarafa eğe eğe ellerini başları üstünden çevirip yerde parmak burarak tempoya uymaları suretiyle başlar. Ancak, oyunculardan biri sağa eğilince öbürü sola meyleder. Böylece tekrar sağa ve sola vaziyet değişildikten sonra tetik davranışla yer değiştirerek ayağa kalkarlar. Son üç mısra tam bir Zeybek oyunu tartımına uygun nağmelerden ibarettir. O sebepten oyuncular hareketin heyacanına asıl şimdi kapılırlar. Vaziyetleri şöyledir. Göğüsleri ilerde olduğu halde, gözler bebek bebeğe bakacak surette başlar dik durur. Sağ dirsek sağ yana uzanıkken, sağ el omuz seviyesine kalkar. Sonra, yine bu kol dirsekten itibaren öne doğru kırılarak, aşağıya doğru kırık bilekle gelişigüzel bırakılır. Sol el ise hafifçe kırılıp bükülerek az geride bulundurulur. Ayak vaziyetlerine gelince; sağ ayak parmaklar üstünde, topuk yukarda ve diz kapağı dıştan yana bükük olur. Vücut bu ayağa bindirilmez. Sol ayağın tabanı yere basıktır. Vücut ağırlığı tamamen bu ayaktadır.
Oyuncular olduğu yerde kol ve kalça figürleriyle bir müddet oynadıktan sonra vücut birden sol ayaktan sağ ayağa yükletilir. Sol ayak yana fırlatılıp bir adım öne atılır, sonra da birinci vaziyete geçilir. Yana ayak atış hareketleri böylece tekrarlanır. Sonra, ansızın göğüs göğüse gelinir. Sağ ayaklar ileri atılmak suretiyle de diz kapakları tokuşturulur. Gövde sağa ve arkaya bükülerek hızlı bir dönüş yapılır. Bu şekil de birkaç defa tekrarlanır. Saz aranağmeye geçince diz çökme figürleri başlar.
Oyuncular, ayakları üstüne yaylanarak sıçraşır ve iki ayak üstüne düşüp akabinde (hemen ardında) de diz çökerler. Diz çöküş vaziyetinde yine hafifçe kalkar sağ diz kapağını - vücudu sola eğerek - yere vurur. Arkasından sol ayağı da aynı şekilde yere toslatarak ayakta yapılan dönüş figürünü diz çöküş vaziyetinde yerde tekrarlayıp ayağa kalkarlar. Bu oyundaki figürlere topluca "numara" denilip türlü adları vardır. Selamlaşma numarası, yan numarası, toplama numarası, ön numarası, atlama numarası gibi (Numara kelimesi Türkçe olmadığına göre, evvel zamanda başka bir tabir kullanıldığı muhakkaktır).
Açkapı oyunu çoğu zaman erkeklerce oynanmakla beraber, kadın düğünlerindeki çengilerden birinin erkek kıyafetinde oyuna katılmasıyla da yürütülebilir. Çünkü erkek ile kadının bu oyundaki durum ve figürleri farklıdır. Erkeğin daha vekârlı, heybetli, cesur sert, kadının ise nazik ve mahcup bir hâli olur. Bazı figürleri birlikte gösterdikleri halde bazılarında -hele atlamalarda - erkek ve kadın ayrı ayrı oynarlar. Oyunun parmak çıtlatmalarına aynı zamanda dilin damak şaklatmaları da tartımla katılır.
Açkapı oyununda söylenen türkülerden bazıları:
Çuha da yelek eklolur, ölüyon
Çirkin seven dertolur, yanıyon
Sever isen gozel sev, ölüyon
Gozel merhametlolur, yanıyon aman
Sen de yanuk, ben de yanuk
Sular akar buz bulanuk,
Eller uyur, ben uyanuk
-Aranağme-
Çuha da yelek eğmesi, ölüyon
Sol yanında düğmesi, yanıyon
Yine de gozüm seyreyor, yanıyon aman
Yakın y'rın gelmesi, yandım ben
Aman hanım, zârif hanım
Halın hatırın soralım
Anandan izin alalım
Bu gece bizde kalalım
-Aranağme-
Ay ışıktır varamam, yanıyon
Dile de destan olaman, ölüyon
Ay buluta girince, yandım ben
Bağlasalar duraman
Elim gaydı (kaydı) dilim gaydı
Ağam serhoş ne tez aydı
Hele yanuk olmayaydı
-Aranağme-
Bağlama, bozuk ve cura sazlarıyla yürütülen Açkapı oyunu, bazen de iki çiftin karşılaşması suretiyle dört kişi tarafından aynı ayaklarla oynanır.
Yukarıdaki notanın daha işlemeli başka bir sureti de neşredilmiştir; icrada çeşitlemelere pek elverişli düşen bir ezgidir.

Afşar Halayı

AFŞAR HALAYI:
Bazı Ankara köylerinde seyredilebilen sıra oyunlarındandır.
Ağır Bar

AĞIR BAR:
Kağızman (Kars) dolayında, davul zurna yahut saz veya (yarım asırdır) armonik, kırnata (klarnet) eşliğiyle, yer genişliğine göre 10 ilâ 20 kişi tarafından yürütülen sıra oyunu çeşitlerinin başta gelenidir: Ağır Bar, Alaca Bar, Hançer Barı, Hoşbilezik, Tanzara ve Temur Ağa. Bunlardan yalnız Alaca Bar kadınlı erkekli oynanır. Orada ayrıca Şeyh Şamil ve Ondört oyunları kadın veya erkek tek kişi için olarak vardır. Çoruh ili Öğdem, kazasından meselâ merkez köyünde Ağır Bar tulum eşliğinde 6 ilâ 30 erkek tarafından yürütülmesine karşılık, Ersis köyünde 15-30 erkek tarafından davul zurnayla oynanır. Ardahan'da Bar denilmesine karşılık, köylerinde sıra oyununun adı Halaydır.

Ağır Hava

AĞIR HAVA:
Urfa'nın Birecik kazasında, başta Ağır Hava olmak üzere Şirvanî, Çap, Mimiteşi ve Göven toplu karma oyunları yalnız düğün ve bayramlarda davul zurnayla yürütülürler. Başlıca farkları hız derecelerindedir.
Eski Kırım oyunlarından bir çeşittir.

Ağır Kayda

AĞIR KAYDA:
Kars merkez kazasının Çakmak köyünde Ağır Kayda ve diz kırma adlı iki oyun revaçtadır. Birincisinin tek kişice, öbürünün kadın erkek karma olarak düğünlerde yürütülmesi görenektir.

Ağırlama

AĞIRLAMA:
Ağır sıfatı gibi Ağırlama tabiri de halk oyunları konusunda farklı anlamlarda kullanılagelmiştir.

Ağır Zeybek Oyunu

AĞIR ZEYBEK OYUNU:
Ağır tempolu ve tarihinin en az yüz yılı için Ege illerimize inhisâr etmiş görünen tekli Zeybek oyunudur. N'diren birkaç oyuncunun birlikte Ağır Zeybek yürütmeye çalıştıkları da yer yer görülmüştür. Yedi figürü vardır:
1. İleri geri yürüyüş: Üçler. Sağ ayak bir adım ileri (bir), sol ayak ileri (iki), sağ ayak geri (üç), sol ayak geri (dört), sağ ayak basılı, sol ayak yana basar (beş). Kollar aşağıda olarak iki defa tekrarlanır.
2. Kollu yürüyüş: Birincisi gibidir. Ancak, kollar yukarıda oynanır.
3. Sallanma ve soldan dönme: Üçler. Sol ayak basılı, sağ ayak ileri geri sallanır (bir), sağ ayak ileri basar ve sol diz üstüne atılır (iki), kalkılır ve sol ayak sağ diz üstüne çekilip soldan yarım dönülür (üç), sol ayak üstünde sıçranılarak yarım sola dönülür (dört), sağ ayak arkaya kıvrık olup, sol ayak üstünde sıçranır ve ayak dikili sol diz üstüne çökülür (beş). İki defa tekrarlanır. İki figür yapılır.
4. Diz çökme: Üçler. Sağa dönme (sol, sağ, sol). İki ayakla birden bir adım kadar ileri sıçranır (bir); sağ ayak önde, sol ayak arkadadır. Çökülüp sol diz üstüne iki defa vurulur (iki ve üç), çökmede yarım sola dönülerek, sağ diz üstüne basılır (dört), sol ayak üstüne kalkılır (sağ ayak arkadadır), sağ ayak ileri basılıp yarım sola dönülür (beş); sol ayak ilerde, sağ ayak geridedir. İki defa tekrarlanır.
5. Dönme: Üçler. Soldan dönme. Sağ ayak sol tarafa atılır (bir), sol ayak geriden sola atılır (iki), sağ ayak sola atılır (üç), sol ayak sola atılır (dört), sağ ayak ileri atılır (beş). Bu beşle iki defa dönme yapılmış olur.
6. Geri yürüme: Üçler. Sağ ayak geri basılır (bir), sol ayak geri (iki), sağ ayak geri (üç), yarım sola dönerek sol ayak ileri basar (dört), sağ ayak ileri basar (beş).
7. Çapraz ve bağlantı: Üçler. Sağ ayak ileri basılır (bir), sol ayak arkadan kalkıp basar (iki), sağ ayak sağa açılıp basar (üç), sol ayak sağ ayağın kenarına dokunur (dört), sol ayak sola açılarak yere basar (beş). Biraz kaykılmakla sel'm vermiş olur.

Agooğlu-Ağaoğlu

AGOOĞLU-AĞAOĞLU:
Bu oyunun adı eski bir Rumeli türküsünün baş sözleridir. Ağa Oğlu'nun ora ağızlarında söylenişidir. Yıllardır bazı Tekirdağ köylerinde sıra oyunu halinde türküsü söylenerek yürütülüyor. Trakyamızda iç Rumeli göçmen sekene (oturan, ikamet eden ) çok olduğu için, Vardar ötelerinden getirilmiş oyun çe
İtlerinden olacağı düşünülebilir.

Akışta

AKIŞTA:
Kars-Artvin'den Siirt dolayına doğru Akışta veya Hakışta kelimesi bozula bozula Siirt'te Karakuştani, Bitlis'te Halkuşta ve diğer mücavir şark (doğu) topraklarımızda daha da farklıca söylenişler edinmiş görünüyor.
Karakuştani oyununun 4 veya 6 erkek tarafından çift çift ve el çırpmaca figürüyle karşılıklı oynandığını maddesinde anlattık. Yani, oyuncular karşılıklı her gerileyip tekrar yüz yüze ilerleyişte el ayalarını çarpıştırırlar ve bu motif oyun süresince belirli ayaklarda tekrarlanır.Havası sözsüzdür.
Akışta da esasta aynı oyundur. O kadar ki, Kars ve Siirt oyuncularını bir müsamerede peşi peşine seyretseniz hangi oyunun Akışta ve hangisinin öbürü olduğunu yabancı sıfatıyla kolay ayırt edemezsiniz. El Çırpmaca figürü ikisinde birdir. Ezgisinin ilk ölçüsü başlangıcında bu mücadeleci motif tekrarlanır.
Siirtli olmayan bazı müşahidler (gözlemciler) Akışta'dan Karakuştani telaffuzuna geçen oyun adının bu ikinci şekline göre iki farklı halk etimolojisini düşünmek istemişlerdir:
1. Karakıştani veya Karakuştan aslında kışları yürütülen bir oyunmuş. Isınılmak üzee oynanırmış. Adı böylece "kara kış"tan mülhem olunmuş (ilham alınmış). Karakışta izafesi "ni" sonekini nispet edinmiş.
2. Kuzgunun adı "karakuş" olduğuna göre, el çırpmaca figürünün onun kanat çalışından mülhem olabileceği ikinci bir ihtimal halinde düşünülmüştür.
Fakat, Alkışta veya Arkışta şeklinin aslı arguştağ olduğu henüz Gaziantepli lügatçı Asım Efendi tarafından şu surette belirtilmiştir: "Arguştaki; küçük kızcağızlar oynarlar, bir nevi (çeşit) oyundur (Burhan-ı Kaatı Tercümesi)". Kelime, ferhenge (Farsça sözlüğe) girmiş olan müferres (Farsçalaşmış) Türkçe sözlerdendir.

Alaca Bar

ALACA BAR:
Ağrı ilinin Eleşkirt ilçesinde bu oyun davul zurnayla yürütülür. Yerin büyüklüğüne göre sayısı çoğalabilen erkek ve kadınlarca elele tutuşularak oynanır. Esasen Alaca Bar karma oyun demektir. Merkez kazasının Gülesor köyünde tar çalındığına göre bazı oyun unsurlarının da Azerilerden gelmiş olması mümkündür: Larik (güzel), hazan (hoş), lalo (delikanlı), hazanı(yurt) gibi mahalli tabirler bu cümledendir.
Bay Kasım Ülgen de Erzurum düğünlerinde yürütülen bir sıra oyunundan bahsederken şöyle demiştir: "Bu oyunda bir kız bir erkek olmak üzere halka kurarlar. Bu oyuna Alaca Bar, Halay gibi isimler verirler. Halay sözü Sivas'tan gelmiş yeni bir kelimedir, lehçede yoktur.

Alana Oyunu

ALANA OYUNU:
Bursa ilinin Gürükle köyünde kadın oyunudur. Düğün ve bayramlarda aralarında iki kişi tarafından oynanır. Söz açılmışken Bursa köylerindeki oyunları alfabe sırasıyla hatırlatalım: Düz Oyun, Güvender, Kalkan Oyunu (toplu oyundur), Karşılama, Kaşık Oyunu, Köçek Oyunu, Köroğlu, Orta Oyunu, Sekme, Yalelli-Çiftetelli, Yümsek Hava Oyunu, Zeybek. Bazı Bursa köylerinde (fakat nadiren), çeşit olsun diye halka kurup Hora da yaparlar. Mesela merkez kazasının İsmetiye köyünde. İhtimal ki eski civar Hrıstiyan köylerinden öğrenilmiştir. Fakat davul zurnayla ve türkü havasıyla yürütülürler.

Alan Havası

ALAN HAVASI:
Çanakkale ilinin Bozcaada ilçesinde yalnız erkeklere mahsus olarak resmi günlerde davul zurna veya klarnet, keman, lağuta ve def ile yürütülen 20-150 kişilik toplu oyundur.Aynı yerin tek, çift ve dörtlü olarak diğer oyunları şunlardır (alfabe sırasıyla): Bıçak Havası, Dört Güllü, Hora, Kaba Güvende, Karşılama, Sirto ve bilhassa Zeybek.
Alassia Komutası

ALASSİA KOMUTASI:
Titreme Horonu gibi Sallama Horonu'nun da gemiciliğe ve balıkçılığa bağlı kendi bölgesinde (Borçka, Hopa yalılarında) sarsıntılı figürleriyle revaçta kaldığına dikkati çeken Bay Kasım Ülgen, Deli Horon denilen çeşitin şöhretinin bilakis Artvin tarafında da yaşadığını ve canlılığına binaen "Çoşkun Çoruh"da denilir olduğunu belirtiyor. Oyunun figür değiştirme yerlerinde verilen komuta "Allasiya"dır. Yani, Çoruh kayıkçılığından müntakil (intikal eden, geçen) bir gemici tabiri olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Filhakika (doğrusu, gerçekten) "Allasiya!"nidası İtalyanca (Cenevizli hatırası)bir tabir olup, aslı alla scia'dır. Heyamola, Heyayisa, Siamole gibi eski Venedikli dilinden kalma gemici tabirlerinden olduklarını eski lügatçılarımız (sözlük hazırlayanlarımız) tespit etmişlerdir. Pazar kazasında Yisa adlı müstakil bir erkek Horonu daha bulunduğu biliniyor. Allasiya, sandalı ters kürekle geri alıp siya ettirmekte kullanılır. Filhakika baş tarafta adı geçen oyunun o figüründe de "daire artık önceki istikametinin aksi tarafına gitmeye başlamış" bulunur.
Böylece Doğu Karadenizdeki bazı oyunların içerlere kadar kayıkçılık ve balıkçılıktan kalma hatıraları sakladıkları anlaşılmış oluyor. Bunları taklitçi unsurlardan sayabiliriz. Gemici oyunları bahis mevzuudur (söz konusudur). XIII. yüzyılda Trabzon İtalyan tesirlerine açık başlıca deniz transit merkezlerindendi. Şehirde Avrupalı mahalle ve kalesi vardı.
Evliya Çelebi bile kendi gemi yolculuklarında gemicilerimizin "Eyyam ola, yen ese" gibi halk etimolojisi nakillerine şahit olmuştu. Şemsettin Sami gibi bir iki lügatçimiz "Eyyam ola, Ey ya moli, Hey ya ese, Al aşağı" gibi nidaları keza aslen Türkçe görmek istemişlerdi. Sinop'un eski gemicilik hatırası bahşiş toplama adetlerinden olarak Helassacı'ların kapı kapı dolaşıp söyledikleri beşitlerden işte bir örnek:
Bir gemim var üç direkli
Kürek çekerler yürekli
Tayfası aslan yürekli
Heyamola, yussa!
Alay

ALAY:
Düğün alayı gibi topluluk anlamındaki alay kelimesi yurdun dört bir bucağında bilinir, doğru telaffuz edilir ve mesela "halay" gibi telaffuz edilmez. Oyun tarzının adı olan Halay da Sivas gibi yörelerde "alay" telaffuz edilmez. İki söyleniş ayrı tutulurlar. Halayın yerini dilde Alay'ın aldığı ancak beş on köy biliniyor. İstihza (alaya alma, eğlenme) anlamındaki alay kelimemizin aslı topluluk alayından ayrıdır. En eski Türkçe'de "elük" alay etme demekti, bu alay o eskiden bozulmuştur. "Eliklemek", alay etmek, alaya almak demektir.
Orta Anadolu'nun çoğu semtlerindeki Halay oyunları ile nice köylerdeki Alay adlı toplu oyunlar aynı şeyler midir? Öyle köy var ki Alay ve Halay kelimelerini fasih (düzgün) söylenişleriyle farklı anlamlarında pekala kullanabildiği için, iki kelimenin başkalığı anlaşılıveriyor. Bazen de her iki kelimenin alay telaffuz edildiği nice köylerde görülmektedir. (Sıhhat ve saat kelimelerinin ikisini de "saat" telaffuz eder gibi bir şey oluyor). Buna bakanlar Halay kelimesinin doğrusunun Alay olduğunu sanabilir ki, yanılmış olur.
İltibas (benzer şeylerin karışması), bazı bucaklarda çoktan umumileşmiştir. Mesela Birecik (Urfa) kazasının Halfeti köyünde Alay, Halay her iki imlanın söylenişiyle bir sıra oyununun adıdır. Adını kimi öyle, kimi böyle söylerler, Kadınlı olarak 5-25 kişi tarafından yürütülür ve bu karmalık "samimiyetin birlikte tecellisi" sayılır. Fakat, aynı yerde bir de Alaya oyunu vardır. Bunların ikisini de Halay ile bir ile bir tutabilir miyiz? Oyun bakımından; evet!
Diğer bazı yurt semtlerinde görüldüğü gibi Balıkesir bölgesinde de Alay Oyunu tabiri açıkça Halay kelimesinden muhaffeftir (hafifletilmiş, kısaltılmıştır yani dolaylı ilgidir).
Konya ilinin Cihanbeyli kazasından Oba köyünde Alay erkek kadın karma halde düğünlerde yürütüldüğü için Halay olduğu keza açıktır. Çanakkale ilinin Ayvalık ilçesinden Kıran burgaz köyünde 50 kadar erkek tarafından davul zurnayla çekilen bir Alay oyunu vardır. Alay adlı sonuncu oyunlar Halayların Batı Anadolu'nun son ayakta kalabilmiş uç örnekleri sayılabilirler. Adında alay kelimesi bulunan aşağıdaki maddelerden hangilerinin aynı veçhile Halaylar zümresinden kalmalığını kestirmek, cümlesinin ayrı bir mukayeseli incelemeye tabi tutulmasına bağlıdır. Bütün Halaylar zümresinin mistik menşei sezildiği için bunların Alay ile münasebeti tasavvur edilemiyor.
Alaydan Alaydan

ALAYDAN ALAYDAN:
Bartın'da beşi kız, beşi oğlan çocuklar, beş o tarafa, beş bu tarafa karşılıklı söyleşirler. Çocuk oyunudur:
- Alaydan, alaydan, Habip alaydan.
- Ne istersin, ne istersin bizim alaydan?
- İsteriz, isteriz, güzel isteriz.
- Güzeldir, makbuldür, kendisi gelmez.
Gelin almaya gelenler:
- El eşinen, yoldaşınan, davulunan, zurnasınan aldık gelini.
Safranbolu'da "aman ey!" nidasını "amani" telaffuz ediyorlar. Bu, bir türkü adı olabilmiş görünüyorsa da, aslında tekerleme bir nidadan başka bir şey değildir. "Amanın" sözü de orada "avanım" veya "avanın" telaffuz edilip kalmıştır. "İmanım" gibi nidadan ibarettir. "Hacela", Hacı Ali Ağa demektir.

Alay Raksı

ALAY RAKSI:
Çanakkale merkez kazasının Özbek köyünde 15-80 erkeğin davul zurnayla bir Halay çeşidi hâlinde yürüttükleri oyundur (Kadınlar da iyi giyimli şenlik günlerinde kendi meclislerinde oynarlar).

Aldım Param

ALDIM PARAM:
Erzurum Barlarındandır. Önce kollar aşağı bırakılarak elele tutuşulur. Sonra eller taraklanıp yürüme ve oturma hareketleri gösterilir. Gerek yürünürken, gerekse ilk hareketlerde asıl vazife sol ayakta olur. Oyunun son hareketi de bu ayakta bitirilir. Oturmasında hareketler bir sağa, bir sola olarak, bir defasında sağ ayak, diğerinde sol ayak üzerinde yapılırlar.




Al Elma

AL ELMA:
El'zığ ve dolayında "Şeve kırma" dedikleri oyuna daha ziy'de kadınlar kalkar ve bu "Al Elma" türküsünü söyleyerek oynarlar. Dizi hâlinde oturan kadınlar kollarını birbirine geçirirler yani kol kola girmiş olurlar. Bu türküyü söylerken de tartım dairesinde sağa sol sallanırlar. Çeyrek asır kadar önceleri bu oyun orada fazla rağbetteydi. Sözlerinin ilk dörtlüsüyle bağlantısı aşağıdadır. Tartımı 10/8'liktir. Oyunun kendisine türküye göre "Al Elma Oyunu" denilmez, daima "Şeve kırma" derler. Otururken oyun çıkarma düşüncesi hoş bir buluştur. Fakat İstanbul için bile çok eskidir.

Al elmayı daldan al
Daldan alma benden al
Duydum gelin oliysin
Dur ben ölem ondan al
Uy henom, henom, henom (hanım)
Eller kınalı henom
Gözler sürmeli henom

Aley

ALEY:
Bunun Halay kelimesi üzerinde sadece zamanla "h" başlangıcını gidertecek surette müessir (etkili) olduğu düşünülebilmektedir. Halay'ın menşei mistikti ve yardımcı fiili hâlâ "çekmek"tir. Halay çekmek (Hû çekmek denildiği gibi).

Aleyler Buleyler

ALEYLER BULEYLER:
Muğla'nın Datça ilçesinin merkezi olan Reşadiye kasabasında çalgısız olarak yürütülen oyundur. Sekiz on genç kız halka teşkil ederek ve sözleriyle oynarlar. Erkekler de oynarsa da karma hâlde yapılmaz. Aynı ilçenin Kavaklıdere köyünde 1, 2 veya 4 kişilik erkek oyunlarından olarak davul zurnalı Zeybek oyunları ayrıca vardır. Muğla bölgesinde Zeybek, Laz oyunu (?), kaşık veya parmak zilleriyle yürütülen Kıvrak Oyun, yarı sportif mahiyette fakat tartımlı Kalkan Oyunu ayrıca yer yer vardır.

Alika

ALİKA:
Doğu Karadeniz'imizden Pazar kazasının köylerinde geçen toplu oyunlardır. Tekrarlı ve kafiyeli türkülerle iki grup tarafından oynandığı olur. Tulum zurna eşlik eder. Halkası, on kişiden aşağı düşmemek şartıyla karışık olarak da genişleyebilir.

Aliş Türküsü

ALİŞ TÜRKÜSÜ:
Aliş adı Ali'den başka bir şey değildir. Alicik gibi bir yakınlık, sevgi ifade eder. Sözleri şudur:
Duyulur çifte mavzer sesi Urumelinde
İhtiyarlar silâh çatar Lofça belinde
Aliş gelir Aliş
Aliş türküsü dilinde
Davullar vurulsun
Çifte zurnalar çalınsın
Kabadayılar atlasın, sıçrasın
Diz vursun gayrı Urumelinde
Aliş, gitsin Tuna'ya Aliş
Aliş türküsü dilinde
Es bre deli rüzgâr es, gönül delidir
Gönlümüzü kemiren Tuna selidir.
"Edirne köprüsü taştan" ezgisiyle oyunun sona erdiği olur.
Alkış Oyunu

ALKIŞ OYUNU:
Elazığ'ın Palu ilçesinde iki veya dörder erkekle oynanır. Aynı kazada Kalkan Kılıç Oyunu da vardır.

Allı Durna

ALLI DURNA:
Adını sözlerinden alan, türkülü ve ayakları irticalî oyunlardan olup, bazı Ankara köylerinde revaçtadır.


Allılar

ALLILAR:
Ankara'nın Çankaya ilçesinden Küçük Yozgat bucağı merkez ve dolay köylerinde yürütülüp, kadınlar ayrı mecliste oynarlar. Erkeklerce de oynanır. Bölgenin öbür oyunları şunlardır: Zeynebim, Yıldız, Nazik, Arap Oyunu ayrıca da Halay Sinsin tertipleri .
Amani Oyunu

AMANİ OYUNU:
Safranbolu düğünlerinin çengi oyunlarındandır.
(Amîni) Evlerine evlerine yol gider (Aman aman oy aman of)
Nazlı y'rı aramağa kol gider (Aman aman)
Gadunum gozelim
Ben yârimle gezerim
Gozelleri sezerim
İlk iki mısra "titreyiş ve çömelmelerle" başlar. Mısra sonlarındaki "aman" nidâlarında yanlara doğru kıvrak figürler yapılır. Yani, bir oyuncu sağa, öbürü sola giderlerken ayak temposuyla döne döne bir daire çizer ve devam ederler. Vücut hep titremektedir. Kollar yanlara ve ileri uzatılmış olarak, göğüs iki yana sallanır ve kalçaların intizamlı hareketiyle oynanır. Sağ ayak taban üstündeyken, sol ayak -topuğu hafifçe kaldırılmak suretiyle- parmak uçlarındadır. Bir müddet hafif aksamalarla oyun yürütüldükten sonra, son üç mısraya gelinince türkünün ağırca tartımı sürekli ve kıvrak bir curcunanın canlılığına geçer. Vücut hareketleri ve figürler kıvraklaşmağa başlar. Arka arkaya gelerek biri sağ omuzunu öbürünü sol omuzuna dokundurur ve ak'binde titreye titreye ayrı istikâmetlerde ayrılıverişirler. Bu sefer düz hat üzerinde yanyana ve eller şaklatılarak sağa sola gidip gelişler olur. Göğüsleri kabartıp tokuşturarak ani dönüşlerle irkilirler ve sarılıyormuş gibi hareketlerle gözü aldatırlar. Bütün bunlar oyunun belli başlı çekicilikleridir.
(Amâni) Var git oğlan var git sende bir hal var (Aman Aman oy oy!)
Ayağında top top olmuş benler var (aman)
Anası vermezse kızına yalvar
Yandım şeker oğlan
Var git ordan oğlan
(Amâni) Ezelden âdettir güzele bakmak (oy oy oy!)
Güzelin hâlinden ne bilir ahmak?
Yandın şeker oğlan
Var git ordan oğlan
(Amâni) Evlerine varamadım ârimden, (oy aman of)
Ayırdılar beni nazlı yârimden
Yandım şeker oğlan
Var git ordan oğlan
Aynı onunla söylenen başka bir türkünün sözleri de şöyledir:
Uzun olur uzun yolun selvisi, yandım aman
(Ben) Bilmeyon benim yârim hangisi
Hele yavru yavru yavru
Gülüm aman aman aman
Evlerinin önü yüksek kaldurum
Kaldurumdan düştüm beni kaldurun
Varmam oğlan varman dengim değilsin
Anamdan babamdan zengin değilsin

Ankara Zeybeği

ANKARA ZEYBEĞİ: İki kişilik ve davul zurnalı "Ankara Seymen Zeybeği"nden başkadır. Bağlama eşliğiyle 4 kişi tarafından odada oynanır. "Seymen Zeybeği" ise başka meydan oyunudur.

Aptal Oyunu

APTAL OYUNU:
Muğla'nın Mil's ilçesi merkezinde oynanır. "Aptal" mefhumunun (kavramının) kavmî ve mezhebî türlü anlamı ve yorumları bulunduğu için burada hangisinin ne maksatla bahis mevzuu olduğu araştırılmağa değer. Oyunun tarifi bile elimizde yoktur. Mil's ve dolayının öbür oyunları şunlardır: Çıktım Tepe, Fer'hî, Karaoğlan, Soğuk Kuyu, Zeybek. Adlarını bazen türkülerinden almışlardır. Tek ve bazen iki kişi tarafından oynanırlar. Oyuna davul zurna veya bağlama ve saz eşlik eder. Kadınlar kendi aralarında bazısını yürütürler.
Arapkir Halayı

ARAPKİR HALAYI:
Sivas ile Elazığ yolu arasında Arapkir düştüğü için, Arapkir üzerinden Elazığ'a geçmiş görünen kuzeyin oyun çeşitlerini bu son merkezde ve dolayında farketmek mümkündür. Elazığ'ın Maden ilçesindeki, oyunlarla havaları şunlardır: Arapkir Halayı, Halay (Bir Ayak), Horon Oyun Havası, Lorge, Zaza Haleyi, Malatya'da Arapkir Halayı sözsüzdür.
Arapkir'in merkezinde Karadeniz kemençesi eskiden çok kullanılır ve Horon çeşidi bir kuzey ithâli olarak onunla yürütülürdü. Tamzara da kuzeyden gelerek tutulmuştu. Zaza Haleyi Bingöllerden gelme oymak oyunuydu. Arapkir kadınlarının kendi meclislerinde yürüttüğü tekli ve yarı irtic'len türkülü oyunlarla erkekler meşgul olmaz. Erkek oyunları davul zurnalı meydan çeşitleridir. Sivas'la olan görenek birliği bazen açıktır
Arap Oyunu

ARAP OYUNU:
Ege tarafından şimdilik İzmir'in Karaburun ilçesinde tespit edilebildi. Esas itibariyle yalnız kadınlara mahsus bir oyundur. Eldeki herhangi bir veya iki sazın eşliğiyle tek kadın tarafından oynanır. Şakacı ve taklitli bir oyundur. Bu kadın oyununu neşeyi artırmak üzere çocuk ve erkekler de kendi aralarında yürütürler.
Konya'da Bozkır ilçesinin Sarıoğlan gibi üç beş köyünde Arap Oyunu 4 erkek tarafından oynanır. Kadınlar kendi aralarında oynarlar.
Ankara'dan Etimesut'un Erg'zi köyünde Arap Oyunu toplu yapılır. 6 kişi kılık değiştirerek davul zurna veya kaval ile oynarlar.
Ordu ilinin Kabadüz bucağındaki oyunlar arasında da vardır. Eskişehir'de de vardır.
Güneyin Türkmen oymaklarında aynı isim altında oynanan temsilî oyunda, ve kez' Erzurum köylerinde bilhassa rağbetteki taklitçi Arap Oyununda raks unsuru hiç yoktur. Buna karşılık daha yaygın surette köy ve kasaba düğünlerinde yer alan üçüncü bir Arap oyunu bilâkis bir nevi izahlı rakstır. Oyuncu, yüzünü karaya, dil ve dudağını kırmızıya boyar. Gözlerinin etrafına un sürer. Başına kara yemeni örtünüp üzerine beyaz sarık sarar. Kanburu olsun diye arkasına bohça konulur. Oyuncu bunun üstünden aba giyer. Gözlerini büyültüp ağzını eğe eğe dilini çıkarır. Parmaklarını bir yandan bir yana sallaya sallaya oynar. Eline bir tef alır. Tefi çala çala hem oynar, hem de aşağıdaki beyitleri söyler:
Ya Arapoğlu, Arapoğlu
Git Şam'a doğru, Şam'a doğru
Damdan düştü bir kedi
Pişmiş tavuğu yedi
Arabı da şak şak, Arabı da şak şak
Ya Arapoğlu kırkında
Taşakları sırtında
Ya Hacı Mahmut evlendi
Evlendi de halt etti
Arabı da fış fış, Arabı da fış fış
Arguştak

ARGUŞTAK:
Asya Türk oyunlarının eskilerinden olup, adı ileri zamanda Farsça ferhenklere de girmiştir. Arkuşta gibi söylenişlerle doğumuzda hâlâ çeşitleri vardır. "Arguştak" iml'sı en eski söylenişe göredir. Kelime Türkçe ve "Argış" kısmı büyü demekti. Eki ile birlikte; ortak, koytak, kırıştak, kırıtak, kıstak, otak (otağ) tipli en eski Türkçe sözlerdendir.

Arka Oyunu

ARKA OYUNU:
Samsun merkez ilçesinin Asarağa köyünde düğünlerde yürütülen kibar halli bir oyundur. Erkeklere mahsustur. 4-10 kişi tarafından davul zurna önünde topluca yapılır.


Arkuşta

ARKUŞTA:
Bitlis merkez ilçesinde geçen nesillerden kalmalığı pek yaşlılarca bilinen ve şimdiki mahalli nesle anlatılmış bulunan kadim oyunlardandır. Türkçe sözleri şudur:

Bitlis'in dağlarında
Bülbülüm bağlarında
Bitlis'in içi dere
Derenin içi kale ray ray ram (Arkuşta)
Kaleden gördüm y'ri
Oturmuş ağlar yavrı
Ağlama nazlı yârim
Sızlama nazlı yârim
Zeybek avradın olmuş
Topraklar başak olmuş
Bir Bitlis metninde "zeybek" sıfatının geçmiş olması dikkati çekse yeridir.

Arpazlı

ARPAZLI:
Arpazlı oyunu yerlisince çok eski olarak bilinir. İlk arpa mahsulünü iyi ve bol yetiştiren kimse köy halkına bir kır yemeği tertipler ve harman karşısında bu oyunu oynarmış. Tek ve çift yapıldığı gibi toplu da oynanılabilir. Diğer oyunlara nispetle hareketleri çevikçedir. Yedi figürü, sekme ve eşmeleri, ayak çaprazları vardır. Diz çökme ve vurmalarıyla şehir cemiyetlerinde rağbet kazanabilir mahiyettedir.
1. Yürüyüş: Oyuna kalkılınca sol ayak önde, sağ ayak arkada (bir karış aralıkla) durulur. Buna esas duruş derler. Üç yapılır; yani yerinde olmak üzere sol, sağ ve sol ayak kaldırılır ve indirilirler (Harmandalı'nda olduğu gibi). Yürüyüş; kollar aşağıdadır. Sağ ayak bir adım ileri (bir), sol bir adım ileri (iki), sağ bir adım ileri (üç), atılır. Sol ayak sağ ayağın sağ ayağın yanına getirilip bir defa yere vurulur (dört) ve bir karış kadar sola açılarak yere basılır (beş). Bu hareket üç defa tekrarlanır.
2. Sağ - sol eşmeler: Üç yapılır. Sağ ayak dizden bükük yukarı kalkar, havada ilerden geriye dört defa sallanır (buna eşme derler). Beşinci sayıda sağ ayak bir karış ileri yere konur, sol diz üstüne çökülür. Sol ayak geri alınarak sağ ayağın yanına getirilirken kalkılır. Üç yapılır. Bu sefer sol ayak dizden bükük yukarı kalkar havada ilerden geriye dört defa eşilir. Beşincide sol ayak sola doğru dönerken yarım dönüş kadar sola atılıp basılır. Sonra sağ ayak üstünde kalınır. Bu vaziyette bir devir yapılmış olur.
3. İleri - geri çapraz: Üç yapılır. Sağ ayak sol ayağın arkasına (bir), sol ayak sağ ayağın arkasına (iki), sağ ayak sol ayağın arkasına (üç), sol ayağın arkasına (dört), sol ayak yerinde vurup sola bir karış açılarak yere basılır (beş). Buna "arkaya çapraz" derler.
Bir de "ileri çapraz" yapılır. Önce üç yapılır. Sağ ayak yarım adım ileri (bir), sol ayak sağın arkasından çaprazlamaya gelip yere basar (iki), sağ ayak yarım adım ileri (üç), sol ayak sağın arkasına çapraz gelir (dört), sağ ayak ileri solun yanına gelir ve basar (beş). Üç yapılır. İkinci figürdeki eşmeler tekrarlanır.
4. Eşmeler: Üç yapılır. Sağ ayak ile sol diz üstüne çelme yapılır (bir), sağ ayak bir adım ileri basar (iki), sol ayak sağ diz üstüne çelme yapar (üç), sol ayak ileri basar (dört), sağ ayak bir adım ileri atılırken çökülüp sol diz yere konur (beş) ve ayağa kalkılır. İsteniyorsa aynı hareket tekrarlanabilir.
5. Çökme el vurma: Üç yapılır. Sol ayakta bir defa sekilirken sağ ayak ileri atılır ve hafifçe çökülürken eller bir defa birbirine vurulur (bir), sağ ayak ileri basılıp sol diz üzerine çökülür (iki), diz yere vurulurken eller de vuruşur (üç), ikinci defa diz vuruluşta eller tekrar çarpışır (dört), beşte ayağa kalkılır, kollar havadadır. Sol ayak ilerde, sağ ayak -bir karış açıklıkta- geride durur. İstenilirse tekrarlanır.
6. Gerileme: Üç sayı ile dönme yapılır. Sağ ayak soldan arkaya doğru açılıp basılır. Sol ayak da atılır. Sağ ayak öne atılır, sağ ayak üstünde durulur, sonra geri gitme yapılır. Bunun için de sağ ayak bir adım geri (bir), sol ayak geri bir adım (iki), sağ ayak geri (üç), sağ ayak üstünde yarım sol olurken, sol ayak bir karış sola yer basar (dört), ve sola bir karış açıklıkta yere basar (beş). Sağ kol havada, sol kol aşağı doğru olduğu halde (yani selam vaziyetinde) oyun son bulur.

Artırma Horonu

ARTIRMA HORONU:
Trabzon'un Sürmene ilçesinde Horon, Sıksera, Artırma Horonu, Sallama Horonu vardır. Kemençe veya davul zurna ile 3-50 kişi oynarlar. Oyuncu sayısı çoksa halka kapanır. Kadınlar ayrı oynarlar. Bu bölgede karma horon yapılmaz. Yarma - Asan köyünde de karma oyun ancak hususi yerlerde yürütülebilir. Umumi yerlerde ve kalabalıkta yalnız erkekler halka kurar. Kemençe veya tulum ile 5-50 ve daha fazlası halkada yer alabilirler. Düğün, bayram, bağ bozumu ve en çok yayla ve derneklerde yapılması görenektendir. Bu oyunlar kısmen sportif de sayılıyor; bütün o Karadeniz Bölgesinde keyfiyet bu merkezdedir. Oyunun saatlerce sürdürülmesi biraz da tahammül yarışı teşkil eder.

Artvin Timurağası

ARTVİN TİMURAĞASI:
Bu Artvin oyununda iki veya fazla sayıda oyuncu düz sıra halinde dizilip elele verir ve oyuna hazır dururlar. Münhani (eğri, yay şeklinde) istikameti yoktur. Düz sıra halinde bir mekik işleyişiyle sağa gidip gelmelerle yürütülür. Parçasının (müziğinin) her iki ölçüsünde bir figür yapılır yani her iki ölçüye bir figür üleşerek oyun akıp gider. Her "iki ölçü" figürün tamamlanmasına kadar tekrarlanır.
Her figür parçanın iki ölçülük kısmında icra olunur. İlk figürlerde parça moderato'dan başlayıp gittikçe hızlanır, allegro'ya geçer. Son figürlere doğru vivaçe derecesine kadar kıvraklık edinir. (Dikkat: Artvin Timurağası, Erzurum'dan oraya alınmış olmakla beraber, figürlerine bazı katımlar (katmalar) yapıldığı açıktır.)
Arzu ile Kamber

ARZU İLE KAMBER:
1. Ankara'nın bazı köylerinde oynanır. Figürleri irticalidir.
2. Rumeli Türklerinin de bu isimde bir oyunu vardır.
Arzumani

ARZUMANİ: Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.

Asgerani

ASGERANİ:
Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.
Ası Zeybek

ASI ZEYBEK:
Bazı Isparta köylerinde vardır.

Aşiney

AŞİNEY:
Galata isimli oyun havası gibi Aşiney Oyunu da Antep'in eğlence günlerini şimdilere kadar fazlasıyla ilgilendirmiştir. Havası muayyen (belirli) fakat figürleri sabit değildir. Bu tip türkülü ve tekli kadın oyunlarında umumiyetle kullanılan o bölge oyun motifleri seyrin münasip (uygun) yerlerine yakıştırıla yakıştırıla yürütülür. Oyunun adında bir "Ayşe" anılmaktadır. Kadınlarca kendi meclislerinde oynanır. Adı, Ayşe'den kinaye olup "aşina"kelimesiyle ilişiği yoktur.

Aşırma

AŞIRMA: Bingöl'ün Kiğı ilçesinden Çerme Köyü dolayına kadar yaygın olan daha kuzeydoğu Anadolu oyunlarındandır.
Siirt'te Şirvan ilçesinin Küfre köyü oyun çeşitlerince zengin olup Aşırma başta gelir. Aşırma, Harkuşta, Hora, Tepme, Garzani, Daldala, Kılınçkalkan, Lorke. Davul zurna ile açık havada veya darbuka, def, kemençe ile odalarda yürütülürler. Erkeklerin yalnız oynaması bu dolayda adet değil gibidir. Bilhassa köylerde 15-20 kadın erkek birlikte dizilip oyun yürütürler.
Aşırma Barı

AŞIRMA BARI:
Erzurum barlarındanır. "Aşırma Oyunu" ile aynı şeydir. Fakat, figürlerinin epey değişikliğe uğraması yüzünden yer yer farklılaşmış görünen şekillerdir. Başlanırken eller taraklanıp omuz hizasından yukarı kaldırılmışlardır. Önemli hareket kısımları bacak ve ayaklardadır. Önce ayaklar pek ağır hareket ettirilir. Umumiyetle sol ayaktan başlanıp sol ayakta bitirilir. Oyunun oturması ve yürünmesi vardır. Ancak, bunda, oturulmazdan önce sağ ve sola üç kere fasılasız üçer adımlık bir koşu yapılır. Oturum hareketleri de önce oturup kalkma suretiyle oyunun sonuna doğru da yalnız oturulmuş olarak yapılır.

Aşma

AŞMA:
Tokat'ın Reşadiye ilçesinin meselâ Süleymaniye köyü oyunlar bakımından dikkati çekecek derecede zengin görünüyor. Oyun adlarını ve her birinde yer alabilenlerin sayısı: Aşma (4 kişi), Ağırlama (toplu), Ana Kuru (toplu), Çeçer (2 kişi), Çiçekdağı (toplu), Hoşbilezik (toplu), Köçek Oyunu (8 kişi), Necip Halay (toplu), Uçkur Havası (2 kişi), Yanlama (toplu), Deniz Ortasında (toplu).

Aşşaktan Gelirem

AŞŞAKTAN GELİREM:
Erzurum kadın oyunlarındandır.
Ata Barı

ATA BARI: İklim ve toprağın ahlak ve mizaç üzerindeki etkilerini görebilmek için bilhassa Çoruh oyunlarını insan ve dekorlarının yağız yalçınlığı ortasında akıyorken seyretmeye koşmalıdır. Mevsimlere uygun çeşitleri bile vardır. Menşei (kaynağı) aşk ve kahramanlık olan oyunlardır. Çoruhluların en meşhur oyunu Ata Barıdır. Adı yeni fakat kendisi eski olan asıl Artvin Barı işte budur. Atatürk bu barı 1936 yılı Balkan Festivali'nde İstanbul'da Çoruh takımıyla daha iyi oynadığı için Artvin Barı'nın adı 3 Eylül 1936'dan itibaren Ata Barı olarak değiştirilmiştir. Dinî ve millî bayramlarda ilk t'zim (saygı, ağırlama) oyunu o günden beri artık Ata Barı kaldı. Mahallin her eğlenti vesilesi Ata Barı'yla açılmaktadır. Adı, Atabarı şeklinde bitişik de yazılmaktadır. Bu Artvin oyunu üçten fazla kişiyle halka halinde yürütülür. Her figür, parçanın (müziğin) tek ölçüsüne uyarlanarak oynanır.
Aten

ATEN:
Davul zurnalı sıra oyunları gibi rakslara Afganistan'da verilen toplu addır.

Atlama Horanı

ATLAMA HORANI:
Trabzon'un Maçka ilçesinden hususiyle Galyan - Mesahor köyünde Atlama ve Titreme Horonları fazlasıyla oynanır. Davul zurna veya sırf (yalnız) kemençeyle oynarlar. Halkaya 5-50 kişi imkan varsa katılabilir. Bu atlama karma halde oynanırsa da, titreme mutlaka sırf erkeklerin oyunudur. Aileler arasında tanışıklığı mucip (sebep olan) ve hele kızlarla erkeklerin anlaşıp evlenmelerine vesile hazırlayabilici oyunlardan ikisi bunlardır. Zanay, Larkan gibi köylerde de yürütülürler. Keza, Of ilçesinde oynanırlar. O bölgede davula çoğu zaman "tavul" deniliyor.

Avşar Beyleri

AVŞAR BEYLERİ: Denizli oyunlarındandır.

Ayak Oyunu

AYAK OYUNU:
Anadolu'da nâdiren de olsa umumiyetle raksa yer yer "Ayak Oyunu" denildiği görülür. Altaylarda da raksa yer yer ayak oyunu denildiği tespit edilmiştir. Uygurlarda Ayak oyunu raksın anlamdaşıdır.

Aydın Zeybeği

AYDIN ZEYBEĞİ: Ağır Zeybek oyununun öbür adıdır. Aslında Ege bölgemizin temkinli ve ağırbaşlı oyunudur. Bununla beraber Aydın Zeybeği başka taraflarda da epeyce gün görmüş olup ikinci adı Ağır Zeybek'tir.
Evliya Çelebi Güzelhisar (Aydın) yiğitlerinin giyimini şöyle tasvir etmişti: "Taze civan yiğitleri ser'p' Cezayirli esvabı giyüp başlarında kırmızı fes ve bellerinde pala bıçak ve ellerinde balta ve nacaklı şehbaz yiğitleri vardır. Ser'p' boyanmış mavi zemin dizlik giyerler. Evliya Çelebi'nin zeybeklik görenek ve oyunlarından hiç söz açmayışı buna fırsat düşmemesiyle izah olunabilir. Ancak, zeybekliğin kızanlarından epey söz düşürebilmiştir.
Bir Aydın "Efe Türküsü" ile Aydın havasından birincisinin sözleri şunlardır:
Uzun olur (aman) efelerin pıçağı
Beş yüz dirhem Şam Trablus kuşağı
Serbest olur (aman) Anadolu uşağı
Aşırdılar karlı (da) dağdan Keşiş'ten
Bilmiş ol ki geçmiş olur iş işten
Silâhı da elinde, kaması da belinde
Yavrum İzmir yolunda ben bir güzele vuruldum
Beyitlerin eksik ve fazlaları derleme 'nının veya verenin suçudur. İkincisi şudur:
Çıksam dağların başına
Başımı koysam taşına
Bu ne yaman sevda imiş
Gelmesin düşman başına
Aynayı almış dizine
K'külün dökmüş yüzüne
Sürmeler çekmiş gözüne
Yaktı beni ah o güzel
Bu kadın oyununda söylenir.

Ay Dolanaydı

AY DOLANAYDI:
Erzurum'un Çat ilçesinin Yanî köyünde tutunmuş yarı irticalli oyunlardandır. Adını türküsünden almıştır. Köylü barlarındandır. Oraya yakın beş on köyde daha oynanır. 9-10 oyuncu çalınan tef refakatinde bir ağızdan kendi türküsünü çağırarak şenlikli günlerde oynarlar.

Ayı Oynatma

AYI OYNATMA:

Ayı veya maymunu bir çeşit cebrî oynamaya alıştırmak ve çalgıyla oynatarak para kzanmak erkek Çingelerin marifetlerinden biridir. Bu işin kıdemi ve yaygınlığı bilhassa Çingene göçlerinin tarihindeki menşelerinde aranmalıdır.
Çingene çergelileri ayıyı bir gelir ortağı gibi sever, bakar ve kullanırlar. XVII. yüzyılın bizdeki durumunu Evliya Çelebi şöyle anlatmıştır: "Esn'f-ı Ayıcıy'n: Bunlar pîrsiz kıptilerdir, cümlesi Sultan Balatşah mahallesinde sakindirler. Avcıbaşılara mensup olduklarından alaya gelirler. Yetmiş kadar olup Kar Yağdı, Avare Durucan, Bin Bereket, Bazu Oğlu, Hayvan Oğlu, Sürü Oğlu n'm Çingeneler ayılırını çekerek ellerinde sopa ve daire ile ayılarına;
Kalk da gidi ya vasıl
Al bahşış it fasıl
Seni dağdan tuttular
Ayı deye oynattılar
Bahçede dolap düz
Sen de dön de görsünler
Gibi mühmel (anlamsız) lafızlar (sözler) söyleyerek Alay Köşkü dibinden ubur ederler (geçerler)...

Aykırı Oyunu

AYKIRI OYUNU:
Isparta'nın bazı köylerinde oynanır.
Ayşe Bengi Oyunu

AYŞE BENGİ OYUNU:
Kütahya'nın Emet ilçesinden Hacıbekir köyündeki belirli oyunların başında gelir: Ayşe Bengi, Alay, Bedesten. Tef ve dümbelekle yürütülen ve yalnız kadınlara mahsus olan toplu oyun çeşitleridir.

Ayşe Oyun Havası

AYŞE OYUN HAVASI:
Esi Oyun Havası da denir.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

2 Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen, sarı efe 28

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 17:58

BACEDUM:
Mahalli Trakya oyunlarındandır. Bir adı da Eski Kasap'tır.
Bağ Belleme Oyunu

BAĞ BELLEME OYUNU:
Bağ belleme, mısır çapalama gibi rençberlik işleri Afyon'un köylerinde I. Dünya Harbi'nden önceleri hep imece usulüyle yapılırdı. Bağ bozma, başak toplama, afyon kırma gibi işlerde zaman zaman aynı tarz tatbik edilegelmiştir. Bu yoldaki çalışmaların iktisadî menfaatleri kadar, içtimaî dayanışma faydaları da açıktı. Erkek kadın, konu komşu hep bu işlere karıştıklarından aralarında daha yakın tanışmalar mümkün oluyordu. Hatta yavukluluğa ve evlenmeye yol açılır, köylüler emek ile eğlentiyi kaynaştırıp hoşça vakit geçirmenin yolunu bulmuş olurlardı.
Bağ Belleme Oyunu işte o elbirlikli çalışmalardan tabiî bir ihtiyaç ve sonuç halinde doğmuştur. Bu oyunu daha ziyade kadın ve kızlar yürütürler.
Meselâ Arap Oyunu gibi temsilî mahiyetli olmaktan uzaktır. Sade ve katıksız bir köy eğlentisinden ibarettir, kır işi dekoru içinde tasavvur edilmelidir. Bağ Belleme Oyunu'nun en büyük özelliği bir çok duygulu ve zeki köy kızının oyun boyunca irticalen türkü düzüp söylemelerindedir. Oyuna başlanılmazdan önce erkek ve delikanlılar bir kenarda toplaşır. Oyuna katılacak genç kızlar elerinde birer bel veya kürek olduğu halde ortaya gelirler. Güya bir bağ içindeymiş gibi belleme taklidi yaparak türkü çağırırlar:
Bağa girmeye izin olsun
Üzüm yemeye gözüm olsun
diye başlayan türkülerini birtakım irticali beyitler takip eder. Kızlardan en istidatlısı (yeteneklisi) bir çırpıda beyit tertibiyle delikanlılardan birine söz atar. Alınan genç, çalımlı ve kıvrak bir tavırla ortaya atılır, ellerini kaldırıp oynamaya başlar. Delikanlı oyundayken, kızlar el şaplatarak tempo tutarlar. Delikanlının arkadaşlarıyla oyun türküleri çağırırlar. Gösterilen oyunlar Zeybeğe yakındır. Hareketlerde nispeten Çiftetelli çeşnisi de vardır. Gerek bu oyunda gerekse doğrudan doğruya imecede genç kızların bayramlıklarını giyinmiş bulundukları unutulmasın. Bazen delikanlının da coşup uyarladığı beyitle kıza cevap verdiği görülür. Fakat, her iki deyiş kapalıdır. Açık ve lâübâli söz sarf edilmez. Bağ Belleme'den başka her hangi bir yolculukta da yükseltilebilen bu karşılıklı samimi deyişler iki genci evlenme yoluna kadar götürebilir. Ne gariptir ki, kendi aralarında böylesine şiirli konuşmalar sürdürebilen bu duygulu insanlar, bir şehirli görüverince susuveriyor, adeta benliklerinin barınağına sığınmış gibi donakalıyorlar.

Bahçesinde Hıyarım

BAHÇESİNDE HIYARIM:
Adını sözlerinden alan türkülü oyunlardandır. Figürleri irticalidir. Tanınmış mahalli hareket motifleri aralara katılır.
Bahteveri

BAHTEVERİ:
Kars'ın revaçtaki oyun havalarındandır.
Balalı Tavuk

BALALI TAVUK:
Kars'ın toplantı ve düğünlerinde oyunlu olarak söylenen türkülerdendir. Oyununa da Balalı Tavuk Oyunu derler (Bel'lı Tavuk). Figürleri yarı irticalîdir. Kız ve erkek kişi tarafından yürütülür. Başlangıcında sözsüz bir musiki girişi vardır. Bu parça çalınırken oyuncular tartıma uyarak arka arkaya ve daire çizerek yürüyüş yaparlar. Sıra sözlü kısma gelince kız ve erkek karşılıklı duruşurlar. Hem türkü söyler, hem de söz anlamlarına göre hareket figürleri gösterirler. Bu yolda oynarlarken, her karşılıklı söyleşmeden sonra musiki yine tek başına çalınır ve sonra yeniden yürüyüşe geçip oynarlar. Kız ve oğlan arasındaki nöbetleşe sözlerinin ilk kısmı şudur:
Kız:
Ondördünde bir kız olsam
Sen bize gelecek olsan
Atam anam seni görüp
Beni danlayacak olsan
Men bir avuç darı olup
Yere serpilecek olsam
Sen dahi bana neynersin?
Sen dahi bana neynersin?
Oğlan:
Sen bir avuç darı olup
Yere serpilecek olsan
Men balalı tavuk olup
Sen dinnersem neynersin?

Bar

BAR:
Doğumuzun Bar adı, belirli figürleriyle tek oyunun adı değil, bir oyunlar zümresinin, sıra oyunu zümresinin toplu adıdır. Çeşitleri Türkler elinde artmıştır.
Türkçe'de "r" ile başlayan kelime sözlükte bulunmadığı ne kadar meşhursa "r" harfiyle biten tek hecelinin veya ilk hecesi "r" ile biten kelimelerin "ğ" ile dığdığıya (ses değişmesine) uğrayışı da o kadar çok görülür. Doğumuzda bu "r" tam çatlatılarak sağlam durduğu halde, Batı Anadolu'ya gelindikçe dığdığı köylü dilinden emsal kelimelerde başlar. Meselâ, şu Rumeli türküsünde bağ yerine "bar" kullanılmıştır.
Bahçeye bar diyemem
Ayvaya nar diyemem
Alıştım ben güzele
Çirkine yâr diyemem
Gerçekten de Rumeli Türkçesinde "ğ" ye dönüş dığdısı hiç yer bulamayıp "r" ler sağlam durur. Bu hal Doğumuzdaki gibidir. Bağdaş kurmak sözü Rumeli'de aslına uygun olarak "bardaş kurmak" tır. Rumeli türküsü:
Harman yerini süpürdüm
Bardaş kurdum ben oturdum
Kahırlanma elâ gözlüm
Ben askerliğini bitirdim.
Fakat, Anadolu'da ayrıca "oyunda tutulan eş" anlamına "bardaş" sözünü "bağdaş" söyleyen yerler Batıya doğru vardır. Dığdığılı olanı ikinci merhaledir. Azeri Türkçesinde de aslına uygun Bardaş'a bazı köylerin halkı bağdaş derler. Bardaş Kırgız Türkçesinde bile vardır. Şu halde, "bar" kökü "bağ" da olabilmiştir ki her yerde eş, dost, arkadaş demektir. Erzurum barcıları Barları yalnız ve yalnız "tutmak" yardımcı fiiliyle kullanırlar: Bar tutmak, arkadaş edinmek.
Bağ, hep bilindiği gibi sap, küme, horum, eski Türkçe'de üzüm kütüğü vs. anlamları da vardır: Bağ tutmak, elele bağlanarak sıra kurmak demek olur. Çağatay Türkçesi'nde "barlamak" düzeltmek, tertip tanzim etmek, zapt ü rabt altına almak demektir. Fiilin "bar" kökü tertip, nizam, dizi ve sıra demek olur: Bar tutmak, sıra kurmak, sıralanmak demektir. Asya'da "bağmak" fiili bağlamak ile anlamdaş olarak vardı. Bizde "barmak" fiili korumak anlamdaşı olarak eskiydi. Barınak ondan gelir, fakat fiili çoktan mehcurdur (unutulmuştur). Şu halde, barmak fiilinin dığdığısı bağmak idi. Bar ile bağ bunda da birdi. Barış ve bağış sözlerimiz anlamca epey uzaklaşmış bulundukları halde, asılda aynılıklarına inanıyoruz. Anlamları dığdığı çatallandırabilir, hatta inceleştirebilir. XIV. yüzyıldan bir Anadolu metninde "eş ve benzer" anlamına beğdeş imlâsı görülmüştür ki aslı "berdeş" olmalıdır.
Aydın havalisinden Germencik ilçesinin Ortaklar bucağındaki Kızılcapınar köyü eski Alevilikten müdevverdir (devredilmiştir). Parmak'a nesillerdir "barmak" diyegeldikleri halde, şimdi okuryazarları parmak demeye alıştılar. Fakat o köyün yakın sünni köylerinde "bâmak" yahut "barmak" denir. Bardağa "bâdak", var yerine "vâ" diyorlar. "Bâdakçı, tavacı vâ!" Gezgin bir satıcının o köyler arasındaki tanınmış satış nidasıdır. "Vâmak", varmak demektir. Denizli'nin Davaz bucağından köylünün şu sözü bir şakalaşma nüktesidir: "Meemet, âmut âcının dibinde bâdak vâ, bâdağın içinde bö'mez vâ, al da gel!" (Mehmet, armut ağacının dibinde bardak "testi" var, bardağın içinde pekmez var, al da gel!" Şu da o havalidendir:
Bâdakda bö'mez
Gözeli kim öpmez?
Manisa'nın köylerinde mesela yorgan ve parmağa; yogan, bâmak derler. Şu halde oralarda bar kelimesi "bâ" veya "bağ" dığdısına uğrayacaktı. Anadolu'da Bayburt havalisinden bu yana sıra oyunu anlamında ne Bar ne de bağ şekli geçerlikte veya metinlerde yoktur. Fakat, bardaş ve bağdaş ikizliği anlamdaşlıkla yer yer yaygındır. Metin taramalarında "Bar Oyunu" izine düşülmesi belki mümkün olur.
Büyü, sihir anlamıyla ilgili "bağı, bay, baymak, bağmak" gibi çoktan mehcur (unutulmuş, terkedilmiş) sözler, bizde kullanılmış olduğu ve Asya'da Şamanlıkla ilgili oyunlar bulunduğu için bu eski kelimelerin "bar" dan dığdığılığı ayrıca araştırılmaya değer. Çağatay Türkçesi'nde "bay" bağlayacak sap veya bağlı bağ, "baylamak" da onun fiili ve bağlamakla birdir. Bizde "göz bağcı"büyüleyici demekti. Büyü, Asya'daki "büyi (oyun)" kelimesini andırıyor.
Oyun anlamındaki "bar" kelimemizin pek eski yaygınlığını yer adlarımızda damgalı görmek mümkündür: Erzurum'un Tortum ilçesinde Bar köyü, Sinop'un Gerze ilçesinde Barcı Köyü, Giresun'da Barça Köyü, Diyarbakır'da Barı Köyü, Sivas'ın Suşehri ilçesinde Barüüzir Köyü vardır. Barzan (Barcı) adlı iki köy Siirt tarafındadır. Bar Köyü Van'ın Gevaş ilçesindedir. Barcı Köyü Ordu'nun Mesudiye ilçesindedir. Anadolu'da sırf çalgıcı ve oyuncu yetiştirerek geçinen köyler bulunduğu için üsttekilerin de bir zamanlar o cümleden olmuşluğu akla geliyor. Kısacası eskiden Barların sahası belli ki genişti.
Asya Şamanlığında Şaman davulunun bir adının "bar" oluşu, bu davuldaki rumuzlardan birine ve davulun sapına "bar" denilişi ayrı bir araştırma konusudur. Erzurum Barlarından biri Davul Barı'dır. Davulcu çalarak oynar.
"Bar" ile "barı" birlikte düşünülmelidir. Nasıl ki bağ ile bağı ikizdirler. Bar ile Barı en eski Türk diyaleklerinde birlikte bulunuşu ifade ederler ki sıra oyununda da bu hal esastır. Yenisey yazıtlarında "bağ" bu anlamda vardır. Nihayet, Bar sözü kendi tarihinin belirli bir merhalesinden sonra "büyi"nin yerini Doğu Anadolu'da anlamdaşlıkla tutmuş olabilir. Türkçe'liği kesindir.
Bazı doğu illerimizde toplu oyun çeşitlerinin genel adı Bar'dır.
Ağrı'dan Diyadin ilçesinin bütün köylerinde Bar, davul, zurna refakatinde yürütülen 15-20 kişilik kadınlı erkekli karma oyundur. Delikanlı ve kızlar hayat arkadaşlarını çoğu zaman bu oyunlarda seçerler.
Bingöl'den Kiğı ilçesinin Azakpert köyünde Bar veya Horan adlarıyla yapılan beş kişilik toplu bir oyun vardır, erkeklere mahsustur. Kuzeydoğudan alınmalığı adlarından bellidir; kimi Bar kimi Horan diyorlar. Aynı ilçenin Çerme köyünde görülen şu çeşitler de kuzeyden gelme olabilirler: Koçeri, Aşırma, Üç Ayak, Timur Ağa, Diz Kırma, Kip ve Bulanık. Cümlesi davul zurna, yahut saz ve tef ile 3-17 kişi kadınlı erkekli karma halde oynanırlar.
Muş'un Bulanık ilçesinde Bar 10-15 veya 20 kişilik davul zurnalı sıra oyunudur. Kadınlar erkeklerden ayrı oynarlar. Varto ilçesinde de vardır. Bir kadın, bir erkek sıralanıp 10-20 kişiyle davul zurnaya uyarak yürütürler. Aynı ilçede bir de Berite (Birite) oyunu vardır.
Kars'ın Göle ilçesinde yerin genişliğine göre 8,10 veya 15 kişi tarafından yürütülen Bar'da kadınlı erkekli karma dizi tutulur ve davul zurna ile yapılır. Sarıkamış ilçesinde de Bar, davul zurna ve türküleriyle karma olarak yürütülür. Nispeten sade figürlü çeşitleri olduğu için seçkin oyuncu aranılmayıp herkes halkaya katılabilir.
Erzurum'un Oltu ilçesinden Oltu köyünde yalnız erkeklerce Bar tutulur ve davul zurnayla oynanır. Aynı köyde Şeyh Şamil oyunu da vardır. Davul zurna veya mey eşliğiyle yürütülür, tek erkek oyunudur.
Bar'da barbaşı, onun yanında koltukaltı ve sonda pöççük yer alırlar.
Kars'ta 40 kadar Bar çeşidi tespit edilebilmiştir. Orada Halay da birkaç çeşitlik bir zümre teşkil etmektedir. Kars Yallısı, Iğdır Yallısı, Şüregel Yallısı, Çıldır Yallısı gibi yer adlarıyla isimli çeşitler yalnız Kars bölgesinde karşılaşılan bir zümredir. Yallı ve Halay tabirleri arasında uzak mâzide münasebet bulunmuş olması mümkündür. Zamanla belki bir metatez değişimi vukua gelmiştir.
Kars Barı, Kağızman Barı, Ardahan Barı, Posof Barı (Poshov), Iğdır Barı, Çıldır Barı, Bardız Barı, Ahıska Barı, Gümrü Barı hep oraların yer adlarına göre çeşitlerdir. Bu mahalli Barlar yanında Erzurum tarafından gelme malum çeşitler de Kars havalisinde davul zurnayla oynanır.
Yaşlılar Millet ve Timurağa Oyunlarının Kars ve Erzurum taraflarından Rize'ye geldiğini söyledikleri gibi, Erzurum'un bir iki oyunu da Karadeniz'den o mıntıkalara geçmişlerdir. Güney, kuzey, doğu ve batıdan karşılıklı intikal ve etkileşmeler olduğu anlaşılıyor.
Bar tabiri güneydoğudan pek içerlek bucaklara kadar yaygın değildir. Mesela Hakkari taraflarında yoktur.
Hoşbilezik, Daldalan, Tamzara ve Köroğlu barlarının sözleri de vardır.
Oyunların sıralanışında düzüm farkları olabilir. Misal olarak üç ayrı dizi tespit ettik ki üçü de makbul imiş:
1. Başbar, Dello, Sekme, Hoşbilezik.
2. Sarhoş Barı, Dikine Bar, Sekme, Hoşbilezik, Köroğlu ve Dello.
3. Aşırma, Narı, Hikâri, Hançer Barı.
Hoşbilezik
Altun yüzük hoş bilezik
Kollar nazik uy uy
Ben yarimden ayrıldım
Bana yazık uy
Daldalan
Daldalar daldalar kız ninen geldi
Kız ninen değil o, kaynanan geldi
Tamzara
Lilli lilli tamzara
Nenni balam
Tamzaranın elleri
Tombul beyaz elleri
Köroğlu
Köroğlu'nun kör piçağı
Ayvaz'ın gümüş piçağı
Yerde sürünür saçağı
Ayvaz yiğitler koçağı
Vur Ayvazım vur
Kır Ayvazım kır
Dön Ayvazım dön
Barak Halayı

BARAK HALAYI:
Barak İki Kamış Oyunu gibi bu Barak Halayı da güney oyunlarımızdandır.

Barak Oyunları

BARAK OYUNLARI:
Oyun çeşitlerinin adları şunlardır: Çobanbeyli Havası, Nahsani Havası, Sarhoş Havası, Keçeli Oyunu, Mimiy Oyunu. Bunlar ağır oyunlardır. Kaba Oyun, Arabî Oyun. Bu ikisi biraz oynak havalardır. Mısrî Oyunu, Senam Oyunu, Cezayir Oyunu. Bu üçü çok hafif ve kıvrak oyunlardır.
Şirvani Oyunu:
Süratle söylenen ve oynanan bir havadır.
Barak Halay Oyunu; Barak İki Kamış Oyunu;
El ele ve daire şeklinde yürütülen bu oyuna kadınları da katılır. Asıl Barak Oyunları bunlardır.
Demirci Oyunu:
Süratle yürütülen bir hava olup İlbaylı (İlbeyli) oyunudur.
Pekmez Oyunu:
Hafif ve hızlıdır.
Lörke Oyunu; Kereboz Oyunu:
Bu iki oyun Doğu Anadolu'daki çeşitlerin vasıflarını haiz görünüyorlar. Baraklar arasına her halde sonradan girmiş olmalıdırlar.
Barak kelimesinin Türkçe'nin totem ve efsaneler çağından olduğunu Kaşgarlı'dan (Kaşgarlı Mahmut) öğreniyoruz. Dımışkî, kendi çağında Altınordu'dan saydığı Kıpçaklı kabileler arasında Barak ve Berendi oymaklarını da o taraftan anmıştı. Barak adı, Macaristan ve Romanya'da rol oynamıştır. Macaristan'daki Türkçe kabile adları arasında aynı cümleden olarak Kürt de vardır. Kürt (çığ) oymak adı Yenisey, Göktürk yazıtlarında geçer. Bazı oymaklarını aynı ad ve köyleriyle Anadolu'da da görüyoruz. Rodos karşısındaki Teke ilinde yerleşmiş olan Teke aşiretinin anayurdu Harezm'de ve Serhas civarında kalışı gibi, Barak ve bütün Türk boylarının göçüş çağları da başka başka asır ve yollarda olmuştu. En dağınık gelenleri Abdallardır (Efdalitler).

Başbar

BAŞBAR:
Erzurum'un toplu oyunlarındandır. Barlara ilk bununla başlandığı için "Baş Bar" adını almıştır. (Baş Barı denildiği köyler de vardır.) Sayısı kırkı bulan Barların cümlesinde olduğu gibi bunda da en az üç kişi yer alır. Oyunun düzgünlüğüne halel (zarar) gelmemesi için diziye beşten fazla oyuncu alınmaması tercih ediliyorsa da, görenekte böyle bir tedbirin yeri yoktur. Yer elverişliyse ve oyuncu sayısı çoksa, halkla enikonu genişletilebilir. Barın asıl adı "Serhoşbar" olduğunu da ilave edelim.
Halay ve Horonlar gibi Barlar da bayram, düğün ve her türlü şenlikli toplantıların başlıca zevk ve neşe kaynağıdır. Hünerli tertipler olmakla beraber, ilk seyredilişte inceliklerine nüfuz edilemez. Dikkat sarfıyla seyredilmeleri gerekir.
Bara girilmezden önce:
Barda yer almak üzere alana çıkanlar yan yana dizi kurup birbirlerine serçe parmaklarıyla kilitlenirler. Bar havası o sırada vurulmaya başlamıştır. Tartımına (ritmine) ayak uydurarak birkaç adım ilerledikten sonra yine geriler ve oyuna başlayacak durumu alırlar. Oyunun ana figürleri dışında merasim kabilinden yapılan bu giriş hareketinin en eski görenekteki varlığına dair bir kayıt yoktur. Ancak, herkesi havaya ısındırmak ve bir nevi al'ka muharriki (tahrik edicisi, kışkırtıcısı) olmak bakımından fayda arz etmektedir. Muhtelif yetkili barcılarca şiddetle tensip edildiği, ayrıca da orta ve güney Anadolu'nun Halaylarıyla doğu Barları aynı duyguda müşterek kalmış göründükleri için hareket hak kazanmakta, geleneğe de uygun görünmektedir.
Başbar'ın Bölümleri:
Başbar'ı iki kısımda gözden geçirebiliriz: Birinci bölümde 3 figür vardır:
1. Olunduğu yerde yapılan ayak ve kol hareketleri,
2. Yürüyüş,
3. Geri çekiliş
İkinci bölümün 4 figürü vardır:
1. Yürüyüş,
2. Sıçrama,
3. Çökme,
4. Geri çekilme.
Yerinde yapılan figür:
Bar takımı oyuna girip de birkaç adım ilerledikten sonra gerilenip ana figürlere başlama durumunu alınca (ki bu başlantı figüründe ilerlemenin az veya genişçe olması Barbaşı'nın arzusuna göre değişebilir), oyun bir durgunluk anı geçiriyor gibi olur. Bu mühlette (belli sürede) bariz (açık) bir hareket gerçi göze çarpmaz ama dikkat edilirse "omuz hizasına" kadar kaldırılmış vaziyetteki kolların 9/8 tartımını canlandıracak bir incelikle aşağı yukarı oynatıldığı fark edilir. O aralık güzel kol hareketlerine diz kırmalarının görülür görülmez ve ayak oynatmalarının usul usul katılmış bulunduğu keza anlaşılır. Böylesine hoş bir manzara karşısında seyircilerin duygulanmaması imkânsızdır. Kol, diz ve ayak ucu oynatmalarının musikiyle uzlaşımlı kaldığı bu figürün süresi Barbaşı'nın isteğine bağlıdır.
Yürüyüşler:
Bir aralık Barbaşı yanındaki Koltuk'un (yani ikinci oyuncunun) parmağını sıkarak yürüyüşe geçileceğini ihsas eder (anlatır, sezdirir). Bu haber derhal Poççik'e yani son oyuncuya kadar aynı parmak sıkışlarla elden ele ulaşarak yerinde yapılan figürün hareketleri keskinleşmeye, ayrıca da oyun açılmaya başlar. Barbaşı'nın yürüyüş işaretini hemen takip eden ölçünün ilk sekizliğinde sol ayağın ökçesi kaldırılırken, sol diz hafifçe ileri verilir. İkincide sol diz geri alınırken sol ökçe de yere basmış bulunur. O anda sol ayak ucunun hafifçe yukarı kaldırıldığı görülür. Üçte, sağ ökçe kalkıp, sağ diz ileri verilir, dörtte geri alınır. Bu sefer de sağ ayak ucunun biraz yukarı kalktığı görülür. Beşte, gene sol ökçe kalkarken, sol diz ileri verilip, sağ ayağın ucu da biraz kaldırılır. Altıda, sol diz geri alınır ve sol ökçe basılırken sol ayak ucu da yukarı oynatılmış bulunur. Yedide ayak ucu yere güç dokunabilecek kadar sağ ökçe yukarı kalkar, sağ diz de pek tabiî olarak keskince bir kırma yapar. Sol ayağın pençesi bu sefer yukarı kaldırılmaz, yani biraz sağa bükülür. Sekiz ve dokuzuncular da böylece adıma 'made (hazır) bir vaziyette geçer. Aynı sırada kollar az yukarı kaldırılır.
Öbür ölçünün ilk sekizlik süresinde adıma hazır sağ ayak küçük bir adım ileri atılır. İkide, sol ayak pençesinden kuvvet alınarak sağ üzerinde belirsizce ve ayak değiştirme tarzında bir irkinti yapılır. Üçte, sol üzerinde bir irkinti tekrarlanır. Dörtte, gövde sağa bindirilerek sol ökçe - ayak ucu yerden kesilmeksizin - kaldırılıp adıma hazırlanır.
Beşinci sekizlikte sol ayak küçük bir adım ileri atılır. Altıda, sağ ayak pençesinden kuvvet alınarak sol üzerinde - yine belli belirsiz ayak değiştirme tarzında- bir irkinti yapılır. Yedide sağ ayak ökçesi yerden kesilip adıma hazırlanılır. Sekiz, bu vaziyette geçer. Dokuzda, sağ ayak bir adım daha ileri atılır ve sonra diğer ölçünün ilk sekizlik süresinde hafif içe vurulmak suretiyle pençe üzerine konulur. İkincide, sol ökçe kaldırılır, her iki ayak pençe üzerine gelmiş bulunur. Üçte, bütün takım sola döner, dörtte ise sol ayaklar bir adım ileri atılır. Beşte, hafifçe yere vurulur. Altıda, sol diz kırılıp sağ ayak yerden kesilerek sol üzerinde hoş bir yaylanma yapılır. Yedide, sağ ayak tekrar yere getirilirken gövde arkaya doğru çekilir. Oyun dizisinin annacı yarım sol dönmüştür.
Geri çekilişler:
Sekizincide sol ayak yerden kesilir. Dokuzda, sağın yanına çekilip gelen ölçünün ilk sekizliğinde sağın yanına konur. İkincide, sağ ayak pençesinden kuvvet alınarak sol üzerinde hoş bir ayak değiştirme yapılır. Üçte, sağ ayak yerden kesilir, dörtte küçük bir adım geriye çekilir. Beşte, sağ pençe üstüne basılırken gövde geri alınır. Altıda, sağ geride ve sol ilerde olduğu halde, ayak değiştirme tarzında bir irkinti olur. Yedide, sol ayak yerden kesilir. Sekizde, sağ diz hafifçe kırılır. Dokuzda da sol, sağın yanına çekilip sonraki ölçünün ilk sekizliğinde pençe üstüne konur.
Sıçrama ve çökmeler, geri geliş:
Geri çekilişte son vaziyet; sol ayak pençe üstünde olup sol ökçe kaldırılmıştır. 9/8'lik ölçünün ilk sekizliğinde yapılan bu hareketle "Yürüyüşe geçiş" figürü tekrar başlamış oluyor demektir. Yukarda işaret edilen "yürüyüşe hazırlık figürü" bir daha tekrarlanır.
Bundan sonraki ölçünün ilk sekizliğinde sağ ayak küçük bir adım ileri atılır. İkide, sol ayak pençesinden kuvvet alınarak hafifçe ayak değiştirmek tarzında hoş bir irkinti yapılır. Üçte, sol üzerinde bu irkinti tekrarlanır. Dörtte, sol ökçe kaldırılır, adıma hazırlanılır. Beşte, sol ayak küçük bir adım ileri atılır. Altıda, yere konur. Yedi ve sekizde sol ayak üzerinde iki defa sıçranır. Aynı zamanda sağ ayak da ileri fırlatılır. Dokuzda bu şekilde durulur. (Bu sıçramaların üç defa yapıldığı da olur).
Geçen ölçünün ilk iki sekizliğinde sağ ayak derhal geri alınıp sol ileri fırlatılır. Üçüncüde, sağ üzerinde iki defa sıçranır. Dörtte, sağ diz kırılarak çökme durumuna geçilir. Beşte tam çökük vaziyette bulunulurken sol ayak sağın yanına getirilip yere vurulur. Altıncı sekizlik bu vaziyette geçer.
Yedide sıçranılarak ayağa kalkılır, aynı zamanda da sol ayak ileri fırlatılır. Sekiz ve dokuzda sağ üzerinde iki defa sıçranılır. Diğer ölçünün ilk sekizliğinde sol ayak sağın yanına alınarak yere vurulur ve gövde ağırlığı bunun üstündeyken 3 ve 4. Sekizliklerde sağ ayak sola doğru fırlatılır.
Beşte, gene sağ ayak durdurulmaksızın sağa ileri bir hareketle (yani bir kavis çizercesine) geri getirilir. Altıda, her iki diz kırılmak suretiyle bir çökme yapılır. Yedide, tekrar sıçranıp ayağa kalkılır. Sekiz ve dokuzda sağa "soldan sağa" fırlatılarak sol ayağın ucu hizasına getirilir ve bunu takip eden ölçünün ilk iki sekizliğinde sağ pençe üzerine basılır. Üçte, sol ayak adıma hazır vaziyette yerden kesilir. Dörtte, sağ ayak ucu hizasında yere basacak vaziyette ileri atılır. Beşte, yere vurulur. Altı böyle geçer. Yedide, her iki diz kırılıp tekrar bir çökme yapılır. Sağ üzerinde yapılan bu çökmede sekiz ve dokuz devam eder. Bundan sonraki ölçünün ilk iki sekizliğinde sıçranılır; ayağa kalkılırken yarım sola dönülür. (Bu sola dönüşte oyunun annacı daima değişmektedir.) Üç ve dörtte sağ ayak ileri fırlatılır. Beşte yere basılır. Altıda sol ayak arkaya tartımlı bir fırlatma yaparken sağ diz de kırılarak hoş bir yaylanma yapılır. Son üç sekizlikte sol ayak sağın yanına çekilerek yarım sağa dönülür.
Ölçü değişince ilk sekizlikte sol ayak yere vurulur. İkincide, gövde ağırlığı bunun üstüne bindirilip belli belirsiz bir ayak değiştirme yapılır. Üçte sağ ayak yerden kesilir, geri çekilir ve dörtte yarım adım geriye basılır. Beş ve altıda sağ ayaktan kuvvet alınarak sol üzerinde ayak değiştirme tarzında ahenktâr bir irkinti yapılır. Yedinci sekizlikte sol ayak yerden kesilir, sekizincide geri çekilir, dokuzda tam sağın yanına gelir. Ölçünün ilk sekizliğinde de pençe üzerine konulup böylelikle yürüyüş vaziyetine geçilinmiş olur. Bütün hareketlerde bir mekik intizamı görülür.
Başbar, çok kere üçüncü çökmeden sonra tamamlanmış sayılır. Burada Barbaşı'nın işareti de şarttır. Eğer oyun devam edecekse, Barbaşı davulcuya bakmadan takımı yürütür. Devam edilmeyecekse elindeki çevreyi davulcudan yana kaldırmak suretiyle havayı değiştirmesini belirtir. Hem Barbaşı'nda hem de Poççik'te çevre vardır. Çoğu zaman pembe veya beyaz olan bu çevreler sırma yahut ipek işlemelidir.

Bayburt Dağları

BAYBURT DAĞLARI:
Bu oyun Sivas'ın kadın ve erkek halaylarındandır. Başıbüyük ve Beypınarı ile oralara mücavir köylerde oynanan Bayburt Halayı veya Bayburt Dağları, halaycıların elele gelip hilâl şeklinde bir dizi kurmalarıyla başlar. Diğer Sivas ve başka yerler halaylarında olduğu gibi bunda da Başçeken'in elinde bir mendil bulunması adettir. Bayburt Havası'nda ölçü 10/16'lıktır. Tartım, fasıl musikisinin "curcuna"sına uygundur. Ayak hareketlerinin daima sekizlik ve düz zamanlarda yapılması, nefis inhinâlarla (eğrilme, bükülme) icra edilen tartımlı diz kırışlarının ise üç onaltılık aksak zamanlara tamamiyle uyarlanmış bulunması bu oyuna dikkati çeken bir incelik kazandırmıştır.

Bayburt Dağları'nın tek figürü:
10/16'lık ölçünün ilk sekizlik zamanında yarım sağa dönülerek sağ ayak kısa bir adım ileri atılır. "Üç onaltılık" ikincide vücut sağ ayağa bindirilirken sağ diz tartımlı bir kırma yapar. Aynı zamanda sol ayak da hafif bir diz kırmasıyla yerden kesilip adıma hazırlanır. Gelen sekizlikte sol ayak bir adım ileri atılır ve üç onaltılıkta sol diz tartımlı bir kırma yaparken, sağ ayak da hafif bir diz kırmasıyla yerden kesilip adıma hazır olur. Sonraki ölçünün ilk sekizlik zamanında yine sağ ayak bir adım ileri atılır, üç onaltılıkta tekrar sağ diz tartımlı bir kırma yapar ve aynı anda sol ayak adıma hazırlanır. Sekizlikte sol ayak sağın yanına getirilip ökçe üzerinde yere konur. (Bunu çeşit çeşit yaparlar. Bazıları sol ayağı ökçe üzerine koymayıp tamamen yere basarlar. Kimi oyuncular da sol ayak ucunu sağ ayak istikametinde yere değdirerek üzerine basmazlar.) İkinci ölçünün son üç onaltılığında yine sağ diz kırılırken, sol ayak da hafifçe yerden kaldırılır. Üçüncü ölçünün ilk sekizlik zamanında sol ayak kısa bir adım sola geri atılır. Oyuncular da yarım sola dönmüş bulunurlar. Üç onaltılıkta sol diz kırılırken sağ ayak yerden kaldırılıp, takip eden sekizlikte solun yanına getirilerek ökçe üstüne konur. (Tamamen yere basılması, yahut pençe üstüne hafifçe dokundurulması kez' caizdir.) Üçüncü ölçünün son üç onaltılığında gene sol diz tartımlı bir kırma yapar. Bundan sonra gelen ölçünün ilk sekizlik zamanında yarım sağa dönülerek sağ ayak kısa bir adım ileri atılır.
El bırakma:
Oyun tarif edilegeldiği üzere bir müddet devam ettikten sonra, eller bırakılır. Bu el ayrılımından sonraki ayak hareketleri hiç değişmez. Kol hareketleri Düz Halay'daki gibidir. El çırpmalar, sağ ayak solun yanına getirildiği yerde yapılır. (Bazı köylülerimiz ilk defa el çırptıktan sonra yarım sağa dönerek sağ ayağı bir adım ileri atacağı yerde böyle yapmayıp hafifçe geri aldıkları ve solu onun yanına vurduktan sonra tekrar sola geri almak, sağı da onun yanına getirerek bir daha el çırpmak suretiyle yaptıkları görülmüştür. Şu halde yürüyüşten sonraki figür iki defa yapılmış, iki defa da el çırpılmış oluyor demektir).
Bayburt Halayı'nda Hoplatma, Tezleme, Sıçratma nevilerinden her hangi birisine rastlanılmamıştır. Türküsünde nakarat yerine geçen "Şen ol Bayburt, şen ol sende nem kaldı?" mısrasına bakılırsa bu oyunun bir ayrılık acısı üzerine tertiplendiğine ihtimal verilebilir.

Bayburt Halayı, çoğu zaman davul zurnayla değil, türküsü çağrılarak oynanır. Türkünün söyleniş tarzı ayrıca dikkati çekse yeridir. Halay takımı 6 kişilikse bunlardan üçü türkünün bir mısrasını söyler, diğer üçü onu aynen tekrar ederler. Böylelikle söz buhranı katiyen hissedilmeksizin oyunun uzun uzadıya devamı mümkün olur.
Bayburt Oyunu

BAYBURT OYUNU:
Sivas'tan Hafik ilçesinin İpsile köyü ve dolayında yalnız erkeklerce yürütülen adeta biricik sıra oyunu budur. Davul zurnayla halka kurulup oynanır. Ayrıca ikinci bir halka da yerdekilerin omuzlarında ayakta sıra olurlar. Böylece alt katta 5, üst katta 5 erkek birlikte oynarlar. Şarktan gelmeliği adından bellidir. Fakat hangi tarihte buralara getirildiği bilinmiyor (Sivas ilindeki göçmen halkça getirildiği açıktır.)
Bebek Oyunu

BEBEK OYUNU:
1. Yozgat'a aittir.
2. Kars'ın da tek kadınlık bu isimde sevilen bir oyunu vardır.
3. "Bebek Sevme" türkülerini yedi kısımda incelemeye lüzum gören bir öğretmenimiz, çocuğun bebeklikten çıkması çağına kadarki merhalelerini ele almış ve bu incelemeyi Kars bölgesindeki duruma göre yürütmüştür:
A. Ninni veya Halay (Bebeğin uyutuluşunda),
B. Dandan veya Dandini; bebeği elde oynatırken veya atıp tutarken söylenenler. Kars'tan verdiği bebek sevme türkücüklerinden biri şudur:
Atim tutim ben seni
Şekere katim ben seni
Havıya bulut gelende
Ağzıma atim ben seni
Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da Lalay, nenni demektir. Çocuk sevme edaları arasında oyun ve oynatma unsurları da türküler nispetinde vardır.
Bejini

BEJİNİ:
"Bejni" de derler. Bey kelimesinin ora halkınca söylenişidir. Ağrı ilinin Doğu Beyazıt ilçesi bahis mevzuudur. Oraya mahsus olan bu oyun kadınlı erkekli karma halde ve elele tutuşarak sünnet ve evlenme düğünlerinde 5 - 100 kişi tarafından yürütülür, yerin müsaadesine göre halka küçük veya büyük tutulur. Lorke oyunu da aynı cümledendir. Tek kişi bile oynayabilir. Davul zurna yoksa tulum veya kaval oyuna eşlik eder.

Belita

BELİTA:
Siirt ilinin Sasun (Sason) ilçesinde ister tek kişi tarafından, isten toplu olarak yürütülen bu oyunu davul zurna refakat eder. Belita raksına "Belitaya" veya "Belitaî" dedikleri de odur. "Beleti, Belite" diyen köyler de vardır. İsmin vilayet dışında daha da değiştiği yerler vardır.
Belita'nın toplu oynanışında oyuncu sayısı muayyen değildir. Halka kalabalık olabilir. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı sıralanırlar. Karma halde yürütüldüğü de olur. Asıl erkek oyunudur. Daha ziyade düğünlerde beş on kişi kol kola girip oynarlar. Kadınlı erkekli Belita, tarikat görmüş ve diyalek konuşan köylerde vardır. Siirt ilçelerindeki öbür oymak oyunları şunlardır: Garzanî, Şeyhanî, Miranî, Roşkaî, Pervarî ilçesinde Hozanî, Süvik.
Ben Bir Kavak Olaydım

BEN BİR KAVAK OLAYDIM:
Erzurum'un aslında kadınlarca yürütülen oyunlarındandır.

Benge

BENGE:
Denizli'nin Manastır köyünde halen rağbetteki iki oyun çeşidinden biridir. Benge oyununu 15 kadar erkek toplu olarak ve davul zurna yahut saz refakatiyle yürütürler. (Köşdere adındaki ikinci oyun tek kişiliktir).
"Benge" oyun adıyla aşağıdaki Bengi, Benk ve hatta Menge, Mengi gibi muhtelif oyun tertiplerinden belirli bir zümrenin bahsine girmiş oluyoruz. Bütün bu isimler aynı bir kelimenin semt semt çeşitlenmiş söylenişleri olduğu gibi, farklıca görünüşteki oyunları da asılda mutlak surette birdi. Ege bölgemizin haldeki hemen biricik sıra oyunu hatırası bu zümreden ibarettir.
Bengi kelimesinin başka anlamda olanları Türkçe'de vardır. Fakat, her hangi bir mecaz tasavvuruyla da bunların oyun bengisiyle bir tutulmalarına imkân yoktur. Sonra da, tarikatlı ilgili menşe arz eden oyun şeklinin adı Menge'dir. En eski bir söylenişi bu olsa gerektir: İlk ağızda manga adımı, manga yürüyüşü, manga halkası gibi tabirleri hatırlatır. Kaşgarlı Mahmud'un divanındaki bir " manğığ" sözü adım ve yürüyüş demektir. Çağatay diyaleğinde "mangmak", sallana sallana yürümek demektir. Uygurca'da Mengi hatta Mingi sıfattır; yüksek, semavî demektir. Yine Uygurca'da "mengmek, mengü ve mengi" keza vardır. Macarca'da bile "menni" gitmek anlamıyla vardır. Mengi Zeybeği de, kelimenin tam manasıyla bir yürüyüş oyunudur. Şu halde etimolojisini aynı kelimelerde aramak hiç de yanlış sayılmayacak demektir.

Bengi

BENGİ:
Balıkesir'in bazı köylerinde vardır. Meselâ, Manyas ilçesinin Bölceağaç köyünde Bengi veya Cember (çenber) adı verilir. 5-20 erkek tarafından hususiyle (özellikle) gelin arabadan inmezden önce oynanır. Çanakkale'den Gelibolu ilçesinin Yeni köyünde 10-20 erkeğin topluca ve davul zurna refakatiyle yürüttükleri iki oyundan biri Bengi, diğeri Zeybek'tir.
Bergama bölgesinde Bengi oyununa Alay Havası da derler. Buna bakılınca Bengi'nin Halaylardan bir batı enmuzeci (tipi, örneği) sayılması yanlış olmayacaktır.
Bengi, en az on kişiyle oynanır, 50,100,1000 kişi oyun birliğinde yer alabilir. Oyunun ayrı bir havası da vardır. Bergama dolayının başlıca oyunudur.
Bengi'nin kendine mahsus bir çıkış havası vardır. Asıl havadan ayrı olup gezinti mahiyetindedir.
Davul zurna sayısı ahenk yerinin genişliğine ve oyuncuların çokluğuna göre değişir. Çalgı oyunculara yakın bir yerde vurulduğu gibi, bazı yerlerde de davulcular oyun halkasının içinde ve zurnacılar halka dışında çalarlar. Böylelikle oyuna başka bir insicam (uygunluk, tutarlılık) sağlanmış olur.
Bengi, bir Efebaşı'nın idaresinde hareket eder. Her figür onun komutasıyla yürütülür. Düzen ve birlik böyle temin olunur. Bengi'de 5 figür vardır. Figür aralarındaki hareketler ise oyunun manasını besler.
Efebaşı'nın oyuna kalkmasıyla Bengi başlar. Bu sırada çalgılar çıkış havasını vurur. Efenin arkasından kızanlar, birer ikişer metre arayla ayrı ayrı oyuna yönelirler. Efe, ağır ağır yürür. Onlarda peşini takiple halka kurar ve gezinirler. Oyuna katılacaklar tamamlanınca efe "Dohh....!" diye haykırır ve halka durur. Dik ve sert nazarlarla bakışarak halkadakileri gözden geçirirler. Karşılıklı emniyet hasıl olursa yüzlerde hafif bir yumuşama belirir. O sırada asıl Bengi havası çalmaya başlar. Efenin haykırışıyla ağır ağır yürünür. "Havayı alma" sırası, yani figürlere girme anı gelince, ilk figür yine efenin haykırmasıyla başlar. Efebaşı önde olmak üzere halkalanıp dururlar. Sol ayakları önde, sağ ayakları arkadadır ve figür girer.
I.Yürüyüş:
Sol ayak bir karış kadar yerinden kalkar ve yerine basar (bir), sağ ayak yine öyle kalkar ve basar (iki), sol ayak kez' kalkar ve basar (üç). Bu üç hareket hep birlikte yapılır. Buna "üçler"denilir.
Üçlerden sonra oyuna devam edilerek "beşler" yapılır. Yürüyüşte sağ ayak ileri bir adım (bir), sol ayak ileri bir adım (iki), sağ ayak ileri bir adım (üç), sol ayak ileri bir adım (dört), sağ ayak ileri bir adım (beş) olur. (Bu iki figür kollar aşağıda hafif hafif sallanarak yapılır ve iki defa daha üçler ve beşler halinde tekrarlanabilirler.
II. Kollu Yürüyüş:
Aynen birinci figür gibidir. Yalnız üçten sonra kollar ağır ağır kaldırılıp beş yapılır ve oynanmış olur. (Bu da istenilirse bir iki defa tekrarlanabilir).
III. Çelme ve Sola Dönme:
Halkada bu sefer yüzler içtedir; karşı karşıyadır. Önce kollar aşağıda, üç yapılır. Sonra ağır ağır kollar kalkarken sağ ayaklar sol diz üstüne çelme vurulur (bir), sağ ayak geriye sallanır (iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağı sağın kıyısına vurur (dört) ve bir karış açıklıkla sola basar (beş). Kollar iner. Arkaya üç yapılır. Yani, sol ayak geriye bir adım (bir), sağ ayak geriye bir adım (iki), sol ayak ileri bir adım (üç), kollar kalkar. Sağ ayak sol ayağın diz tarafına çelme vurur (bir), önden geriye sallanır (iki), sağ ayak ilerden bir adım yere basar (üç), sol ayak sağ ayağın kıyısına vurur (dört) ve yarım sola dönülüp yere basar (beş). Bu dönüş sağ ayağın üstünde sol ayak sola atılmak suretiyle yarım sola dönmekle olur. Bundan sonra oyun sola dönmüş olur.
IV. Sola Yürüyüş:
Dönüşten sonra, sağ ayak bir adım ileri (bir), sol ayak bir adım ileri (iki), sağ ayak bir adım ileri (üç), sol ayak bir adım ileri (dört) ve sağ ayak bir adım ileri (beş). Kollar ağır ağır iner, üç yapılır.
Kollar kaldırılır. Sağ ayak solun diz kapağına kadar kaldırıldıktan sonra açılır (bir), sol ayak üstünde sağ ayağın hızıyla yarım sağa dönülür (iki), sağ ayak bir adım ileri yere basar (üç), sol ayak sağın kıyısına vurur (dört), ve yarım adım sol açıkta yere basar (beş). Bu vaziyet, oyunu tekrar eski vaziyetine, yani sağdan yürüyüşe getirir. Üçler yapılır, ikinci figürdeki yürüyüş, yani üçler ve beşler yapılır.
V. Çelme ve Sağa Dönme:
Halkalanışta karşı karşıya gelinir, yine üç yapılır. Kollar ağır ağır yükselirken sağ ayak yukarı kalkar (bir), bir adım ileri basar (iki) sağ diz dik, sol diz üstünde yere çöker (üç), ayağa kalkıp sol ayak üstünde durulur (dört), sağ ayak geriden yere basar (beş).
Kollar aşağıda olarak üç yapılır. Kollar kalkar. Sağ ayak diz üstüne çelme (bir), sağ ayak geri sallanır (iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağın kıyısına vurur (dört), sol ayak havada sallanıp ayak üzerinde soldan geri döner ve sol ayak yere basar (beş). Sonra, sol ayak ileri kalkık (bir), bir adım ileri basar (iki), sağ diz dik, sol diz üstüne çöker (üç), ayağa kalkar ve sol ayak üzerinde durulur (dört), sağ ayak geriye basar (beş), rahat vaziyette sağ kol yukarıda ve sol kol düşük selamlaşarak oyun biter.
Bengi Oyununda Manalı Hareketler:
Bengi oyunu büyük bir topluluk esasına göre düzenlidir. Bergama bölgesinde her toplantı, her düğün Bengi ile başlar, Bengi ile biter. Oyun ağırdır. Efenin bütün çalımı, bütün manası üzerindedir. Birliğin 'hengini yaşatması şahsına değer iz'fe ettirir (katar, ekler). Figürlerin arasına giren hareketlerin manasına gelince; oyuna hususi bir hal kazandıran bu hareketler evvelce sık sık yapıldığı halde artık unutulmuş gibidir.
Bengi'nin ilk figürü bitince halka halinde durulur. Efe "doh" diye haykırır. Oyuncular oldukları yerde bir defa sıçrayıp ayakta dururlar (Bu, üç yerindedir). Efe haykırır, sağ kollar kaldırılır (bir), havada üç defa parmaklar şaklatılır (dört), efe yine seslenir, kollar indirilir (beş).
Üç beş adım yürünür, efenin sesi tekrar duyulur (bir), sol kollar kalkar, yine üç defa parmaklar havada şaklatılır (dört), indirilir (beş).
Oyunun ikinci figürü oynanır. Halka halinde durulur. Efe "Hayaaa!" diye haykırır, oyuncular oldukları yerde bir defa sıçrarlar ve ayakta dururlar.
Efe seslenir, sağ el ile sol omuza hafifçe vurulur. Komuta ile kollar iner, sonra tekrar haykırınca soldan yana yarım dönülür ve sol el ile sağ omuza yine üç defa usulca vurulur, efenin haykırmasıyla indirilir.
Oyunun üçüncü figürü oynanır. Halka halinde durulur, efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçranıp durulur.
Efe "Haydaa!" diye haykırmakla, kollar karşıya uzatılır. Biri çağırılıyormuş gibi parmakla üç defa işaret yapar. Efenin sesiyle kollar iner, üç sayı kadar durulur. Yine komuta üzerine sağ el sol omuza hafifçe üç defa vurur ve haykırınca indirilir.
Oyunun dördüncü figürü yapılmıştır. Halka halinde durulur. Efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçrarlar. Efe "dohh" diye haykırır, sağ elle bıyık bükülür. Efenin sesiyle el iner. Sonra yine haykırır, yarım cepheyle dönülür. Tekrar haykırır, sol elle bıyık bükülür. Haykırır, el iner ve üç sayı kadar durulur. Yine efenin sesi yükselir. Sağ elle sol omuza üç defa usulca vurulur, efenin sesiyle kollar iner.
Oyunun beşinci figürü yapılmıştır. Oyun ağır temposu içinde biter. Oyuncular vakur, düşünceli fakat ümitlidir. Oyun başlarken sert bakışan gözler, orada düşman bulunmadığını görmüşler ve göz göze selamlaşmışlardır. Delikanlılar Leyl''sına yalvarmışlar, bir omzu yorulursa öbür omzu göstermişler, kol uzatarak onu sessizce çağırmışlardır. Sonra da erkeklik gururu onlara bıyık büktürmüştür. O sırada Leyl''ya kavuşmak umudu belirdiğinden sevinç içinde oyuna son vermişlerdir.
Bengi'nin manalı hareketleri, Bengi havasına uygun üç beş ölçüsüne göre ancak bu kadarlık bir uyarlıkla bulunabilmiştir. Ne yazık ki, bütün bu ara hareketleri çoktan terkedilmiş bulunuyorlar.
Bu Bengi'de oyuncular aksak bir tartım takibiyle daire çizerek yürürler. Sükûnetiyle azamet telkin eden bu yürüyüş, oyunu seyredenler üzerine heyecan yaratır, çünkü yürüyüşün sonunda ne olacağı belli değildir. Birden, daire küçülür, kükrer gibi sayhalarla (haykırma, n'ra) oyuncular muhayyel (hayali) bir mahluka (yaratığa) saldırıyormuş gibi dairenin ortasına atılırlar. Bu, aynen bir savaş sahnesinin ön tasviridir. Bu oyun seyirciye Kartal Halayı'nı hatırlatır. O halayda, avını gözetleyerek bekleyen avcı ile onun üzerine saldıran kartal taklit edilir. Bu da iptid'î (ilkel) insanın kartal çeviklik ve gücünü edinmeye uğraşmasıdır. Kuvvetini elde edebilmek için hayvanın kanını içmek ihtirasının başka bir şeklidir.
Balıkesir'de Bengi adında bir Zeybek oyunu vardır. Tek sıra ve karşılıklı oynandığı zamanda değişik figürlerin bazı kısmında, bilhassa (tartımı 9/8'lik aksak olduğuna göre) ölçünün son üç sekizliğinde, sağ ayak ahenkli surette sabit durarak "Bengi!" diye haykırışırlar. Neden haykırıldığına gelince, bunu hiç kimse her hangi bir sebebe affedemiyor (bağlayamıyor). Figürleri, Güvende Zeybeği'nin hareketlerine yakındır. Aradaki fark, Güvende'nin ağır olmasıdır. Bengi'nin heybetli ve gururlu bir çabukluğu vardır.
Kozan (İzmir)'da Bengi gerekirse yüz kişiyle aynı tempoda yürütülen neşeli bir oyundur.

Bengi Alay

BENGİ ALAY:
Çanakkale ilinden Ayvalık ilçesinin Kıranburgaz köyünde 50 kadar erkek tarafından davul zurna refakatiyle yürütülen oyundur. Batı Anadolu ucunda Halay çeşitlerinden bir hatıra gibi kaldığı adından bellidir. Bengi'nin bir halay çeşidi olduğu anlaşılmaktadır. Alay eki, şüphesiz surette Halay kelimesidir.
Bengi Zeybeği Havası

BENGİ ZEYBEĞİ HAVASI:
Batı Anadolu'nun Zeybek oyunlarına has tartımla, ayrıca da dramatik ifadeyi haiz bir ezgidir. Zaferle neticelenen bir savaştan sonra onu kazandıran meçhul (bilinmeyen) ve ilâhi kudrete karşı duyulmuş şükran borcunu ödemek istercesine heybet ve ubûdiyeti (kulluğu) hareket ve seslerinde kaynaştırabilmiş görünür. İki kısmı şöyle özetlenebilir:
1. Başlangıç: Tamamiyle usulsüz fakat makamına bağlı bir serbestlikle çalındığı müddetçe, oyunda kaç kişi yer alacaksa cümlesi kendilerine mahsus tavırlarla birer ikişer ve ağır ağır meydana yönelip dairenin çevresi içindeki yerlerine geçerek hallerine bir çeki düzen veriyor görünürler. Yürüyüş tarz ve hareketleri gayet itinalıdır. Ciddi bir işe koyulacakları intibaı seyircilerde uyanır. Havanın seyrinde de aynı kahramanca ağırbaşlılık vardır. Halkaya katılacakların tamamlandığı anlaşılınca baş oyuncunun bir işaretiyle çalgı takımı usullü kısma gayet ustalıkla geçer.
2. Tartımlı kısma ölçünün mutlaka aksak yerinden, yani dokuzun son üçlü vuruşundan girilir ve şu sırayla yürütülür:
a. Aksaktan sonraki ilk ölçüde oyuncular vaziyetçe tetikleşerek, bu ilk ölçünün son aksak zamanında hep birden ilk figüre başlarlar.
b. Üç ve dördüncü ölçülerde ikinci figür yer alır.
c. Beş ve altıda üçüncü figür yapılır. Oyun ve havasının devamı müddetince diğer figürler de her iki ölçüde bir gösterilirler.
Ezgi gayet tutumlu ve ağırbaşlı icra edilecek, aksanlı yerleri temkinin ifadesi dairesinde dengi dengine çalınacaktır.
Oyunun devamı idare edenin arzusuna bağlıdır. Devam edecekse, usullü kısım ona göre tekrarlarıyla uzatılır. Arada idarecinin bir işaretiyle usulsüz kısma yeniden geçilebilir. O taktirde, oyuncular burasını oldukları yerde dinler ve dolayısıyla bir nebze (az) dinlenirler. Sonra yeniden kendilerine çeki düzen verip harekete hazır dururlar. İşaret verilince oyuna koyulurlar. Tartım, oyunun hareketini manalandırdığı için davulcularca ona göre kollanır. Oyun boyunca halkadaki her hangi bir oyuncu aklına estiği anda sıradan ayrılamaz. Çünkü bu bir hakaret sayılır. Birlikte başlar, birlikte bitirirler. Oyunun erkânının şerefi bunu muciptir (gerektirir).
Çok eski zamanlarda, yani iki taraf karşılıklı saf kurup savaş nizamında duruştukları vadede (sürede, sırada) pehlivanları teker teker er meydanına sürerlerdi. Tarafeyn (iki taraf) pehlivanlarından her muzaffer (galip) fert uçurduğu kelleyi kendi safından tarafa fırlatırdı. Yenilen taraf pes deyince mağlup tarafın kelleleri bir yanda kümelenerek yığının çevresinde Bengi Zeybeği yürütülürdü. Böylece hem zaferin şükran duygusu hem de durumun kutlanışı birlikte ifade olunurdu. Ölülere saygısızlık havasından da ağırbaşlılıkla uzak kalınırdı. Rivayetler bu merkezdedir.

Benk

BENK:
Bengi adının bazı semtlerdeki söylenişidir. Afyonkarahisar ilinden Sandıklı ilçesinin Çalça köyünde toplu olarak yalnız erkeklerin (mesela 10 kişi) düğünlerde davul zurnayla yürüttükleri oyundur.
Kütahya merkezinde yarı sportif mahiyette olarak sırf kadınlara mahsus bir "Benk Oyunu" vardır. Düğünlerde toplu veya tek kişi tarafından yürütülür.
Manisa'nın Demirci ilçesinde Benk, 6-8 kişi tarafından oynanır. Kadın ve erkek ayrı ayrı kendi meclislerinde veya karma halde yürütülür. Manisa'nın Gördes ilçesinden Salur köyünde tek veya dörder erkekçe Benk oynanır. Buna karşılık yine o dolaydan yakın başka bir köyde Bengi 10-100 erkekçe yürütülür. Bu fark, Benk ile Bengi'nin ayrı ayrı oyunlar mı oldukları kuruntusuna yol açabilecek mahiyettedir.
Bergama'dan Salihli ilçesinin Dombaylı köyünde isim "menge" telâffuz olunarak 12-15 kişi tarafından davul zurna refakatiyle oyunu yürütülür
Berete

BERETE:
Bitlis'in sıra oyunlarındandır. Açık halka halinde sıralanıp oynanır.
Berete sözü Kürtçe zannıyla vardır. Bitlis'ten Kürtçe konuşan köylerde toplu oyunlara umumiyetle verilen isimdir. Berete adında ayrı bir oyun olmadığı Bitlis'ten bilhassa tahkik edilmiştir. "Berete oynayalım" denildiği zaman orada "birlikte oynayalım" denilmek istenilir. Berete sözünün "bir öte"den galat (bozma) olduğunu bilmediklerinden, kelimenin Kürtçe olduğunu zannetmektedirler. Bu cihet muhakkaktır. Türkçe nice sözlerin o havalide bu derecelerde bozulduğuna dair misaller çoktur. Bejni, bey demektir. Bijang, bıçak kelimesinin ayrı söylenişidir vs.

Bergama Zeybeği

BERGAMA ZEYBEĞİ:
Bergama ve dolayında Aydın gibi irtibatlı merkezlerde geçen Zeybek oyunlarından, ayrıca da Köroğlu, Bıçak Oyunları gibi çeşitlerden başka bir de mahallin Bergama Zeybeği ve havası vardır. Bergama Bengisi oyun havası bundan ayrıdır.

Beri Basu

BERİ BASU:
Mardin dolayının oyun havalarındandır.

Bermende Zeybeği

BERMENDE ZEYBEĞİ:
Konya'dan Akşehir ilçesinin Bermende köyü, oyunu zengin köylerdendir. Aydın Zeybeği, Harmandalı, Konyalı, Sallama oyunlarından başka bilhassa kendi Bermende Zeybeği ilçe dışında da hayli yaygındır. Bunlar davul zurnayla 1-4 kişi tarafından oynanabiliyorlar. Kadın erkek birlikte oynamazlar. Kadınlar, türküyle kaşık oyununa veya kaşıksız oyuna kendi meclislerinde kalkarlar.

Berzini Oyunu

BERZİNİ OYUNU:
Sol ayak hafifçe iki kere vurur. Sağ ayak münferiç (ayrılan, açılan) z'viye (açı) halinde kıvrılıp az ileri basar ve sıkıca bir daha basıldıktan sonra sol ayağın yanına gelir. Aynı hafiflikte bir iki kere tekrarlandıktan sonra, hareket tamamlanır. Oyun bu tekerrürle (tekrarlama) sürer.
Figürce biraz yeknesaktır (hep aynı şekilde, monoton). Havasının Kürt diyaleğinde sözleri de vardır. Güneydoğu illerimizin bazı dağlık köylerinde de oynanır.

Beş Açılan

BEŞ AÇILAN:
Kars havalisi oyunlarındandır. Tabanca ile oynanır. Oyunlara eşlik eden küçük davula veya tefe oralarda "kaval" derler. Davulcunun kasnak genişliği de, yüz kutru da 30 veya 32 santimdir.

Beş Ayak

BEŞ AYAK:
Malatya'nın sözlü oyun havalarındandır.

Beşkaza Zeybeği

BEŞKAZA ZEYBEĞİ:
Fethiye ilçesinin bazı köylerinde ya bu Beşkaza Zeybeği veya Harmandar yahut da her ikisi birbiri arkasına oynanır. Marmaris ilçesinin Fenaket köyünden "Eski raksları bilen yoktur, umumi oyun oynuyorlar, mahalli oyunları yoktur" cevabı alınmıştır.
Aynı ilçenin Söğüt köyünde Horapsi toplu olarak düğünlerde ve keyif için yapılıyor. Kadınlar kendi meclislerinde oynarlar. Yine o ilçenin Selimiye köyünde Kıvrak Oyun ve Zeybek vardır. Kadın erkek ikişer ikişer köy meydanında yürütülürler. Birkaç çift birden oyuna girerler. "Bu bölge yüzyıllardır kaç-göç bilmez bir halk olmakla, cemiyet hayatları o yolda yürüyegelmiştir. Hatta ev içinde oynayan kadınları ayıplayıp; ben alemin içinde ve meydanda oynadım ve oynarım diye kadınları övünürler bile" deniliyor.

Fethiye tarafında oynandığı görülebilen Tahtacı Samahı'nın Ağırlama ve Yeldirme kısımları vardır. Fethiye oyunları olarak şunlar hatırlatılıyor: Gınık Oyun Havası, sözlü Gıvrak Zeybek, Beşkaza Zeybeği (Akçaören Zeybeği'dir), Dalaman ( sözlü veya sözsüz), Abdal Havası, Kadıoğlu Zeybeği (Muğla'dandır), Kocaarap yahut Aydın Zeybeği. Bazılarının taşradan alınmalığı adlarından da anlaşılmaktadır: Kınık Oyunu gibi.
Beyler Bahçesi

BEYLER BAHÇESİ:
Kastamonu merkez ilçe ve dolayının oyunlarındandır. Yine o arada bir taraftan Hoşbilezik gibilerin, diğer taraftan Zeybek'in veya Heyamola veya Halay çeşitlerinin bulunması il çevresine her yönden etki veya örneklerin gelmişliğine delildir. Bölgede kadınlı erkekli yürütülen oyunlar vardır. Oyun adları çoğu zaman kendi türkülerinin başlangıç sözlerine göredir: Bahçesinde Hıyarım, Beyler Bahçesi, Aşağı İmaret, Ben Tefimi, Çeliktendir, Bütün ve Yarım Çırdak, Bağbaşı Ayağı, Dere Bekleyen, Erencik, Hendek, Hozurdayor, Karanfil, Kırkçeşme, Kınalı Keklik, Kınık, Sen ne Çapkınsın, Sepetçioğlu, Topal Koşma, Yaş Kiremit, Yaş Nane, Genç Osman, Kaynar Kazan, Pencere, Rakı İçtim, Saide, Söğüt, Yüksek Minare ve başkaları. Karakterlerini başlıklarından bile anlamak türkülerde mümkündür. Bunlar irticali figürlerinde müessirdir (etkilidir). Oranın kalgımak, irkilmek, fingildeşmek, göz süzmek, eğilip bükülmek veya bilakis ağırlaşmak, müşfik ve sokulgan davranmak vs. gibi belirli oyun motifleri yürüyüşler arasında türkünün ezgi motiflerine her fırsat düştükçe benimsetilirler. Eşlik eden çalgılar, davul zurna dışında cüre veya çüre dedikleri cura, bağlama, bulgarı, çökür veya başkaları olabilir. Bazen takım halinde çalarlar.
Yarı sportif oyunların bile bazen kendi havaları vardır. Mesela, İnebolu'da Heyamola erkekler tarafından ve gemi kızağa çekilirken, yahut indirilirken, hem de bayramlar gibi resmî ve hususi (özel) şenliklerde kendi sözleriyle yürütülür.
Beylerbeyi

BEYLERBEYİ:
Buna Ahmet Bey Oyunu da denir.

Beyler Zeybeği

BEYLER ZEYBEĞİ:

Eskişehir merkez ilçesinin başlıca oyunlarındandır. Buralarda gerek Zeybek, gerekse Halay çeşitlerinden vardır. İlçe merkezlerinde en fazla şunlar oynanıyor: Arap Oyunu, Bengi, Efe Oyunu, İnce Oyun, Kadamay. Göçmenlerden kalıntılar halinde köylerde nadiren ve yer yer şunlar çeşit çoğalsın diye oynanır: Hora, Horra, Polka. Köylerde kadınlı erkekli oyuna kalkıldığı nadir olmakla beraber hiç yapılmıyor denilemez.

Bezdik Oyunu

BEZDİK OYUNU:
Erzincan'ın merkez ilçesindeki eğlentilerde türlü çalgılar eşliğiyle iki kadın tarafından yürütülür. Bezdik, bıktık anlamında, karşılığındadır.

Bican

BİCAN:
Ağrı yöresinde oynanır. Horan karakterindedir. Oyun sırasında Bican türküsü çağrılır:
Çıktım kerpiç duvara
El ettim eski yâra
Ben baktım o bakmadı
Nâlet gelsin o yâra
Kerpiç duvar taşlıdır
Yârim kalem kaşlıdır
Baktım o yâr oturmuş
Yârim gözü yaşlıdır.

Bico

BİCO:
Hafik ilçesinde (Sivas) 5-15 erkek tarafından oynanır. Bazı köylerde de vardır. Mesela, Yarhisar köyünde 6-7 erkek tarafından yine davul zurnayla yütürülür. Havası ayrıdır. Sivas ilinin bütün köylerinde oynanmıyor. Yarhisar köyünün öbür oyunları şunlardır: Ağırlama, Hoşbilezik, Tamzara. Sağma (Zahma) bazı havalarda olur. Mesela, Düz Halay veya Çeki Halayı'nın Zahma, Yeldirme ve Yanlama'sı vardır. Sivas ve Tokat taraflarında Bico; "Alevilerde bir dans türküsüdür. Bu dansa 4-8-10 kişi gibi Muayyen oyuncu grupları iştirak eyler":

Bacada duran yiğit
Aynası gözel yiğit
Bacada durma yiğit
Bıyığı burma yiğit
Yağlık aldım on beşe
Yudum serdim güneşe
Seninki ağ gülise
Benimki mor menevşe
Ayna attım çadıra
Şavgı düştü bayıra
Bico nerden geliyon
Ketennikden aşşağa
Ketennikde neşledin
Yanal alma dişledin
Yanal alma biyannan
Y'r gele veremezim

Bico nerden geliyon
Harmanlıktan aşağa
Dalla bico dahaca bico
Sende bico, bende bico hey
Biconun ellerinde
Çimeydim göllerinde
Nakarat
Altın düğme olaydım
Bicomun kollarında
Nakarat
Bijanğ

BİJANĞ:
Bitlis'in merkez ilçesinin davul zurnayla bilhassa şu oyunlar yürütülür:
Bijanğ: Grup halinde parmak oyunudur.
Değirmenci: parmak tutarak.
Dokuz Ayak: İki kişi kol kola.
Govenk: Kol kola ve toplu.
Halkuşta: El çarpıştırma figürüyle iki grup çeşidi halinde.
Hımhımı: Kol kola ve toplu.
Kılıçkalkan: Karşılıklı.
Narı: Kol kola ve toplu.
Paporı: Eller birbirleri üzerine bırakılarak ve toplu.
Sarı Zeybek: Biri kadın, diğeri erkek iki kişi tarafından.
Temirağa: Kol kola geçirilerek.
Tenzere: Parmaklar kenetlenerek.
Teşi (Teşyiğ): Birbiri sıra.
Tırıngo: Karşılıklı oyun.
Türkçe türkü ve havaları vardır: Bijanğ, bıçak demektir. Kelimenin oradaki söylenişidir.

Bir Ayak

BİR AYAK:
Tunceli'den Çemişgezek ilçesinin Başekrek köyünde sıra oyunu olarak dört çeşit vardır:
Bir Ayak, İki Ayak, Üç Ayak, göçmen köyden kalıntı olarak Hora. Davul zurnayla 15-20 erkek tarafından oynanırlar. Farkları ayak figürlerindedir. Hora, tepinme ve sıçramalar halindedir.
Malatya'nın Kemaliye ilçesinde de şunlar sayılı oyunlardır:
Bir Ayak, Eğin Kınası, Gecegü, Keklik, Tanzara. Davul zurnayla 10-20 kadar erkek ve kadın tarafından birlikte oynanırlar.

Bir Evde İki Gelin

BİR EVDE İKİ GELİN:
Adını türküsünün sözlerinden edinmiştir. Maraş ilinden Elbistan ilçesinin Y. Yapalak köyünde 10-20 kişi davul zurna ile kadınlı erkekli yarım daire kurup oynarlar. Askere giden bir gencin ayrılık duygusunu eşine ifade etmesinin türkülü oyunudur.

Birite

BİRİTE:
"Berite" gibi farklıca söylenişleri de muhtelif bucaklarda vardır.



Bitlis Barı

BİTLİS BARI:
"Bitlis koççarısı"ndan farklıdır.

Bitlis Koççarısı

BİTLİS KOÇÇARISI:
Aslında Erzurum oyunlarındandır. Bu Bar'ın hareketleri gayet karışık ve başarıyla yürütülebilmesi melekeye bağlıdır. Zira, hemen bütün vücut oynakları veya bunlardan çoğu hep birlikte hareket edeceklerdir. Her hareket gayet tetik ve ani yapılır. Önce, koltuk koltuğa oyuna geçerler. Sonra eller omuzlara çıkar. Kendine has yürüyüşü ve oturması vardır. Özelliği vücut oynaklarından çoğunun eşit hareketle ilgili ve bunu yerine getirmeye mecbur görünmesindedir. Yürüyüşü ya sağ ayakta veya çift ayakta son bulur.



Boşan Da Dağlar

BOŞAN DA DAĞLAR:
Ege'nin tanınmış Zeybek türkülerindendir.

Bohça Atmak

BOHÇA ATMAK:
Aba Atma Oyunu da dedikleri bir çeşittir (Konya-Hadim).

Buhur

BUHUR:
Afyonkarahisar ilinden Dinar ilçesinin Karataş Köyü oyuncularca kendine has bir alemdir: Buhur, İspaha, Kolkırması, Deve ve hususiyle Sapa (Zabbak) oyunları dikkati çekiyor. Bunlar davul veya tef ile oynanırken türküleri de çağrılır. Bazen kalabalık oynanır. O arada Zabbak oyununda 20-25 kişi yer alır. Bu ve Deve Oyunu yalnız erkeklere mahsustur. Düğün ve bayramlarda yürütülürler. Köse, İsbaha ve Buhur oyunlarını kadınlar düğünde gelin olacak kızın mahcubiyetini gidertmek üzere oynarlar. Kolkırması, Deve ve Zabbak oyunlarını köyde herkes iyi oynar.

Bulanık

BULANIK:
Bingöl'den Kiğı ilçesinin Çerme Köyü bölgesinde kadınlı erkekli 3-17 kadar kişi sıra kurup davul zurna (veya tef) ahengiyle yürütürler.
Bulgur Oyunu

BULGUR OYUNU:
Ankara'dan Ayaş ilçesinin Yölker köyünde bu oyunu kadın erkek dört kişi kaval ve saz eşliğiyle oynarlar. İlçenin başkaca oyunları da vardır.


Bura Bura Oynamak

BURA BURA OYNAMAK:
Gerdan kıra kıra oynamak; "baş ve gövde dik dururken başı -dikliğini kaybettirmeksizin- boyun kısmından bir sağ omuza, bir sol omuza doğru epey götürüp getirebilmek ve bunu defalarca tekrarlayabilmektir" ki meleke meselesidir. Boyunun kemiksizliği intibaını uyandırır. Bunun gibi "parmak bura bura oynamak" da Şarkın (Doğunun) orijinal raks figürlerindendir. Öte yandan oyuncunun kendisi de parmak burarak oyun yürütebilir. O taktirde, buruş şaklatmaları çarpara yerini tutmuş olur. İki türlüsü vardır:
1. Her elin baş ve orta parmakları burulur, yani iki elin parmağı şıkır şıkır işler.
2. Yahut da, başın yukarısında iki el avuç avuca sarmaştırılarak karşılık iki şahadet parmakları nispeten seyrek tempolarla yüz yüze delk edilip kopartılmak suretiyle şaklatılır. Birinci şıkta şıkırtılar sık olduğu halde, ikincide seyrek seyrek tekrarlanır ve her halde tartım zamanlarına uyulmak mukarrerdir (kesindir, gerekir).
Avrupalılarda her vesilede taaccüple (şaşkınlıkla, hayretle) karşılanan bir oyun unsuru işte budur. Önce şaşar ve sonra hoşlanarak seyrederler. İdmanlı parmakların buruluşu sert şaklatmalar yürütebilir.
Bura bura oynamaya Kayseri ve Adana dolaylarında "fındık kırmak" tabir olunur. Mesela oyuncuya "Bir Adana fındığı kır bakalım" denildiği zaman, ora meclislerinde "bura bura oynayış" kastedildiği her yerlice anlaşılır. "Fındıkçılık mecazı, şuhluk manasıyla bura bura oyun yürüten güzelin bu tavrından kinayedir. Bu oyun unsuru, irticali figürlerin başlıca yardımcılarından biridir. Eskiden çengiler çarpara, çağana veya kaşık kullanarak oyuna çıktıkları zaman tabiatiyle parmak çıtlatmalarına hiç lüzum kalmıyordu. Çengi nispeti de esasen çenğ, yani zil çalan oyuncu kadın demekti. Adı geçen tartım araçları meslekten oyuncularda kaldığı için, parmak burmalı oyun hevesk'r çoğunluğun tercih edilen müzik tarzı sayılıyordu.
Oyun esnasında daha ziyade seyircilerin tartım (ritim) dairesinde ve topluca el şaplatmaları "alkış" manasından farklı bir oyun unsurudur.

Burçak Tarlası Oyunu

BURÇAK TARLASI OYUNU:
Yozgat kadınlarının kendi aralarında ve erkeklerin ayrı meclislerinde yürüttüklerindendir. Adını türküsünden alan tanınmış bir oyundur. Köye düşmüş şehirli bir kızın köy hayatına intibak edememesiyle ilgilidir. Aynı ilden Akdağmadeni ilçesinde şu oyunlar gün gördü: Ağırlama, Halay, Kartal Halayı, Laz Halayı, Sinsin, Yanlama, Zeybek. Bunları çoğu zaman erkekler oynar.
Yozgat köylerinde çeşitler vardır. Mesela Sorgun ilçesinin darıcı köyünde davul zurnayla şunlar oynanır: Ağırlama, Çevirme, Değirmenci, Kenan, Kiriboz, Kartal, Kamalı, Kol Oyunu, Tilki Oyunu, Tonton, Tek Ayak. Bazıları Halay çeşitleridir.
Kadınları şunları oynar: Kol Oyunu, Horoz Oyunu, Bedirik Oyunu (Bu sonuncusu sekiz kişiye kadar birlikte yürütülür.)
Yine Sorgun'un Deveci köyünde kadınlar tef çalarak çift çift Akleyli ve Karanfilli oyunlarını türküleriyle oynarlar. Davul zurna varsa erkekler de Alay Çekme veya Sinsin yaparlar.
Yozgat bölgesinde davul zurnalı Halayları kadınlar da kendi aralarında oynarlar. Erkek halkasına karıştıkları bazen olur.

Büdi, Büdik, Biyü

BÜDİ, BÜDİK, BİYÜ:
Türkiye dışı Türk diyaleklerinde "raksetmek" anlamında olarak çüvme (çökme dediğimiz), seğirme (seğirtme dediğimiz), seğirmek, sekirkemek, sekirkelemek, sekirmek, siğenmek, tepsemk gibi türlü kelime ve fiiller bulunduğunu eski lügatlardan (sözlüklerden) ve Radloff sözlüğü gibi mukayeseye elverişli ciltlerdeki maddelerden anlıyoruz. Öteden beri oyun ve oynamak gibi aslında daha da şümullü anlamları olan bir tabirle de karşılaşan bu gibi diyalek maddelerinin etimolojileri üzerinde durularak kıdemlerin tespitine çalışılması gerekir.
Kelimenin XIV. ve XV. Yüzyıllar Anadolu'sunda (tabiatiyle Oğuz gelişinden beri) umumiyetle kullanıldığı ilk metin taramaları sayesinde günümüzde anlaşılmıştır. Bizdeki fiil bükmek, büğmek veya büymek şekillerinde okunabilen ve raksetmek demek olan mastardır.
XIV. yüzyılda Hoca Mesut Gülşehrî kalemiyle Farsça'dan Türkçe'ye çevrilen ve elde yalnız iki nüshası bulunan Süheyl ü Nevbahar'ın şu mısralarında kelime vardır:
Saçı saçtılar şazlık ettiler
Mutı oldular ana yüz tuttular
Delim dürlü çalgı ile büktüler
Biraz geçicek dahi kan döktüler
Aynı tercümede şu da geçer:
Birincesi oynar, birince büker
Birincesi seğrir, birince seker
Burada bükmek, seğirmek ve sekmek fiilleri anlamdaştırlar. Yine XV.yüzyıldan Aşık Paşa'nın "Garipn'me'sinde şöyle deniliyor:
Kimisi boş er, içer, oynar, büker
Kimi dün gün durmadan zahmet çeker
XV. yüzyıldan Abdî'nin Farsça'dan tercümeyle Sultan II. Murat'a arz ettiği "Camaspn'me" deki kullanılış yerinin kalgılayarak oynamak olduğu daha da açıktır:
Dürlü dürlü kalkıyuben büktüler
Her birisi oynayuben sektiler
Dede Korkut'ta "boy boyladı" okunmuş olan birleşimin doğrusu "büy büyledi" olabilir (XIV. yüzyıl).
Anadolu rakslarımızın tarihi, mevrus (miras kalmış) konuyu m'ziden bu yana devrettirmiş görünen bu kuvvetteki üç beş fıkranın ele alınmasıyla başlatılabilmektedir. Büymek fiilinin (ki burada "k'f-ı y'î" ile okuyoruz) takriben XVI. yüzyılda şehirlerde raksetmek Türkçeleşmişine yerini bıraktıktan sonra köylü dilinde daha da yaşayabilmiş olduğu düşünülebilir.

Büyü

BÜYÜ:
Arapça sihir kelimesinin karşılığı olan bu öz Türkçe söz, anlam bakımından Türk kültür tarihinde dans mefhumuyla karışır gibi oluyor.
Emsal benzeşmeler dilcileri çoğu zaman tatmin etmişlerdir. Genç çağ büyücülüğünün oyun unsuruyla ilgisi bilinmekle beraber, bütün dans tarihinin menşede dinî olduğuna inanılmış bulunuluyor. Şu halde büyünün de derin çağlarda 'yin unsuru olacağı kendiliğinden anlaşılır...
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
sarı efe 28

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 17:59

CANIM ÜLKE:
Bu ve Can Türkistan adlı Türkistanlı kadın oyunları anayurt hasretinin ora motifleriyle ifadesidir.

Can Temer Ağa

CAN TEMER AĞA:
Bayburt ve dolayının her şenlikli gününde, bayram ve düğünlerde dört beş erkek tarafından oynanan Bar çeşididir. Kadınlar düğünlerdeki kendi topluluklarında yürütürler. Oyunun şöhreti vilayet sınırını aşkın bulunduğu için asıl çıktığı yeri kesinlikle buluşturabilmek Temer Ağa'nın hüviyetini bilmeye bağlıdır.

Cebki

CEBKİ:
"Çapiki" oyun adının Hınıs'taki söylenişidir.

Ceylan

CEYLAN:
Hayvan taklitçisi oyunlardandır.

Cezayir

CEZAYİR:
Maraş'ın Göksun ilçesinin Obruk Şemsiler köyündeki üç oyundan biri de Cezayir'dir. Diğerleri Sekme ve Sürtme'dir. Bunların üçü de kaval ve tef ile 2-4 kişi tarafından oynanır. Kadınlar ayrı oynar. Bölge köylerinde Zeybek de 1-8 kişi tarafından cura ile yürütülür.
Cırıt Oyunu

CIRIT OYUNU:
Cirit maruf (bilinen, ünlü) atlı spor gösterisi olduğu halde, Ankara'nın Etimesgut köylerinde "cırıt" adında davul zurnalı bir de toplu raks vardır. Bucakta ayrıca Zeybek oyunu ve bağlama eşliğiyle yürütülen dört erkeklik Şıkırdım oyunu da vardır.



Cigos

CİGOS:
Samsun'da yerleşik Rumelili göçmenlerin oyunlarından olup Kırklareli tarafında da vardır. Buna Trakya'da Cigoş, Zigoş denildiği de olur. Yer yer çeşitlenmeye yüz tutmuştur.

Comburt Havası

COMBURT HAVASI:
Kütahya oyun havalarındandır.
Comolu

COMOLU:
Maraş'ın Pazarcık ilçesinden Ağca Koyunlu köyündeki bu oyun pek özel mahiyette görünmektedir. Çifter çifter ve kadın erkek karma olarak oyuna geçerler.

Coşkun Çoruh

COŞKUN ÇORUH:
Bu Artvin oyununun figürleri meselâ Sarıçiçek oyunu figür sayısında değildir. Eski adıyla hâlâ Deli Horon diye de tanınıyor.
Beşinci figürün "Alassiya" komutası gemicilikle ilgili olup, Ceneviz dilinden alınmalığı "Denizcilik Oyunu" ihtimalini düşündürmektedir.
Oyunun havası, türlü süsleme katılımlarıyla şu fıkranın (müzik cümlesinin) tekrarlanışından ibarettir.
Her figür, bu parçanın iki ölçülük kısmında yürütülür. Birinci figürde musiki orta bir hızlılıkta çalar. İkinci figürde az daha hızlanır. Eller Yukarı! komutasıyla canlılaşarak sonuna kadar allegro gider. Ancak, oyunun ikinci tekrarında ikinci figürden sonra bu hızlılık daha da artar.


Coşkun Horon

COŞKUN HORON:
Çoruh bölgesi oyunlarından olmakla beraber, üstteki Coşkun Çoruh'tan ayrıdır. Denildiğine göre, sevişen iki genç yıllarca ayrılığın hasretine katlandıktan sonra yine kavuşuyorlar. Bu Horon işte o gençlerin ana babaları tarafından buluşmaları şerefine oynanır. Oyunun bir özelliği de ailevi sevinci temsilen kadınlı erkekli yürütülmesidir.

Curcuna

CURCUNA:
Çağdaş sözlüklerimizde bu Türkçe kelime şöyle tariflidir:
1. Alaturka musikide süratli bir usul.
2. Bir toplantıda her kafadan bir ses çıkmak suretiyle meydana gelen gürültü ve patırtı. Curcunaya çevirmek, curcunaya döndürmek, bir yeri curcunaya vermek, ortalığı gürültülü patırtılı hale sokmak."
Kelime Anadolu'da eski olmasına rağmen, Nevşehir, Eğin gibi nice bölgelerde unutulmuştur. Doğu, güney illerimizde hiç yoktur. Trabzon gibi kuzey illerimizde kullanılıyor. İstanbul'da herkes bir tabir olarak bilir. "Curcuna kıyamet gitti" derseniz bunu herkes anlar, fakat "curcunalar oyuna kalktı" derseniz iyi Türkçe bilmediğinize hükmedilir. Yani curcuna bir oyundur, fakat onun oyuncusu demek değildir. Curcuna usulüne gelince; o kendine has olarak tenazursuz (karşılıklı simetrik olmayan) iç taksimatı ve oynak haliyle notada 10/8 olarak yazılan en eski aksak tartımlarımızdandır. Yalnız fasıl musikisinde değil, bugün için adsız olarak bazı Halaylar gibi kıvrak Anadolu oyun havalarında da esastır: 3+2+3=10/8.



Curruh

CURRUH:

Birbirleri sırtına binmiş iki çocuk grubu arasında oynanan bir çocuk oyunudur. Bu oyunda taşıyan çocuğun yapacağı bütün hareketlere rağmen sırttan düşmek l'zımdır. Bir türkünün tartımıyla dönerlerse bir çeşit çocuk dansı meydana gelir (Isparta ve köyleri).


Çakacı Oyunu

ÇAKACI OYUNU:

Burdur'un Yazu köyünde şu oyunlar vardır: Çakacı oyunu, Kurt oyunu. İkisi de tek kadın veya tek erkek tarafından oynanır. Ayrıca, Zeybek oyunları da vardır. Burdur köylerinden "bozuk" sazı çok kullanılır.


Çamaşır Oyunu

ÇAMAŞIR OYUNU:

İzmir'in Foça ilçesinde 10-12 erkek toplu olarak davul zurna eşliğiyle yürütürler
Çandarma

ÇANDARMA:

Bergama ve köylerinde tek kişi tarafından oynanır.
Çankırı Zeybeği

ÇANKIRI ZEYBEĞİ:

Çankırı'nın köylerinde kadın erkek tam bir eşitlik dairesinde toplaşıp saz ile karma oyun çıkarırlar. Bazı köylerinde ise karışık oyun nâdirdir. Her eğlence vesilesiyle kaşık veya zillerle de oyuna kalkarlar. "Oyun ", "Köy Oyunu" gibi mütevazi adları tercih ederler. Karışık alay çekme tarzında Zeybek, erkek kadın birlikte Çiftetelli. Çoğu zaman davul zurna eşlik eder. Ilgaz'da "alay" tabirini tam olarak Halay telaffuz ederler. Düğün oyunlarına gelin de katılır.
Çapik

ÇAPİK:

Diyarbakır'dan Lice ilçesinin toplu yürütülen oyunlarındandır. Meselâ Silvan ilçesinin merkez köyünde bu isimdeki oyun iki kişi tarafından bile davul zurna eşliğiyle yapılıp erkeklere mahsustur. En fazla küsüntüleri (dargınları) barıştırmak üzere yürütülmesi görenektendir.
Çapikay

ÇAPİKAY:

Bingöl'ün merkez ilçesinde Çapikay oyunu kadın erkek toplanılarak veya yalnız erkeklerce yapılır. Erkeklerin oynayışı yarı idmancı işi bir celâdet (dayanıklılık, yiğitlik) edinir.
Çapukay (el çarpmaca); bir müddet ayrı ayrı ve sert alkış çarpışı gibi eller teker defa çırpılarak kızıştıkça oyun âdeta hasm'ne bir hal alır ve bu sefer oyuncu oyuncuya karşılıklı el çarpışmalarına girişilir. Sonunda da bu çarpıştırmalardan önceki vaziyete dönülür.
Çarişka

ÇARİŞKA:

"Çar Oyunu"demektir. Kars bölgemizin çizme esareti yıllarından (Rus işgalinden) acı bir hatıra halinde mahallinde daha ziyade kurtuluş şenlik ve bayramlarında oynanıyor.



Çark

ÇARK:

Mevlevî Sem''sının ana figürü bizde de Farsça "Çarh" kelimesini Mesnevî'den beri Divan Edebiyatı'nda tutundurmuştur. Konuşma dilinde "çark" deriz. Mamafih bu kelime açıkça bir fırıldanış taklitçisi söz olduğu için çark kelimemiz Farsça'ya geçmiş olabilirdi. Nitekim Kaşgarlı Mahmut "felek" ve "gök çığrısı (felek)" anlamına çığrı Türkçe'sini veriyor ki bugün çıkrık ve çarkfelek dediklerimizin atasıdır, cümlesi birdir.
Nedim "Çarh-ı dever'n" a hayrandır:
Şevk ile v'iz-i şehir attı rid'sın çarha
Böyle şal oyununa çıkmadı dahi şeyh olalı




Çayda Çıra

ÇAYDA ÇIRA:
Kına gecesi oyunlarından olarak en başta geleni, "üstünde beş altı mum yakılı" porselen tabaklarla yürütülen Çayda Çıra oyunudur. İlk oynanan budur. Tabağın bu yanar mumlu hali bir nevi meşale gibidir. Her elde bir mumlu tabakla yürütülen zarif gösteriye Çayda Çıra oyunu denir.
Çayda çıra tabiri, eski düğünlerin bilhassa havuz başlarında veya çay kenarlarında tertiplenmesi ve yapıştırılan mumların yakılarak su üzerinde tepsilerle yüzdürülmesi âdetinden kalmıştır. Rivayet, keyfiyeti bu surette izah etmektedir. 30-35 yıl öncelere kadar erkekler havuz başlarında eğlenti tertipledikçe havuz başında sıralanıp bir tepsiye içki ve meze koyarlar. Bunları karşıdan karşıya itelemek suretiyle ikramlaşırlarmış. Tabir aynı eski görenekten ve oyun onu canlandırarak anmak ihtiyacından hatıra kalmış olsa gerektir. Çayda Çıra oyununun kendi türküsü de var, manileri epey çeşitlidir. Her mısra arkasından "nanay hanım nanay" terennümü ve "kibarım" gibi bazı geline atıf sözleri üçer defa tekrarlanır. Ezgisinin tartımı (ritmi) 3+2+2+3 aksağında olmak üzere 10/8'liktir. Sözleri güler yüzlü olmakla beraber, yeni baba evinden ayrılmış gelinin günlük ruhiyatı gibi içlidir de.
Çayda Çıra oyununa önce oğlan evinden gelen genç kız ve kadınlar kalkar. Kız evindeki mahzunluğu dağıtmak üzere, oğlan evinden gelenler inadına taşkın bir şevk ve neşeyle oyuna girerler. Hatta kaynana hanımın bile Çayda Çıra oyununa kalkması âdettendir. Kız evinden kimse oynamaz. Daima mahzun dururlar, hem de bu üzgünlük tamamiyle samimidir. Bu eğlentide oğlan evinden gelenlerle kız evindekiler arasında âdeta bir neşe ve üzgünlük müsabakası açıkça kendini hissettirir.
Çayda Çıra oyunundan sonra diğer mahalli oyunlara geçilir. Cümlesi pek çeşitli şeylerdir. Gerek oyunların özelliği, gerekse o sırada söylenen türkülerin mahiyeti bir bir yazılıp incelenmeye değer. Erkeklerin çıkardığı oyunları da bunlara katmak doğru olur. Horum, Tamzara, Halay, Delilo vs. gibi erkek oyunlarını kadınlar da kendi aralarında aynen oynayıp eğlenirler.
Kına gecesinde gelinin merasim sırasında oyuna kalkması âdetten değildir. Ancak "subaha" günü, yani yüz açımı gününde, oğlan evine gidildikten sonra gelin (kaynanasının işareti ve muvafakatı üzerine) oğlan evinde oynayabilir. Fakat, oğlan evi, kız evinden ayrılıp da ev tenhalaşınca "ucuzluk olsun" telakkisiyle (inancıyla) gelini merasim dışı olarak oyuna kaldırmak ve Çayda Çıra oynatmak gizli kalan bir âdettir.

Çeçen

ÇEÇEN:
"Çeçen Kızı Havası" Malatya'da vardır.

Çekirgem-Çekirge Halayı

ÇEKİRGEM-ÇEKİRGE HALAYI:
Sivas tarafının köy kadın Halaylarındandır. Kadınlarca "Çekirgem" türküsü söylenerek çekilen bu halayın tek figürü vardır. Üç ölçüden ibaret ezgisiyle aynı zamanda tamamlanan bu figürün icra tarzı şöyledir: Oyuncular el ele tutuşup hilâl şeklinde dizilirler. 10/16'lık ölçünün ilk sekizliğinde sol ayaklar bir adım ileri atılır ve pençe üstüne konulur. İkinci üç onaltılıkta yine sol ayağın pençesi yerden kaldırılırken, sağ diz tartımlı bir kırma yapar. O anda dizin nefis bir çöküntü yaptığı görülür. Bunu takiben sekizlikte sol ayak geri getirilerek hafif içe yere vurulur ve bu esnada sağ diz doğrultulur. Üç onaltılıkta sol diz kırılıp sağ ayak adıma hazırlanır. Bundan sonraki sekizlikte sağ ayak bir adım öne atılır, pençesi üstüne konur (Sol diz doğrultulur). Yeni gelen üç onaltılıkta yine sağ ayak -yerine getirilmek üzere- zeminden kesilirken sol diz doğrultulur. Sekizlikte sağ ayak eski yerine getirilirse de, biraz sağa konulur ve aynı zamanda sol diz doğrultulur. Sonraki üç onaltılıkta sol diz kırılıp sağ ayak yerden kesilir. Sekizlikte sağ ayak kısa bir adım sağ yana atılır. Üç onaltılıkta sağ dizle tartımlı bir kırma yapılır, aynı zamanda sol ayak da öne atılmak üzere yerden kesilir. Musiki ile figür burada tamam olmuşlardır. Tekrar sol ayaktan başlayan hareketler yukarda olduğu üzere devam ederler.

Çenber

ÇENBER:
Kütahya'nın Gediz ilçesinde bilhassa iki oyun rağbettedir. Yalabık, Çenber, Düğün, sohbet ve toplu eğlentilerde, bir veya iki erkek tarafından saz, cura, glarnet, (klarnet) ve dümbelek çalgısıyla oynanırlar.
Sivas tarafında Halay tertibinde oynanan Çenber oyun havası ağır başlayıp merhale merhale hızlanır. Şunun gibi sözleri vardır:
Çenberimi vurdum taşa
Taş bölündü baştan başa
Şimdi gelir Musa Paşa
Bizi çalar taştan taşa
Al gel oğlan çenberimi
Çal gel oğlan çenberimi
Bu oyunun aslının Sivas olması ihtimal dahilindedir.

Çengi

ÇENGİ:
Arap harfleriyle "çenki" ve "çengi" aynı imlada yazılagelmiş olmakla beraber, birincisi Farsça, çengi ise Türkçe'dir. Bu ikilik yerliler arasında bile öteden beri karışıklık çıkarmış çünkü iki eleman da Asya milletleri arasında aynı eşit yaygınlıkla müşterek meclislerde kullanılmışlardı. Çengi tabiri şimdi yalnız halk dilimizde yaşamaktadır. Şehirler hesabına yalnız edebî metinlerde görülebilir. Asya'da ise büsbütün revaçtan düşmüştür.
Parmak zilleriyle çengilik etmek şimdi İstanbul'da Sulukuleli kara kızlara münhasırdır. Anadolu'da nezih kadınlar kaşık oyununa çıkabiliyorlarsa da, zille oynamak parayla tutulan esnaf oyuncu kadınların harcıdır. Halbuki geçen yüzyıl ortalarına kadar parmak zilleriyle çengilik etmek İstanbul'da bile cariyeler için çok daha müsamaha gören bir sanattır.
Anadolu düğünlerinde tef çalıp türkü söyleyerek genç kızların oyununu destekleyen meslekten şarkıcı kadınlara şimdi de çengi denilmektedir. Bütün Türk oyunculuğunun denilmese de, bu tip esnaf işi kadın çengiliğinin menşei görünüşe göre bayaderliğe bağlıdır.
Divandan örnek:
Gazeli savt ü makamat ile teşhir etmek
Çengiler şekline koymak gibidir tazeleri
Nâbi
Çingi diyen yerlerimiz de vardır. Çengiler şairlere çok şeyler söyletmiş, meselâ Nedim şöyle duygulanmıştır:
Çengi, köçek yallah desin
Hoş yaratmış Allah desin
Görenler maşallah desin
Nazar değmesin geline
Şu Rubaî de onundur:
Rakkas bu halet senin oynunda mıdır?
Âşıklarının günâhı boynunda mıdır?
Doymam şeb-i vaslına şeb-i rûz gibi
Ey sîm beden, sabah koynunda mıdır?

Çepeku

ÇEPEKU:
Mardin oyunlarındandır.

Çepik

ÇEPİK:
Bingöl'ün Genç ilçesinde bu Çepik adlı oyun davul zurna veya kaval eşliğiyle yalnız erkekler tarafından yürütülür. Düğün ve bayramlarda toplu oynanılmakla beraber, ikişer de yapılabilir. Diyarbakır Çepik'i şimdi Bingöl köylerinde az çok oynanılan tertipten farklıcadır; Çeppik derler. Kılıç çeppik, kılıç kalkan demektir. Dik de vardır.


Çerkez Oyunu

ÇERKEZ OYUNU:
Ödemiş ilçesinin Ertuğrul köyünde eskiden yerleştirilmiş Çerkes göçmenleri mevcut ve sayıları azdır. "Çerkes Oyunu" denilen Kafkas işi bir danslarını hâlâ Asya'dan hatıra olarak saklıyorlar. Köy gençlerinden ikişer erkek bağlama veya armonik eşliğiyle oynuyorlar. Bütün köy gençleri bunu yürütmesini yaşlılardan öğrenmişlerdir. Bu tarz oyunlardan, esaret yıllarından hatıra olarak Kars bölgemizde de vardır.
Merzifon'da davul zurnalı Çerkes Halayı'ndan başka, Üç Ayak, Laz Halayı ve Kürt Halayı denilen oyun havaları da vardır. Sonuncu oyun Ağırlama, Yanlama ve Yeldirme kısımlarıyla bir tertip bütünlüğü halindedir. Yukardaki isim bileşimlerinde göçmen ağzının etkisi açıkça görülmekte ve sırıtmaktadır. İstanbullu mutaassıbın (tutucunun) "Çingene çalar Kürt oynar." ithamını andırıyorlar ki, bunun da Kırım'daki düzgün tertibi "Çoban çalar, kız oynar." sözüydü. Tahriflerin (bozmaların) zihniyet isnatlarından doğduğuna cümlesi (hepsi, tamamı) delildir.




Çevirme Halayı

ÇEVİRME HALAYI:
Yozgat'a aittir.

Çıl Keklik

ÇIL KEKLİK:
Bazı Erzincan köylerinin kadın meclislerinde rağbette kalan oyun çeşididir. Adını türküsünden almış görünüyor. Eldeki her hangi bir mahalli çalgı eşliğiyle ve mutlaka tek kadın tarafından oynanır. (Buralarda oyun kelimesi uyun ve uynamak telâffuz olunur ki dikkate değer bir etimolojik ipucu olabilir.) Çıl Keklik, düğün toplantılarında yer alıyor. Mutlaka tek kişi tarafından oynanması, esasında keklik yürüyüşünü taklitten doğduğu intibaını uyandırmaktadır.

Çındır

ÇINDIR:
Urfa'da Sinsin oyununa bu isim verilir.
Çıtırdağ Oyunu

ÇITIRDAĞ OYUNU:
Safranbolu taraflarında çokça oynanılmakla beraber, adını oralarda "Kastamonu Oyunu" da denildiği için aslında oradan gelmeliği mümkündür. İki veya çaprazlama olarak dört oyuncu tarafından yürütülür. Kastamonu'da kama ve saldırmalarla oynandığı halde, Safranbolu'ya silahsız gelmiştir. Oynanış tarzı hemen aynıyla Sepetçioğlu oyunundaki gibidir. Fakat birkaç figür değişikliği göze çarpacak kadar açıktır.
Oyuncular, tıpkı pehlivanların güreş öncesi oyunlarını andıracak şekilde peşrevler yaparlar. Sağ ellerini dizlerine vurup karşılıklı selamlaşırlar. Sonra koşar gibi yaparak yüz yüze gelir ve dirsek tokuştururlar Sert ve çevik dönüşler, hem de çok kuvvetli atlamalar yaparlar. Bu oyun erkeklerce oynanmakla beraber, kadınlardan oynayanları da olur.
Z'vil makamını andıran havasının sözlerini yazalım:
Çıtırdağ'dan baskun geliye
Aman baskun değil hasmun geliye
Korkma da ağanın dostun geliye
Gaygusuz avrat
Hoy deyive saygusuz avrat
Haydini saygusuz avrat
Aranağme
Çıtırdağ'dan gece mece geçtim
Anam garlı buzlu sular mular içtim
Ben bu sevdadan gayri tez geçtim
Nakarat ve aranağme
Çıtırdağ'ın anam ekinleri
Top top olmuş kakülleri
Nakarat ve aranağme

Çibik Çalmak

ÇİBİK ÇALMAK:
El çırpmak.
Çift Basma Çiftetelli

ÇİFTETELLİ:
Çocukluğumuzda İstanbul'da Yahudi ve Çingene çengilerince Çırpıcı Çayırı gibi eğlenceli mesire yerlerinde ve düğünlerde pek sık yürütülmüş olan bu oyunun o yıllardaki yayılış sahası eski imparatorluk ölçüsünde olmuş olmalı ki hâlâ bir baştan Trabzon'da ve öbür uçtan Ege adalarında Türkçe adıyla izlerini haber alabiliyoruz. Bugün yurdun dört bir bucağında oynanmadığı anlaşılıyor. Başta İstanbul olduğu halde ekser yurt semtleri onu tamamiyle unutmuş, bazı bölgeler de şüphe yok ki hiç bir zaman tanımamışlardır. Çiftetelli İstanbul'da yerini Şehzadebaşı salaşpur şanolarının kantolarına bırakarak tarihe karıştığı gibi, "kanto" denilen sokak melezliği de şehrin surları dışına uğrayamadan soysuzluğu yüzünden sönüvermişti. Kanto, çiftetellinin sözüm yabana alafrangası olmuş, fakat Peruz ve Şamran'ın ömürleri kadar bile yaşayamamıştı. Çiftetelli'nin çok eskiliği manası çıkarılmamalıdır. Bilakis, Çiftetelli kantodan bir önceki nesilden ibarettir. Adı da kantodan daha manalı değildir. Keman oktavda akortlu çifte telde çalarken, ud beşli aralıkla güy' bir çeşit basso tutardı.
Yani, o da bir nevi alafrangalaşmışlık iddiasında idi. Baloz danslarından soysuzlaşma bir nevi oyun havası argosuydu. Çingene piyasacıların sazla alafranga da çalınabileceği iddiasından doğmuştu.
Çiftetelli'nin Anadolu'daki yayılabiliş gücünden bazı izler şurada burada zamanımıza kadar sürüklenebilmiştir. Tespit edilebildikleri yakın yıllardan günümüze kadar o hatıra izlerinin de haritamızdan silinmiş bulunmaları kuvvete muhtemeldir. Çünkü esası bir uydurmacılıktan ibaretti ve zevk mahsulü değildi.
Tekirdağ merkez ilçesinin İncir köyünde bu oyun yalnız kadınlar tarafından kendi aralarında darbuka eşliğiyle yürütülür.
Bilecik'ten Bozüyük ilçesinin Erekli köyünde görülen Çiftetelli'de beşer, onar erkeğin cura eşliğiyle oyun yürüttükleri olur. Gölpazarı ilçesinin Küçük Yenice köyünde de davul zurna veya keman sesleriyle Çiftetelli oynandığı biliniyor. Söğüt ilçesinin Dudaş köyünde bile çiftetelli vardır. Ahır köyünde de oynanıyor. Bozüyük ilçesinin Bozcaarmut köyünde sadece Çiftetelli bilinir. Davul ve kabazurna takımıyla ikişer ikişer oynanarak, kadınlar yalnız kendi aralarında yürütürler. (Buradaki Çifte sıfatı oyuncu ikişerliğiyle ilgili olabilir. Havası bulunamadığından İstanbul Çiftetellisi'yle ilişiği olup olmadığı anlaşılamamıştır.)
Tokat'tan Reşadiye ilçesinin Kızılcaviran köyünde de bir Çiftetelli oynanır. Bu köyde üç oyun vardır. Üçü de taşradan alınmışa benziyor: Tanzara, Çiftetelli, Hora. Üç beş bölge köyünü göçmenler kurmuşlardı. Reşadiye ilçesinin Çilehane köyünde "Çerkez müzikasıyla oyun" denilip ayrıca Türkçe adı bulunmayan oyuna Çerkes el müzikası eşlik eder. Kız ve erkek birlikte toplu olarak oynarlar. Bütün genç kız ve delikanlılar iyi oyunculardır. Bazı taşra oyunları böylelikle göçmenlikte yer değiştirmişlerse de, devede kulak miktarında kaldıkları için Orta Anadolu'da tutunmaları imkânsız addedilmektedir.
Ordu ilinin kasabalarında Çiftetelli klarnet eşliğiyle iki tarafından oynanır. Kadınlar kendi aralarında oynarlar. Kabadüy bucağında kez' biliniyor. Rize'ye kadar yer yer oynayan kasabalar biliniyor. Samsun merkez ilçesinde Aydın Zeybeği gibi Çiftetelli de oynanıyor. Güneyden meselâ İçel'de yürütülür.

Çift Güvercin

ÇİFT GÜVERCİN:
Erzurum'un çok zarif kadın oyunlarındandır.

Çift Zeybek

ÇİFT ZEYBEK:
Çanakkale'den Ayvalık ilçesinin Kıranburgaz köyünde yürütülen davul zurnalı oyunlardandır.


Çiğdem

ÇİĞDEM:
Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde mevsim âdetlerinden olarak çocukların çiçekler toplayıp kapı kapı dolaştıkları çok gezmişlerce hep bilinir. Bunların türküleri de vardır. Yozgat'ın çiğdem pilavı âdeti o cümledendir. Göreneğin seyrinde özel bir raks unsuru yer almamakla beraber, pilavı yenildikten sonra çocuklar türlü eğlenceler arasında kendi türküsünün bir ağızdan çağırarak Halay da çekerler. Buna yakın çiçek toplamalı âdetler Türkistan çocukları arasında da hâlâ yaşamaktadır. İki ülkenin bu konudaki müşterek kıdem münasebetleri araştırılmaya değer. Bir zamanların büyüklere ait göreneklerinden kalmış olabilirler:
Çiğdem geldi kapıya
Yağ gönderin yapıya
Yağ olmazsa bal olsun
Oğlan uşak sağ olsun vs.






ÇİFT BASMA:
Çoruh ilinden Yusufeli ilçesinin Kölsak Sarıgöl köyünde 10-30 erkek tarafından tulum eşliğiyle yürütülen Horan çeşididir.

Çifte Oyun

ÇİFTE OYUN:
Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde bu isimde bir oyun vardır.



Çingâne Oyunu

ÇİNGÂNE OYUNU:
Kütahya'nın taklitçi oyunudur.

Çinge

ÇİNGE:
Çağatay metinlerinde hatırası eski olan bir gelenek, oralar düğünlerinde vardır. Genç kızlar sıra kurup tef ve türkülerle gelini karşılamak gibi vesilelerde oynarlar. Türkülerde beyit sonları "yar yar" veya "hay evlenk hay" gibi ünlemlerle biter. Çinge, işte bu oyunların adıdır. Bizdeki çengilikle kök birliği bulunmuş olsa gerektir.
Çingene Çengiler
ÇİNGENE ÇENGİLER: İstanbul'da en büyük Çingene düğünü geçen asırda meşhur köçeklerden İsmail için yapılmış, bu meydan düğününde yirmi bin kişi bulunmuş, cümleye parmak ısırtan oyunlar günlerce sürmüştü. Çengi ve köçek kolları doya doya yarışmışlardı.
Şair N'bî'nin beyiti:
Kailiz nağmeşin'sına İstanbul'un
Çiğner ağzında Yahudileri, Çingeneleri
Fazıl Bey'in (Enderunlu Fazıl) Nedimk'rî şuh eserlerinde Rum ve Yahudi rakkasları ile Çingene çengileri hakiki renkleriyle yaşar: "Başlarına sırma püsküllü beyaz fesler koyan, kaşlarına ıtır ş'hîler (şaha ait) sürünen, 'teşin atlas üstünde barudî binişleriyle rakseden, al baratalar (başlıklar), altın sarısı kaftanlar giyen..."
Şöyle zannım girmiş on beş yaşına
Itr-ı ş'hîler sürünmüş kaşına
Sırma püsküllü beyaz fes başına
Bir yaraşmıştır ki yahu y'lelli
(Fazıl Divanı)

Çingeneler

ÇİNGENELER:
Erzurum oyunlarındandır. Bu barda eller taraklanır. Oyun hareketleri bilhassa ileri ve geri yürünülmekten ibarettir. Sıçrama, oturma ve çevirme hareketleri de vardır. İki bacak ve ayakların aynı zamanda önemli rolleri bulunması oyunun özelliğidir.

Çingi

ÇİNGİ:
Çingi, çengi demektir.
Çirtik

ÇİRTİK:
Parmak şaklatmadan çıkan ses.

Çiya

ÇİYA:
Horon'da ortaya toplanıp ayakları yere vurma.
Çoban Kavalı

ÇOBAN KAVALI:
Erzurum'dan Çat ilçesinin bazı köylerinde her toplantının pek sevgilisi olan sade Barlardandır. Adını türküsünden almıştır. Daha ziyade kadınlar sazsız olarak türküsünü çağırmak suretiyle 8-10 kişilik bir dizi halinde oynarlar. İrticali figürleri, Bar'ı çekene ayak uydurulmak özeni içinde yürütülür. Köylü arasındaki sevgi ve dostluğu besleyen türkülü oyunlardandır
Çorum Halayı

ÇORUM HALAYI:
Kıyafet: Cepken (Zılga ve Salta), kuşak (Gayret Kuşağı, Tosya Kuşağı), şalvar ve fes giyilir. Fesin üstüne işlemeli kırmızı bir çevre bağlanır. Oyuncunun üzerinde köstekli saat ve gümüşlü kordonu bulunur. Elbise motifleri Selçukî ve Osmanlılık zamanından örnekler olduğu için bu oyunların yüzyıllardır gün gördüğüne hükmedilebiliyor.
N'me yazdım sokuya
Gelen giden okuya
Kızlar şarabe düşmüş
Tanrı cümle koruya
Karşıda kürt evleri
Yayılır develeri
Oturmuş inek sağar
Terliyor göğüsleri
Hey nazından nazından
Sürmesi gitmez gözünden
Yaylada Türkmen kızından
Dönüver meydan senindir.



Çökçök Oyunu

ÇÖKÇÖK OYUNU:
Isparta'dan Şarkikaraağaç ilçesinin Dinek köyünde iki kişi tarafından yürütülür. Oradan bunu bilmeyenler yerlisince pek ayıplanırlar. Oyun esnasında kadın erkek birbirlerini mutlaka seyretmelidirler.

Çökeri (Küccari?)

ÇÖKERİ (KÜCCARİ?):
Çökeri veya Küccari denilen sıra oyunu Van'da da vardır. Gümüşhane'de Koççarı denilen oyun asılda birdir. Buna Köçeri denildiği de olur. "Koç eri" bileşimi olduğu kuvvetle muhtemeldir ki bir oymak adıdır. Bu yolda yer adı da vardır.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:01

Dadaş

DADAŞ: Kars, Kağızman, Sarıkamış ve yörelerinde delikanlılara verilen isim. Dadaşlık, Dadaşların erkân ve 'dabı çok ince ve eskidir. Kelimenin aslı "taydaş" olsa gerektir. Güney Anadolu'da ölçüşmek anlamına bir "dadaşmak" fiili vardır.

Dağlar Halayı

DAĞLAR HALAYI:
Urfa'dan Yaylak ilçesinin merkez köyünde düğün ve bayramlarda bilhassa oynanır. 2-4 erkek tarafından davul zurna eşliğiyle yürütülür. Kadınlar da aynen oynarlar
Dağlı Oyunu

DAĞLI OYUNU:
Toplu oyunların en çevik olanıdır. Yiğitçe tavırlarıyla Zeybek oyunlarının en canlısı budur. Bengi oyunu için geniş bir alana ihtiyaç gösteren oyuncular Dağlı'ya çıkabilmek üzere o meydanın üç misli kadar büyüğünü ararlar. Bergama taraflarında çok oynanır.
Dağlı oyununa en az altı kişi kalkar. Oyundaki çekmeleri idare eden iki "baş"ın birisi başta, diğeri ortada yer alır. Oyun figürleri 3-5 esasına göre yazılıdır. Oyuncular bir daire çevirip dururlar.
1. Yürüyüş: Üçler, beşler yapılır. Harmandalı'ndaki gibi olmakla beraber, ondan daha çevik olur.
2. Sekmeler: Üçler yapılır. Beşler ise, sol ayak sekerken sağ ayak diz üstüne konur (bir), sağ ayak ileri yere basar (iki), sağ ayak sekerken sol ayak diz üstüne konur (üç), ileri basar (dört), sağ ayak ileri basar ve sol diz üstüne çökülür (beş).
3. Çapraz: "Üç" yerine sağdan dönme yapılır. Beşte çapraz yapılır: Sağ ayak sol ayağın önüne basar (bir), sol ayak arkadan basar (iki), sağ ayak sağa açılıp basar (üç), sol ayak sağ ayağın kıyısına vurur (dört), sol ayak sola açılıp yere basılır (beş).
4. Halkadan geriye: Üçler. Geri yürünür: Sağ ayak geri basar (bir), sol ve sağ ayaklar geri basar (üç), sol ayak geri basarken vücut yarım sola döner (dört), sağ ayak ileri basar (beş).
5. Ayak savurma: Üçler. Sol ayak yere basılır. Sağ ayak ileri uzatılır (bir), yine sağ ayak sağdan geriye savrulur (iki), sağ ayak ileri yere basar (üç), sol ayak sağ ayağın kıyısına vurulur (dört), sola açılır ve basılır (beş). İkinci figürdeki sekmeler yapılır.
6. Çekme: Üçler. Birinci "baş" birerle kola geçer: Bu çekiliş sekmelerle -ikinci figürdeki gibi- yapılır. Daire bir sıraya gelinceye kadar sekmeler devam eder. Sıra düzelince sağ ve sol ayakta eşme yapılır.
7. Eşmeler: Üçler. Sonra sol ayak basılı, sağ ayak ileri ve geri beş defa eşilir. Yine üç yapılır. Sonra, sağ ayak basılı, sol ayak ileri geri dört defa eşilir. Beşincide sol ayak yarım sola fırlar ki, vücud da beraberdir. Böylelikle tek sıralı saf haline geçilir.
8. Saftan birerle kola: İkinci figürdeki sekmeler üç defa yapılır ve altıncıdaki eşmeler sağ ve sol yapılır. Soldan geri dönülür. Yine eşmeler üç defa tekrarlanarak, eşmeler sağ ve sol yapılır. Yarım sola dönülür. Birerle kol böylelikle yürütülmüş olur.
9. Geri basma: Üçler yapılır. Sonra geri yürünür. Sağ ayaklar geri, sol ayaklar geri. Daire haline gelininceye kadar devam olunur.
10. İki koldan çekme: Üçler. İkinci figürdeki sekmeler yapılır. Sonra baştaki ve ortadaki "baş"lar bu sekmeler sırasında birbirinden ayrılırlar. Biri sola, diğeri sağa çeker. Birerle kol olununcaya kadar devam eder. Üç yapılır, sağ ve sol eşmeler yapılır.
11. Üç yapılır. Sağ ayak basılı sol ayak yarım sola dönülür. Her iki grup sıralı saf haline geçer. İkinci figürdeki sekme üç defa tekrarlanır. Eşmeler sağ ve sol yapılır. Üçler yerine soldan geri dönülür. Yine üç defa sekme ve eşmeler aynen yukarıdaki gibi olur.
12. Toplanma: Üç yapılır. Sağ ayak basılı, sol ayak yarım sola dönülür. Her iki grup birerli kolla geri geri yürürler. Bu hal tam daire olununcaya kadar devam eder. Üçler ve sekmeler yapılır.
13. Diz çökmeler: Üç yerine sağdan geri dönülür. Ortaya yüz yüze diz çökmelere başlanır: Sol ayak basılı, sağ ayak ileri uzatılır (bir), basılır (iki), sol diz üstüne çökülür (üç), sol ayak üstüne kalkılır (dört), sağ ayak geri basılır (beş). Diz çökme hareketi üç defa tekrarlanır.
Üçler yapılır. Sağ ayak ileri uzatılır (bir), sağ ayak ileri basar (iki), sol diz üstüne çökülür (üç), sol diz biraz kaldırılır, tekrar yere çökülür (dört).
14. Dönme ve çapraz: Üçler. Soldan beş sayıyla dönülür. Dördüncü figür yapılır, geri yürünür. Sonra üçüncü figürdeki çapraz yapılır. Oyun selam duruşuyla biter.

Dah Lenk

DAH LENK:
Erzurum'un bütün bucak ve köylerinde oyun çeşitleri merkez ilçesindeki kadar zengin değildir. Nice köylerde iki üç çeşitle yetinilegelmiştir. Bu durum biraz da "pek ehliyetli davul zurnacıların her semtçe tedarik edilememesinden" ileri gelmektedir. Fakir ve ücra bir köyün fazla mütevâzi zurnacısı iki üç basit havadan fazlasını çeviremeyince ora oyunlarının repertuvarı da ister istemez daralıp kalmış olur. Nice köylerde de bilakis zengince kalabilmişlerdir. Meselâ, Tercan ilçesinin Pekeriç köyündeki durum böyledir. Bar ve Hançer Barı oranın davul zurnalı, karma ve toplu oyunlarından olduktan başka, tekli oyunları da vardır. Bu sonuncuların en orjinali Dahlenk adını verdikleridir. Gerek bu oyun gerekse Ördek ve bir de Karşıdan Karşıya adındakiler hep tek erkek tarafından davul zurnayla yürütülürler. Yine tek erkek için olan "Dasni Cors" burada da varsa da mutlaka kemençeyle oynarlar. Dah Lenk adındaki Lenk kelimesi Türkçe'de topal demektir. Dah nidâsı "haydi" anlamındadır. Bileşim, "Haydi topal, kalk oyna" manasını verir.

Daldala

DALDALA:
Erzurum'un Daldalan dedikleri Bar çeşidi Sivas köylerinin birtakımında da vardır. Adı Halaylar arasında geçer. Havası ve figürleri Erzurum'un Daldalan Barı'nı andırır. Sivas ilinin köy halaylarındandır. Daldala'da oyuncular elele tutuşmazlar. Bellerden sımsıkı kavraşırlar. Başçekenin elinde mendil vardır. Sondaki oyuncu boş kalan elini kalçaya kor. Havası 5/8'lik ölçülerle kuruludur. Tartım fasıl musikimizin "Türk Aksağı" usulüne uygundur.
İlk ölçüde oyuncuların belli belirsiz bir diz kırma hareketi yaptıkları sezilir. İkinci ölçünün dörtlük zamanında sol ayak bir adım ileri atılarak ökçe üstüne konur. Aynı zamanda iki diz birden kırılmak suretiyle sol ayak istikametinde tartımlı bir yaylanış yapılır. Bundan sonraki üç sekizliğin birincisinde dizler süratle doğrultulur. İkinci ve üçüncüde hiç kımıldanılmaz. Üçüncü ölçüde o hoş yaylanış bir defa daha gösterilir. Gelen ölçünün dörtlük zamanında sol ayak yerine getirilir ve üç sekizlikte vücut ağırlığı sola yüklenirken sağ ayak da belli belirsiz yerden kesilir. Bundan sonra sağ ayak yarım sağa atılıp ökçe üstüne konur ve dört defa yaylanış yapılır. Bu dört ölçü sürer. Beşinci ölçünün ilk dörtlük zamanında sağ ayak pençesi yere vurulur (sağ ayak ökçe üzerindeydi). Aynı zamanda da gövde bu ayağa bindirilir. Üç sekizlikte sol ayak bir diz kırmasıyla arkaya yukarı fırlatılırken, sağ ökçe de yere vurulur. Gelen dörtlükte sol ayak bir adım ileri atılır. Üç sekizliğin birincisinde sağ ayak ökçesiyle vurulur. Diğer ikisinde o vaziyette durulur. Bunu tabip eden ölçünün birinci zamanında yine sağ ayak bir adım geri atılır. Üç sekizlikte sol ayak bir diz kırmasıyla yukarı kaldırılırken, sağ ökçeyle yere bir vuruş yapılır. Bundan sonra sol ayak yarım sola atılıp ökçe üstüne konulur. İki sol, iki defa da sağ ayak üzerlerinde yaylanışlar yapıldıktan sonra, ileri gitme ve geri gelmelerle oyun (yukarıda tarif edildiği üzere) devam eder.
Daldala'nın Tezleme'si:
Daldala'nın Tezleme'si denilince oyunun hızlanması anlaşılır. Figürlerde ve musıkide hiç bir değişiklik olmaz. Yalnız, zamanların hızlanışı nispetinde oyun canlılığının da arttığı görülür. Ağırlama'dan Tezeleme'ye geçilişin belirli bir zamanı da yoktur. Bu cihet daha ziyade davul zurnanın isteğine bakar.
Erzurum'un Aşkale bucağında ve Siirt'in Şirvan ilçesinden bazı köylerde Erzurum ve dolayında "Daldalan" denilen Bar böyle isimlendirilmiştir. Oyunun adında olduğu gibi şeklinde de zamanla ve yer yer ufak farklar olmuştur.

Dallike

DALLİKE:
Amasya'da oynanıp adını türküsünden almıştır. Sıra oyunudur. Ağırlama ve Yeğinneme kısımları vardır. Amasya'nın kadın oyunlarından olan "Dımbılgaz"da hoştur ve adını sözlerinden almıştır. "Keleğay" giyimli bir kız tarafından yürütülür. Bunu kadın oynamaz. Yine oranın "Yalel Zamahı" uzak menşei mistik görünen Zamah adlı oyunlara güzel bir örnektir. Havası ayrıdır.

Dandini

DANDİNİ: Çocukları canlı kukla gibi sıçratıp sevindirmek ve güldürmekle ilk duygu tohumu atılır ki buna "Dandini" denir. Davul sesini taklit eden bir benzektir. Tekerlemede iki üç defa tekerlendiği olur: "Dandini dandini danadan" gibi.
1. Bebekleri hoplatırken söylenen tekerlemelerde geçer. Hafifçe nağmeli de söylenebilir: Dandini yavrum, hoppala paşam.
2. Düzensiz, darmadağınık. Ortalık dandini. Dandini bebek: Yaşına yakışmayacak hafifliklerde bulunanlar için söylenir. Sakallı bebeklere, süfehaya (zevk, eğlence ve süse aşırı düşkünler) maskara için derler.
3. Eski başka bir oynatış göreneğine "hobbaca eğlenmek" deyimiyle rastlanır. Bir XIII. yüzyıl metninde bu deyim şöyle tarif ediliyor: "Arkası üstü yatan bir kimse, ayaklarıyla bir çocuğa havaya kaldırmak."



Dasniçors

DASNİÇORS:
Erzurum Barlarındandır. Bu oyunda bilhassa ağır başlılık, incelik, hareketlerde sadelik ve tavırlarda dilbazlık (konuşkanlık) göze çarpar. Adına bakılırsa Kafkas'tan gelmeliği düşünülebilir. İki delikanlı tarafından oynanır. Oyuncuların ellerinde birer mendil bulunur.

Daşı

DAŞI:
Rize bölgesi oyunlarındandır.

Davaz Zeybeği

DAVAZ ZEYBEĞİ: Kütahya'da sevilmekle beraber Burdur'da da gün görünüyor. Tek Zeybek gibi bu da sözsüz havasıyla oynanır. Denizli ve havalisinin yüzyılları saran yerli oyunlarından başlıcaları Davaz, Buldan ve Denizli Zeybekleridir. Adlarını menşelerinden almışlardır. Yiğit, mert ve koruyucu bir ruh asilliğiyle dolu insanları temsil eden bu oyunlarda önce birer kişi harekete geçer. Sonra ikişer ve daha fazla kişilerle değişik figürlerde oyuna devam olunur. Kartalımsı yükseliş ve inişlerle bazen dizlerini yere çaldıkça öz kudret ve kuvvetlerini cihana duyurmak ister gibi olurlar. Bütün bu çevreler oyunları türlü tartım (ritim) güzellikleri içinde yüzerek, plastik bir estetik yaratmakta âdeta yarışırlar. Durur gibi olan ve -tabir caizse (uygunsa)- heykelleşen anların bile özel heybeti cidden başkadır. Cümlesinin (hepsinin, tamamının) ruh kaynağı belli ki kahramanlıktır. Babayiğitlik oyunlarıdır. Figürlerinde Barbaros serenlerinin süzgünlüğünü görmek bile abes (yakışıksız) olmaz.

Davul Oyunu

DAVUL OYUNU:
Anadolu'da kadınlar davul zurna eşliğiyle oyuna kalkmazlar. Davul zurna takımı erkek oyunlarının kahramanlık timsali eşlik çalgısıdır. "Davul zurna" denir, fakat "Zurna davul" denmez. Davul öbürüne takaddüm eder (önce gelir) ve hatta bileşik "davulzurna" yazılışı katiyen yadırganmaz. Mehterh'ne ocağının Selçuklular zamanında da geçen daha eski adı "Tabilh'ne" idi ki davul evi demektir. Harzemşahlılar saltanatında davulların asilzade genç beylerce dövülmüş olduğu saray erkanından olarak tarihte biliniyor. Böylece davulun itibarı Şamanlık çağından beri bilinip bu konunun hikâye ve kayıtları uzundur. Türk davulunun başlangıçlarını Orta Asya'nın ilkçağ sonu kağan saraylarında buluyoruz. Davula olan derin bağlılık Türk ses folklorunda aynen yaşıyorsa bunda şaşılacak nokta yoktur. Bizans Anadolu'sunda "koca davul" yoktu, yani Oğuzlarla batıya geçti. "Yurağ, yani "cura zurna" da beraberindeydi.
Davulcunun Halay halkası ortasında döve döve veya tek başına (zurnacısı çalarken) oynaması Anadolu'da pek itibarlı bir görenektir. Başlangıcı Selçuklulara kadar çıkıp, daha evveliyatı (öncesi) da Asya'dadır. Bir Erzurum köyünün meydanlarında davul döve döve dolaşan tekke 'şıklarından, İspanyol seyyahı Klavio henüz XV. Asır başlarında (onların salpak kıyafetlerini de anlatarak) bahsetmişti. Mistiklerden Barak Baba'nın gezgin Tabılhanesi de ayrı hikâyedir (XIV. yüzyıl başları).
Şimdiki davul oyuncularımızı, başta Mahir Karayılan (Dağlı) olmak üzere bütün dünya tanıdı ve birincilik iz'fesiyle övdü. Türk davul oyunu, Osmanlı İmparatorluğu'nun serhadlerine (sınır boylarına) kadar yayılmıştı.

Doğu Anadolu'da "Davul Barı" veya "Davul Oyunu" iz'feleri yer yer var, fakat "Bar Oyunu" adı yoktur. Doğuda davul oyunu, oyun faslının en sonunda gösterilip bitince davulcu çalgısını yere yatırarak çevreden atılan bahşişler onun üstüne yağar. Eski zamanda davul oyunu sanıldığından çok daha yaygındı.
Davul Zurna

DAVUL ZURNA:
Seyirlik alan gösterisi olarak oyunun en gelenekli ve yaygın eşlikçisi özellikle davul zurnadır. Yiğitlik oyunlarının coşkunluğu, onun tartımlı ezgisinden kazanabilişi gibi davul da zurnaya (ekli yazılması borç düşmüş derecede) bağlıdır. "Zurna davul" demek dilimize "çocuk çoluk" der gibi bir terslik sıkıntısı veriyor. Şu halde "davulzurna" ekliliği farzdır. Âhengin nabzı davul, nefesi zurnadır.
Kimi şehirlerimizde en çoğundan yüzyıldır, kimisinde elli yıldır, üç beş bölgecikte de çeyrek asırdır, yani neslimizin gözleri önünde davulzurnalar kayıplara karışmış bulunuyor. Eski İstanbul en yoğunlukla davulzurnalar yatağıydı. On bin, yirmi bin takım düğün, dernek, şenlik ve bayramlarda iş görürlerdi. İkinci yokluğa İzmir merkezi katlandı. Üçüncü bölge Konya oldu. Eski zaman Trabzon'u zengin Mehterh'ne merkezlerinden biriydi. Şimdi bir Rizeli gençten sorsanız size "Bizim tarafta davulzurna bilinmez" cevabını verir ve saf saf "Hiç bir zaman da bilinmemişti" diye düşünüyor görünür. Halbuki en debdebeli Horonlar geçen nesillerde oralarda da davulzurna etrafında çevrilirdi. Dikkat edilirse davulzurnanın kalktığı yerlerde (yerine eğer başka bir çalgı uyarlanamadıysa) meydan oyunları da görünmez olmuştur. Çünkü davulzurnasız Halay, tatsız tuzsuz yemeğe benzer, kadın oyununa döner. Karadenizimizde Horan ve Horonlara eskilerde ıklığ ve onun yerine zamanla şimdiki kemençeleri gayet iyi ve bol uyarlanamamış olsaydı oyunlar oralarda da sönerdi. Nerede kaldı ki köylerinde davulzurna göreneği de büsbütün yok olmuş değildir.
Davul zurna azalmalarının tarihteki sebebi ilgalar (yok etmeler), yasaklamalar olduğu gibi klarnetin zurnaya rakip çıkması, armonika ve akordeon modaları tarzında yeni heveslilikler de yer yer 'mil olmuştur. Odalarda yütütülen tef ve türkülü kadın oyunları olmasa davul zurnasızlıktan oyunlar daha da yurt çapında zarar görürdü.
Davul yurtta zurnadan daha boldur. Davul tartımını herkes görenek ve aşkla sever. Meselâ bir Köroğlu vurulsa galeyan (coşma) derhal başlar. "Davul Oyunu" her davulcunun kendi oyunudur.
Her merkez kendi davulzurnacılarını çoğaltmalı, havalarını millî giyim ve figürleri kadar sabit tutmalı, çalgı yapımları nicelik ve nitelikçe düzene sokulmalı, meraklılar alkışlanmalıdır. Üniversite merkezleri bile yalnız opera, tiyatro ve bale temsilleri, hem de konserlerle yetinemez. Nerede kaldı ki böylesine kültür ocaklarını kurup tüttürmeye her bucak merkezi en ileri kültür memleketlerinde bile maddeten imkân bulamıyor. Yurt çapında sanat gösterileri köylere varıncaya kadar halk ezgili millî oyun seyirlikleri olacaktır. Prensip budur. Üniversite merkezlerinin millî oyun bayram ve seymenelerinde kolaylıkla usta davulzurnacılar buluşturulamayacağı için ustalardan doldurulmuş teypten eşlikte fazlasıyla faydalanılabilir. Becerikli üç beş tartım anlar genç elde davulzurnalarla sahneye yine de çıkıp oyuncular arasında kendileri çalıyormuş gibi yapar ve ahenkli hareket edebilirlerse dekor gereğince bu da bir çeşit oyun içinde oyun marifeti olur. Seyirciler teyp çalındığının farkına bile varmazlar, tecrübeyle sabittir. Kalanı giyim, tip seçimi, dekor ve oyun hazırlığının üstün inceliğine, renk ve ışıklara bakar. (Bu taktirde davul kasnaklarına deri yerine sağır bezler gerilmiş bulunur ve çalıyor görünenler havanın tartımını çomak hareketlerinde iyi kollarlar.) Koreografın orkestralı millî oyun tertipleri ayrı bir konudur, bale işidir. Davulzurnacılara kısaca davulcular denilmesi âdetse de zurnacılar kısaltması caiz değildir. Erkek olan davuldur.
Zurna dişi sayılır, sesi incedir. Davulun gördüğü tercih itibarı kutsal menşeinden kalma ve hissiyatla desteklidir. En eski Asya Türkleri bayrak timsaline tuğ ve davula toğ, tov (belki buna da tuğ, fakat Çinliler ku, Hunlar dop) derlerdi. Çoğulu da toğul, tovul olabilirdi. Arap dilindeki "tabl" adı bundan muarrebti (Arapçalaşmıştı) muhtemelen.

Davulzurna Horonu

DAVULZURNA HORONU:
"Davulzurna refakatiyle Rize bölgesinde Horon'a çıkılmadığı" iddiası tamamiyle safsatadan (gerçek dışı) ibarettir. Bunun aksini ispat eden en az yarım asırlık fotoğraf belgeleri vardır. "Davulzurna Horonu" adı Rize hesabına başkaca kesin bir hatıradır. Bu oyun şimdi revaçtan düşmüş olabilir. Fakat, eskiden sevilip yürütüldüğünü şimdiki Rizeli ihtiyarlardan soruşturup öğrenmek bile mümkündür. Kemençeli Horonların davulzurnalı Horonları büsbütün istihl'fı (yok edip yerine geçmesi) pek eski bir hadise değildir. Trabzon, Mehterh'ne'nin eski ünlü merkezlerinden biriydi. Kesin surette bilinen nokta davulzurnalı Horon'un Kars veya Erzurum'dan o Karadeniz bölgemize geçmiş olmadığıdır. Davulzurnalı Horon oraların eski Türklük hatıralarındandı. 7/8'lik Karadeniz havalarını şimdiki çeviklikte çalıp oynatırdı. Başlıca Horon, davulzurnalıydı ki bu da en eskiye olan itibara binaendi (dolayıydı).

Değirmenci

DEĞİRMENCİ: Yozgat'a ait oyunlardandır. Doğu Anadolu'da bu isimde bir oyun derlenmiştir.
Delibe

DELİBE:
Diyarbakır oyunlarındandı.

Deli Horon

DELİ HORON:
Çoruh yakası oyunlarındandır. Köylünün inançla bağlı bulunduğu bir tev'türe (yaygın söylentiye) göre bunun oynandığı yerde 15 yıl hiç kimse ölmezmiş. Adına "Şeytan Oyunu" denildiği de olur. Artvin'de Horon 5, 6 ve daha ziyade kişi tarafından dizi halinde oynanır. Halkadan biri idare eder. Ara sıra kışkırtır gibi verdiği kesik ve atik komutalarla arkadaşlarını hareket çeşitlerine geçirtir durur. Komuta yerleri belli olmadığı için oyuncuların sinirli ve hafif komuta hecelerine dakikasında duyup saniyesinde tatbik edebilmek üzere çakı gibi uyanık ve ıssız oynaması şarttır, dalgınlık sökmez. Ayak ve hareketlerin çoğu 1, 2, 3 sayısıyla devam eder. Orada şimdiki halde iki Horon çeşidi vardır, en çok bunlar oynanır: Horon, Deli Horon.



Deliko

DELİKO:
Kimi zaman "Lorki" adı da verilen oyun.
Delilo

DELİLO:
Tunceli'den Ovacık ilçesinin merkez köyünde bilhassa tekrarlanan sıra oyunlarındandır. Kadın erkek karma halde 6-8 kişilik bir diziyle yürütülür. Bölgenin diğer davulzurnalı oyunları şunlardır: Horan, Karaçor, Kol Oyunu, Devzer, Üç Ayak, Türk Kızı. Oyun alanında buralara hemen münhasıran (yalnızca) kuzeyden etki indiği bu isimlerden açıkça anlaşılıyor. Delilo oyununa bazı yörelerde Delile de denmektedir.



Dello

DELLO:
Bu Erzurum Barı en az iki kişi tarafından düz diziyle oynanır. Havası baştan sona orta hızdadır.
Dello Barı'nın yaygınlık ve genişliği kıdemin derinliğine ve mücavir bölgelerde onu şimdi hiç tanımayan yerlerin, tanıyan bucaklardan çok olması da o bucaklarda çoktan unutulmuş bulunduğuna delâlet edebilir. Yer yer farklar göstermesi de yaygınlığın eskiliğini teyit eder (doğrular). Sahasında meselâ Kemah'da eskiden beri vardır ve orada şunun gibi sözleriyle de oynanır:
Dello, dello, dello can
Erzincan iki yoldur
Biri sağ, biri soldur
Daha Doğudan meselâ Çoruh'un Öğdem ilçesinin Ersis köyünde 10-25 erkek tarafından davul zurnayla bir Dello çeşidi her şenlik vesilesinde oynanır.

Denizli Zeybeği

DENİZLİ ZEYBEĞİ: Denizli'de davul zurna eşliğiyle dört erkek tarafından yürütülen gün görmüş bir Zeybek çeşididir. Mevkiin diğer önemli oyunları şunlardır:
Alaylar:
M'niler söylenerek oynanır.
Kız Oyunu:
Kadınlara mahsustur.
Seğmen Sekme:
Birlikte yürütülen tüfekli oyundur.
Tavas Zeybeği:
İki kişilik.
Tek Parmak
Yuvarlak



Depçe

DEPÇE:
Urfa'nın bilhassa Viranşehir ilçesinde 5-50 kişi tarafından kız, kadın ve erkekler toplaşarak karma halde ve kaval eşliğiyle oynanır. Bir çeşit Halay halkasıdır. Yerli halk bu oyunun cemiyet arasında birlik ve dayanışma doğurduğuna samimiyet ve güvenle inanıyor.

Depki

DEPKİ: Hatay bölgemizde Halay tabiri öteden beri bilinmekle beraber, sıra oyununa oralarda Depki ve bunun davul zurna desteğinde coşkunlukla oynanmasına "Depki depmek" deniliyor. Nağmesi ve aksak tartımlarıyla en kesin millî oyunlarımızdan bir koldur. Etkisi, ad, nağme ve figürleriyle Lübnan ve Bağdat'a kadar bütün güney komşularda ve Türk sekenenin köylerinde hâlâ yaşamaktadır. Her yerde davul zurnalıdır.
Depki adının depmek (tepmek) fiiline bağlılığını Antakyalılar biliyor. Halep ve civarı halkının "Dipki" telâffuz ettiği Tepki adı gibi, oyunun havasının tavır ve şekli de Anadolu ağzındadır. Tepki kelimesi oyun anlamıyla en eski Türkçe sözlüklerde tesadüfen yer almamış olabilir. Fakat Tepgi, Tepki, Depki iml'larıyla yurttan dil derlemesi ciltlerinde mehmuz (mahmuz) anlamında olarak kelime vardır. Oyunun başlangıçta "mehmuz şıkırdatmak" ve bunun ses tartımından faydalanılmak üzere tepiniş" figürünü oralarda bir Halay çeşidi halinde esas tutmuş olduğu tahmin edilebilir: Mehmuz oyunu anlamını istidl'l edebiliriz (ortaya koyabiliriz). Oyunda an gelir ki, oyuncular başbaşa kümeleşerek sert sert ve tartımla tepinişirler. Âdeta, atların eşinmesini andıran taklitçi ve hırslı ayak çalmalarıyla bir hareketi toprağa mıhlamaya çalışır görünürler. Sık sık tekrarlanan coşkun figür oyunda budur. Adında da aynı mecaz gizli olsa gerektir.

Depmek

DEPMEK:
Tepmek.

Derbendî

DERBENDÎ:
Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.

Dereli

DERELİ: Harmandalı Zeybeği. Batı Anadolu'da vardır.

Derviş

DERVİŞ:
İstanbul'da erkeklerce oynanan bir eğlence oyunu olduğu işitilmişse de, hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Her halde şaka mahiyetinde yeni bir tertip olmalıdır.


Deveci

DEVECİ: Bergama'dan bir raks çeşidinin adıdır. Kadın oyunlarındandır.


Deveci Emmi

DEVECİ EMMİ: Sivas'tan bir halk oyunudur. Adını türküden alan oyunlardan birisiyse, Konya'nın Deveci türküsü ile ilişiği olacağına ihtimal verilebilir.

Develi

DEVELİ: Adını türküsünden alan oyunlardandır. Konya'dan meselâ Bozkır'ın Akçapınar köyünde geçen şu üç oyundan biridir: Develi, Zeybek, Milli Oyun. 2,3, ve 5 kişi imkân nispetinde uzlaşıp belli etmeksizin taklitleşerek birlikte oyuna girebilirlerse de, her biri yine de müstakil kalırlar. Kadınlar, kendi aralarında oynarlar.
Konya bölgesi oyunlarından çoğunun belirli ad ve tertipleri yoktur. "Oyun" genel adıyla her kıvrak türküye ayak uydururlar. Figürler irticali olup, tutulmuş bazı belirli tavır ve hareket motiflerini oyuncu, sözlerdeki mana anlarına uygun düşecek surette sürenin şu veya bu noktasında tecrübe dairesindeki kabiliyetiyle kaynaştırıp geçer, az sonra bir başkasına benimsetir, vs. Birkaçı bir arada oynuyorlarsa, irticale rağmen şaşılacak bir anlaşma taklitçiliğiyle birliği elde tutarlar. An olur ki tek oyuncunun çevrili birkaç boy aynasından seyredildiği intibaı uyanır. Fark, elbiselerinin biçim ve renk ayrılıklarına inhisar ediyormuş gibi olur. Genç kız ve gelinler arasında bu derecelerde anlaşmış oyun meraklıları bulunur ve çevrede hayranlıkla tanınırlar. Çoğu zaman oyunun adı, türkünün sözlerinden mülhemdir (ilham alınmıştır). Meselâ Ilgın ilçesinin Belekler köyünde gün gören dört oyun havasının adları bu cümledendir: Konyalı, Develi, Alime, Suyarı.. Def ve kaval eşliğiyle iki kişi tarafından yürütülen bu havalarda bazen bir kadın bir erkek birlikte olarak da hususi mecliste oynayabilirler.
Çoruh ilinin Öğdem ilçesinden Ersiz köyünde tek erkekçe ve davul zurnayla yürütülen bir Develi oyunu vardır, dolay köylerde de oynarlar.
Çanakkale'den Ayvalık ilçesinin Tanuş köyünde Develi oyunu iki kişi tarafından çalgısız olarak, yani sadece türküsü söylenip oynanarak yürütülür. Erkeklerce oynandığı biliniyorsa da kadınların da kendi aralarında ihm'l etmedikleri açıktır.

Deve Oyunu

DEVE OYUNU:
Çocuk oyunlarındandır. Çocuklar halkalanır, ellerini birbirlerinin omuz başlarına korlar. Birisi dairenin ortasında durur. Başka bir çocuk grubu da dairedekilerin omuzlarına çıkıp üst bir halka katı kurarlar. Ortadaki çocuk olduğu yerde fırıldanırken, iki katlı daire kendi kendine söyledikleri türküye adım uydurarak döne döne yürürler. (Üst kat tabiatiyle ayaklar omuzlarda sabit ve eller yan omuzları kavramış olarak döner.) Biraz sonra binik çocuklar inerek alt katı kurar ve bu sefer alttakiler onların omuzlarına çıkarlar. Oyun bu surette sürer. Meselâ Mihalıççık'ta vardır (Eskişehir). Çift katlı oyun deve gibi heybetli bir yükseklikten gösterdiği için adı oradan gelir.
Bu Deve Oyunu çocuk oyunu değildir. Hayvanı taklit edici tertiptir. İzmir'in Karaburun ilçesinde vardır. Akdeniz bölgemizin nice köylerinde ve yer yer Orta Anadolu'nun olduğu kadar, doğudan meselâ Van ilinin Erciş ilçesi köylerinde hep Deve Oyunu adıyla semt semt aynı tertipte olarak yapılır. Seyrekleşmiş bulunması unutulmalara ve kıdeme delâlet eder. Filhakika ortaçağ tarihinde de izleri vardır. Her yerde toplu yapılmakla beraber çalgısız oynandığı için yerlisince yarı sportif mahiyette sayılıyormuş. Halbuki idmanla ilişiği olmayıp bilakis gösteri ve eğlence mahiyetindedir.

Devzer

DEVZER:
Tunceli'den Ovacık ilçesinin merkez köyünde kadınlı erkekli yürütülen sıra oyunlarındandır.



Dımı Dımı

DIMI DIMI:
Antalya'nın Akseki ilçesinden Alaçeşme, Geriş ve başka köylerinde 2 veya 4 kişi tarafından yürütülen oyunlardandır: Sallama, Döneley, Sektirme ve Dımı Dımı.
Burdur bölgesi köylerinde kadınlar leğen, bakır yahut başka bir kaba vura vura çaldıkları ve bazen türküsünü de çağırdıkları havalara Dımıdan derler ki oyun havasıdır. "Dımı Dımı" da o türküden taklitçi bir ad, bir onomatopedir (Yansım addır). Türlü ötümlü kaplara tartımla el çalarak oyuncuyu desteklemek göreneğinin Anadolu'da Ege Bölgesi kadınlarına münhasır kalmadığı da biliniyor. Kadın meclisine erkek çalgıcı alınamayacaksa ve kadın tefçi o mühlet (süre) için hazır değilse böyle cisimlerden biri ele alınır.

Dik Bar

DİK BAR:
Erzurum'dan İspir ilçesinin Hünüt köyünde tutunulan ve tutulan sıra oyunlarının başında gelir ki diğerleri şunlardır: Hançer Barı, Hemşin, Sık Saray, Temur Ağa, Üç Ayak. Davul zurna veya tulum eşliğiyle oynarlar. Burada kadınlı erkekli karma oyun yoktur. Karadeniz oyunlarıyla da yakınlık gösterirler. Aynı ilçenin Kırık köyünde şunlar vardır: Aşırma, Dört Ayak, Düz Bar, Mero, Sürmene. Bu oyunlara grenata (klarnet), zurna, tulum veya koyun kavalı eşlik eder. Bu sıra oyunlarını kadınlar da kendi aralarında yürütürler.

Dikdiki

DİKDİKİ:Onomatopedir. Ankara'nın bazı köylerinde oynanır.

Dik Horan

DİK HORAN:
Ordu ve Samsun'un daha ziyade köylerinde vardır. Karadeniz kısmında Horon değil, Horan denilir ve kelimenin Bahr'ül Garaib tercümesindeki Türkçe'ye ait en eski iml'sı bu Horan'dır (XV. yüzyıl).
Samsun'un Bafra ilçesinde Sarıkız (çift zurna ile oynanabilir), Dik Horan, Atlama sıra oyunları doğu tarafından gelme olarak kullanıldığı gibi, mübadele göçmenleri dolayısıyla şu Rumeli oyun havaları da vardır: Cigos, Salınık (Rumeli Karşılaması), Hora, Kabadayı, Sırto, Kasap, Viran Dağlar, Sabakalun Kahvesi vb. Bafra mıntıkasında kız oynatma âdeti hiç yoktur ve yaşlılarınca hatırlanmıyor.
Dik Oyun

DİK OYUN:
Sivas'tan Divriği ilçesinin Örenik köyünde davul zurnayla yürütülen bir toplu oyundur. Erkek oyunu olmakla beraber kadınlar da kendi aralarında oynarlar. Adına bakılırsa Halay erkânından iyice ayrılmış görünür. Başka köylerin Dik Halay tertibiyle karıştırılmaması gerekir. Dik Halay diyen köyler sonuna kadar Alevî kalmışlardı ve oyunu kadınlı erkekli karma halde yürütebilmişlerdir. Bu köylerde aynı uysallık bir alışkanlık halinde düğün ve şenliklerde hâlâ da devam ediyor. Halbuki Dik Oyun denilen Örenik Köyü tertibinde kadınlar yer almaz. Dolayındaki köylerde de durum böyledir.

Dilân

DİLÂN:
Erkek ve kadınların dizilerek düğünlerde karşılıklı oynadıkları bir Halay çeşididir ki, Gaziantep'in Harat köyünde ve Malatya'da vardır. Aynı isimdeki bir oyun Diyarbakır'dan Osmaniye ilçesinin Hilar, Salman gibi bazı köylerinde vardır. Buralarda yalnız kadınlarca oynanır ve türküsü vardır. Tek kadın tarafından da türküsüyle yürütülebiliyor. Dilan Halayı da denir.

Dilican

DİLİCAN:
"Dil-i can" Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.




Dilipiti

DİLİPİTİ: Kelime "çıtıpıtı dilli" anlamındadır. Elazığ merkez ilçesinin çoğu köylerinde tekli, çiftli veya sıralı oyun çeşitlerinden üç beş tip kullanıldığı halde, oyuna düşkünlük göstermemiş bazı köyler de vardır. Meselâ aynı merkez ilçesinin Bızmişe köyünde kadın ve erkekler ne oyun ne de çalgı kullanmazlar, düğünlerde sadece tef döğüp Koşma dedikleri oyunu yürütüyorlarmış. Buna karşılık Ergani Maden köyünde türlü oyun çeşitleri sayılıyor: Dik Halay, Dilipiti, Halay, Dik Kırma, İlyan, Küdük Karga, Şive Kırmak, Üç Ayak. Bunlar davul, tef ve kaval ile oynanırlar. Sıra oyunlarını şehirde yalnız erkekler, çoğu köylerde ise kadınlı erkekli yürütürler. Tek oyun, kız ve kadınlara mahsustur, aralarında oynarlar. Kövenk köyünde Halay ve Üç Ayak vardır. Dilipiti adı, çıtıpıtı vezniyle onomatopedir (yansımadır).
Dillân

DİLLÂN:
Malatya'nın Pötürge ilçe merkezinde gün gören iki oyundan biri bu, diğeri Üç Ayak'tır. Erkek oyunları olmakla beraber, dizide kadınlar da yer alabilir. 2-15 kişi davul zurnayla yürütürler. Dill'n oyununa Malatya köylerinde Malatya Halayı da derler. Dill'n ve Dill'n aynı oyun olmakla beraber semtlere göre ayaklarında da yabancının görebilmesi güç ve adında olduğu kadar küçük farklar zamanla belirmiştir.
Siverek Dill'nı oyun havası nağmelerce kez' hafifçe çeşitlenmiş olmakla beraber tartım hep birdir.
(Kastamonu'dan doğuya doğru gidildikçe oyun davulunun çapça küçüldüğü, fakat kasnağın uzunlaştığı görülür. Meselâ, bir Malatya davulu şu ölçülerde görülmüştür: Kutur (çap) 50, ceviz kasnak 38 cm. Deriler oğlak veya teke derilerinden olur. Çomak dedikleri tokmak kayıştan olup vuran yüzü iki çentiklidir. Tutulan kısım 2, ikinci tümsek 6 ve yuvarlak tepesi yine uzunlamasına 4 cm'dir. 40 cm olan sol el çubuğuna gelince bu yılgındandır. Zurnanın fazla bir özelliği yoktur, cura denilen boydandır.)
Dipçik

DİPÇİK:
Seyhan'ın Bahçe köyü ve dolayında özel türküsüyle düğünlerde yürütülen toplu oyuna Dipçik denilmektedir.

Diringi

DİRİNGİ:
Kars'ın tekli erkek oyunudur.

Diz Çökme Ve Sekme

DİZ ÇÖKME VE SEKME:
Kütühya oyunlarındandır. Simav'ın Gebeler köyünde ikiden fazla kişi tarafından davul zurnayla oynanır. Bu köyün kadınlarına mahsus oyunu "Yıldırmaca" dır.


Diz Kırma

DİZ KIRMA:
Bingöl'ün Kiğı ilçesinden Çerme Köyü ve dolayında kadınlı erkekli 3-17 kadar kişi tarafından karma halde davul zurna veya saz ve tef eşliğiyle yürütülen sıra oyunudur.



Doğru Oyun

DOĞRU OYUN:
Isparta'nın Yalvaç ilçesinde pek tutulmuş durumdaki iki oyun cerbezeli (güzel söz söyleyen) dilbazlıklarıyla (gönül eğlendirmeleriyle) bilhassa dikkati çekerler:
1. Doğru Oyun,
2. İğri Oyun.
Birincisi iki kadın tarafından oynanıp, gelin kocasının evine gelince oğlan tarafından olarak gelin bu oyunla karşılanır, âdettir. İğri (Eğri) Oyun'da ise iki kadının sekiz kaşıkla Doğru Oyun arkasından geline sağlık dilemesi ayrıca görenektir. Bu semtte Konyalı ve Balıkesir Zeybeği erkeklerce ayrıca kaşıklarla yürütülür. Oyuncuları oyuna kaldırmak âdettir. Kaldırılmazsa güceniklik çıkar.
Dokuzlu

DOKUZLU:
Gaziantep oyunlarımızdandır.



Dolama

DOLAMA:
Çanakkale ilinin Bayramiç ilçesinde tek kişi veya 15-20 erkek toplu olarak davul zurna yahut kırnata (klarnet), tef ve dönbelek (dümbelek) ile Dolama oynarlar.
Yine Çanakkale'nin Ezine ilçesinde Dolama oyunu 30-50 kadar kadın tarafından dümbelekle yürütülür. Bu ilçenin Ak köyünde kadın erkek karma halde de "Alay" çekerler.
Dolaşık

DOLAŞIK:
Afyonkarahisar ile Emirdağ ilçesinde gün gören oyunlardandır. Düğün bayram ve özel toplantılarda yer alan diğer bölge oyunları şunlardır: Düz Ayak, Kaydalama, Karakoç, Oğlan, Sallama, Halay vs. Bunlar tef ile oynanan ikişer kişilik oyunlardır. Kadın erkek ayrı ayrı oynarlarsa da, karma halde yapıldığı da bazen olur.

Dolayı Horan

DOLAYI HORAN:
Trabzon'dan Maçka ilçesinin Laldoy köyünde Dolayı Horan, Horan, Titreme Horan ve Yukarı Horan şekilleri davul zurna yahut kemençe veya tulum ve hatta kaval ile oynanılabiliyorlar. Bayram, düğün, harman zamanı günlerinde ve işçi çalıştırmakta icra edilmeleri görenektir. Halekeye (halkaya) 2-150 kişi girebilir.

Dombaycıoğlu

DOMBAYCIOĞLU:
Devrek ilçesinde oynanır. Adını türküsünden almıştır. Buranın başka bir oyunu da Tuğlama'dır. İkisi de ikişer kişiliktir: Bir kadın, bir erkek yahut iki kadın. Yalnız davul eşlik eder.
Döne

DÖNE:
Kars'ta kadın erkek birlikte oynarlar.

Dönme Oyunu

DÖNME OYUNU:
Tekirdağ merkez ilçesinin İncir köyündeki bu oyun hem kadın hem de erkeklerce ayrı meclislerde yürütülür. Figürü dönmek'tir. İl've edelim ki, dolayın asıl yerli oyunu olup batı tarafından göçmenlerce gelmiş değildir. (Ortaçağ Türk oyunlarının başlıca figürlerinden biri fırıldanmaktı.)
Dörderleme

DÖNME OYUNU:
Tekirdağ merkez ilçesinin İncir köyündeki bu oyun hem kadın hem de erkeklerce ayrı meclislerde yürütülür. Figürü dönmek'tir. İl've edelim ki, dolayın asıl yerli oyunu olup batı tarafından göçmenlerce gelmiş değildir. (Ortaçağ Türk oyunlarının başlıca figürlerinden biri fırıldanmaktı.)

Dört Elli Oyun

DÖRT ELLİ OYUN:
Soma'dan 3 km. ötedeki bir dağ eteğinde yaslanık Tarhala köyünde yürütülen ve hususiyle kiraz bayramını şenlendiren "Dört Elli Oyunu" çok hoştur. Bunu erkekler ayrı oynarlar. Dört kişilik oyundur. Köyün kızları da bilhassa "Koyun Yatırma" oyununu karşılıklı iki sıra halinde yürütürler. Köyün kendine mahsus olan, 20-25 kişinin söylediği, 18 figürlü, 12 besteli ve beş saat süren millî oyunu da gelenekli teşkil'tı olan köy odasında öğrenilir. Türkü ve üç ayrı oyun için en az beş yıl çıraklık gerekir. Bu oyunlar eskiden düğünlerde yapılırmış. Oyunu baba oğul karşılıklı oynadığı gibi sakallı ihtiyarların oynaması da tabiî görülür ve bilip oynamayan çok ayıplanır. Kadınların da 20 kişiyle yürüttükleri ayrı bir millî oyunları vardır. Bunu yılda bir kere, Kurban Bayramı'nın Arefesinde yaparlar. Bu köyde, Ramazan ve Kurban Bayramı'ndan başka Uçurtma Bayramı, Kiraz Bayramı, Çağın Bayramı, Koyun Yatırma, Üzüm Bayramları da vardır.



Dört Kız Oyunu

DÖRTLÜ OYUNU:
Urfa'nın dört kişilik erkek oyunudur. Esas eşlik davul zurna olmakla beraber bağlama desteğinde de yürütülebilir.
Ayaklarında kırmızı yemeni, başlarında evde örülme külahlar, sırtlarında sarı çiçekli oyalı ve el işi düğmeli mintanlar. Onun üstünde eteği belden aşağı uzunca ve kollu bir çeşit ceket, fakat sırt ve göğüs kısımlarında işlemeler, yenlerde de aynı açık renkten iki sıra zırhlı süsler var. Bu bir nevi açık göğüslü duran abanın altındaki uzunca ve bolca şalvar da aynı koyu renk kumaştandır. Özenli yerli giyim işte budur.
Oyuna başlarken ikişer ikişer karşılıklı bir halka kurarlar. Kollar baş hizasında kalkık durmakla beraber, eller birbirine çatışmayacak kadarlık mesafededirler. Ayaklar önce yan yanadır. Küçük adımlar için ileri geri açışır ve yine bitişirler. Sağ ellerde al ve sol ellerde ak çevreler bulunması makbuldür. Duruşlar erkekçedir.
Önce kollar, sonra beden ve son olarak ayaklar harekete geçerler. Davul zurna çabuklaştıkça hız da kıvraklaşır. İdareci durumundaki bir oyuncu al mendiliyle havayı burgulamaya koyulunca mendiller döner, döner, atlamalar olur, mendiller omuzlara, sonra gözlere sürülecektir.
"Düzey Oyun"a geçilir. Sımsıkı kenetlenmişlerdir. Kollar, parmaklar perçinlidir. İşte bu külçe ağır ağır kımıldanmaya başlar. Yavaş yavaş hareket bütün vücudu sarar. Başlar dik, bakışlar keskindir. Az sonra ayaklar harekete geçer. Adımlar açılır. Tek ayak derken Çift Ayak'a geçilir. Üç Ayak'ın hızı yetmeyip Dört Ayak'a geçilir. Sol ayak adımları olur. Sağ ayakların tekme atılırcasına fırlamaları olur... "Urfa bir yana düşer" havasına davul zurna geçince oyun büsbütün kıvraklaşır. Seyirciler bile tempo tutarlar. Usta vücutlar artık yaylanmıştır.
Sıra Kılıç Kalkan oyununa gelebilir. Zurna bir döğüş havası alır. Kalkan bulunmazsa onun işini de kılıç görebilir. Birinin tuttuğu kılıçları iki mübariz (döğüşçü) kabzalarından tutup çekerler, kınlar onun elinde kalır. Kılıçlar havada döner, vücutlar yaylanıp fırlayış gücünün en hoş örneklerini gösterirler. Savaşçıların yere yatar gibi birer vaziyet aldıkları bile olur. Sonra eskisinden daha kuvvetli bir davranışla yeniden kalkarlar. Figürlerin sonunda iki mübariz kılıçlarını atıp sevgiyle kucaklaşırlar. Çünkü, bu bir talimdir. Biri asil dost, diğeri asil düşmandır.
"Dörtlük" adı verilen bu oyun yalnız erkeklerce düğünlerde yürütülür. Oyuna adını verdiren dört figür şunlardır:
1. Ağır,
2. Orta Kısım,
3. Harbî,
4. Düz Kısım.
Dörtlü Oyunu'ndan birkaç müşahede (gözlem) notu: Sağ ellerde al, sol ellerde ak mendillerin görünmesiyle ve erkekçe karşılıklı duruşulmayla başlayan hareket Urfa'nın ayrı bir oyun çeşididir. Önce kollar, sonra gövde ve nihayet ayaklar harekete koyulur. Davul zurna çabuklaştıkça oyun da kıvraklaşır. Yürüyüşün idarecisi al mendiliyle havayı âdeta burgulandırır. Mendiller döner. Dönüşler, atlayışlar olur. Mendiller önce omuzlara, sonra da gözlere sürülür. Renkleri millî renklerdir. Onları taşımaktan ayrı bir gurur duydukları bütün iç açıklığıyla besbellidir.
Dringi

DRİNGİ: Bayburt'ta seyri mümkün Barlardandır. 2 erkek, 2 kadın tarafından yürütülür. Zarurette tek erkek de oynayabilir. Diringi de yazılır. Kars'ta aynı adda bir oyun vardır.



Dudunaman

DUDUNAMAN:
Sivas'ın Hafik ilçesinden Mamuğa köyünde oynanan Halay çeşitlerindendir. Diğerleri Düz Halay, Maro ve Üç Ayak'tır. Oyuna kaç kişi mümkünse katılabilir. Kadınlar kendi aralarında yürütürler. Karmalık görenek değildir. Anılan oyunların dördü ve köy delikanlıları arasında orada pek sevgililerdir.

Dudum

DUDUM:
Sivas ilindedir. Şehir ve köylerde çoğunlukla kadınlar tarafından "Dudum" türküsü söylenilmek suretiyle çekilen bu Halayın iki kısmı vardır:
1. Ağırlama,
2. Hoplatma.
Dudum Halayı Ağırlaması:
Ağırlamada oyuncular el ele tutuşup hilâl şeklinde bir dizi kurarlar. Saz "A" kısmını çalarken birinci zamanın ilk yarısında yarım sağa dönmüş bulunarak sağ ayağı kısa bir adım attıkları gibi, sol ayağı da temponun ikinci yarısında arkaya yukarı fırlatıp adıma hazır kılarlar. (Sol ayak fırlatılırken sağ ökçe de fantezi kabilinden hafifçe yere vurulur.) İkinci zamanın ilk yarısında sol ayak kısa bir adım ileri atılır. İkinci yarısında sağ ayak arkaya yukarı fırlatılıp adıma hazırlanırken sol ökçe de iş olsun diye hafifçe yere vurulur. Üçte, sağ ayak yine kısa bir adım ileri atılarak sol adıma hazırlanır. Dördüncü zaman sol ayak sağın yanına getirilir ve hafifçe yere vurulur. Saz "B" de gösterilen kısma geçince, birinci zamanda sol ayak kısa bir adım sola geri alınır. Sağ ayak da, ökçe üzerinden "ayak ucu yukarı kalkık" vaziyete getirilir. İkide, sağ ayak ucu sola oynatılır. Üçte sağa, dörtte sola oynatılır. (Elele tutuşuluş vaziyetine göre oyunun cephesi yarım sağa yönelmiştir.)
Musiki tekrar başa dönünce; birinci zamanın ilk yarısında sağ ayak (ki ökçe üzerindeydi) pençesiyle yere basılır. Zamanın ikinci yarısında sol ayak arkaya yukarı fırlatılarak adıma hazırlanır. (Ayak ucu hareketlerine müv'zi (paralel) olarak gövdeler de hafifçe sağ ve sola döndürülür.)
El Bırakma:
Ağırlama böylece devamdayken "Başçeken" ellerini bırakıverir. Diğerleri de onu taklit ederler. Şimdi, sol kol dirsekten kırılıp el ayası içerde olmak üzere göğüs hizasına kaldırılır. Sağ kol da, el arkası içerde kalacak surette sağa geri götürülür. (Kalçaya konulduğu da olur.) Yürüyüşlerde ayak hareketleriyle bu şekilde anlaşıp uzlaşan kollar, duruşlarda şöyle olur: Sol ayak kısa bir adım sola geri atılırken, sol kol göğüs hizasından indirilip sola geri götürülmekle, sağ da ona paralel surette hareket ettirilmesiyle bu tavır figürü daha da alımlı bir hale sokar.
Çepük Çalma (El Çırpma):
Dudum Halayı'nın Ağırlama'sında eller bırakıldıktan sonra iki yerde el çırpılır. Duruş vaziyetindeyken yapılan bu el çırpmaların ikisi de sağ ayak ucunun sola oynatıldığı zaman düşer: "B" kısmınının ikinci zamanı başında sol ayak hizasında yapılan ilk el çırpmadan sonra, üçüncü zamanda sağ ayak ucu sağa oynatılırken sol el sağa yukarı göğüs hizasına kadar kaldırılır. Sağ el de sağdan arkaya doğru çeyrek dairelik bir kavis çizer. Dördüncü zamanın başında sol el sol ayak karşısına kadar sola aşağı indirilmek ve sağ el götürüldüğü kavsi takiple geri getirilip ikinci defa el çırpması yapılır. Bundan sonra saz başa, oyuncular da yürüyüşe geçerler.
Hoplatma:
Dudum Halayı'nın Hoplatması musiki zamanlarının ve oyun hareketlerinin hızlanıp yürükleşmesinden başka bir şey değildir.
Dudum veya Duduş Halay havasına şehirde Üç Ayak adı verilir. Havası şehirde ve köyde epey farklıdır. Sözleri de vardır ve şöyle başlar:
Pınardan dudu geçti
Meselâ Sivas'ın Kangal ilçe merkezinde eldeki her hangi mahalli bir çalgıyla yürütülebilir. Çoğu zaman kadınlar, nadiren erkekler tarafından oynanır. En az 3 kişi olmak üzere, imkân nispetinde çok oyuncu yer alır.

Durik

DURİK:
Duruyoruz. Diyarbakır oyunlarındandır.

Durna

DURNA:
Turna ile birdir. Kars'ın tekli oyunlarındandır. Erkekler arasında oynanır.

Durnalar

DURNALAR:
Sivas'ın Durnalar Halayı'nı yalnız kadınlar oynar. Düğünlerde, sıra gezmelerde, herfenelerde Düz Halay gibi Durnalar da bellibaşlı bir eğlenti vesilesi olur. Tef tartımlarıyla birlikte türküsü de söylenerek yürütülür.
Halay Kısmı:
Durnalar'ın Halay Kısmı "Yakışır allar sana" daki gibidir. Halay kısmı; "Durnam yeridi yeridi" mısrasının sonuna kadar devam ettikten sonra Durnalar'ın Oynatması başlar.
Oynatma:
Notanın "B" işaretli fıkrası başlayınca kadınlar ellerini bırakırlar ve bir turna katarını andıracak surette Başçeken'in gerisinde dizili dururlar. Musiki Oynatma kısmını çalarken her zamanın ilk yarısında sağ ayak çok kısa bir adım ileri atar, ikinci yarısında da sol ayak pençesi sağ ökçe arkasına getirilir. (Sol ökçe kalkıktır.) Bundan sonra, sol ayak pençesinden kuvvet alarak sağ ayağı tekrar küçük bir adım ileri sürerler. Bu esnada, elleri göğüse yukarı kaldırılmış olduğu halde her zaman başında parmak çıtlatarak bir sağa bir sola oynatırlar. Yahut da, ellerden biri sola aşağı oynatılırken diğeri sola yukarı hareket ettirilir. Bu figürü şu şekilde yapanlar da vardır: Oynatma kısmının her hangi bir zamanında sağ ayak ileri atılıp sol ayağın pençesi sağ ökçe yanına getirilirek ayak değiştirmeye hazırlık yapılır. İkincide yine sağ ayak ileri atılarak vücut onun üzerine bindirilir ve sol ayak yerden kesilip adıma hazırlanır. Üçte sol bir adım atılır ve sağ ayak yerden kesilerek adıma hazırlanır. Bundan sonra tekrar sağ ayaktan başlayan yürüyüş, yukarıdaki gibi devam eder.
Halay takımı usta oyunculardan kurulmuşsa, o taktirde Oynatma figürü pek basitleşir. Bu durumda her zamanda sağ ayak ileri atılıp sol onun yanına getiriliverir.
Tekrar Halay Kısmı:
Oynatma'nın bir müddet devamından sonra Durnam (türküsünden deyişler değiştirilerek) sesle tekrara başlanır. Oyuncular derhal el ele olmuşlardır. Baştaki Halay kısmı böylece eskisi gibi yürütüldükten sonra Oynatma kısmı bir daha alınır ve oyun devam edip sonunda da bağlanır.
Durnalar Halayı

DURNALAR HALAYI:
Yozgat'ın bu isimdeki halayı epey değişiktir.
Durun (Durgun) Çoruh

DURUN (DURGUN) ÇORUH:
Durgun sıfatı Artvin'de "Durğun" ve "Durun" söylenişini edinmekte gecikmemiştir. Durgun Çoruh, Artvin oyunudur. Diğer ve eski adları Düz Horon veya Âdi Horon olup bunlar da kullanılıyor. (Âdi sıfatının buradaki anlamı "bayağı" demek değildir. Küçümseme ifade etmez. Biteviyelik (monotonluk, tekdüzelik) ve düzlük anlatır. "Sade" demiyoruz çünkü figürler çok oyalıdır.)
Düğün Barı

DÜĞÜN BARI:
Erzurum'dan Hınıs ilçesinin Karaçoban köyünde davul zurna ile bunlar bulunmadığı taktirdeyse sadece tef ile kadın erkek elele tutuşularak kalabalık halde yürütülen oyundur. En az 5 kişi olmak üzere kaç hevesli varsa cümlesi dizide yer alabilirler. Yerin genişliğine göre halka kurarlar. Erzurum Barlarına çalar.



Düz Ayak

DÜZ AYAK:
Erzincan'ın Kemah ilçesinde yerin genişliğine göre az veya çok sayıda erkekler halka kurarak düğünlerde davul zurnayla bu oyunu da yürütürler. Halkaya katılarak sırasını savmamış hemen kimse kalmaz. Sıra Barlardan olup esas itibariyle erkek oyunudur. İlçenin Tan köyü gibi yerlerinde kadınlı erkekli 3-20 kişilik diziler halinde karma olarak da yapılır. Davul zurna edinilebilmiş olan her vesilede bu çalgıların coşturduğu yiğitlik hatıraları sıra oyunlarının hareketiyle gönüllerde paylaşılır.

Düz Bar

DÜZ BAR:
Kars'tan Posof ilçesi oyunlarının başında gelir. Diğerleri şunlardır: Karabağ, Karşı Beri, Kol Oyunu, Kol Sarma. Bunlardan Düz Bar, toplu oyun olup adını dizili tertibinden almıştır. Tek ve karşılıklı oyunlarda kadınlar da yer alır. Davul, zurna, mey eşliğiyle oynarlar ki burada mey çalgısına ney diyorlar. Baharı kutlamak üzere kadınlar "seyran" dedikleri kır eğlencesine elverişli bir yerde yakın köylerde toplaşınca bu oyunlara da bilhassa yer verirler.
Erzincan'ın ilçe merkezinde ve başka köylerinde 2-20 kişiyle oynanan sıra barlarındandır. Düğün ve eğlentilerde erkekli kadınlı karma halde yürütülür. Davul zurnacılar, hep erkek olduklarından onların kadın meclislerine girmelerindense kadınlardan isteyenlerin erkek halkasına gelip katılmaları ve birlikte sıra çekmeleri öteden beri buralarda tercih olunmuştur. Alevî tarikatından oluş bu karmalığı ayrıca sağlamıştı. Bununla beraber sırf kadınlara ve kadın meclislerine mahsus oyunlar da bölgede vardır. Düz Bar adını "Duz Bar" telâffuz ederler.

Düz Halay

DÜZ HALAY:
Sivas'tan Hafik ilçesinin birkaç köyünde gün gören toplu oyundur.
Düz Hava

DÜZ HAVA:
Ordu'da vardır. Alacadır, yani kadınlı erkekli oynanır. Ayrıca bir de "Rum Horanı" mevcut olup, mübâdil (karşılıklı değiştirilmiş) gidenlerden kalma ve Hora tepme tipinde görüldüğü için bu sıfatla Türk Horanlarından ayrı tutularak, hâlâ hatırlayıp oynayanları bulunuyor, fakat unutulmak üzeredir. Rum Horanı'nın sözleri de Türkçe'ydi. Mesudiye'de Rumlar da bu sözlerle oynar ve Rumca bilmezlerdi. Hıristiyan Türklerden olmaları muhtemeldi. Mesudiye'de Halay da vardır.
Düz Horon

DÜZ HORON:
Çoruh'tan Yusufeli ilçesinin Sarıgöl köyünde gün gören iki Horon'dan biridir. 10-100 erkek tarafından halka kurulup tulum eşliğiyle oynanır. Fakat Çoruh suyu pek sakin olduğu zamanlarda yaylaya çıkıldığından orada halkanın hem de kalabalıklaştığı, hem de erkekler arasında kadın ve kızların yer alabildiği görülür. Düz Horon'un bir adı da "Nazlı Çoruh"tur.

Düz Oyun

DÜZ OYUN:
Bilecik'ten Bozöyük ilçesinin Yünarık köyünde gün gören tek oyun çeşidi bu Düz Oyun'dur. Düğün ve bayramlarda 10 erkek tarafından saz eşliğiyle oynanır.
Ankara bölgesi oyunlarındandır, köylerde vardır. İki veya birkaç kişi kendi mihverleri etrafında, yahut birbirlerinin peşinde olarak döne döne daire çizerler, yahut da karşılıklı oynarlar. Havasının kuvvetli çalınan yerlerinde ayaklar ileri, sağa ve sola hafif hareket ettiği sırada her iki elin baş ve orta parmaklarını şıklatırlar. Havanın hafif çalınan yerlerinde bu tartımlı şıklatmalar susar. Sağ kol kalkık, sol kol kalçaya dayanık veya arkaya alınmış, yahut da her iki kol inik durur. Sol ayak basık ve sağ ayağın topuğu kalkık olduğu halde, sol ayak tartımlı ökçe vuruşları yapar. Dinlenmek üzere, sağ ayağın hareketini sol ve solunkini sağ ayak değişir. İlk vaziyete geçilerek tekrarlanır ve oyun havanın kuvvetli çalınışında sona erer.
Bölgede köylü erkeklerin çoğu Düz Oyun'u bilmektedirler. İyi oyuncuları katiyen çengi tavırlarını taklit etmezler. Erkekçe hareketler yaratırlar. El ve kol gösterileri irticalidir (içten geldiği gibi, doğmaca).
Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde de Düz Oyun adında andırışlı bir tip vardır.
Düz Oyun, Safranbolu'da kadınlarca yürütülür. İki türküsünün sözlerini alıyoruz.
Ben yârime galaltında gavuştum
Öpdüm gokdum helallaştım barışdım
Aman aman barışdım
Y'r aşağı ben yukarı savuşdum
Fes de bir yana avrukaların düzgündür
Aman aman düzgündür
Fesimin gımızısı vurdu yüzüme
Dünya malı gözükmeyor gözüme
Aman aman aman gözüme
Yazık oldu elâlemin gızına
Vermen seni yadellere şan olsun
Aman aman aman şan olsun
Safranbolu düğünlerinde karşılıklı iki oyuncu tarafından oynanır.

Düz Yallı

DÜZ YALLI:
En az üç kişi tarafından hilâl şeklinde dizilinerek oynanır.
Her figür alt notadaki parçasının iki ölçülük kısmında yürütülür. I. ve II. Figürler moderato kısmında, diğer figürler allegro kısmında yapılır. III. figürden VI. figür sonuna kadar musikinin hep süratli kısmı tekrarlanır ve ancak I. Figürden tekarlanacağı zaman ağır kısma geçilir.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:03

EBELER:

Kütahya ilçesinde kadın erkek hep birlikte ikişer ikişer oyuna girebilip darbuka ve bağlama eşliğiyle bu oyunu seyre arz ederler. Türküsünün konusu aşk macerasıdır.

EFE HAVASI:

Efe Havası, Zeybek oyunu gibi tekli oyunları Muğla'da kadınlar ancak kadın meclislerinde oynayabilmişlerdir. Aslında erkek oyunlarıdır. Kimi davul zurnayla, kimi de keman veya kemança, cura, bağlama bozuk gibi sazlardan en az ikisi eşliğiyle oynarlar. Bazıları yer adlarını taşıyıp, bu hal her halde menşelerine göredir: Bodrum Zeybeği, Harmandallı Zeybeği vs. gibi. Havalarında da bazen karakter damgaları okunur: Ağır Hava, Kıvrak Hava, Ağır Zeybek, Yürük Zeybek gibi. Muğla taraflarında Çiftetelli'yi erkekler de yürütür.

EFELER OYUNU:

Kemah ilçesinin Yukarı Mahalle semtinde 3-10 erkek saz eşliğiyle bu Efeler Oyunu’nu gösterirler. Düğünlerde her isteyen halkada yer alabilir.

Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde de Efeler Oyunu vardır. Yerin genişliğine göre 10-20 erkek tarafından birlikte yürütülür. Aynı ilçenin oyun çeşitleri epey zengindir: Dik Kayda, Düz Kayda, Karşılama, Kol Oyunu, Tamzara, Üç Ayak. Cümlesine davul zurna yahut kemençe, tolumba veya kaval eşlik edebilir. Bazı toplu olanlarında 5-40 kişi yer alabilir.

EFE OYUNU:

Afyonkarahisar'dan Sandıklı ilçesinin Yavaşlar köyünde gün gören davul zurnalı erkek oyunlarındandır. Zeybekler kadrosundandır.

EĞİNE:

Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde ince çalgı sazlarıyla yürütülen yalnız erkeklere mahsus ikişerli oyundur.

ELMAS:

Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.

EMET OYUNU:

Kütahya bölgesinde yaygın olan bu oyuna Kütahya Zeybeği de derler.

ENGELİ:

Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.

ERENCİK:

Kastamonu'nun tutunmuş ve yarı irticali oyunlarından olup türküsü de vardır.

ERMENİ BARLARI:

Kars oyunları arasında Erivan asıllı olarak Üç Ermeni oyunu vardır. Bar başlığı altında olmak şartıyla Kars dolayında bilinen Erivan çeşitleri bunlardan ibarettir. Yani başkaca Ermeni Barı şarkta yoktur. Erivan'da her halde başkaları da mevcut olabilirse de, onlar Kars'a ve daha batısına yayılmamışlardır. Ayrıca Bak: Artvin Barı mı? Ata barı mı? Ermeni Barı mı?



ESENYEL OYUNU:

Samsun'da Havza ilçesinin Esen-Yel köyünde bilhassa oynandığına göre orada çıkmış olduğu anlaşılıyor. On kişi tarafından davul zurna veya tef çalarken oynanır. Kadınlı erkekli karma halde yürütüldüğü de olur.

ESİ HAVASI:

Türkülü oyun havası ki, sözlerinde Esi (Ayşe) adı geçer. Tunceli taraflarında şahıs adları bu yolda çevrimlere uğrayıp bu hal oyunun yabancı bir bucaktan olduğu zannına bazen yol açabilmektedir. Aykırıca oyun adları çoğu zaman has isimlerden bozuntulardır.



ESİR ALMACA:

Güney Türkmen oymaklarında vardır (Mersin). Düğünlerde gündüzleri yürütülen bir halk raksıdır.



ESKİ HEMŞİN:

Hemşin tarafının Horonlarındandır.

ESMER:

Diyarbakır oyunlarındandır.

ERZİNCAN OYUNLARI:

Erzincan merkezinde kadınlara mahsus olarak Sedir Kenarı, Çayırın Ten Yüzünde ayrıca iki kadın tarafından yürütülen Bezdik Oyunu, kadın erkek iki kişilik Karşılama (ki oturak oyunlarındandır), 2-20 kişilik davul zurnalı Düz Bar, kadınlara mahsus Hürünü Oyunu vardır. Köylerden meselâ Ciminli köyünde Eminem ve Çil Keklik oyunları gün görmüştür.

Kemah'ın Kerer köyünde davul zurna desteğinde yürütülen ve yerin genişliğine göre 5-10 kişi tarafından Temürağa veya Düz Ayak oynanır. Tan köyü halkınca Düz Ayak ve Karşılama kez' oynanılır.

Yukarı Mahalle köyünde 3-10 erkekle ve sazla Efeler Oyunu yürütülür. Yarı sportif mahiyette olarak Bucu Oyunu bazı köylerde hâlâ tanınıyor.

Bektaşilikle yüzyılları aşan köylerde kadınlı erkekli oyun göreneği şimdi folklor orijinalliği halinde günümüze intikal etmiş bulunuyor.

Erzincan'ın kuzeybatısına düşen Şebinkarahisar (Şarki Karahisar)'da bir Tamzara oyunu bilhassa var ve tanınmıştır. Önce yayılmış ve sonra çeşitlenmiş oyunlardan biridir. Tamzara oyununu Harput, Eğin ve kuzeyden Giresun bölgeleri hep bilirler. Fakat, yayıldıkça çeşitlenmeye uğradığında da hiç şüphe yoktur. Yer adı olarak Tamzara, Şarkî Karahisar'ın kuzeyine düşen on altı kadar köylük ve dağlıklar arasına düşen bir bucaktır.

Erzincan'da Bayburt ve Trabzon oyunlarının etkisi tanınmıştır. Elazığ, Malatya, Sivas, Erzurum ve hatta Kars'tan da hatıralar edinip yaşatmıştır.

Halay Anadolu'nun her yerinde vardır. Kürt, bir avuç idiyse, Halay bilakis Anadolu ölçüsündedir. Gezgin bir iki oymağa gelince, bunlar obalılardır. Meselâ Şakaklılı denilenlerin lehçesi bir hoş olmakla beraber Türkçe'nin bir şivesidir. Kürt değil, göçebedirler. O bölgede yerleşik halk Alevî geleneğini yürütmüş olup Türk'türler. Bektaşiler de k'milen Türk'tür. Kuro Kürtleri dağlarda yaşayıp yazın göçebe olurlar. Mezhep çatallanmışlığına rağmen bütün sekene (oturanlar, yerleşmişler) Horasan tarafından gelme ve Turanlı aslındandırlar.

Tanınmış oyun meraklıları zamanımızda ancak düğün, bayram gibi özenli vesilelerde dikkatle eskiye uygun millî yerli elbiseler giyindikleri için, başka arkadaşlık toplantılarında şundan bundan oyun resimleri çekilmemelidir. Çünkü göz için pek karışık ve ifadesiz anlar alınmış olmaktadır. Bunlar, seyirlik değil, kendi aralarında anlar, idmanlardır.

Erzincan'ın akran arası oyun tutuşmalarında bayram ve düğünlerdeki gibi millî giyim özeni yoktur.

ERZURUM BARLARI:

Baş Bar, Tikine Barı (Dikine Bar), Sekme Barı, Hoşbilezik Barı, Kürdün Yaymanı Barı, Daldalan Barı, Aşırma Barı, Dello Barı, Nari Barı, Kürt Barı, Temirağa Barı, Bitlis Barı, L'vik Barı, Hozan Dağı Barı, Tortum Barı... Her birinin ayrı havaları ve bazılarının türküleri vardır. Adların sonundaki Bar kelimesi birliktelik anlamıyla sadece dans demek olduğu için bu oyun adları, mahallinde eksiz olarak bazen kısaca da kullanılırlar: Hoşbilezik, Sekme gibi. Kimisi de Anadolu'nun başka taraflarında Halay, oyun ekleriyle vardır: Düz Bar, Düz Halay, Düz Oyun, Düz Horan gibi ki, tertipçe aralarında bölge uzaklığı nispetinde hasıl olmuş görülen farklara rağmen geçmişteki şekil birliğini buluşturmak üzere karşılaştırılarak incelenmeleri de doğru olur. Yani "genel olarak" oyun anlamındaki ek tabirler birer genel etiket olup dil modaları halinde geç asırlarda becayişe uğramışlar, meselâ Düz Yallı, Düz Raks denildiği bile olmuştur. Buna göre bütün eklerin yerini günün birinde "dans" etiketi tutarak meselâ Düz Dans denilebileceği akla gelir. Bütün önem özel adlarda ve onların etimolojilerindedir. Bazı çeşitlerin geç yüzyıllardaki Türk tertiplerinden olduğunu adlardan anlamak herkes için kolaydır. Meselâ, Temur Ağa Barında Temurtaş Paşa'nın adı yaşatılmıştır. Bu paşanın ünü cidden çok müessir (etkili) bir şekilde Erzurum folkloruna sinebilmiş görünüyor. Paşa'nın Telli Nig'r isminde bir gözdesi varmış ve hakkında şöyle demiş:

Demirim, aslım Türk işi
Seninle kuram savaşı
Koy Nig'r'ı kurtar başı
Git Köroğlu kıymam sana

Elbet Köroğlu'nun da cevabı hazır, o da söylemiş, söylemiş de neticede dayatıvermiş; "Koymam sana Nig'r'ı Temurtaş Paşa". İşte bu söz çarpışması kılıçlarla dans halinde oynanır. Hançer Barı da dilber bir kadın için döğüşen iki sevdalının hikâyesiymiş.

Görülüyor ki dikkatle derlenmesi gerekecek oyun rivayetleri "yalnız Artvin'de 60'tan fazla oyun çeşidi yaşadığı" gibi günlük rakamlara inhisar etmemektedir. Menşe rivayetleri daha sabit kalabileceği halde, aynı Artvin'de meselâ üç yüz yıl önce belki de 300 oyun çeşidi bile vardı! Menşe rivayetleri yaşatıcı manevi gücüyle tarihle de bazen beslenebileceğine göre, bu işin üzerine düşülmelidir. Her yerin oyun sayıları yıldan yıla azala azala günün birinde maazallah (Allah saklasın) sıfıra müncer olmasın. Şimdiki halde Erzurum oyunda en zengin ve gürbüz kalan bölgelerimizden biridir.

Bütün davul zurnalı Türk sıra oyunları gibi Erzurum'dakilerin de ana örnekleriyle Horasan tarafından ilk sahipleri elinde gelmişliğini en başta "aksak tartımlar" yüz yıllardır davul zurnalarla haykırıp durmuş, oyalı adımlar her inancı topraklara işleyip sindirerek mıhlamıştır. Bunların tümüne birden ister Bar de, ister Halay de, ister Alay, Yallı, Depki, Horan, Raks, Oyun yahut Türkçe'nin en alt tabakasında yatan Büyi'yi diriltebilerek öyle de, bunlardan her hangi birisi "genel etiket"ten başka bir şey sayılmayacaktır. Hoşbilezik Oyunu desen de olur, Hoşbilezik Dansı desen de olur. Karslılar hoş bir yol tutmuşlar: Bar, Halay, Yallı, Oyun, Horan etiketlerinin hepsini kullanıyorlar. Esasen bar denilince sadece Sıra oyunu gibi inhisarlı (sınırlandırılmış) bir mana anlaşılmaz. Kelime, dans demektir. Erzurumlular raks dememek ve oyunun ikinci anlamlarındaki iltibasa (karışıklığa) meydan açmamak üzere Bar etiketini tercih ettiler. İlk fatihlerin bütün Türk dünyasındaki en eski göreneğe göre "büyi" demiş oldukları pek tabiî idi. Anadolu'nun en eski Türkçe metinlerinde XVI. yüzyıla kadar bu tabir ve büğmek (raksetmek) fiili vardır. Şimdiki bükmek, bükülmek fiilleri asılda aynı şeydi her halde.

Erkek Barları arasında taşradan gelmeliği anlaşılan (fakat yerli zevke göre düzene çekilmiş olan) Tanzara, Köçeri (Koç eri), Köroğlu gibi çeşitler de yer aldığı gibi, çoğu türkülü olan bölge kadın oyunları da gelenektendir: Üçak, Kosalama, Tatyan.

Çoğunlukla bilinip en çok oynanan Barlar, Hoşbilezik, Dello, Timurağa, Hançer Barı, Köçeri ve Köroğlu'dur. Bunlardan Köroğlu kılıçlarla oynanır. Hançer Barı ellerinde hançer bulunan iki kişi tarfından yürütülür: Bazı marifetli oyuncular sekiz on hançerle, hem de her parmağında bir bıçak döndürerek oyun gösterirlerdi.

Sabit tertipli her sıra oyununun bir değişmezliği bulunduğu halde, figür ve hareketleri zamanla ufak tefek katım veya kesintilere uğramış, çocukluktan ihtiyarlığa kadar bu küçük değişimler gözle görülüp zamanımızda anlatılmış geçen yüzyıllar adına da bu bilgiden istintaçlarda (sonuç çıkarmalarda) bulunulabilmiştir. Bilhassa başka şehirlere yayılışta her sıra Barı daha da farklı haller edinmiştir. Öyle ki, meselâ Erzurum'daki Hakk'ri Barı'nı oradan gelme saymaktan ziyade Erzurum'un oraya ismen bir ithafı addetmek daha doğru olur .

Barlar düğün, millî bayram, Hıdırellez, Nevruz gibi günlerde, hafta tatillerinde, özel gece toplantılarında oynanır. Şehrin Köşk, Abdurrahman Gazi, Kavak, Cirit Meydanı gibi mesire yerlerinde yazın bu Barları çevirenler sık sık görülür. Köşk'te hemen her gün Kavak'ta eskiden cumaları, şimdi Pazar günleri, ziyaret günleri Türbe'de aşağıdaki dere boyunda takım takım oyuncular görülür. Öyle ki, bazen on, onbeş davul zurnanın yer yer çaldıkları duyulur. Birkaç oyundan sonraki fasılada (arada) davulcu, davulu yere yatırıp kucağına alarak parsa toplamağa bakar. Deri üstüne önce oyuncular para atar, sonra seyircileri dolaşır. Eğer birisinin şerefine oynamışlarsa, parayı o kimse verip, oynayanlarla seyirciler artık bir şey vermezler.

Barlar, Erzurum'a civar vilayetlere hemen tamamen geçerek, nispeten kolay öğrenilenleri oralarda revaçta kalabilmiştir. Bunların başta gelenleri Hoşbilezik, Dello ve Timurağa'dır. Civar şehirler arasında en çok Dello ve Köçeri rağbettedir. Bunlar oralarda hem daha kalabalık sıralarla, hem de farklıca figürlerle yürütülürler.

Dello ile Timurağa bir ara ihmale uğrar gibi görünmüşlerdi. Fakat, Meşrutiyet'ten sonra tekrar parladı. Öbürlerinden fazla gün görür oldular. Balkan Harbi, I. Dünya Harbi ve Mütareke yıllarının türlü gaileleri (sıkıntıları) arasında heves ve neşe, tabiatiyle kırıldığından oyunlar epey ihmale yüz tuttu. Oyuncular hayli azalmıştı. Böyle zamanlarda oyun cephedeki asker arasındadır. Her hangi en küçük dinlenmenin fırsatını kollayan Erzurum delikanlıları Barlarını çevirerek ruhlarını dinlendirmeye can atarlardı. Düğünlerde oyunu idare edecek Barbaşılar o yıllarda güç bulunur olmuştu. Düğün sahibi mevcutları araştırıp hususi davet ve ricalarla güçlükle düğün yerine getirtebilirdi. Yarım asır öncelerin ünlü barbaşıları hâlâ yaşlılarca ad ve hüviyetleriyle anılıyorlarmış. İstiklâl Savaşı'nın taze sevinci ve zaferlerin neşesi Barları yeni baştan canlandırdı. Cumhuriyet devrinde rağbet daha da arttı. Hevesliler, oyunlu müsamereler çoğaldı. Ankara'nın ora oyunlarına ilgi gösterir olması ve festivallerde kazanılan derecelerin üstelenmesi canlanışı büsbütün körüklemişlerdir.

Aşşahdan Gelirem (aşağıdan geliyorum), Kavak, Çift Beyaz Güvercin, Atın Üstünde Eğer ve Bir Taş Attım Çekile gibi türkülü kadın oyun çeşitleri ile, erkeklerin Sekme ve Aşırma adlıları gibiler yine başkadır, Bar değillerdir.

ERZİNCAN OYUNLARI:

Erzincan merkezinde kadınlara mahsus olarak Sedir Kenarı, Çayırın Ten Yüzünde ayrıca iki kadın tarafından yürütülen Bezdik Oyunu, kadın erkek iki kişilik Karşılama (ki oturak oyunlarındandır), 2-20 kişilik davul zurnalı Düz Bar, kadınlara mahsus Hürünü Oyunu vardır. Köylerden meselâ Ciminli köyünde Eminem ve Çil Keklik oyunları gün görmüştür.

Kemah'ın Kerer köyünde davul zurna desteğinde yürütülen ve yerin genişliğine göre 5-10 kişi tarafından Temürağa veya Düz Ayak oynanır. Tan köyü halkınca Düz Ayak ve Karşılama kez' oynanılır.

Yukarı Mahalle köyünde 3-10 erkekle ve sazla Efeler Oyunu yürütülür. Yarı sportif mahiyette olarak Bucu Oyunu bazı köylerde hâlâ tanınıyor.

Bektaşilikle yüzyılları aşan köylerde kadınlı erkekli oyun göreneği şimdi folklor orijinalliği halinde günümüze intikal etmiş bulunuyor.

Erzincan'ın kuzeybatısına düşen Şebinkarahisar (Şarki Karahisar)'da bir Tamzara oyunu bilhassa var ve tanınmıştır. Önce yayılmış ve sonra çeşitlenmiş oyunlardan biridir. Tamzara oyununu Harput, Eğin ve kuzeyden Giresun bölgeleri hep bilirler. Fakat, yayıldıkça çeşitlenmeye uğradığında da hiç şüphe yoktur. Yer adı olarak Tamzara, Şarkî Karahisar'ın kuzeyine düşen on altı kadar köylük ve dağlıklar arasına düşen bir bucaktır.

Erzincan'da Bayburt ve Trabzon oyunlarının etkisi tanınmıştır. Elazığ, Malatya, Sivas, Erzurum ve hatta Kars'tan da hatıralar edinip yaşatmıştır.

Halay Anadolu'nun her yerinde vardır. Kürt, bir avuç idiyse, Halay bilakis Anadolu ölçüsündedir. Gezgin bir iki oymağa gelince, bunlar obalılardır. Meselâ Şakaklılı denilenlerin lehçesi bir hoş olmakla beraber Türkçe'nin bir şivesidir. Kürt değil, göçebedirler. O bölgede yerleşik halk Alevî geleneğini yürütmüş olup Türk'türler. Bektaşiler de k'milen Türk'tür. Kuro Kürtleri dağlarda yaşayıp yazın göçebe olurlar. Mezhep çatallanmışlığına rağmen bütün sekene (oturanlar, yerleşmişler) Horasan tarafından gelme ve Turanlı aslındandırlar.

Tanınmış oyun meraklıları zamanımızda ancak düğün, bayram gibi özenli vesilelerde dikkatle eskiye uygun millî yerli elbiseler giyindikleri için, başka arkadaşlık toplantılarında şundan bundan oyun resimleri çekilmemelidir. Çünkü göz için pek karışık ve ifadesiz anlar alınmış olmaktadır. Bunlar, seyirlik değil, kendi aralarında anlar, idmanlardır.

Erzincan'ın akran arası oyun tutuşmalarında bayram ve düğünlerdeki gibi millî giyim özeni yoktur.



EŞKİYA HORONU:

Giresun'dan Şebinkarahisar ilçesinin Turpçu köyünde erkekler tarafından davul zurnayla oynanır.

EVİM NİM NAY:

Erzurum'dan Çat ilçesinin köy oyunlarındandır. Adını türküsünden almıştır. Sazsız olarak hep bir ağızdan türküsü çağrılarak oynanan Barlardandır. Bu eski oyunu 8-10 kadın dizi kurup yürütürler. Köylü arasında bağlılık ve sevgiyi artırır.



EVLERİNİN ÖNÜ:

Sivas'ın bilhassa Çelebiler köyünde kadınlı erkekli yürütülen Halay'dır. Türküsü çağrılarak çekilir. Musiki pentatoniktir.

İki gruba ayrılan oyunculardan bir kümenin söylediğini ikincisi tekrarlar. Ele ele tutuşup hilâl şeklinde dizilmişlerdir. Sıradakiler önce sağ ayağı bir adım ileri atarlar (Dizinin cephesi yarım sağa dönmüştür). İkincide sol ve üçüncü zamanda sağ birer adım ileri atılır. Dörtte sol ayak sağın yanına getirilir. Beşte yine sol ayak kısa bir adım sola geriye atılır. Altıncı zamanda sağ ayak solun yanına getirilerek yere vurulur. (Halay dizisinin cephesi başlangıçtaki vaziyetine gelmiştir.)

Evlerinin Önü Halayı'nın başka figürü yoktur. Eller Bırakıldıktan sonra da oyun aynı şekilde devam eder. Yalnız, yürüyüşten sonra sağ ayak solun yanına getirilince el çırpmaları yapılır. Kolların eller bırakıldıktan sonra hareketi "Düz Halay" da olduğu gibidir. Bu Halay'ın davul zurnayla oynandığı hiç işitilmemiştir. Pek nadiren kavalla yürütüldüğü olur.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:04

FAFİLFİLLO:

Safronbolu'nun gece toplantılarında kadın erkek birlikte oynanan eğlenceli bir oyundur. İsim bir onomatopedir (yansıma kelimedir).



FERAHİ:

Fer'yi de telâffuz ederler. Isparta'nın Barla köyünde kadın oyunlarındandır

FİDAYDA:

Çorum'da arasıra anılan, tekrarlanıp yine nice zaman hatıra bile getirilmeyen bir çeşittir. Kelimenin aslı faslı karanlıktır. Hareketleri bakımından irticali oyunlardandır. Yalnız Çorumlularca söylenip oynanan Fidayda Türküsü, pek eski değildir. Daha ziyade kadınlar arasında 1 veya 2 kişi tarafından yürütülür. Dış haliyle köçekçeyi andırır. Sadece nakaratında ayrı bir çeşni vardır. Oyuncu bu kısımda türküye veya sazın tartımına göre ağır ağır çömelerek gövde ve başını öne doğru eğer ve parmak sırtlarını sırayla ve tempo dairesinde yere vurur. Başını da aynı hareket dairesinde sağa sola döndüre döndüre oynar. Sonra aynı ağır hareketlerle ayağa kalkar. Nakarata inhisar eden bu hareketlerin sürüp sürmemesi oynayanın isteğine bağlıdır. Yere eğilerek oynarken bu hareketi isterse nakarat bitinceye kadar veya bir iki satır süresince devam eder. Şarkısı şudur (sözleri):

Dama çıkma bulgur sererler
Çıkma boyun görerler
Saçların tel tel olmuş
Sırma diye örerler

Gidiyom gidemiyom
Ben y'rsız edemiyom
Y'rım cahil ben cahil
Bırakıp gidemiyom

Fidayda fidayda fidayda
Pek hoşuma gidiyo bu gayda
Beş yüz lira yedirdim bir ayda
Tarla tapan koymadım ne fayda

Nakarat



FİNGİL:

Giresun ilinin üç beş köyünde, o arada meselâ Şebinkarahisar'ın Boztekke köyünde revaçta kalmış hafif oyunlardandır. Sırf erkeklerce oynanır. Bu köyde karma oyun göreneği yoktur. Köyün diğer oyunları şunlardır: Karşılama, Çandır, ayrıca Horan. Fingildemek; kırıştırmak, oynaklık etmek anlamındadır.



FOLKA:

Polka oyun adının eski Erzurumlular arasındaki söylenişi.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:05

GABARDIÇ:

Bileşik kelimenin aslı kaba ardıçtır, fakat herkesçe "gabardıç" diye kullanılır. Antalya'nın merkez ilçesinde tek veya iki kişi tarafından oynanır.

GARZANÎ:

Bu oyunun Karsan Türklerinden kalma olarak Kars bölgesinden Siirt ve dolayına çok eski bir çağa aşiretle birlikte inmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Siirt'ten Eruh ilçesinin davul zurnayla oynanan iki kalabalık Tam kişi yer alabilir. Bazı Şirvan köylerinde de vardır.

Bitlis'te Yarım Garzanî ve Tam Garzanî denilen tertipler, Yarım Goranî ve Tam Goranî de dediklerinin aynıdır, yani kelime anlamdaşlığı bahis mevzuudur (söz konusudur). Tam Koranî, Tam Goranî ve Tam Garzanî aslında aynı oyun olup, yer yer söylenişlerindeki kadar figürlerinde de bazı değişmeler vukua gelmiştir (meydana gelmiştir). Yarım sıfatını alanlar da aynı veçhile ayrı ayrı yerlerin çeşitlemeleri olmuştur. Yarım Koranî Van'da da vardır. Bitlis'teki Yarım Koranî denilende ise halka kurup oynaya oynaya dönerler.

Garzan'da Türkçe'den başka Lehçe konuşulmayıp Siirt'e bağlı ve yakınındadır. İlçenin merkez köyüne iki saatlik mesafede Erzen adlı eski bir şehir harabesi vardır. İlçenin adının buranın kurucularından kaldığı sanılıyor. Eski söylenişi Gerzen (Karsan) olacaktır ki adını Kars'a vermiş olan pek eski ünlü Türk oymağı işte bu Karsan'dı.



GAZİANTEP HALK OYUNLARI:

Gaziantep'in başlıca oyunları şunlardır. Üç Ayak, Dokuzlu, Çepikli, Mendil, Sirani, Oğuzlu Marmar ve Şirin Nar. İçlerinden en fazla gün görerek tanınmış bulunanları Çepikli ile Mendil Oyunu'dur. Çepikli, doğu illerinin Halaylarına benzeyen, son derece hareketli bir çeşittir.

Mendil oyunu da kalabalık oynanır. Güney Halaylarına yakın bir karakter taşır. Mendil oyununu akraba kadın ve erkekler yürütür. Oyuncular omuz omuza, kol kola bağlanmış olarak mendil sallarken, davul zurnanın kıvrak 'hengiyle keklik gibi seğirtirler.

Giyim:

Ayakta kırmızı yemeniler, belde kadife üstüne sırma işlemeli cepken, boydan boya sıralı tütün keseleri ve başka ayrı renkte abaniler bulunur.



GECEGÜ:

Eğin'in sıra oyunlarından olan Gecegü, davul zurnayla erkekler tarafından oynanır. Beş altı kişi dizide yer alır. Kimi omuz omuza sık sıra olup el parmaklarını taraklı surette önden kenetleyerek öylece havasına uygun adım figürleriyle gider gelirler. Kimi belirli noktalarında bir dizlerini birlikte yere vurup kalkarlar. Bazen sıra seyrekleşerek serçe parmaklardan kilitlenir ve kollar ilerden omuz hizasına kadar kalkık durur. Bu vaziyette adım oyunlarına devam ederler. Eğinliler Diz Çöküş, Tamzara gibi sıra oyunlarında da "diz vuruş" figürüne karşı ayrı bir ilgi gösterip bunu sık sık ve kıyasıya tatbik ederler.



GELİBOLU ZEYBEĞİ:

Tekirdağ'dan Şarköy ilçesinin Mürefte köyünde yürütürler. Kadınlar yalnız kendi meclislerinde oynar. Gelibolu Zeybeği burada karşılama kadar bilhassa rağbetteyse de, dolayın diğer bazı köylerinde de bilinip oynanmaktadır.



GELİN - KAYNANA OYUNU:

Isparta ve dolayının sevilen oyunlarından olup, konulu tertiplerdendir. Genç kızlarca özel toplantılarda ve düğünlerde oynanır.

Kızlar arasında gelin, güvey, kaynana ve komşu kadın olmak üzere dört kişi ayrılır.Güvey rolünü alan kız erkek kıyafetine girer. Kaynana olan da ihtiyar kadın elbisesi giyinir. Dördü de ortaya çıkarlar. Önce oğlan başlayıp türküyü söyler:

Ocak başında darı
Sağ olsun kocakarı
Hükümetten izin var
Bir erkeğe beş karı

Beş kadınla onun evlenmesine razı kaynanaya gelin kızarak şu karşılık türküyü öfkeli yükseltir.

Bahçedeki çiçekler
Yüklükteki döşekler
Kaynanamdan kıymetli
Ahırdaki eşekler

Gelinin kendisini eşekten aşağı görmesi kaynanayı kızdırır. Gelini aleyhinde çekiştirmesine geçer:

Kaleden su akıyor
Bağrımı ateş yakor
Şimdik zaman gelini
Sıpa gibi yatıyor

Kavganın kızıştığını gören komşu kadın, gelinin pılıpırtıyı toplayıp anası evini boylayacağından korkar. Yatıştırmaya bakar:

Dama serdim kilimi
Kes kaynana dilini
Sen kesmezsen dilini
Kaçırırsın gelini

Gelin bu sefer kaynanasının her nereye varırsa gelin lafı ettiğinin sitemini yapar:

Ekinlerin ulafı
Kocakarılar lafı
Her nereye varırsa
Ağzında gelin lafı

Fakat, oğlu gelince anasına dayak atacağını düşünerek ferahlayıp der ki:

Kaynananın domuzu
Dolmaya katar tuzu
Şimdi oğlun gelince
Başa yersin topuzu

Sel'hiyet (yetki) ah bir elinde olsaydı o yapacağını bilirdi:

Kaynanayı netmeli
Bir kazana atmalı
Yandım gelin, dedikçe
Alta odun katmalı.

Her birinin söylenişi bittikten sonra, kaynana gelin karşılıklı oynarlar. Bu temsilî oyun kısmının figürleri irticalidir. Hınç, öfke, tehdit ve son barış unsurları baştan sona mizah kisvesi altında yaşatılabilirse bu oyunun irticali figürleri de zeka ile yürütülmüş olarak ayrı bir neşe havası yaratabilir, sahneyi tamamlar. Sözlerde de bazen kelime irticalleri yer alabilmektedir. Kendi ezgisi vardır.

GEMİ OYUNU:

Manisa'nın Tarhala köyünde cidden çeşitçe renkli oyunlar seyretmek (belirli günlerde, daha doğrusu sayılı vesilelerde) mümkündür. Pek girift (karışık) figürleri olan esas Tarhala Oyunundan ve Zeybek çeşitlerinden başka bir de bilhassa Ramazan bayramlarında yer alan Gemi Oyunu vardır. Yedi sekiz kişi üst üste çıkarak bu isimdeki oyunun türküsünü çağırırlar. Usul usul yürümekte devamla dönerler. Üst üste iki halka katı halindedirler. Bazen üstten düşenlerin kolu kırıldığı bile olur. Herkes için kolay oyun değildir. Uzun süren şarkısının bir kısmı şudur:

Geminin kazanı yok
İçinde düzeni yok
Şam'ı şarkı dolaştım
Yârimden güzeli yok
Bas gidelim

Hafif hafif yürüyüş devamdayken şu kısım gelir:

Gemideyim gemide
Ayağım yemenide
Yorma beni komite
Sevdiğim var geride
Bas gidelim

Sözlerin vezni ve havası bakımından Karadenizlinin gemici türkülerini düşündürür.



GENÇ OSMAN:

Safranbolu düğün oyunlarındaki şekliyle Genç Osman, herkesçe bilinen Çiftetelli'yi andırır. Fakat ondan ayrıldığı bazı noktaları da vardır. Çömeliş halinde öne, yana ve arkaya daimi sıçramalarla dönüp ayağa kalkmak, hem de arka arkaya gelinerek başlar birbirlerinin omuzlarına konulup köprü teşkil etmek ve bunu tekrarlamak oyununun farklı taraflarını, Çiftetelli'den ayrı özelliklerini vücuda getirir.

Kelle koltuğunda gidiyor gasdan
Vezirliğe şayestedir Gencosman
Horazum da tavuğum da gıtgıdak
(Tekrar)

Aşağ Meret (İmaret) gozellerin yeridir
Acam şalı ak göbeğin gülüdür vay vay
Nakarat

Bağdat tarafından bir top atıldı
Şiddetinden aylar günler dutuldı of of
Nakarat



GERDAN KIRMAK:

Çenginin baş ve omuzları düz tutarken yalnız boynu sağa sola oynatması figürü. Parmak çirtiği kadar sevilen bir figürdür. Göz süzüşleri de katılır.



GEREDE HAVASI:

Bolu'nun Gerede ilçesinde Gerede Havası dedikleri ezginin uzlaşımıyla yürütülen oyunun figürleri çeşitlidir. Başta Çiftetelli gelir. Bir de M'hur Zeybek vardır. Yalnız erkeklerce iki kişi tarafından oynanır. Çalgıda keman, ut kanun gibi sazlar bugün yer alıyorlar. Eskiden daha köylü işi çalgılarla iç ülke folklorunun oralarda da gün görmüş olduğunda şüphe yoktur. Radyo ve gramofonun etkileri merkez fasıllarına heves uyandırmıştır. Yerli oyunlar da aynı etkiyle bağdaşmaya yüz tutmuştur.



GEREDE ZEYBEĞİ:

Oranın nispeten asla uygun kalabilmiş görünen oyunudur. Meşhur Gerede sohbet âlemlerinde delikanlılarca yürütülen Sürtme ve Köroğlu gibi kaşıklı oyunlardan biri de Gerede Zeybeği havasıdır. Sözlerinin başlangıcı şöyledir:

Zeybekleri Eğr(i) Ova'da bastılar
Cepkenini çam dalına astılar
Üç kardeşi bir arada kestiler



GEYVE ZEYBEĞİ:

İzmit'in Geyve bölgesinde yürütülen bu zeybeğin sözsüz havası ora ezgilerindendir.

GİRESUN SIRA OYUNLARI:

Giresun'un Horanları Trabzon tarafı Horonlarından figürlerce farklıdır. Canlılıkça da nispeten itid'llidir (ölçülüdür, ılımlıdır).

Sevişen ve birleşmeleri öte dünyaya kalan iki genç için içlenen halkın yaktığı Tamzara orada fazlasıyla tutulmuştu. Deyişi şöyle son bulur:

Ölürsem başucumda
Söyleyin Tamzara'yı
Y'r gelende gösterin
Sinemdeki yarayı

Çandır, düğün evine gelenlerin ilk oyunudur. Sallama Horanı da çok oynanır. Sık Horon denileni sona kalır. Sıra oyunundan başka iki kişilik "Karşılama" gibi daha münferid (yalnız, kendi başına) oyunları da vardır.



GONCUT:

Diyarbakır oyunlarındandır

GORANÎ:

Bitlis'in halka oyunlarındandır. İki türlüsü vardır: Yarım Gor'nî, Tam Gor'nî. Yarım Kor'nî'ye bu adın verilmesinin sebebi oynanılışta ayakların ileri atılmasıdır. Bitlis'in Tam Kor'nî oyununa bu adın verilmesi sebebi de halka halinde oynayarak dönmeleridir. Fakat, Tam ve Yarım Kor'nî (Gor'ni) oyunlarına Bitlisliler şu adları da veriyorlar: Yarım Gor'nî, Tam Gor'nî yahut Yarım Garzanî, Tam Garzanî.

Türkçe'den başka bir lehçe konuşmayan Garzan mevkii Siirt yakınında bir bucaktır ve oraya bağlıdır.

Yarım Kor'nî oyunu Van'da da vardır.

Tam ve Yarım Gor'nî Siirt'teki Hırpanî sıra oyununun aynıdır. Van'da Lezgi oyunu var. Bu her nedense Çerkez oyunu sayılıyor, hem de bıçakla oynanır. Bitlis'te olmamasına karşılık Kars'ta vardır.



GORİSKİ-LEZİNKA:

Tanınmış Kars oyun havalarındandır.



GOVENT:

Siirt oyunları arasında Govent'in enikonu kendine göreliği vardır. Go; şarkı söylemek, vent; birlikte, gövent; şarkılı toplu oyun demek olur. Gerçekten de solo ile koro nöbetleşe söyleşerek oynanır. Asıl düğünlerde gösterilmek üzere çıkmış olmakla beraber, zamanla her şenlikli günde aranır olmuştu. Kızlar bir tarafta, erkekler onların karşılarında sıralanıp yüz yüze iki dizi teşkil ederler (Kadınlar kendi âleminde oynadıklarında erkekleri de bir kız dizisi temsil eder). Her iki tarafın birer "sergovent"i, yani Başçeken'i vardır. Oyun başlayınca erkek tarafının sergovendi erkeği öven bir beyiti solo olarak söyler. Beytin sonunu kendi tarafı koro halinde tekrarlar. Sonra kız tarafının sergovendi kızı öven bir beyit söyler, sonunda kendi tarafı aynı sözleri aynı ezgiyle bir ağızdan tekrarlar. Oyun bu suretle devam eder.

Kollar sarkık ve eller serçe parmaklarından kenetlidir. İki dizi küçük adımlarla yüz yüze yaklaşıp geri geri uzaklaşır, sonra yine yakınlaşırlar. Adımları vezne göre tartımlı işleyen bu karşılıklı gidip gelişler, türkü kıtalarının çoğaltılabilmesi veya mevcutların tekrarlanılması nispetinde istenildiği kadar sürdürülebilir. Sonunda tek sergovendin idaresinde halkalanarak veya yarım daire kurarak hemen başka oyunlara geçerler.

Düğün sabahı damda davul zurna hususi havalar çalmaktadır. Zifaf gecesi gelini almaya gidilirken ve güveyin gerdeğe konuluşunda "Govendi" yani goventler söylenir. Govendi veya Govende çoğul şekli olup Goventler demektir. Bu kelimeler zihinde Batı Anadolu'nun Govende veya Güvende'lerini ted'î ettiriyorlarsa da onlar farklı tertiplerdir.

Güvende, Van ve Bitlis'te Siirt'teki Govende gibidir.

Govent, zeybekçe oyundur. Farsça "gûyende" söyleyen anlamındadır. Siirt halka oyunlarının en önemlisi Lorki (Lorke) olup, bu çeşit de haddiz'tında Zeybek işi bir nevi Halaydır.

Govent oyununa Siirt'te sık sık "gövendî" denildiği de olur. Balıkesir'de oynanan Güvende Zeybeği karşılıklı konuşmalarla olmuyorsa da, aralarda bir nevi dilsiz anlaşması gibi "hah, hah!" cevaplaşmaları yine karşılıklı surette bu Zeybekte de vardır.

Bingöl'den Genç ilçesinin Gönik (Canut) bucağında da bir Govend çeşidi vardır. Bu govent kelimesini govant şeklinde kalın söyleyen köyler biliniyor. Bu oyun oralarda her fertçe benimsenmiş görünür. Her erkek ve her kadın iyi oynar. Çalgısız yürütülen toplu oyundur. Köyün mevcuduna ve meydana göre bazen pek geniş bir halka kurarlar. Erkek kadın karma halde, kardeşçe bir samimiyet havası içinde oynarlar. Yabancı konuk varsa onu da halkaya sevinerek alırlar. (Bucağın adı olan Gönik esasen konuk demektir.) Aynı Genç ilçesinde oyun çeşitlerinin fazlalığı ayrıca dikkati çekiyor. Çeşitlerden bazısı başka bölgelerden alınmış görünmekle beraber, bir ikisi de kendine görelikleriyle mutlak surette yerlilik damgasını taşımaktadırlar. Taşrada andırılışlıları yoktur. Muş'un merkez ilçesinde gün gören Govant oyunu kez' kadınlı erkekli 5-50 kişi tarafından yürütülür. Oyuncu sayısı azsa sıra tutulur, çoksa halka kapanır. Herkes hiç çekinmeksizin -bilerek veya bilmeyerek- istediği erkek veya kadının koluna girip oynayabilir. Görenek böyle olup her hangi bir mahzur akıllarından bile geçmez. Selamlaşmaktaki el öpmek veya el sıkışmak kadar tabiî ahvaldan sayarlar.

GÖBEKLEŞME:

Zonguldak çevresi oyunlarındandır. Kadınlar şenlikli günlerinde ve kendi meclislerinde tef eşliğiyle ikişer ikişer oynarlar. Çoğu irticali olan figürlerinden birinde çiftler çok zarif bir yanlamayla göbek göbeğe tokuşturup bir anlık kaykılışla geçtikleri ve bu tavır oyunun belirli seyrek yerlerinde tekrarlandığı için "göbek atmak" gibi müstehcen bir tarafı yoktur. Söğütlü Zeybeklerin omuz toslatma figüründeki kuvvet deneme tarzlı ayrı bir manası vardır. Genç kız ve gelinlerce de oynanması ayıp sayılmaz.



GÖVEN:

Bingöl'ün merkez ilçesinde Göven veya Gövenğ dedikleri davul zurnayla yahut oynarken söyledikleri tartımlı (ritimli) bir deyişle 20-30 kişilik bir halka halinde yürütülür. Erkekler arasında kadınlar da sırada yer alırlar. Cemiyet birliği kazandırıcı bir gösteri diye bilinerek sevilir.

Tunceli'nin Nazımiye ilçesinin meselâ Balluca köyünde davullu Alay ve Gövenk sırasıyla arka arkaya oynanır. Davul zurna yoksa 3 ve 4 telli saz eşliğiyle de yürütülür. 4, 8 ilâ 20 kişi halkada yer alır. Erkek kadın ayrı ayrı veya bazen karma halde oynarlar.



GÜMÜŞHANE OYUNLARI:

Gümüşhane'deki oyun gösterilerini Horon ve Bar kısımlarına ayırmak mümkündür. Horonların burada belirli bir havası, sözleri ve hatta sabit figürleri yoktur. Horon, toplu heyecanın, davranış, yiğitlik ve cezbenin irticali ifadesidir. Sıkı bir âhenk ve şekil örgüsü yaşamaktan ziyade, hareketi kıvraklaştırıp bedenlerde cezbelendirir.

Barlar ise, tartım kalıplarının çeşitleridir. Temkin ve mekik intiz'mı esastır. Horon omuz titreşmelerine kadar ürperip gittiği halde, Barlardaki hüner ayak hareketlerinde en önemli figürünü bulur. Bar, en ziyade Bayburt ve Kelkit'te oynanır.Tanınmışları şunlardır: Tamzara, Temur Ağa, Sarı Kız, Koçarrı, Yusuf-Zeliha, Turnalar, Kürdün Kızı. İşte Temur Ağa'nın sözlerinden bir fıkra:

Kaleden kaleye şahin uçurdum
Ah ile vah ile ömür geçirdim
Y're şeker ezdim, şerbet içirdim
Can Temur Ağa da, yan Temur Ağa
Bir ayak üstüne dön Temur Ağa

GÜVEN:

Güvent sıra oyunu Van'ın Edremit bucağında bu isim altında, davul zurnayla ve 3-30 kişi tarafından yürütülüp, kadınlar erkek oyunlarına karışmazlar.



GÜVENDE:

İnegöl'de Güvende oyun havası davul ve klarnet eşliğiyle yürütülür. Fakat, davullu, darbukalı, darbuka gibi elle çalıyorlar. 1, 2, 3 veya 4 kişi bu Güvende'yi de Sekme'yi de ziller takınarak oynuyorlar. Güvende, Bursa ve Balıkesir oyunları arasında da vardır. Balıkesir'in Doğru Hava denilen havası ile yine oranın Güvende denilen oyunu arasında fazla bir fark yoktur.



GÜVERCİN:

Elazığ oyunlarındandır.

GÜZELLER BARI:

Bunun bir adı da "N'ri"dir. Bayburt'un Bar çeşitlerindendir, Mehmet Turhan Barı gibi bu oyun da Bayburt gençlerinin karîhasından (yaratıcı gücünden) doğmuştu. İkinci önemdeki millî oyunlardandır. Her düğün ve dernekte yürütülür. 3 ve bazen 2 erkek tarafından oynanır. Oyunun adı Güzeller Barı diye de evveliyetle telâffuz olunur.



GÜZEL POTİN BOYARLAR OYUNU:

Potin kelimesinin Fransızca'dan gelmeliğine göre, bu oyun tertibinin potin boyacılığı kadar yeni, şahsî ve cilalı düştüğü besbellidir. İstanbul'un eski kantolar modası çığırında ve onlar gibi sönmeye mahkum kaldığını kestirmek güç değildir. Özlü Türk oyun folklorundan sayılması abes kaçmıştı.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:08

HALA:

Emirdağ'dan Davulga köyünün 10-20 kişilik toplu oyunudur. Kelime Halay tabirinin oradaki söylenişi olsa gerektir.

HALABACI:

Kars ve yöresi oyun havalarındandır. Bir kız, bir erkek tarafından oynanır. Arada kesilir ve davul yahut tef dört ölçü süresince tek başına vurur. Sonra oyun yine başlar. Bu nöbetleşmeler türküsüyle devam eder.



HALAY:

Konya bölgesinde bugün Halay denilen oyunlar yok gibidir. Nasıl ki zurnalar da tükenmiş durumdadır. Fakat halk dilinde "baş örtüsü" ve değirmi şey anlamına Halay kelimesi hâlâ kullanılmaktadır ki mânalıdır.

Halayların çağımız için merkez bölgesi Sivas sayılabilmek üzere Malatya, Çorum ve havalisinde güneyden Gaziantep'e kadar hep çeşitleri ve adı yaygındır. Tekli ve ikili oyunlara hiç bir semtte Halay denmez.

Sözlü Sivas Halaylarından başlıcasının iki beytine şu misaldir:

Çekin Halay düzülsün
El' gözler süzülsün
Halaya girmeyenin
Vurun boynu üzülsün

Oynanış düzenince her Halay'ın ayrı düzümleri vardır, yani her Halay bir fasıl gibidir:

Sivas Düz Halayı:

Ağırlama, Yanlama ve Sıktırma, Üçüzlü bir fasıldır.

Abdurrahman Halayı:

Düz Halay, Zahmesi (veya Oynatması), Yeldirme.

Temirağa Halayı:

Ağırlaması, Yeldirmesi.

Halaylardaki bu Ağırlama, Yeldirme ve Tezeleme gibi tabirler tempoya yani hız derecelerine göre alışılmış izafelerdir.

Sivas Düz Halayı:

Ağırlaması, Yanlaması, Zahmesi ve Hoplatması olur. Bir köy Halayıdır. Tamamiyle tasvirci ve taklitçi bir sıralanıştır. Bunda tavır ve figürlerle hamur yoğrulur, yufka açılır, yıkanışırlar, taranır ve aynaya bakarlar vs.

Çorum Halayı:

Ağırlama, Oynatma, İkileme ve Hoplatma bölümleri vardır.

Halay, asırlardan beri gelen ve karakteri bakımından alelâde eğlence oyunundan tamamiyle farklı "ritual dance" mahiyetini taşıyan çeşitli sıra oyunlarımızın genel adıdır. Halayların figürleri vakur, ciddi ve nezihtir. Sivas, Erzurum, Elazığ gibi nice merkezlerimizde güzellikçe üstün çeşitleri vardır. Bazı semtlerde de seyrekleşmiş, pek fazla basitleşmiş, adı bile "alay" halini almış görünüştedir. Sivas, zengin Halay merkezlerinin halen başında sayılsa yeridir. Doğumuzdan meselâ Kars'ta Yallı ve Bar adlı andırışlı toplu oyunlar yanında bazı Halay çeşitlerinin de sayılmasına karşılık, Batı Anadolu'dan meselâ bazı Gelibolu köylerimizde Alay Oyunu vardır. Bu harita genişliği eski yüzyıllardaki daha da şümullü girginliğin açık delilidir. Bazı Halay tiplerinde zaman zaman bir tapınma dansı edası sezilebiliyor. Belgeyle ispatına imkân bulunmamakla beraber, bu edaları içersinde hâlâ paiyen bir karakterin kalıntılarına rastlar gibi oluruz. Eski cevher mistik idiyse, onun şimdiki kabuğunda yiğitlik unsuru yoğunluk halindedir.

Seyhan ilinin (Adana) Ceyhan ilçesinde Halay, davul zurnayla kadınlı erkekli oynanır. Osmaniye ilçesinde de vardır. Dörtyol ilçesinin küçükçaylı köyünde başta Halay olmak üzere Kartal, Hasandağı, Solak, Pekmez Top oyunları da yalnız erkeklerce olmak üzere davul zurnayla yürütülürler. Kadirli ilçesinde en az dört kişi tarafından kadınlı erkekli oynanır.

Urfa'dan Yaylak ilçesinin merkez köyünde Halay erkekler ayrı, kadınlar ayrı bazen de karma halde oynanır.

Gaziantep'in merkez ilçesinde Halay erkeklerce davul zurna veya kaval eşliğiyle 10-15 kişi tarafından oynanır. Köylerde karışık, kasabalarda kadınlar ayrı, erkekler ayrı dizilenip oynarlar.

Maraş ilçeleri Halay bölgesidir. Davul zurnayla 5-15 kadın veya erkek kendi meclislerinde halay çekerler.

Tunceli'den Pertek ve Mazgirt ilçelerinin bazı köylerinde yürütülen sıra oyunu çeşitleri dışında bir de Halay adlı karma tertip vardır.

Tokat'tan Reşadiye ilçesinin Feselek köyünde yalnız kadınlara mahsus bir Halay oyunu vardır.

"Halaycı" tabiri var, fakat "halay çekme" sözü kadar yaygın değildir. Gerektikçe kullanılabiliyor.

Çorum'da başta Çorum Halayı olmak üzere iki üç çeşidi vardır.

Adı geçen ilçe ve bucaklarda Halay adını "haley" telâffuz eden yerler pek çoktur. Halay, el ele tutuşulup yahut kol kola girilip, bazen de omuz omuza tutuşularak omuzdaşlık duygusuyla yürütülen sıra oyunudur. Halaycılardan biri baş çeker, serbest kalan elinde hep havada salladığı bir çevre vardır. Oyunu idare eden ve figürleri değiştirten hep bu "baş"tır. Öbür oyuncular hareketlerini hep ona uydururlar. Halay'ı kız ve genç kadınlar düğün evlerinde tef ile de yürütürler.

Konya ilinde Halaycılık her halde zamanla sönerek nadir semtlerde, yani kenar bucaklardan belirli köylerde ancak hâlâ görülebilir olmuştur? Meselâ Bozkır'ın Koçaş köyünde bilhassa Halay çekilir. 15-20 erkek davul zurnayla sıra çekerler, fakat kadınları bunu katiyen oynamazlar. Erkek işi olan hiç bir şeye karışmak istemezler.

Ankara köylerinden yalnız bir kısmı Halay bölgesindendir.

Elazığ Halay bölgesidir. Davul zurna veya dönbek, saz gibi çalgılar eşliğiyle halkalanıp oynarlar.

Kars'tan merkez ilçesinin Melik köyünde Halay ad ve sanıyla vardır. Kadınlar ayrıca kendi aralarında Halay çekerler. (Burada Zeybek de vardır.)

Afyonkarahisar ilinden meselâ Emirdağ ilçesinin Bademli köyünde 15/20 erkek davul zurnayla Halay çekerler. Kadınlar da kendi meclislerinde Halay çekerler. Aynı ilçenin Davulga köyünde de Halay vardır. Davul zurnayla erkekli kadınlı 15/20 kişi yürütürler.

Malatya ili Halay bölgesinin en koyu merkezlerindendir. Besni ilçesinin mesela merkez köyünde davul zurnayla 3-10 erkek tarafından yürütülür. Darende ilçesinde "Çekin Halay Dizilsin" türküsüyle oynanan Halay ve ayrıca Tanzara oyunları 2, 15 veya 20 kadar erkek tarafından davulzurna veya gırnata (klarnet) ile gösterilir. Oralarda bu oyunların bilinmesi gençlik için bir mecburiyet gibidir. Bilmeyenler açıkça ayıplanır. Kadınları bu oyunların taklitlerinin kendi aralarında yürütürler. Hekimhan ilçesinde 2-10 erkek tarafından davul zurnayla Halay çekilir.

Niğde ili de Halay bölgesidir. "Alay" diyen köyler de vardır. 20, 50 ve hatta daha da fazlası Halay'a girebilirler. Kadınlar aralarında sıra kurabildikleri gibi, bazen karma Halay çekildiği de olur.

Eskişehir hem Zeybek hem de Halay bölgesidir.

Deniz tarafından Samsun'un Havza ilçesine bağlı Ereli köyünde Halay, 2-10 kişiyle davul zurna eşliğiyle çekilir. Kadınlar erkeklerden ayrı Halay çekerler.

Batı yalılarından Bergama'nın Kula ilçesine bağlı Nuriye Köyünde Halay denilen yarı sportif bir oyun vardır.

Gelibolu'nun nice köyleri gibi bazı semtlerde Halay adının Alay telâffuz edildiği görülürse de Halay adının Alay'la her hangi bir münasebeti bulunmadığı muhakkaktır.



HALAY ÇEKMEK:

Çankırı'da Halay'a "Alay" derler. Çankırı köylerinde 15-20 kadar genç ve orta yaşlılardan bileşik bir grup el ele yapışarak yarım halka kurarlar. İki baştakiler, ellerinde birer çevre sallayarak ve çalınan havanın 'hengine ayak uydura uydura, usul usul dönerler. Davul zurna yarım dairenin ortasındadır. Çoğu zaman şu havaya vururlar:

Sarı kavun dilimi
Nitdin oğlan gülümü
Gülün elimden alan
Bulsunlar Allah'ından

Aman aman sarı kız
Yatamam ben yalınız

Gidiyorum Çorum'a
Bir taş değdi koluma
Kolum sarılmak ister
Y'rin ince beline

Aman aman sarı kız
Yatamam ben yalınız

"Aman aman" bağlantısına gelince, bu nakaratta baştakiler daireden ayrılarak iki eldeki mendilleriyle hoplamağa başlarlar. Öbürleri de buna göre hoplamağa geçer ve kalgıya kalgıya daire çevirirler. Kafile başlığın Arpan oyuncu, oyundan sonra davulcuya bahşiş verir.



HALAYI SEKMESİ:

Konya'dan Kadınhanı ilçesinin Gözlü köyünde 15-20 kadın tarafından tef ve türkü eşliğiyle yürütülür.

HALAY OYUNU:

Tunceli'den Pertek ilçesinin Mercimek köyünde "Halay Oyunu" adlı apayrı bir sıra oyunu vardır. O yörenin başlıca oyunudur. Davul zurnayla 8-10 kişi oynarlar. Sırf erkek oyunudur.

HALKA OYUNU:

Sıra oyununda oyun dizisi istisn'î derecede uzun olup da iki uç birleşerek çergelenirse bu daireye terim olarak halka ve oyununa yine tarifçi mahiyette olarak Halka Oyunu, Halkalanmak, Halka kurmak denir.

Halka oyunu, çeşit adı olarak da yurtta bazen vardır. Meselâ Kütahya'dan Simav ilçesinin Noşa köyünde Halka Oyunu bir Halay çeşididir. 10-15 erkek tarafından davul zurna, fakat epey zamandır zurna yerine grenit (klarnet), yahut keman, tef gibi eldeki başka bir ikisi eşliğinde oynanır.

Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde sıra oyunu aynı adla yürütülür.

Orta Anadolu'nun doğusundan Kemah'ta da Halka Oyunu adlı bir tertip bulunduğu biliniyor.

Alay benzetme atfı gibi buradaki Halka benzetme sıfatı da "Halay" kelimesinden bozulma olabilir. Fakat, lug't ve lehçelerde bir "halgay" iml'sının bulunmadığı muhakkaktır. Kalgımaktan "kalgay" da türememiştir.

HAMSİ VE HORONLAR

Evliya Çelebi, hamsiden "hapsi balığı" diye söz açar.

Etki düşüncesini ispata götüren yabancı ems'lin (örneklerin) çokluğundan başka, şu gibi ted'î (çağrışım) kamçıları da vardır.

Sen ne zannettin a zurnam hamsi - i canperveri
Borularla mukaddem teşrifinin il'nı var

Hamsi kuşunu yiyenler çıldırır oynar uçar
Gökteki kuşlarda da var 'şinası hamsinin

Bu da bir başkasından:

Oynar uçar olsa 'şık - a z'r
Bir hamsi kuşiyle pay - ı hamsi

Hamsinin bir kuşa benzetilmesi bir teşbihtir.

Şu Trabzon dörtlüğünde de davul anılıyor:

Gelini bindirdiler
Güveyin kır atına
Çıksın davulun sesi
Göğün yedi katına

Hamsi ölülerinin horan'ına gelince; onun türküsünü elli yıl önce İstanbul'da bile çığırırdık:

Hamsi'yi koydum tavaya
Başladı oynamaya
Kalktım, baktım hamsi yok
Başladım ağlamaya

Yani, hamsi uçmuş oluyor. Oyuncularda onun gibi titreşerek uçarılaşıyorlar. Horon figürlerinin başlıcalarından biri kolların kanatlar veya yelkenler gibi dik, yukarı tutulmasıdır.

HANÇER BARI:

Çoruh (Artvin) köylerinde mesela Öğdem ilçesinin Ersis köyünden davul - zurnayla iki erkek tarafından oynanır. Yörenin başka köyleri de oyun zenginliğinde çoğu zaman bundan aşağı kalmamışlardır.

Van'ın Erciş ilçesine başta Hançer Barı olmak üzere şu dört oyun bütün düğün ve bayramlarda davul - zurnayla mutlaka yer alırlar. Hançer Barı, Temir Ağa, Tanzara ve Hoşbilezik. Hançer Barı iki erkek içindir.

İki erkek tarafından karşı karşıya ve her elde bir yalın hançer bulunduğu halde iki çift hançerle oyuna başlanır. Önce bir oyuncu meydana çıkarak bir eli arkasında ve öbür eli yukarda olduğu halde alanın bir yanında durur. Öbür oyuncu, pek ağır yürüyüşlerle alanı dolanarak, karşılık tarafta on - onbeş adım uzunlukta arkadaşının hareketlerini tekrarlar. Bu sefer ilk çıkan oyuncu yürüyüş hareketlerine geçer. Her iki oyuncu bu hareketleri üçer defa tekrar ederler. Bıçak hareketlerine kollar da, hançerli eller de katılır. En önemli iş bilhassa bileklerdedir, çünkü hançerler 'ni hareketlerle koltuk ve bacak aralarından geçirilirken yaralanma tehlikesi vardır. Bu hareketlerden sonra her iki oyuncu aynı zamanda birbirleri üstüne yürüme ve koşma gösterişleri yaparlar. Gerek yürüyüşte ve gerek koşmalarda kol ve hançerlerde hareketlere uydurulur. Hançer hareketleri bilhassa koşuş esnasında teb'rüz ettirilecektir. Oyunun sonuna doğru oturup sıçrama hareketleri yapılır. Bu oturuş esn'sında her iki oyuncu ellerindeki hançerlerle karşılıklı saldırışlar yapar, hamleleri savuştururlar.

Bu oyunda hareketler tamamiyle ferdîdir. Bir oyuncunun işlediği herhangi bir yanlışlık, yahut da gösterebildiği bir maharet öbürüne ne n'kısa (noksanlık) getirir, ne de şeref kazandırır. Oyuncunun ustalık gösterebilmesine gayet elverişli bir oyundur. Riv'yete göre, eskiden her parmak arasına bir bıçak bulundurulacak surette altı bıçakla aynı hareketleri yapabilen oyuncular varmış. Hançer Barı'nda "Pıçak kullanmak" böylece cidden büyük bir hüner meselesidir.

Hançer Barı'nda figürler: vücutlar diktir. Başlar eğilip sel'm verilerek oyuna son verilir.

Havasına gelince; her figür fasılasız (aralıksız) surette nice defalar tekrarlanacağı ve devamları boyunca türlü haller edindiği için musikî pek o kadar ölçüler sayısıyla tahdit edilmiş (sınırlanmış) değildir. Tarifi yapılan her kısmın bitimine kadar gelişigüzel ve tekrarlarla devam eder.

Birinci figürde musikî mutedil (orta) hareketlidir. İkinci figürde allegretto gibi olur. Üçüncü figürden oyun sonuna kadar allegro derecesinde sürüp gider.

HANÇER PİÇAK:

Muş'un merkez ilçesinde davul - zurna veya tef ile tek kişi tarafından oynanılır.

HANIM BARI:

Bayburt'un bar havalarındandır. Yine oradan Dört Ayak'ın "Ağır" ve "Üstleme" kısımları vardır. (Bu ikinci kısım "Sürütme"dir)



HAPANOZDAN YÜKLEDİLER:

Kadın halay havasıdır.

HARALI HALAY:

Aşreli halay.

HARAN:

Horon ile hiçbir al'kası olmayan bu kelimenin anlamı, tütün vagonlarının raylarında sürülerek diklemesine konulduğu üstü ve üç yanı kapalı hangar ve barınak demektir. Karadeniz boyunca tütün yetiştirilen yörelerde geçen horanlar çoktur; fakat eski asırlarda ne vagon ne de tütün vardı! Bununla beraber haran kelimesi de eski ve başka bir Türkçe sözden bozulmadır. Kars tarafında "aran" kışın sürülerin otlayıp barındığı çukur yer, kışlak, barınak demektir. Bir de Batıdan ems'l (benzer) hatırlatalım: Aydın bölgesinde meselâ "harım", boş arsa demektir. Bazen deve, at ve eşeklerin barındırılmasına bu harımlar yarar.

Horum, horon, horan teselsülü (zincirlemesi) başkadır. Cümlesinin (tamamının hepsinin) esas man'sı yığın ot ve sap demeti olup, toplu oyun anlamları dizilişi teşbihlidir. (benzetilmiştir).



HARKOŞTE:

Yurdumuzun dört bir bucağındaki türkülü oyunlar büyük çoğunluk da kadınlar mahsus (has, özgü) çeşitlerdir. Binde bir erkeklerce de takliden yürütülmüş olsalar bile oyun esnasında erkek oyuncu veya köçek kendi ağzıyla havanın türküsünü katiyen söylemez. Bu kadarcık olsun bir fark yine de bırakılır. Kadın giyim ve taklidindeki köçeğin erkek sesiyle yarkı (türkü) söylemesi fazla sırıtacağı için, işte bu hal tekli erkek oyununa (kadın oyunu olması gerek), kalkan erkeğin oynarken türkü tarafını çalgıcıya bırakması görenekleşmiştir. Halbuki tekli kadın oyuncular çoğu zaman oynarken türküsünü de çağırırlar. Toplu erkek oyunlarında da oynarken söylendiği seyrek ve bazı yerlerde görülebilen ahv'ldendir (durumlardandır).

Kadın erkek birlikte yürütülen oyunlarda şart değişir, yani çoğunda oynanırken türküsü de söylenir. Meselâ, Bitlis'in şu beyitle giren (başlayan) Meryem Türküsü tekli kadın oyununda söylendiği gibi karma halde oynanırken de çağrılır.

Meyremo, Meyremo
Emmim kızı Meyremo

Meryem Oyunu değil, Meryem Türküsü ve ona alıştırılan oyun bahis mevzuudur (söz konusudur). Oyun, ağır ve düz olarak üç figürle bir müddet sürer. Hızı gitgide artar. Süratli kısım, ayrı bir figürde birkaç defa tekrarlandıktan sonra oyun biter.

Bazı yerlerde oyunun sonlarında tartım ve ezgi değişikliği yapılır. Bitişi haber veren bu sözsüz ve hızlı kısma "Hoplatma" ve "Horlatma" adları verildiği gibi "Harkoşte" denildiği de olur. Sonuncu isim Bitlis yöresinde vardır. Daha doğrusu, türkülü oyunların sonuna, sözsüz olan "Harkoşte"nin katılması oralarda umumiyetle (genellikle) âdet gibidir denilebilir.

Harkoşta, zurnada şöyle bir ezgi teşkil eder (Metronomda dörtlük notaya = 168 - 176)

Harkuşta, Şirvan'ın bazı köylerinde de vardır.

HARMANDALI:

Bu isimdeki türkü ve havalar, asılda bir olabilirlerse de, yayıldıkça yer yer katım ve değişimlere uğrayıp çeşitlendikleri, yayımlanmış bulunanların gösterdiği farklardan anlaşılıyor. Yahut da birden fazla sayıda olmak üzere aynı isimde türküler bağlamış olduğuna ve her biriyle oyuna çıkabildiğine inanılmak gerekecektir. "Nazîreler"de çıkarılmış olabilirdi.

HARMANDALI ZEYBEĞİ:

Bu Harmandalı, zeybek çeşitlerinin epey zamandır en yaygını ve en çok oynanılanı olarak tanınıyor. Aynı isimdeki eskisiyle hiçbir al'kası yoktur. Şimdiki Harmandalı oyun havasını 1916'da Çanakkale'de Ahmet Yekta Madran merhum yazmıştı. Sözleri Kurtuluş Savaşı'nda o havaya benimsetilerek "Harmandalı Zeybek Oyun Havası" diye gün gördü. Rahmetli Ahmet Yekta Madran meraklı bir musikîci ve eski muzikalılardandı. Egeli halk çocuklarından olmasıyla zeybek oyunları konusuna çekirdekten itibaren ömrü boyunca güven ve gururla bağlı yaşamıştı. Oyunun bilenlerce daima onun adı anılarak tutunabilişi yerinde bir kadirbilirlik eseri olmuştur. Bu itibarla ve "Eski Harmandalı"ndan ayırt edilmek üzere oyunun "Madran Zeybeği" diye ayrıca adlandırılması en doğru bir hareket olacaktır.

Eski ve yeni Harmandalı çeşitleri arasında figür unsurları bakımından "Üç başlangıcı" gibi müşterek (ortak) taraflar yok değildir. Yeni Harmandalı da Ege yöresinde az çok farklarla oynanır. Belli başlı tertibe göre havasının temposu üç sayılıp beş oynanır.

Harmandalı çoğu zaman tek oynanmakla beraber 2. 4 ve daha çok kişiyle yürütülmesi de mümkündür. Sekiz figürü vardır. Bergama'nın Kaşıkçı köyünde görülebilen dörtlü Harmandalının eskisine en yakın kaldığı anlaşılır.

Oyuna Kalkış: Harmandalına kalkan oyuncu, sol ayak önde, sağ ayak yarım adım geride olmak üzere efece durur ve kendi ed'sı dairesinde haykırır; bu "esas duruş"tur.

Duruş, yürüyüş, kolların sallanışı, havaya kaldırılması ve ağır ağır indirilmesi, sağ elle silâhlıktan (yani belden) tabancaya davranır gibi yapış, bütün bunlar oyuncunun elinde olan tavırlardır, sanatla yapılabilirler.

1. Yürüyüş: Havayı alma sırası gelince "üç yapılarak" oyun başlar. Yerinde olmak üzere sol ayak bir karış kadar kalkar ve iner. Sağ ve sol ayaklar böylece kalkıp inerler. Üç yapılmış olur. Bu hareket sırasında kollar iniktir.

Üçler, oyunun düzenli yürümesi için yapılır. Her figürün başında ya bu "Üç", yahut onun yerine soldan dönme yapılır. Sırası gelince "soldan dönme" de anlatılır. Tarifler sırasında, "üç yapılır" delindiği zaman bu sol, sağ ve yine sol ayakların yerinde kalkıp inişi anlaşılmaktadır.

Üç yapıldıktan sonra durulmadan beş yapılır. "Beş yapmak" şöyle olur: Kollar aşağıda ağır ağır sallanır. Sağ ayak bir adım ileri atar (bir). Sol ayak bir adım ileri atılır (iki), Sağ ayak bir adım ileri (üç), sol ayak bir adım ileri (dört) ve sağ ayak tekrar bir adım ileri atılır (beş), durulur. Bu gezinti daha ziyade daire çizer gibi yapılıp beşte daire içinde dönmüş olur.

Harmandalının havası bu 3 ve 5 yani "sekiz" esası içinde döner. Sekiz figür, bu esasa göre düzenlidir.

İlk figür, yani (gezinti", bir - iki veya üç defa yapılabilir. Oyunun kısa veya uzun sürmesi hareketlerin sayısına (tekrarına) bağlıdır.

2. Kollu Yürüyüş: Esas duruşta, sol ayak önde sağ ayak yarım adım geridedir. Kollar ağır ağır kalkarken oyun başlar ve beş yapılır.

Birinci figürün aynıdır, fakat beşte kollara havada oynatılır. Bir, iki veya üç defa yapılabilir.

3. Çarpma: Esas duruştadır, üç yapılır. Bundan sonra sağ ayak sol ayak üstüne atılır (bir), yarım adım kadar sağa açılır (iki), yine sol ayak üstüne atılır (üç), yarım adım sağa açılır (dört), beşinci de sağ ayak bir adım ileri atılır, sol diz üstüne çökülür (fakat diz yere değmez) ve sağ kol belden bıçak çeker gibi bir davranış yaparken yukarı kalkılır (beş), kollar ağır ağır inerken sağ ayak üstünde durulur. Üç sayı kadar bu vaziyette yerinde durulduktan sonra aynı hareket yürütülür. Sıra beş sayısına gelince sol ayakla tekrarlanır. Yani, sol ayak iki sefer de sağ ayak üstüne çarpılıp açılır. Beşte soy ayak bir adım geriye atılarak sol diz üstüne çökülür gibi yapılmak suretiyle kalkılır.

Üçüncü figür bir defa oynanır. İstenirse ikinci figür bir veya iki defa tekrarlanır.

4. Ağır Atlama: Esas duruş. Üç yapılır. Sağ ayak sol ayak üstüne atılıp üç sayı kadar durulur. Sağ ayak burnu bir karış önden yere değdirilir ve bir adım kadar ileri atılır (dört); sol ayak bir adım ileri atılarak biraz çökülür ve kalkılır (beş); ayağa kalkılırken kolları ağır ağır iner.

5. Diz Üstü: Soy ayak önde, sağ ayak yarım adım geridedir. "Üç" yerine "soldan dönme" yapılacaktır. Soldan geri şöyle dönülür. Sol ayak kaldırılıp bir karış açıkta yarım sola doğru basılır (bir); sağ ayak gövdeyle birlikte yarım daire çizerek sola döner (iki) sol ayak yerinden kalkıp bir karış öne basar (üç) sola dönülmüş olur. Dönme sonunda yine sol ayak önde, sağ ayak yarım adım geride kalmıştır.

Sağ ayak sol ayağın dizi üstüne atılır (bir); aynı ayak arkaya atılır (iki), gene sağ ayak bir adım ileri atılır (üç), sol ayak arkada kalmak üzere çökülür. Sol diz üstüne gelinerek sol diz bir kere yere vurur (dört); yerde yarım sola dönülüp sağ diz de bir kere yere vurulur (beş). Sol ayak üstünde ayağa kalkılırken kollar ağır ağır aşağıya iner.

Sol ayak üstünde ayağa kalkıldıktan sonra istenilirse esas duruşta sağ ayak üstüne basılarak "soldan dönme" yapılır. Kollar aşağıdadır ve ağır ağır sallanır, sonra kaldırılırlar. İkinci figür gibi oynanır.

6. Atik Hareket: Esas duruş ve üçü yerine "soldan dönme" yapılır.

Sol ayak sol ayak üstüne doğru hızla gider ve sağa gelir (bir); sağ ayak bir adım ileri atılır, çökülür ve hemen ayağa kalkılır (iki); sol ayak diz üstüne atılır (üç), bir adım ileri basılır (dört); sol ayakla bir defa sekilirken sağ ayak öne atılıp çökülür gibi yapılarak kalkılır (beş). Kollar da ağır ağır indirilmiştir. İstenilirse beşinci figürün sonundaki gibi oynanır.

7. Diz Çökme: Üç yerine "soldan dönüş" yapılır. Dönüşten sonra; sağ ayak arkada kalıp yarım adım öndeki sol ayağın üstüne basılır. Sağ ayak hızla bir adım ileri atılır (bir); çökülür (iki); sol diz iki kere yere vurulur (üç): sonra ayaklar yerde kımıldamaksızın yarım sola dönülür, sağ diz bir defa yere dokundurulur (dört), sağ ayak üstüne basılarak kalkılır ve kalkılırken kollar ağır ağır iner (beş). İstenilirse birinci figürün sonundaki gibi oynanır.

8. Çapraz - Bağlantı: Sol ayak ilerde, sağ ayak geride durulur, soldan dönülür.

Sağ ayak az sola çaprazlama bir adım atılır yere basılır (bir); sol ayak da yerinde bir miktar kalkıp yine basar (iki); sağ ayak yarım sağa döndürülürken bir adım ileri atılır (üç); sol ayak sağın yanına gelip ucu yere basar (dört); tekrar sol yana bir adım kadar açılarak burnu hafifçe yere basılırken sağ kol yukarda ve sol kol inik bulunur; böylece bir miktar kaykılı durulup sel'm verilmiş olur ve oyun biter (beş).

Harmandalı Zeybeğinin bu oyuna has sözleri vardır:

Harmandalı efem bakıyor, hey hey
Bileğinden kanlar akıyor, vay hay
Gümüş bilezikli mavzerin vay hay
Namlusunda şimşek çakıyor, vay hay

Efeme her cepken yaraşır, hey hey
Korku nedir bilmez dolaşır, vay hay
Bütün kızanların önünde, vay hay
Elinde yatağan savaşır, vay hay

İzmir ve yöresinin günümüzdeki başlıca zeybek çeşidi olan Harmandalı Zeybekte söylenen bu türkünün havasında da mertliğin ifadesi açıktır.

HARRANÎ:

"Horranî" de derler. Bununla beraber, çoğu zaman görüldüğü gibi t'bir nispetinin bir yer veya oymak adına bağlı olması da imkân dahilindedir. Kol kola oynanır.

HATAY OYUNLARI:

Hatay'ın başlıca oyunları şunlardır: Debi, Depki, Şenköy Havası, Üç Ayak.

HELÔSA:

Safranbolu düğünlerinde "sağdıç gecesi"nde son olarak yürütülen oyun budur. Türkü söyleyen ve çalgı çalan kadınlardan dört kadarı ayağa kalkarak oyun yeri olan ortaya (alana, meydana) gelirler. Birbirlerine bileklerinden yapışmak suretiyle ortalarında ellerle örgülü iskemlesi bir oturma yeri kurmuş olurlar. Önce sağdıcı ellerin bu birleşik noktasına oturtup iki tarafa sallamaya ve hep bir ağızdan "Hel'sa" denilen türküyü söylemeye başlarlar:

İstanbul'dan gelir hekim, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey!
Cevahirdir benim yüküm, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey!
Kızılbel'den gelir pekmez, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey!
Peştemala koysam akmaz, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey!

Sağdıç, Helôsa tutan kadınlara bir miktar bahşiş vererek eller üzerinden iner. Helôsacılar, bundan sonra kaynanayı da aynı şekilde sallayıp bahşişi kopardıktan sonra, herkesi yerli yerine oturtur ve birkaç oyun daha gösterirler. O arada oyun yerine tekrar getirilen sağdıcın tepesinde (başının üstünde) ve eller üstünde tuttukları sini çevirmesi gösterisi, tepsinin üstünde sıralı renk renk ve pırıl pırıl ispermeçet mumlarıyla kendine has bir dekor teşkil ederse de, birlikte söyledikleri "K'bem" türküsüne rağmen, oyun figür çeşitliliğinden mahrum geçer. Bununla beraber dekor tarafıyla geleneğin Türk balesi için kareografa bazı hoş buluşlar telkin edebilir.

Düğünlerin en parlak ve şatafatlısı yurtta "evlenme" düğünleridir. Eski düğünler, ayrıca bir folklor hâdisesi (olayı) olarak, nesillere aktarılacak âdetleri, merasim ve şenlikleriyle son derece 'laka çekici millî değer olmak mevzuunu (konusunu) taşır. Düğün, yalnız düğünü kuran iki tarafın değil, bütün bir köy veya kasabanın al'kasını (ilgisini) çeken bir olay olduğu için, parlaklık ve zenginliği nispetinde haftalar ve hatt' aylarca sözü dillerden düşmez. Helôsa'nın yapıldığı Safranbolu köy düğünlerinde yıllarca "meydancılık" yapmış olan bir z't (kişi) düğünleri şöyle tarif ediyor: "Düğünler, köyü telaşa düşüren kadınlar şenliğidir. Kızları, düğünlerde - bayramlarda beğenirler. Bir düğünün ipini kırk köyün gadunu (kadını) çekmezse o düğüne düğün denmez. Düğün ne kadar şenlikli olursa kutluluğu derin, ömrü uzun olur. Düğüne harcanan para yürekte yaradır amma yine de bereketli olur.

Eskiden çok şenlikli ve parlak geçmesi için büyük masraf kapıları düğün merasimleri, şimdi iktisadî zaruret ve mül'hazalarla (düşüncelerle) kısaltılmış, şekle ve âdetlere ait merasim ve itiyatların (alışkanlıkların) çoğu ortadan kaldırılmıştır. Bu bakımdan eski düğünlerimiz artık bir folklor hâdisesi (olayı) olarak tetkik edilecektir (incelenecektir). Eski düğünlerimizin merasim ve oyunlarından olarak Safranbolu düğünlerinden Helôsa denilen âdeta dair bir türkü verelim.

Düğün Pazartesi (Efl'ni) günü kurulur. Düğünün bu gecesinde mühim (önemli) merasim yapılmaz. Salı gecesinde "Sağduç - Sağdıç Gecesi" denir. Bu gecede oyunlar ve merasime ait de Helôsa yapılır. Helôsa, sağdıç ve kaynanayı m'ruf (bilinen) t'biriyle "altı okka" (bir nevi kargatulumba) yapmaktır. İki kişi elleriyle tutuşup üstüne oturttukları kaynana veya sağdıcı iki tarafa sallamak suretiyle türkücülerin rotası verilen türküyü söyleyiş tartım ve 'hengine göre iki tarafa sallar ve bahşiş alırlar.

Notası verilmiş türkünün sözleri. Safranbolu yöresinde meselâ şöyledir:

Kızılbel'den gelür (gelir) bekmez (pekmez), helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey
Peştemala koysam akmaz, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey
Benim yârim bensiz yatmaz, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey
İstanbul'dan gelir hekim, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey
Cevahirdir benim yüküm, helôsa helôsa
Hele mele yusa yusa hey


Helôsa nidâları Sinop köyleri gibi içerlek köylere kadar geleneğini muhafaza edip ve göreneğini yaşatıp Cenevizliden müdevver (dönüştürülmüş) gemicilik ünlemlerindendir. Kelimenin aslı İtalyanca'dır. Karadeniz yollarından içerilere doğru k'milen (tamamen) vardır. İçerilerin "düğün hamamı" safhalarında (eğlencelerinde) aynı ünlemler düğün sonunda ortaya bir gemi resmi getirilerek çengilerce "yisa" ünlemleri çekilirdi.



HELLEME:

Bu oyun bir tabiat olayından doğma şekillere güzel misaldir. İçinde çekirge yürüyüşünü taklit unsuru vardır.

93 Harbi yılında (1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı), Sivas'ın Hüyük köyüne çekirge gelmiş. Onun yürüyüşüne göre bir oyun havası yakmışlar. Asıl ekin biçilişte oynanırsa da, düğünde bir erkek bir kadın birlikte oynarlar. Sözleri şudur:

Çekirgenin önü indi yazıya
Ot komadı koyun ile kuzuya
İlâhi çekirge boynun uzaya
Eğri büğrü, sivri çekirge

Çekirgeyi hellemeden gelirler
Az kaldı keveni kökünden yuta

Helleme, uçurmak demektir. Ellerine tenekeyi, davulları alır, onları (çekirgeleri) "hellemek" için çeşitli figürler yaparlar. Yahyalı (Ortaköy, Çakal), Sivrialan (Bağyurdu), Zile ilçelerinde oynanır.

HELVACI OYUNU:

Bu oyun Samsun'a bağlı Göçmenler köyünde Sel'nik mübadillerince (göçmenlerince) bilinmekte ve oynanmaktadır. Eşlik sazları olarak davul - zurna (cura ve kaba zurna) çalarlar. İki kişi tarafından oynanır: Biri usta, biri de çırak mümessilidir (temsilcisidir).

Oyun yerinin ortasına bir çömlek veya buna benzer bir kap konur. İçine pekmez yahut çamur doldurulur. Ustanın elinde karıştırmak için bir değnek, çırağın elinde de süpürge vardır. Çırak süpürgeyle helvayı pişiren ocağı körüklemeyi tasvir eder. Usta ise elindeki sopasıyla ara sıra karıştırır, kimi de (bazen de) değneğinden parmağı ile tadar, çırağına da tattırır. Ara sıra alnındaki teri siler.

Oyun bütünüyle helvanın pişirilmesine tasvir eder. Oyuncular, tulûattan mimikler yaparken, ayaklarıyla da musikînin tartım ve 'hengine uyarlar. Ayak oyunu yaparlar.

HINIS'TA OYUNLAR:

Hınıs'ta gün görmekte (yaşamakta, revaçta) bulunan oyunların adları alfabe sırası mucibince (gereğince) şunlardır: Aşırma, Belen, Delilo (Lorki), Depşororo, Hanmay, Hoşbilezik, Keçiki, (Nadem Hırçıki), Koçeri, Kutto, Laççin, Lezli, Nari, Nargülüm, Ninarano, Piçügürik, Temürağa, Yari, Yarkuşta, Zeliyi, Zirave.

Adları geçen Hoşbilezik, Lorki ve Temürağa fazlasıyla gün görmüş (ilgi görmüş, rağbette) olarak aslen Erzurum oyun çeşitlerindendir. "Temürağa" adlısının ağırbaşlılığını, bütün Anadolu sıra oyunları üzerindeki asil (soylu) etkisini buracıkta işaretlemek uygun olacaktır. Yarkuşta adlısına gelince; onun üzerinde de bir iki satırla durabiliriz.

Ankara Radyosu'nda "Bitlis'ten alınan bir oyun havası" diye anılarak ara sıra çalındığına şahit olduğumuz Yarkuşta aynı şeydir. Hüviyetini (kimliğini, özelliklerini) şöylece özetleyebiliriz: Kabadayıca tavırlarıyla yiğitlemelerimiz arasında yeri olan oyunlarımız hep bilinir. Ege'den Harmandalı Zeybek, Erzurum'un Hançer Barı ne ise, Van gölü dolayının Yarkuşta'sı da odur, Yarkuşta Oyunu, bir nevi (çeşit) spor gösterisi de sayılabilir. Buna Türk boksu gözüyle bakılırsa hiç de yanlış olmazdı.

Karşı karşıya saf kurmuş iki takım. Her takımda en az üç kişi var. Aradaki mesafe üç - dört adımlıktır. Davul - zurnanın temposu bir hücum borusu gibi öter. Önce bir taraf saldırı halinde, karşı taraf savunma durumdadır. Sonra roller değişir. Savunanlar avuçlarını açıp hasım tarafa yönelterek sağ ellerini yukarı kaldırırılar. Hamleyi yapan takım ise çalgının buyruğuna uyarak ve kıvrak dönüşlerden hız, kesik ve gürlek n'ralardan kuvvet alarak o açılmış ellere var kuvvetleriyle birer sille aşk ederler. Şamarların topluca inişi ve şakırtılarının davul gümbürtüsü ile birlikte uzaklara yansıması elzemdir (gerekir). Bu oyun, kollar yoruluncaya kadar devam eder, patlayıncaya kadar bazen sürer.

Yarkuşta'nın seyrine dalanlar, bu çatışmanın bir eğlence mi, yoksa gerçekten bir döğüş mü olduğunu fark edemeyecek h'le gelirler.

Ordudaki her tatbikatta (askeri manevra) manevrayı savaştan ayırt etmekte hissen (duygularıyla) çoğu zaman yanılan yurt delikanlısının kükreyen ruhunu anlamak isteyenler önce bir Yarkuşta görsünler.

HOPPALA PAŞAM:

Bizde annelerin bebeği oyalamak üzere 3 - 5 perdeden, tartımla ve kendine has ve ses tekerlemesiyle söyledikleri bir deyiş ki, pek yaygın olan göreneğin alışkanlığına göre üç kelimeliktir: "Hoppala paşam hoppala".

İki kelime hoplatmak fiilinden mülhem (İlham alınmış) olmakla oyun kalgımasını (oynanmasını) ifade ve telkin edicidir.

Başlangıç deyimine aynı ezgi ve tartımda irticalen (doğaçlama) diğer mısralarında koşulduğu olur: "Pek nonoştur maşal'... İyi olur inşall'..." gibi. Bu tekerlemenin oynatma unsuru, içindeki "hoppala" kelimesinden ibaret de değildir. Güleryüzlü anne veya onun vekili bu sözlerin tartımına göre bebeği iki el üstünde havaya doğru tekrar tekrar ve evire çevire kalgıtıp (kaldırıp) indirir. Bu esnada tutan bir elin parmakları, küçüğün (bebeğin) buduna yine tartıma göre usul usul vurur. Bebek, bu hareketi tebessümle karşılamayı ve ağlıyorduysa susup keyiflenmeye başlar.

Oturan veya yatan çocuğu oyalamak için "gelincik" oyunu gösterildiği de olur. Bu, baş ve serçe parmakları yanlara açık bir ele yemeni gibi bez sarardı ve açık parmakları iki kola benzeterek kukla haline gelen bu çengiyi aynı veya başka tekerlemeler söylerken oynatmaktan ibarettir. Her çocuğun hoşlandığı, cidden sevimli ve kolay bulunuşlu bir hava kuklasıdır.

Öğreten anne de, öğrenen yavru da bu işi farkında olmadan her fırsatta tekrar ederler. Annenin kendi çocukluk hatıralarıyla bebeğin sevinci birlikte oynaşmış olur. Böylece yavru, yürüyüp konuşmazdan önce sevinçli agularla kalgıyarak oynamaya girişmiş sayılır.

Bu insiyakî (kendiliğinden) ve taklidî oyun telkinciliği geleneği Türk analarının inhisarına (tekeline) alınamayacağına göre, konunun mukayeseli bir şekilde milletlere şamil (yaygın) olarak incelenmesi gerekir.



HOPLAMA:

Bilecik'in Bozüyük ilçesinin Aksu köyünde ve onun komşularında saz, tef veya başkaca getirdikleri çalgılar eşliğiyle 8 erkek tarafından yürütülür. Hoplama oyunu karma oynanmaz, kadınlar kendi toplantılarında tefçi kadının türküsüyle oyuna kalkarlar.

Malatya'da da "Hoplama" adında bir oyun varsa da havası sözsüzdür.

HORA:

Yurt bucaklarındaki (köşelerindeki) hora adlı çeşide gelince; Diyarbakır'da Çermik ilçesinin Sinek köyünde "hora" çeşidi vardır. Davul - zurnalı mahallî karma oyunlar faslı sonunda ve derneğin bitmesi saatlerinde yine karma halde (veya kadınlar ayrı olarak) hora teperler.

Yine oradan (Diyarbakır'dan) Kulp ilçesinde sözlerine göre "Kürtçe Hora" denilen çeşit vardır. Yer elverişli olursa 40 - 50 kişi karma halde veya kadınsız olarak halkada yer alırlar. Köyün bütün bilenleri oyuna katılabilirler.

Vilayetin Osmaniye ilçesinden Hil'r, Salman ve diğer bazı o yöre köylerinde de aynı görenek geçebilmişti. 3 - 50 kişi, karma halde. Davul - zurnayla teptiklerinden, asıl oyunların tarz zevki Hora'ya biraz sinmiştir.

Erzincan yöresinde Hora adlı bir oyun çeşidi vardır. 5 - 6 kişilik erkek oyunudur. İkitelli denilen sazla oynanır. (Bu eski sazın adını Rumlar "Kitelis" ederlerdi).

Tunceli'nin Çermişgezek ilçesinin Başekrek köyü sıra oyunlarının dördüncü ek çeşidi olan "Hora"nın havası aynıdır. O vilayetin başka hiçbir bucağında Hora adı bilinmiyor. Adı geçen başekrek köyünün kadınları katiyen Hora tepmezler ki dikkati çeken bir çekingenlik ısrarıdır.

Tokat'ın Reşadiye ilçesinin Hasanşeyh, Kızılcaviran ve Tavara köylerindeki oyunlar arasında Hora adlı çeşit ilaveten vardır. Düğün ve dernek günlerinde 5 - 10 erkek dizilenip "mutlaka yalnız kaval eşliğiyle" kalgıyıp tepinirler. Başka çalgı ve kadınların buna katiyen katılmamasından çoban işi bir erkek iktib'sı (alıntısı) olduğu anlaşılır.

Ankara'nın Nallıhan ilçesinin iki - üç köyünde asıl oyunlar arasında yarı sportif mahiyette bayılırdı ve Hıristiyanların alınmalığı bilinerek Hora çeşidi de, çoğu zaman düğün ve bayram şenliklerinde değişiklik olsun diye tepilir.

Çankırı'nın bir iki köyünde, o ara da mesela Dûmeli köyünde bağlama ve türküyle bir veya iki erkek tarafından sönük bir Horan çeşidi oynanır.

Niğde'nin Bor ilçesinde Hora, Horan veya Horon adlı üç ayrı çeşidi yürüten üç - beş köy vardır. Her biri üç çeşitten birini oynar. Kuzeyden alınma oyunlardır.

Eskişehir'in bir iki göçmen köyünde şu taşra tertipleri tespit edilmiştir. Hora, Horra ve Polka. Birincisi Mihalıççık ilçesinin Sarıyer köyünde halkalanılarak tepilir. Horra da toplu ve karmadır. Beş - altı erkek tarafından keman ve kavalla yürütülen Polka'nın Rumeli oyunlarından olduğu biliniyor.

Karadeniz yakasından, Trabzon'un Pulath'ne ilçesinde düğün ve bayramlarda herkesçe "hora" tepilebilir. Horanlar gibi, zarif ve figürlü olmayan gelişigüzel bir toplanış sıçraşma çeşididir. Yarı sportif mahiyette bir tahammül gösterisidir.

Giresun'dan Bulancak ilçesinin Şehruza, Pîr Aziz Eren köylerinde ve Şebinkarahisar ilçesinin tek merkez köyünde "Hora" t'biri kullanıldığı bir yazarca riv'yet edilmişse de oralardan bu isimde ayrı bir oyun çeşidi haber verilmediği için, o riv'yetin (söylentinin) bölgedeki Horan t'birinin (teriminin) yanlış duyulup not edilmesinden doğduğu açıktır.

Samsun'un merkez ilçesinin yalnız Papasköy yöresinde davul ve çift zurna eşliğiyle yürütülen ve sırf erkeklere mahsus kalan bir toplu çeşide Hora denilmektedir.

Ege Bölgesi'nde de ancak yer yer vardır. İzmir'in Torbalı ilçesinin Karakınya köyünde Hora bilinir. 8 - 10 erkek tarafından davul - zurnayla yapıldığına göre Türk işidir. Kadınlar kendi toplantılarında bile katiyen Hora tepmezler. Bu yörenin tek toplu oyunu Hora'dır, başka Türk oyunları hep tek kişiliktir.

Burdur ilinin türlü erkek oyunlarından başka bir de Hora çeşidi vardır. N'dir köylerde gayda eşliğinde iki kişi oynar yahut da bir erkek bir kız, bir erkek bir kız ve daha da fazlası halkalanıp oynarlar. Bu yöreler, gayda bölgesi olmadığı için göçmenlerle gelen bir çeşit olduğu düşünülebilir.

Manisa ilinin Akhisar ilçesinin Kapaklı köyünde tekli zeybek çeşidi haricinde 6 - 7 kişilik Hora da erkeklerce bazen oynanır.

Rodos adasının Türkleri Hora Tepmek der ve teperler.

Trakya tarafına gelince; buralara muhtelif Balkan yörelerinden göçmenler gelerek eski yerli halk arasına yerleştikleri için üç - beş yabancı oyun adı da oradan seyrek köylerde devam etmiştir. Çeşitlerin, kendiliğinden Türk zevkine göre türemiş bulundukları açıktır. Her semtin Hora'sının bir olmadığı kolayca fark edilir. Her tertip ayrıca öbür mahallî çeşitlerden etki görüp türlü tartımlar kazanmışlardır. "Göçmen dede mezardan başını kaydırıp torunun Hora'da kalgıyışını görebilse değişmenin haddi (derecesi) karşısında yeniden düşüp ölürdü!" diye bir ihtiyar oyuncu rivayet etmiştir. Bu değişimleri t'biri caizse (deyim yerindeyse) "Trakyalılaşma diye damgalanma galiba doğru olacaktır". Bilhassa tepinme bolluğu son derecede seyrekleşip yumuşamıştır.

Tekirdağ, ilinin Şarköy ilçesinin merkez köyünde 10 - 15 kişilik grupların (kadınlar kendi meclislerinde olarak) yürüttüğü halk oyunu çeşidine Hora derler. Asıl ince çalgı takımıyla oynanırsa da, başka oyunlar münasebetiyle davul - zurna hazırsa onun havasıyla da yürütülebilir. "Aradaki karşılıklı sevgi ve saygıyı besler" diyorlar. Hora'da şu türküler de söylenir: Kara Toprak, Ago Oğlu, Bahçeye Kurdum salıncak, aynı yörede Çiftetelli ve Kasap Havası da vardır.

Çatalca'nın bazı köylerinde Hora, Horo veya Horu adlı toplu oyunlar, uzak mesafelerle yer yer ve her birinden o üç isimden biriyle nâdiren yürütülen çeşitlerdir, nasıl ki, beriden bazı Yalova köylerinde de Horon, Dağistan Oyunu ve Horan adlı bazı sıra oyunu çeşitleri göçmen isk'nlarıyla yer edindikleri bilinerek oynanıyorlar.

Hora adlı oyun nâdir yerlerde köyden köye kaydıkça çeşitler edindiği bazen olmuştur. Meselâ, Diyarbakır bucaklarında hora denilen çeşitli tertipler gün gördü.

Hora kelimesinin Hor (Kor) kökü, Türk diyaleklerinin çoğunda dizi, sıralanış, halka kurma, çergeleniş, müşterek anlamlarıyla en derin çağlardan beri vardır.

Eski metinlerimizde pek nâdiren bir "Hôrus" oyun adı geçer ki işte o mutlaka Rumca'dır.

HORA ALAY:

Belki Hora ve Halay kelimelerinin bileşimi bahis mevzuudur (söz konusudur). Çankırı'nın Ulukışla beldesinin Emirler köyünde erkekler toplanış halka kurarak düğün, bayram ve yayla göçüşlerinde oynarlar. Kadınlar da erkekler gibi, fakat kendi aralarında Hora Alayı çekerler. Bu vil'yet köylerinin çeşitli oyunlarında davul - zurnadan başka bilhassa şunlar birer - ikişer yer alırlar: sekiz telli saz, altı telli saz, bağlama, saz, kaval. Her biri yalnız veya iki üçü bir arada çalınabilir. "Hora Alayı"da kastedilmiş olabilir.

HORA DEPME:

Asıl Konya köylerinden bazısında kadınlar daire halinde sıralanıp "Hora Depme" dedikleri tarzda oyun yürütürler.

HORA TEPME:

Şirvan'ın bir köyünde vardır.

HORHON BİCOSU:

Sivas'ın Hafik ilçesinde iki halay çeşidi adlarıyla benzeşirler:

Bico ve Horhon Bicosu. İkisi de düğün ve bayram şenliklerinde 5 - 15 kişi tarafından davul - zurnayla sırf erkeklerce yürütülür.

HORO:

"Hı" sesiyle "khoro" şeklinde sert söylenir. Muş ilinin merkez ilçesi oyun çeşitleri bakımından zengindir. O arada "horo" adlı toplu çeşidin de ayrı havası vardır. Esasta tef döverek türküsüyle yürütülürse de, meydanda davul - zurnayla oynarlar. Kadınlı - erkekli karma oyundur. Aynı merkez ilçesinin başlıca toplu oyunları şunlardır: Horo, Hırp'nî, Govant. Ayrıca tekli veya 2 - 6 kişilik çeşitler de vardır.

Bölgenin diğer ilçelerinde de yerli veya taşradan alınma çeşitler vardır. Fakat oralarda "Horo" çeşidi bilinmiyor.

HORUZ OYUNU:

Horoz oyunu. Kars'tan tek kadınlık, türkülü çeşittir.

HOŞBİLEZİK:

Van'ın Erciş ilçesinde 5 - 10 kişilik iki grup tarafından oynanılarak sıralarda kadınlar da yer alır.

Sivas'ın Gürün ilçesinin bir köyünde de vardır.

I.Dünya Savaşı'nın sarsıntılarından olan bazı nüfus kaymaları, bu gibi üç - beş oyun çeşidini beri taraflara getirerek pek belirli köylerde tespit ettirmişse de, bu geldikleri yerlerde umumiyetle yayılarak gün görmemişlerdir.

Hoşbilezik esas itibariyle Erzurum barlarından olarak pek ünlüdür. Oyunda eller doğrudan omuzları kavrar. (Heynare barında olduğu gibi). Hareketler sağ ayaktan başlayıp solda biter. Oturma ve yürüyüş hareketlerinde çeşit gösteren barlardandır.

Altın yüzük, hoş bilezik, kolda nazik uy!
Ben yârimden ayrıldım bana da yazık uy!

Erzurum'da Hoşbilezik en az iki kişi tarafından yan yana dizilerek oynanır. Baştakinin sağ elinde mendil vardır. Her figür parçanın dört ölçüsünde yürütülür.

HOTLAMA:

Kadın halayı olan "Hotlama" nın türküsü vardır. Her mısrasının girişi Allılar, allılar nidasıyla başlar.



HOZÂNİ:

Burhan - ı Kaatı ferhengine (Farsça sözlük) göre; "Hozan İranlı bir savaşçının adıdır. Keyhüsrev'in bendelerindendi (kapısındaki adamlarındandı). Aynı adda Isfahan yöresinde bir de köy varmış. Bunu da aynı Hozan kurmuştu deniliyor. Başka bir beldenin adı da Hozan imiş".

Fakat Urfa'nın (Şanlıurfa) Hilvan ilçesinde kez' Hozan adlı bir köy vardır. Hozanî, asıl bu köye nispet edilmiş olsa gerektir.



HÜRÜLÜ:

Tokat'ın Niksar ilçesinde "Hürülü" oyununu kadınlar aralarında, erkeklerde genel toplantılarda olmak üzere iki kişiyle oynarlar. Özel mecliste biri kadın, diğeri erkek iki kişi tarafından yürütülür. Saz (bağlama) veya zurna eşlik eder. Kimi de saz ile zurna tefçiyle birlikte çalarlar. Çok eski bir oyun olduğu biliniyor.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Sonraki

  • Benzer konular
    Cevap
    Gösterim
    Yazan

Genel

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir