Besleme

A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mevcut kategorilere uymadığını düşününüğünüz konularınızı tartışabileceğiniz alan

Zeybekoloji.Com Arama Motoru

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:26


SABAKOL'UN KAHVESİ:

Samsun köylerinin türkülü oyunlarındandır.

SALLAMA:

Konya yöresinden Akşehir ilçesinin meselâ Engili köyünde oynanan Sallama bambaşkadır. 4 - 8 kadar kadın tarafından tef eşliğiyle yürütülür. Adı, sallantılı hareketlerinden mülhem (ilham alınarak konulmuş) görünmektedir. Yine o bölgede Bozkır'ın Sarku köyünde Sallama ve Sektirme oyunları yalnız erkeklere mahsustur (özgüdür).

Saideli'nin (şimdi Kadıhanı) Kolukısa köyünde Sallama oyunu tef ve kaval eşliğiyle 2 - 4 erkek tarafından yürütülür. Kadınlar ayrı oynarlar. "İyi oynayanlar, burada itibar kazanıyor" denilmektedir. Akşehir ilçesinin (Konya) Akait köyünde de Sallama oyunu vardır.

Güneyden Isparta'nın Sütçüler köyünde (şimdi il) Kesik Zeybek ile birlikte Sallama adlı bir çeşit de gün görüyor. Antalya köylerinde kez' (böylelikle) vardır.

Kuzeyden Ordu yöresinde Sallama dört erkek tarafından kemençe eşliğiyle oynanılarak Pazar ilçesinin Sallamasıyla bir gibidir

Kars'ta tek kişilik Sallama dahi vardır.

SAMSUN MERKEZ MÜBÂDİL KÖYLERİNDE OYUNLAR:

Kadın oyunları düğünlerde oynanır. Bayramlarda oyun oynamazlar. Kızlar salıncak kurar, yahut bir evde toplanırlar veya harman yerinde toplanarak köy türküleri söylerler. Gençlere (delikanlılara) m'niler de atarlar. Meselâ;

Erenler tuz katar
Ekşi ayrana
Hoş geldin bre Hasan
Bizim bayrama

Ayrıca harman yerinde kızlar türkü ve hareketleriyle gelin almayı canlandırırlar:

A. Düğünlerde oynanan kadın oyunları şunlardır: Kız Saçların, Cimdallı, Süt İçtim Dilim Yandı, Debreli Hasan, Kanberim, Gelin Havası, Kadriyem, Hüseyin Ağa (İseyina), Hatice, İsa Bey, Çiftetelli, Arada Boyu, Oklava Oyunu, Bıçak Oyunu, Hop Hop Bir Danem, Mendili Küçük Hanım, Ördek Türküsü, Çadırımın Direği.

Şu oyunlar da arzuya göre bayramlarda bazen oynanır: Alaylar, Karşılama, Yanir Aylerim.

B. Erkek oyunları, düğünlerde yürütülür: Çamaşır, Cuguş, Hora, Kasap, Harmandalı, Hüseyin Ağa, Debreli Hasan, Köroğlu, Kadriyem, Kanber, Çiftetelli, Hoşbilezik, Halvacı, Sepetçioğlu, Çarşamba Oyun Havası, Bıçak Oyunu, Kız Saçların, İsa Bey, Sito, Paşa Dudu, Çadırımın Direği, Arabistan Kızları, Samsun Sallaması.

Adı geçenlerden şunlar, Çırakman köyü ve çevresindeki göçmen köylerinin birlikte gelmiş öz oyunlarıdır. Kız Saçların, Cimdallı, Debreli Hasan, Kanberim, Haticem, İsa Bey, Arda Boyu, Oklava Oyunu, Hop Hop Bir Danem, Medili Küçük Hanım, Çadırımın Direği, Alayları, Adı geçenlerden şunlar, Çırakman köyü ve çevresindeki göçmen köylerinin birlikte gelmiş öz oyunlarıdır. Karşılama, Yanir Aylerim, Çamaşır, Cuguş, Hora, Kasap, Hüseyin Ağa, Köroğlu, Kanber, Helvacı, Sito Paşa Dudu, Arabistan Kızları.

Kadınlı - erkekli karma oyun yoktur. Ayrılık, eski zihniyete uygun göreneğin alışılmış eseridir.

Oklava Oyunu, Çamaşır ve Bıçak Oyunları tek kişiyle; Kız Saçların, Cimdallı, Süt İçtim Dilim Yandı, Arda Boyu, Çiftetelli, Kasap, Köroğlu, Helvacı, Çarşamba Oyun Havası ikişer kişiyle; geri kalanlar hora oldukları için altı ve daha fazla kişiyle oynanırlar.

Oyun oynanırken tempo 'leti olarak tabanca, bıçak, kaşık kullanılır.

Erkek oyunları davul - zurna, ince çalgı (keman, cümbüş, klarnet, ut ve caz davulu) eşliğiyle yürütülürler. Kadın oyunlarında hiçbir çalgı desteği yer almaz. Sırf türkü çağırarak oynarlar.

Tek ve iki kişiyle oynananlarda türkü söylenir. Horanlar, türküleri olduğu halde söylenmeden oynanırlar. İyi söyleyici bulunursa horanlarda da birlikte türkü söyleme olur. Yeni: kimi oyundakiler kimi de seyircilerden bir - ikisi birlikte söylerler.

KANBERİM

Kanberim Kanberim
Bahçelerde gezersin
Gülleri başına dizersin
Dizme gülleri başına
Sen güllerden güzelsin

İSA BEY

Tekkeköy'den yollandım
Fındıklık'ta dayandım
Vurma beni İsmail
Gençliğime doymadım

CİM DALLI

Keçi taşta yayılar
Kemikleri sayılır
Çıkma gelin dışarı
Seni gören bayılır

Haydi de yavrum cimdallı
Kızlar giyer bindallı
Bindallının üstüne
Altın kemer olmalı

ALİMEM (HALİMEM)

Entarisi şal yaka
Alimem bayıldım baka baka
O yârimin cebinde
(Alimem) olsam naylon tabaka

DEBRELİ HASAN

At martini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama hapsinde Debreli Hasan adın söylensin.

PAŞA DUDU

Arenler satara ana okkayla kına (aman aman)
Kızlara ilâyık Paşa Dudu davulla zurna

Arenler satara ana okkayla yünü (aman aman)
Ne vakit yapacan Paşa Dudu davulla düğünü

Göçmen köylerinde oyunlar karşılıklı olarak hep birdir (ayıdır). Yalnız ayrı olan oyunlar da vardır. Antyeri köyünde Yeşil Kurbağalar oyunu oynanmaktadır. Tekkeköy'de cirit, Karadeniz Oyunları, Çerkes Oyunları ayrı özellik gösterirler. Şimdi bucak (nahiye) olan bu köy; yerli, mübâdil (Rumelili göçmen), Doğu Karadeniz'den gelip yerleşenler ve Çerkeslerle karışık bir köşedir. En iyi oyuncular Çırakman, Asarağaç, Ökse, Çinik ve Alibeyli köylerinde bulunur. Çırakman köyü oyuncuları toplu takım hâlinde düğünlerde oynamaya ve oyun göstermeye giderler.

Hora, Sallama gibi genel oyun adları vardır. El ele tutuşularak yürütülen oyunlara Sel'nik Türklerince de Hora denildiği için kelime göçmenlerle bu köylere de gelmiştir. Şimdi bir çeşit hâlindedir.

Her oyunun sözlerinden birer kıta yukarıda yazıldı. Yerlilerin oyunlarında söylendiği gibi bir türkü (m'ni) her oyunda söylenmez. Her oyunun türküsü ayrıdır. Samsun Sallaması hariç bütün oyunların türküleri vardır.

Yerli oyunlarına göçmenlerin Horaları benzer. Bir de Sito, Simsim'e kısmen benzer. Öbür oyunlar hiç benzemezler. Pek alımlı ve özgül (özgün) oyunlardır.

Yerli halk ve Trabzon, Rize taraflarından gelenler de bayramlarda çalgılı oyunlar tertiplemektedirler.

Köyün gelinlik yetişkin ve daha küçük kızları, Rumeli'de de yapıldığı gibi harman yerinde toplanırlar. Çünkü harman yeri bomboş ve düzdür. Küçük - büyük kız çocukları harman yerini çevrelerler. 13 - 18 yaşlarındaki kızlar harman yerine çıkarlar ve dizilirler. Bir tarafta iki kız, öbür tarafta 8 - 14 arasında kız sıralanır. Karşılıklı yanaşır ve teksor geri geri saf oldukları yere kadar varırlar. Tekrar ileri yürüyüşe geçerler. Kol koladırlar ve türkü söyleyerek adım atmaktadırlar. İkinci yanaşmada türküsü bitmiş olur. İki kız, çok olan taraftan adını söyledikleri kızı kendi saflarına alırlar. Bu kalabalık kız safı, iki kişiye düşünceye kadar gidip gelmeler sürer. Ondan sonra, kalan iki kız, bu sefer öbür taraftan kızlar almaya başlar, türkü söyleyerek. Ancak, her iki tarafın sözleri aynıdır:

Türküsü

A - Alaylar, alaylar bizim alaylar!
B - Ne istersin, ne istersin sizin alaylar!
A - O karşıda, o karşıda bir güzel gördük, onu isteriz.
B - O güzelin, o güzelin adı nedir? Bildirin bize.
A - O güzelin, o güzelin adı Nevi'dir Nevin.
B - Altın arabasız, gümüş tekerleksiz gelin vermeyiz biz.
A - Altın arabayla gümüş tekerlekle gelir alırız biz.

Sel'nik'te k'milen (tamamen) oynanan oyunlar şunlardır: Cuguş (ikişerli), Debreli Hasan (6 ve daha fazlası), Kanber (6 kişiyle), Paşa Dudu (6 ve daha fazla), Ağacının Fatmesi, Karşılama (İkişerli), Gümülcine Oyunu (İkişerli), Köroğlu (1 - 2) Telefonun Telleri, Titfom (İkişerli), Kasap (1, 2, 3, 4...), Bulgar Horanı, Huyina (6...), Çadırımın Direği (1, 2, 3, 4...), Cuguş'un Harmanları (2, 3, 4...) Karşı ki Dağda (1, 2) Alay Bey., parantezler içinde kaçar kişiyle oynandıklarına işaret edildi. "İkişerli" sözünden ikişer ikişer birçok kişinin oynadığı anlaşılmaktadır. (6...) altı ve altıdan daha fazla kişiyle demektir. Hora, sıra oyunudur (1 - 2) bir veya iki kişiyle (1 - 2 - 3) oyun yerinde birkaç kişi ayrı olarak, yani el ele tutunmadan oynarlar (1- 2- 3- 4- 5). Olanlarda ayrı ayrı ve oyun yeri dolana kadar oyuncu oynar demektir. Tittom Kavala oyunu, Hüseyin Ağa da Şav, Şaban'ım Çaylek köyünün oyunudur. Debreli Hasan, Sarı Şaban'ın Muratlı köyüne aittir. Bu oyunu Trakya göçmenlerinde ve Ege'de bilmeyen yoktur. Debreli Hasan efsaneleşmiştir. Fakir halkın koruyucusu olan bir eşkıya sıfatıyla anılmaktadır. Debreli Hasan'ı öldürenin akrabaları şimdi Samsun'un köyündedir.

Hoşbilezik ve Sepetçiolu gibi oyunları, göçmenler Samsun'a yerleştikten sonra yerli halktan öğrendiler. Askere giden göçmen çocukları yurdun her yerinden çeşitli oyunları aralarına getirdiler.

Adı geçen köyde çoğunluk Rumeli göçmenleridir. İkinci planda az olarak Karadeniz göçmenleri gelir. Erzurum'dan gelenler, parmakla gösterilecek kadar azdır.

Sel'nik göçmenleri Horan yerine Hora diyorlar ve iki kelimeyi bir (aynı anlamlı) sanıyorlar. Hora adını bölgeye aşılıyorlarsa da maya tutturamazlar. Horan daha yaygın ve başkadır. Yukarıda adları sayılan oyunlardan parantezi içinde (6-) yazılı oyunları geliyor. Sel'nik sıra oyunlarına katiyetle Hora diyorlar. Hora ve Horan kelimelerinin bu sefer (kez) Samsun'da andırışması yeni bir tesadüfi karşılaşmadan ibarettir ve durum gariptir.

Düğünlerde bilhassa ortada yanan ateşin çevresinde 2 yahut 4 kişiyle karşılıklı oynanır. Oyuncuların pek atik olması gerekir. Oyun yerini çemberlemiş durumdaki seyircilerden biri oyuna gireceği zaman oyunculardan birine ansızın arkadan vurup düşürebilir. Oyuncunun hep tetikte durması l'zım. Oyuna katılacak olan herhangi bir oyuncu oynayanlardan birine vurmağa çalışır. Oyuna katılacak olanın pek canlı ve hep tetikte kalması gerekir. Oyun sırasında oyunculardan çeşitli taklalar atanlar da olur. Simsim Rumeli'de oynanmaktadır.

Pıçak. Köroğlu oyununda birbirine vurularak, tabanca da oyun sırasında davulun tokmağı uyarak atış yapmak suretiyle tempo 'leti olarak kullanılır.

İnce Çalgı, Samsun'a yerleşildikten sonra kurulan çalgı takımıdır. Sel'nik'te böylesi yoktur. (Köy sekenesi "halkı" 'mübadilâ yerine 'müb'dir' kelimesini kullanıyorlar!).

Hora çekelim, yahut Hora oynayalım veya Hora tutalım demektedirler. Hora tepelim, katiyen demiyorlar ki mühimdir. Toprak, nimet yaratır, onu tepmek nimeti tepmek demektir.

Sel'nik'te de oyunlarda çalgı davul - zurnadır. İki - üç zurna ile bir davula "bir çete" t'bir olunur. On çete Davul'a düğün yapan olurmuş. On çetede; on davul ile 20 - 25 zurna bulunur ki bir nevi (çeşit) Mehterh'ne demek olur. Zurnalar da ikiye ayrılır: Cura Zurna, Kaba Zurna.

Bir çete Davul'da iki zurna olursa biri "kaba", öbürü "cura" (curna) zurnalarıdır. Üç zurna varsa ikisi "kaba" biri "cura" zurna olurmuş.



SAMSUN'DA OYUN:

Dışarıdan gelen çeşitli etkilerle fazla temastaki merkezlerde daima görüldüğü gibi, Samsun merkezinin âdetlerinde de meselâ çeyrek asır öncelerin daha eskiye uygunluğu bulunmaması gerektir. Dış mahallelerde ve yöre köylerinde oyun çeşitleri az olmakla beraber, Halay ve Sinsin gibilerinde güneydeki çeşitlerle olan r'bıta (bağ) da mahfuzdur (saklıdır).

SİNSİN OYUNU:

Köy düğünlerinde delikanlılarca oynanan bir tertiptir. Zamah Yeri dedikleri bir harman meydanlığında toplanırlar. Ortada Maşalama dikilidir ki, bu iki - üç metre uzunluğundaki bir kazığın tepesindeki müdevver (yuvarlak) bir saça doldurulmuş çıraların meş'alesinin titrek ve sönük ışıkları etrafında oynarlar.

HALAY:

Düğünlerin "kına alma" âdetinde kız evi önünde halay çekilir.

SARHOŞ BARI:

Doğumuzdan göçme olarak bazı Sivas köylerinde de tutunmuş sıra oyunun çeşitlerindedir.

Asıl Erzurum barları faslında, bar tutulduğu zaman ilk yürütülen çeşit mutlaka bu bardır. "Ser" ve "Hoş" kelimelerinin birleşimiyle "baş güzellik" anlamında olup figürlerce de sarhoşlukla herhangi bir taklit al'kası yoktur.

Sarhoş Barı'nda eller taraklanarak omuz hiz'sından yukarı kaldırılırlar. Söylenen havaya göre hareketler ayaktan başlayıp hızlanır. Ayaklarda en çok taban kısmı iş görür. Bu oyunda aranacak ilk vasıta (özellik) vücudun muntazam tutulması ve oyunun hareketlerinde olduğu kadar bakışlarda da delikanlılık gururunu belirtecek tavırlar alınmasıdır. Süzgün ve mütebessim (gülümser) bakışlarla güzelliğin im'sına da (hatırlatılması da) çalışılır.

Oyunun sonuna doğru en mühim (önemli) rol bacaklara ve ayakların ayrı ayrı ökçe ve tabanlarına geçer. Oyunun sonunda oturma kısmı da vardır: Bu hareketler bilhassa hızlı yapılıp, bir oturup bir kalkma tarzında birkaç defa tekrarlanır.
Nihayetleniş (sona erdirme) "barbaşı"nın arzusuna bakar. Barbaşı ayağa kalkıp daha oynanmayacağını işaret etmek üzere mendilini havaya kaldırınca, zurna da havayı değiştirir.

Bar devam ederken, oyuncuların seyirci arkadaşlarından biri kendi kiraz ağızlığına bir cigara (sigara) takarak yakar. Barbaşı'ndan başlamak üzere her barcıya sırasıyla birer - ikişer nefes çektirir. Cıgarayı içirtirken, sağ elini oynamakta olan Dadaş'ın omzuna koyarak delikanlının hareketlerini bozdurmamak için kendisi de hafifçe hareketere (figürlerce) katılır ve cigarayı sol eliyle içirtir. Bir arkadaştan öbürüne geçerken ağızlığın ağıza gelen ucunu ya yanağına veya avucu içine sürerek bir nevi nef'set amaçlı güzel nef'set (temizlik) yapmış olur. Diğer barlarda da birer arkadaş böylece yerinden kalkarak dizidekilere cigara (sigara) çektirir.

Sarhoşlukla ilgisi bulunmayan Sarhoş Barı'nın Erzurum'da bir adı da Baş Bar'dır.



SARHOŞ ZEYBEK:

Bu sözsüz Kütahya havası zurnada çalınırken oyuncu kaşıklarla harekete geçer.

Bilecik ve Söğüt üzerinden Bolu'nun kuzeydoğu mıntıkasına kadar kaşıklarla zeybek oynamak çığırı köylere kadar yaygın ve kıdemli görünüştedir. Aralarda bu çığırı unutmuş görünen köyler de vardır.

SARI ÇİÇEK:

Çoruh bölgesi oyunlarındandır. Yıllarca sevişip ancak neden sonra kavuşabilen iki yavuklunun sevinç içinde karşılıklı yürüttükleri oyun çeşididir. Kız ve erkek böyle bir saadetin hâtırasını tasavvurla oyuna kalkarlar. Hızlı, fakat yumuşak hareketli bir oyundur. Ayak hareketleri pek muntazamdır. Çoruh bölgesi oyunları arasında yaşanmış olayları yaşatan çeşitlerden epey vardır. Bunlar yarı konulu tertiplerdir. Horonlar, sert ve fazla canlı olduğu için, kadınlar horanlarda (ancak bazı horonları figürlerce yumuşak yürütmek suretiyle) kendi aralarında olmak üzere nâdiren yer alırlar.

Aman aman sarı kız
Ben yapamam yalnız

Sarı Çiçek adlı Artvin oyunu ya iki kişiyle yahut dört kişi tarafından oynanır. Tercihen bir kız, bir erkek veya iki kız - iki erkek tarafından yürütülür. İki veya dört kişiyle yürütülüşüne göre bazı değişiklikler yapılıyor. Değişiklik, daha ziyade figürlerin tertip ve sıralanışında vukua (meydana) gelmekle beraber tahavvül de (değişimde) bazı figürler de müessirdir. (etkilidir) Ayrıca, kız ve erkeğin oynayışlarında da farklar görülür.

Sarı Çiçek bir kız - bir erkek tarafından oynandığında el, kol ve vücut hareketleri önem kazanır.

SARI GELİN:

Kars köylerinde çok yaygın olarak söylenen güzel havalı Sarı Gelin Türküsü'nü bundan 35 yıl önce Kars'ın ilk kurtuluşu üzerine ilimize vazife ile gelen rahmetli tarihçi Ahmet Refik (Altınay) Bey tespit etmiştir: Bir Türk delikanlısı, köyünde yaşayan bir Hıristiyan kızını seviyor. Sabahları tarlaya giderken peşinden ayrılmıyor. Akşamları sürüleri ağıllarına dönerken sevgilisinin hüsnünü (güzelliğini) seyrederek ruhunun ateşini teskine (yatıştırmaya çalışıyor) fikren, hissen o derecede meşgul oluyor ki, nihayet taptığı haç'ı, sevdiği şalibi (haç'ı) görmek istiyor. Kalbi heyecan içinde çarparak bir Pazar sabahı kalkıyor. Kiliseye gidiyor. Bir köşeye çekiliyor. Sevgilisinin taptığı haçı, kilisede yapılan 'yini seyrediyor. Türkü şöyle başlıyor:

Vardım kilisesine, baktım haçına
Mail oldum bölük bölük saçına
Kız seni götürem İsl'm içine
Vay Sinan ölsün Sarı Gelin

Şarkının nakaratı o kadar hazîn (hüzünlü, kederli, üzüntülü), o derece müessir (etkili, duygulandırıcı) ki... Ali, elini şakağına koymuş, gözleri gür nem (nem dolu), ruhundan kopan teessürle (üzüntüyle) feryat ediyor:

Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
Vay Sinan ölsün Sarı Gelin

Dedikçe gûya (sözde) ağlamak istiyor. Sarı Gelinler orada da mı bedbaht (kötü talihli)
'şıkları bu derecede teshir etmişlerdir (büyülemişlerdir).

Bu Sarı Gelin Türküsü'nün ikinci h'nesi (bölümü, dörtlüğü) şöyledir:

Vardım kilisesine kandiller yanar
Kıranta Keşişler perv'ne döner
Tersa sevmiş deyin, el beni kınar

Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
Seni saran neyler dünya malını

Bu türkünün Kars ve Şüregel'de Revan'daki başka bir varyantı da:

İravan çarşı Pazar
İçinden bir kız geçer
Elinde divit kalem
Dertliye derman yazar

diye başlayıp;

Sarı Gelin, Sarı Kız
Ettin ömrüm yarı kız

Nakaratıyla ve Bar - Halay oyun havası olarak da söylenir. Erzurum'dan tespit edilerek radyolarımıza geçen varyantında mânasız (anlamsız) bulunan "Hoy Sinan ölsün" sözleri değiştirilerek "hoy ninen ölsün" kılığıyla, gûya (sözde) "kibarlaştırılıp mâna verilmiş"tir!

Kars yöresinde meselâ Dikme köyünde daha ziy'de tek kadın tarafından kadın meclislerinde yürütülen oyunlardan biri de Sarı Gelinâdir. Adını türküsünden almıştır.

SARI GÜL:

Kars'ın Dikme köyü civarında gün gören tekli kadın oyunlarındandır. Adını türküsünden almıştır.

SARI KIZ:

Ordu ilinin merkezinde Sarı Kız hem erkek, hem de kadınlarca 2 - 10 kişi tarafından kemene veya davul - zurna eşliğiyle ayrı meclislerinde yürütülen oyun çeşididir. Yer yer, böylece, sıra oyunlarından olarak da vardır.

Sarı Kız'ın ayağında yemeni
Yaz gelende bekler çayır çemeni

Aman aman Sarı Kız
Ben yatamam yalnız

Sarı Kız'ın ayağında kundura
Yürüdükçe düşmanları öldüre

Aman aman Sarı Kız
Ben yatamam yalnız

Sarı Kız'ın ayağında nalini
Zannedersin kaymakamın gelini

Aman aman Sarı Kız
Ben yatamam yalnız

Sarı Kız'ın ayağında çizmesi
Ne hoş olur o yâr ile gezmesi

Aman aman Sarı Kız
Ben yatamam yalnız

SARI ZEYBEK:

Isparta yöresi köylerine kadar güneyde yaygın olan bir oyunun çeşidinin adıdır.

Bitlis'te bile oynandığı biliniyor.

Sarı Zeybek, inip gelir inişten
Her yanları görünmüyor gümüşten
Habarım yok dün geceki cümmüşten (cümbüşten)
Sarı Zeybek inip gelir dereden
Heryanları görünmüyor bereden
Hekim napsın iyi olmaz yareden
Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır
Yağmur yağar silâhları paslanır
Benim yârim küçücükten uslanır


Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır
Yağmur yağar silâhları paslanır
Deli gönül bir gün olur uslanır

Yazık olsun, telli doru, şanına
Bir kere bak mor cepkenin kanına

Allah dedim yatağına dayandım
Yurdun için al kanlara boyandım
Dört yanıma düşman almış uyandım

Yazık olsun, telli doru, şanına
Bir kere bak mor cepkenin kanına

Sarı Zeybek bu dağlara büyüdü
Şu dağları kara duman bürüdü
Üç yüz atlı, beş yüz yaya yürüdü

Yazık olsun, telli doru, şanına
Bir kere bak mor cepkenin kanına

Eski Sarı Zeybek türküsünün ezgisi olduğunda hiç şüphe bulunmayan başka bir Sarı Zeybek Havası, bu ad ve ayrı oyunuyla doğu illerimize kadar yer yer yayılmıştır. Ege yörelerinde yerini tamamiyle yeni havaya kaptırmış görünen bu eski ezgi ve oyunun, Sivas'tan öteye Çorum, Erzurum, Bitlis ve hatt' Van köylerine kadar bilâkis tanınıp oynandığı oluyor.

Bir kadın veya başına yazma örtünerek kadın rolünü üzerine alan bir erkek, iskemleye oturup süzülür. Oyuncu efe, iki elinde birer kama olduğu halde oyuna kalkar. Saz başlayınca da 9 / 8 tartımındaki aksak ezgili ve kıvrakça oyununa girer. Bazı harekelerle, önce ortadaki kadına aşkını il'n eder, yerlere çöker (başı kadının ayaklarına eğilecek surette), etrafında dolaşır. Az sonra da gördüğü al'kasızlıktan canı sıkılmış halde, tehdide geçer. Elindeki kamalar ikide bir sevgilinin başı etrafında fırıldanmaya başlar. Kadın, buna da aldırış etmeyince, kamalar artık seyircileri bile ürpertecek bir hırçınlık ve sabırsızlıkla sevgilinin büsbütün yanı başında parıldarlar. İşte bunun üzerinedir ki, kadın nihayet amana (imana) gelmiş görünüp gülümser ve yerinden kalkarak yürür, erkeğin oyununa ayak uydurur.



SASA:

Çoruh bölgesi oyunlarındandır. Erkek, kadın, çoluk çocuk hep birlikte oynarlar. Bu çeşide Kağos adı da verilmektedir. Bağ bozumu zamanında oynanır.



SAYA:

Köylerimizde baharın gelişini kutlama yollu olarak takribî (yaklaşık, ortalama) bir günde yapılan, içinde raks unsuru da bulunan, fakat hakkında hiçbir tarihî vesikaya rast gelinmeyen bir görenektir. Saya, öyle bir vaktin adıdır ki, ondan elli gün sonra köyün keçileri yavrulamaya başlar. İşte o yavrulama zamanına da "döl" denir. Saya, döle elli gün kala bir neşe gecesi olarak anılır.

Saya'nın belli günü gelip çatınca, o akşam çocuklar bağıra çağıra sokaklarda neşeyle türküler çağırır ve bir evin kapısı önünde sabırsızlık al'metleri (belirtileri) gösterirler. İçerde Sayacılar giyiniyorlardır.

Nihayet kapı açılır ve beklenenler dışarı çıkar. En önde uzunca bir paltoya bürünmüş, elindeki kocaman sopayla göğsüne kadar inen ak sakalını sallaya sallaya yürüyen bir ihtiyar vardır. İşte sayacıların babası budur. Belinden sıkıştırılmış bir iple bağlanmış kamburu, bir deve hörgücü gibi gözükür. İki koluna birer küçük çan takılmıştır. Yürüdükçe çanların sesini duyanlar t' uzaktan Saya'nın geldiğini anlarlar.

Saya, ihtiyar olmasına rağmen o kadar çeviktir ki, bütün çocuklar kendisinden korkar. Erkeklerden birine kızıp da bir sopa vuracak olsa, hiç kimse karşı gelmez, susar. Çünkü, görenek bunu gerektirir.

Saya'nın peşi sıra sevgilisi yürümektedir. Bu hatuncağız tamamen Saya'nın aksinedir. Yani, güzel bir "kuntu" (ipekli entari) nun üzerine giydiği kollu "salta"sı (yeleği) ile, ince beline doladığı şal kuşağı ile, genç ve güzel bir hatundur. Hatunun, çevresindeki erkeklerden hiç çekindiği yoktur. Başına dizilediği beşibirliklerin altındaki yüzünü işlemeli beyaz örtüsüyle kapatmamıştır.

Epeyce bir kalabalığın önünde yürüyen her iki sevgili, köyün bütün evlerini tek tek dolaşırlar. Davul - zurnanın ezgisini çaldığı yalnız Saya'ya has bir oyunu oynar ve çılgınca eğlenirler.

Bir evin kapısına geldiklerinde çift yavuklular önce kol kola girmiş olarak ortada mahallî oyunlardan oynarlar. Sonra da etraflarını kadınlı - erkekli bir halka kuşatıp hep birlikte oyuna devam ederler. Köy, geç vakitlere kadar eğlenir, bu bahar habercilerini hareketle karlayıp uğurlar. Kapıdan kapıya k'file büyür.

Bütün bu oyunlar boyunca ne gelinin, nede Saya'nın ağzından tek kelime çıkmaz. Şayet, çıkarsa; "keçiler yavrularını ölü doğurur" kanaatı vardır. Bu inanış sayesinde, kez' (böylece) gelinin de bir erkek olduğu aynı zamanda mükemmelen maskelenmiş olur.

Bütün bu eğlence gecesinin sonunda yemekler yenir. Her evden toplanıp bir kısmı fakirlere dağıtılan bulgur, yağ ve yumurta bu yemeği teşkil eder.

Kısaca, iki delikanlıdan biri ak sakallı kambur Saya, öbürü ise süslü püslü nefis bir gelin olmuşlardır. Kapı kapı ya ikili oyunlar gösterirler, yahut da onlar oyundayken çevreyi çocukların şen halkası kuşatıverip elbirliğiyle yürütürler. Davul - zurna hep eşliktedir. Oyun burada kısmî bir unsur vücuda getirmekle beraber, ayrı bir havası bile vardır. Neşesi ve temsilî mahiyetiyle bir bale sahnesine konu olmak üzere iki oyuncunun dilsizlik durumu bile kareoğrafın emrindedir.

Kastamonu yöresinde süslü kadın elbisesine "saya" denilmekte bulunuluşu, belki de Saya giyimi hâtıralarından kalmadır.



SEDİR KENARI:

Erzincan'ın merkez ilçesindeki düğün ve şenlik günlerinde, eldeki bir veya iki herhangi bir mahallî çalgının eşliğiyle yürütülen yalnız kadın meclisine (toplantılarına) mahsus (özgü, has) tek kişilik kadın oyunudur. "Çayırın Tez Yüzünde" türküsü de aynı çeşittendir.



SEĞMEN:

Yurt bölgelerinde S'men, Selmen, Semen, Seymen şekillerinde söylenişçe çeşitlenebilmiştir.

1. a) Seğmen (S'men): Güney bucaklarından Malatya yöresine kader ki nice köylerin düğün adetlerinde, başka köylerden gelerek gelin alma alayına katılan ve k'filenin önünde giden atlılar.

b) Köy düğünlerinde gelin almaya giden alaya yaya olarak katılan davetliler (Bazı Tokat yöresi köylerinde görüldüğü üzere).

d) Gelin geleceği gün için yapılan at koşuları ve oyunlar (Maraş tarafında)

2. Selmen (Seymen): Sırmalı aba giyip silâh kuşanarak ve başına poşu sararak düğün ve alaylara katılan delikanlılar (Gaziantep yöresinde).

3. Seymen: Köyden gelin almaya giden davullu - zurnalı, atlı silâhlı, cepken giymiş delikanlı alayı. (Güneyden Kilis'te, Çanakkale'den Eceabat köylerinde).



SEYSENE:

Gelin çeyizi. Seysene alay ile düğün evine götürülür. Delikanlılar, alay önünde oyun oynarlar. Bu çeyiz, kız evinde halka teşhir olunur (sergilenir). Teşhir gününe 'Seysene Günü' derler (Gördes - Manisa). Bu sonuncu görenek, oyuna vesile olmasına rağmen, Seymenlikten ayrı bir konudur. Esasen, bu Ege tarafının köylerinde ayrıca Seymen ve Seymene de vardır.

SEKME:

Isparta'nın Eğridir (doğrusu Eğirdir) ilçesinin Sarkımacak köyünde Düz Oyun, Sarı Zeybek ve Kol Oyunu denilenlerden başka Sekme oyunu da vardır. Cümlesi (tamamı) ikişer ikişer (iki kişiyle) yürütülür. Sekme adı kendi ana motifinden mülhemdir (dolayı konmuştur).

Bursa yöresinde bir - iki köyde de Sekme adlı oyun vardır. Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinin köy oyunları arasında da Sekme adlısı vardır. Balıkesir'de oynanılıp, sözsüzdür.

Doğumuzdan Bingöl ilinin bu isimdeki sıra oyununda el ele tutuşulur. Her darpta (vuruşta) ayak değiştirerek yürüyüş halinde başlar. El ele devam eder. Sonra halka olurlar (Meyrem - Kürt'ün kızı); daha sonra el bırakılır. Çapular (karşılıklı ellere vurmalar) ve diz vuruşlar başlar.



SIĞSARAY:

Samsun merkez ilçesinin Çırakman köyünde ince çalgıyla veya davulla iki kişi tarafından yürütülür. Erkeklere mahsustur.

SIK SARAY:

Rize merkez ilçesinde ve Fıçıtaşı, Yalı gibi diğer bazı köylerinde, yerine göre 3,5,10 kişi tarafından oynanır. Kemençe veya kemane eşliğiyle bayram ve düğünlerde yapılır.

Bölgenin aynı tipten oyunları; Atlama, Sallama, Maçka, Millet, Urum Sallaması, Hemşin Horonu gibi horonlardır. Bazısı sırf erkeklerindir, bazısı karma halde de oynanabilirler. Karma yürütülebilenler nispeten yumuşak çeşitlerdir. Kadının tahammülüne uygundurlar. Karma oyunlarda gençlerin tanışması ve hatta anlaşıp yuva kurmaları sonucu doğabilmektedir.

Acabat, çeşidinde umumiyetle 3-5 erkeğin yer alır. Tonya, başka bir çeşittir. Tek veya çift erkek oynar. Bir de Davul-Zurna adlı horan mevcut olup bölgede davul-zurna takımlarının çok kullanıldığı, yüzyıllardan adıyla da hatıradır.

Köçek, Arap Oyunu, Bıçak Oyunu ayrı çeşitlerdir.


SIK SERA:

Sık Saray.

SIRA OYUNLARI:

Bir toteme veya tanrıçaya topluca tapınmak üzere çevresinde halkalanılıp vecd anları geçirilmek yahut bir zaferin veya ferah herhangi bir günün sevincini paylaşıp kutlamak üzere, vesilenin duyurduğu ihtiyaçtan en başta sıra oyunları doğmuştur. En geri kabileler arasında hala çeşitleri görüldüğü gibi, daha ileri kültlerde de emsali (benzeri) devamdadır. Tekli ve çiftli oyunlarımız yanında kamil (olgun, gelişmiş) sıra oyunları o arada bizde de elbette ki gün görmektedir. Bazan karanlığa uğrasa da aydınlık yeniden doğabilmektedir. Moda sönme ve ayılmaları (uyanmaları, dirilmeleri) olmaktadır. Bir kısmının mistik menşeden (kaynaktan) kalmalığı besbellidir. Bu ciheti (yönü), kimi adlarından sezinliyor kimi de varlığını cezbe unsurunda yaşıyor.

Zil anlamındaki eski türlere "Çang" kelimesinin Şark'ta (Doğu Dünyasında) "Zang" şeklinde de kullanılmışlığı dolayısıyla metindeki "zankı" kelimesinden maksadın "çangı" (Çengi) olacağı akla yatkın geliyor.

Toblak dediğine gelince; bununla toplu oyun kastedildiği büsbütün açıktır.

Toplu oyunlara yan bakma zihniyeti belirli bir zümre arasında yüzyıllar boyu yaşamıştır. Ferhenk (Farsça sözlük) mütercimlerimizi (tercüman, çevirmen) arasında bu çeşitlerin tümünü "antik ve paiyen (çok tanrılı) toplu oyunlar" demek olan Horea (Xorus) ile karşılaştırmak, onları ancak onlara yakışır görüp göstermek tecellisiyle kitaptan kitaba aktarılıp durmuştur. Osmanlı sözlüklerine ve Tanzimat edebiyatından tek tük metinlere geçen bu görüşe göre; Türk'ün kendi Asyai sıra oyunları yoktu ve oynadıkları çeşitler Hristiyanlarca da yürütülen antik horusların kalıntılarından ibarettir. Medreseli mütercimlerimiz bu oyunları Türk'ün erkeğinden bile uzak göstermişlerdi. İranlı sıra oyunu yürütür fakat Türk erkeği oynamaz demeye sözü getirirler, tarif tercümelerine bu manada katımcıklar yapmadan edemezler. Farkına varılmadan adeta şu yolda acip (tuhaf, şaşılacak) bir kaziyye (teorem) kurulmuştu: "Kuşlar uçar. Teyyare de uçar. O halde uçak da bir kuştur". Oyun konusuna çevirirsek şöylesine bir garabet (tuhaflık) ortaya çıkar; "Horalar toplu oynanır. Sıra oyunlarımız da birlikte yürütülür. Şu halde sıra oyunu Horus'un ta kendisi veya kalıntılarından ibarettir. "

Antepli lûgatçımız Asım Efendi, Burhan-ı Kaatı tercümesinde aynı maddenin tarifine kendi kattığı cümlede aynı karşılaştırmayı lafa karıştırmakla beraber, hiç olmazsa çeşit farkı işaretlenmiş, yani mukayeseden ileri gidilmemiştir; "Destbend, sıra raksı dedikleridir (dediklerimizdir demek istiyor veya istemiyor!), bir neviine (çeşidine) Hora tabir ederler." Asıl ferhenklerin Farsçalarında hora kelimesi hiç geçmez, çünkü bu kelime Farsçaya koymamıştı.

Fehrenk tercümelerinin en eskilerinden sayılarından Bahr'ül Gar'ib'in katım (ekleme) cümlesine gelince, orada; "Destbend; horan teperler, Rum avratları anna derler" deniliyor. (Horan dedikleri oyun ki Rum kadınları oynarlar, demek istiyor.) İran'da horan adlı, Anadolu'da da destbend adlı sıra oyunu işitilmediğine göre, tercümedeki; "Sadece Rum kadınlarının horanı" ifadesi bir benzetmeden ibaret kalıyor. Rum tabirinden maksat XV. yüzyıl anlayışınca Anadolu'dur. Horan imlasının kullanılıp hora denilmeyişi ayrıca dikkate değer. Demek ki Doğu Karadeniz yakımızın fethinden önceki bizim Anadolu'da da horan adı ve oyunu vardı. Fakat mütercim "Horan teperler" birleşimini "Hora teperler" alışkanlığından daha eski bilmiştir. Karadenizlilerimiz "Horan çevirmek, Horan düzmek" derler. Şu halde mütercimin demek istediği şuydu: "Sadece Anadolu kadınlarının yürüttüğü sıra oyunudur. "

Şimdi, az yukarda Antepli Asım'ın bir maddelik tercüme tarzını gördüğümüz Burhan-ı Kaati ferhenginden metnin aslını, Farsça'sını bularak, konuyla ilgili maddeler şöyledir:

1. "Destbend: Kadınların kol bağına denir. Lal ve yakut gibi cevherlerden dizip kollarına geçirirler. Hem de, insan ve sair (diğer) hayvanların çerge(çadır) kurup halka ve daire olmasına denir. Ve, el ele tutuşarak raksetmeye derler."

2. "Pençah: ... Köçekler arasında sıra raksı tabir olunan raksa dahi ıtlak (söylenmiş) olunur; el ele yapışarak raksederler." Asım Efendi, kendi tercümesine buna şu cümleyi de katıyor;

"Fenzeç (fenzek), muarrebidir (Arapçalaşmışıdır)." (Arapça'da p ve ç sesleri olmayışı eserleridir.)

Oğuzlarla Anadolu'ya geçen "sağu salmak"(Ölüleri ağıtla anmak) yahut "Sarı Satuk günlerinde semağ yürütmek" gibi eski görenekler Orta Asya kaynağından gelmeydiler. Batı îlliğin istihale (başkalaşma, gelişme) menşelerinde görüldüğü gibi.

Evliya Çelebi'nin defaatla yazdığı ve az aşağıda tekrar göreceğimiz Sağu tabiri Yenisey'in Orhun Yazıtlarında geçer. Saru Saltuk ile Horasan Erenleri bahis konusu olur.

Ferhenklerden öğrendiğimiz Farsça sıra oyunu adları arasında bir de Serbend tabiri zımnen (dolaylı olarak ) vardır.

Şimdi de, lûgatçılar dışındaki eski ve yeni metinlerden birer açıklama örneği olarak, sıra oyunu karşısındaki bir sınıf halk zihniyetinin yorumculuğa aynı indiyatla (kişisel görüşle) nasıl karıştığı görülür. Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda Batı Rumeli'deki Ergiri Alevilerinin şu iki göreneğine dikkati çekmiştir:

1. Ölüleri anarak sağu salmak.
2. Sarı Saltuk günlerinde ve emsal (benzeri) vesilelerde semağa kalkarak oynamak. Diyor ki: "Ekser halkı muhibb-i hanedan (tarikat sever) olup "Ya Ali" der oturur, "Ya Ali" der kalkar. Cümle farisîhvan (Acem Dostu) olup muhibb-i hanedan olduklarından bir fırkası nih'nîce (gizlice) Muaviye'ye sebb (söğüp edip) Yezid'e 'şikare ederlermiş amma istima (işitmedim) etmedim. Halk gayet ehl-i zevk ve îş ü işrete (yemeye ve içmeye) mail olup bade-i n'b (halis şarap) ve rahaniye (şarap) nam mukavvî şeyleri nûş edip (içip) serhoş olurlar.

Ergiri 'hâlisinin diğer ayinleri:

Bunlar düğünlerde, Hıdırellez'de, Nevrûz'da, kasım günlerinde, Sarı Saltık gününde ve bayramlarda şarap içip pençe-i afitab dilberan (güzel yüzlü dilberleri) ile aşıkları el ele verip ayin-i kafir (Müslüman olmayanların ayini) gibi koç kucak olup Horus tepip, kuşak kuşağa yapışıp hora tepme ile semağ ederler. Bu dahi, bed (kötü) ayindir ki kim ayin-i keferedir.

Seyyahımızın Dobruca tekkelerinden bazısında Sarı Saltuk erkanından bakiye semağ oyununu ayrıca gördüğü biliniyor. Engiri'deki aynı tarikat sıra oyununu nasıl olup da Horus ile bir tuttuğu şaşılacak şeydir. Şükür ki; "Semağdakiler bu oyuna Hora adını verirler" demediği gibi "Semağ ederler" fiilini duyup yazmaya da dikkat etmiştir. Hora kelimesine yine Türkçe tepmek yardımcı fillinin meşhur surette katılmışlığını pek eski alışkanlık halinde biliyor. Türk sıra oyununun paiyen Horus üzerindeki etkisi 'Horus tepme' birleşimine münhasır (sınırlı) kalmış da değildir: Davul- zurna, nice tartım ve figürlerin de onlarca Türk oyun motiflerinden alınmış olmak gerekti. Sarı Saltuk'un, Barak Baba'nın "ta-bılhaneleri vardı semağ da çalardı.

Hüseyin Hüsameddin Efendi'nin Akd'ül Ceman'dan naklen verdiği etraflı bilgiye göre Barak Baba'nın iri gövdeli ve gayet pis bir adem olup şehirden şehire gezdiği belirtiliyor: Belinden yukarısı çıplak olup aşağısına kırmızı bezden bir futa (peştemal) bağlamış, başına hefil bir kırmızı sarık şeklinde tülbend sarmış ve iki tarafına manda boynuzları raptedmişti (takmıştı). Elinde gayet uzun ve büyük bir nefir, kabaktan mamûl büyük ve siyah bir keşkül (tas) olup ayı gibi oynar, maymun gibi söyler, gayet murdar (pis, iğrenç) idi. Aynı hal ve kıyafette daha sekiz-on refiki (arkadaşı) olup bunların elinde zilli tefler olduğu halde gittikleri yerlerde bir daire şeklinde durup bunlar çalar, Barak Baba oynardı." Hicri 706(1328) de Şam'da öldü.

İspanyol seyyahı Klavijo'nun bir Erzurum köyü aşıkları hakkındaki müşahadesi de bu yoldadır.

Evliya Çelebi'nin kullandığı, "Refere" sözü farkında olmadan paiyen (çok tanrılı) karşılığı düşüyor. Çünkü Manastırlar, çalgı ve Horus'a oralarda da sımsıkı kapalı ve papazlar cümlesinin (tamamının) aleyhindeydi. Seyyahımız 'sağu salmak' sözünün Türkçeliğini tabiî biliyordu. Folkloru bu derecede Türk işi görünen bir yerdeki Sarı Saltuk semağında Horus'u hatırlaması mezhebî zihniyet farkından başka bir duyguya hamlolunamaz (bağlanamaz). "Böyle göregelmişler, bunu da ayıplamayız" deyişi açıktır. İndî (subjektif, şahsi, kişisel) mukayesesine rağmen bize Sarı Saltuk ayinindeki Horasan erenlerine has sıra oyununa dair verdiği birkaç tarifçi bilgi aydınlık ve eldeki en eski ipucudur.

Sıra oyunlarımızı Horus'a benzetmek yoluyla Türk kültürüne layık görmemek ve göstermemeye çabalamak hususunda belirli bir zümrenin zihniyeti ne mümkünse yapmış, hatta eski bir atasözü olan "Çoban çalar, kız oynar" ibaresi "Çingene çalar, Kürt oynar" düşüklüğüne bile sokulmuştur...

Halayı, köylü cezbe iniltileriyle çekerken, şehirli gaflet ünlemleriyle çekiştirmişti: Öyle ki, bu türlüden çekiştirme edebiyatının eski kayıtlarıyla belki bütün bir kitapçık bile doldurulabilirdi.

Asyai sıra oyunlarını paiyen çağ kalıntısı Horus'a bağlamak zihniyeti, tabılhaneyi Büyük İskender'e atıf rivayetinin Türkistan'da İslamiyet çağında yaşatılmışlığına benzer ki, o da tamamıyla efsaneden ibaretti: Grek-Roma arkeolojisinde tabılhanenin en ufak bir izi yoktur.

Makedonya Ordusu Asya'da İndus Suyu'na dayandığı zaman bazı yerli ayinlerini kendi Grek ayinleriyle benzer bularak bunların bir zamanlar Küçük Asya'dan ta oralara kadar yayıldığını, bizzat Yunanlılar da sanmışlardı. Mesela, Antiohus (Antiochus)un Hindistan elçisi Megasthene, hatıralarında, zamanında kuzey Hint topraklarında iki mezhep bulunduğunu, birinin dağlılarca benimsenmiş Dionissos çığırı, öbürü yüzdekilerin bağlı kaldığı Herkül yolu olduğunu yazmıştı. Arrien, Hintlilerin Makedonyalı İskender'i Hydaspe suyu yakasında barbar musikîleri ile karşılayıp ağırlamaya çalıştıklarını anlatırken: "Bunlar istisnasız olarak musikî hevesk'rlarıdır. Baküs ile arkadaşları bakanelleri Hint topraklarına götürdükleri çağdan beri raksı aşkla tatbik ederler."

Megasthene: "Dionysos, Hintlilere ziller ve dümbelekler çalarak öbür ilahları kutlamasını bizzat öğretti. Yunanlıların kordax dediği hicivci raksı da öğretti." diyor!

Strabon ise; "Bütün Asya'yı Hint ülkesine kadar Dionysos'un kutsallık sahası veya toprakları yapan şairler, musikîye bilakis Asyaî bir menşe göstermek davasındadırlar" diyor.

Antik Yunan medeniyetinde dans özellikle İyonya ve Pontus'ta gün görmüştü deniliyor. Baküs'ün Hindistan'a yaptığı efsanevî geziden dönüşünü temsil eden gösteri pek övülmüştür; Bu, bir cin ve peri dansıymış. Faunlar, satirler, Titanlar, Korihantlar biçiminde kılık değiştirmiş olarak memleketin en ünlü kişileri bu gösterilere katılıyorlardı. Dans, seyirliktekilere öylesine bir ilgi aşılıyordu ki, bütün bir günü temaşanın haz ve huzuru içinde geçirmeden edemiyorlardı, deniliyor.

Dans tarihinin antik Yunan metinlerinden örnek olarak aldığımız üstteki fıkraları arasında bir de sıra oyunu müşahedesine dair en eski tarih metni vardır. Müşahit (gözlemci) Yunanlılar, fakat sahne Hindistan'dandır. Arrien, Hintlilerin filleri zapturapt (disiplin) altında tutup ram etmekte (isteklerine boyun eğdirmekte) baş vurdukları usuller arasında şunu da İlkçağ sonlarında yazmıştı: "Hintliler fillerin çevresinde halka kurup çergelenerek şarkılarla davul ve ziller çala çala huylarını yumuşatmaya bakarlar." Tarihteki en eski sıra oyunu kaydı işte budur. İkinci derecedeki kıdemli kayıt Turan ilinden, Hunlardan, yani yine Asya'dandır. Rivayetlerin en akla yakın olanları sonuncu sıra oyunlarına mütedair (ait, ilişkin) müşahadelerdir.

İlkçağ Yunan kaynaklarından seçilmiş üstteki fıkralar çoğunlukla aynı mahiyet ve kuvvetteki efsanelerdir. Bizdeki sıra oyununa karşı nefret duygusu beslemiş zümreden çağlar önce; "Asya oyunlarının Yunan menşeinden olduğuna" inanmış bir Yunanlı itikadının (inanışının) hüküm sürmüşlüğüne delildirler. Bu bir efsane idi.

Gerçekte, her ülkenin sıra oyunları duyguların topluca ifadesinden yerli yerinde doğmuş; çeşitlenişlerde yerli zevklerin türetme kabiliyeti nispetinde artmıştı. Kızılderililerin bile sıra oyunları vardır. Kavmî sekene yoğluğunun azınlık oyunlarını zevk etkisine almış olacakları her şeyden önce mantıkça açıktır.

1. Afgan'ın aten tabirinin raks anlamında kullanılışına gelince; bu kelime Afgan'ın Farsça bünyeli Puşti diline ait olup, bir yandan Türkçe oyun sözüne, öte yandan da Farsça ayin tabirine yakın görünüştedir.

2. Yaşula sözü, Türkçe'nin tarihi "aşula" kelimesini ve o şölenlerin kadın oyuncularını akla getirmektedir.

Asya'dan sıra oyunu hatırları hem eski asırlara hem de iç ülkelere kadar derindir. Mesela XV. yüzyıl Çağatay edebiyatına ora Türk kızlarının düğünlerde tef çalarak ve el ele tutuşarak yürüttükleri sıra oyunu Çenge adıyla anılı kalmıştır. Eski bir şahın tasallut (sataşma, taciz) ısrarlarından kurtuluşun şenliği olarak her yıl genç kızlarca kutlanan ayrı bir bayramın adı "îd-i çenge" (Çinge Bayramı ki, hep bilindiği üzere İd Farsça değildir) olarak bazı muahhar (sonraki) ferhenklere de geçmiştir. Çengi (zilbaz) kelimemiz bu "çenge" den kalmış olsa gerekir.

SIRA ZEYBEĞİ:

Kütahya'nın toplu oyunlarındandır.

SIRA ZEYBEK :

Isparta'nın Uluborlu ilçesinin İlegüp köyünde 8-20 erkek tarafından yürütülen bir sıra oyunu çeşididir. Yörenin bazı köylerinde de vardır.

Manisa'nın Kula'ya yakın Nuriye köyünde Sıra Zeybek 10-15 kişi tarafından yürütülür. Kadınlar bunu kendi aralarında oynarlar.

SİLVANİ:

Muş'un merkez ilçesi oyunlarındandır. İki kişi tarafından tefle yürütülüp kadınlara mahsustur.



SİMSİM:

1. Düğünlerde ateş etrafında oynanan bir oyun. (Yeniköy-Tokat, Merzifon-Amasya)
3. Gizli, Sessiz, Sinsi (Kazmasökü-Sinop)
4. Yavaş Yavaş (Yozgat)

SİNANOĞLU:

Bu Sinanoğlu oyununa, tartımının da gerektirdiği üzere daha doğru olarak "Sinanoğlu Zeybeği" adı da verilir. Isparta'nın Kayı köyü gibi bazı yörelerinde kadınlar tarafından düğünlerde tef ve darbukayla çift çift oynanır. Oturak alemlerinde bir kadın bir erkek yürütüldüğü de olurdu. Oyuncular dönüşür ve gezinirler.

SİNOP'TA OYUN:

Yörenin erkek oyunları şunlardır: Zeybek Oyunu, Çiftetelli, Kastamonu Zeybek Oyunu, Deve Oyunu, Domuz Oyunu, Ayı Oyunu, Kasnakçı Oyunu, Arı Oyunu, Sepetçi Oyunu, Sıvır Oyunu.

Sinop'un kadın oyunları ise şunlardır: Kete Oyunu, Ninannay Oyunu, Hisarımızın Çevresi Oyunu.

Bayramlarda şunlar oynanır: Kargı Oyunu, Çömlek Oyunu, Alaylar Oyunu, Bazirgan (Bezirgan) Oyunu.

Bazılarının tarifi:

Alaylar Oyunu: Karşılıklı dizilen onar kadınlık iki kafile tarafından oynanır. Her dizinin kadınları el ele tutuşmuş zincir halindedir. Oyunun kendine mahsus sözleri, tekerlemesi ezgisiyle şöyledir. Kafileden biri söze başlar:

- Alaylar, alaylar, tortop alaylar

Öbür kafile cevap verir:

- Ne istersin, ne istersin bizim alaydan?
- İçinizde bir güzel var, onu isterim.
- O güzelin adı nedir, bize bildirin
- O güzelin adı................ kadındır.
- Uğurludur, usludur, yalnız veremem.

Birinci kafile, bu istink'r (direnme, inat) üzerine karşılarındakilere hücumla:

- Eşimle dostumla varır alırım.

Der ve birinci kafile hangi kızın adını söylediyse onu çekip alır.

Daha ziyade Hıdırellez şenliklerinde oynanan ve sözleri yaklaşık iki üç perdelik ses tekerlemesi üzerinde tekrarlanan bu adıma göre tartımlıca oyun, edindiği küçük farklarla Anadolu'dan Rumeli'ye kadar, o kadar yaygındır ki, sadece Sinop malı sayılamaz.

Hisarımızın Çevresi: Bu da Sinop'un Hıdırellez şenliklerinde oynanır. 20-25 kadın el ele tutuşarak geniş bir halka kurup adeta hisarı temsil ederler. Sonra hep bir ağızdan:

- "Vay sizin yerde, vay bizim yerde, baharı böyle ekerler!" diye haykırışırlar. Bu oyun birkaç defa tekrarlanır.

Kete Oyunu: Boyabat düğünlerinde Çarşamba günü gerek kız, gerekse erkek evine hediyeler götürülür. İşte bu hediyelere kete derler ki, bir mahalde (yerde) teşhir olunurlar (sergilenirler). Teşhir esnasında, düğün evinde oyun oynanır. "Kete oyunu" dedikleri işte budur. Şu halde, Kete denilen bir vesilenin oyunudur.

Ninnannay Oyunu: Oyunun adı ses taklitli üç bileşik heceden ibarettir. Boyabat köylerinde, bilhassa Durağan ve yöresine hemen her dernek vesilesiyle kadınlar tarafından yürütülür. Türküsü şöyledir:

Çalıya mı gidiyon?
Ben de varıyon ardından
Niye iki evlendin?
Korkuyodun karından

Nin nan nay, tina nay nay

Oğlan adın Mehemmet
Yüzün gül, koynun cennet
Sen alursan ben varrum
Vallah canıma minnet

Nin nan nay, tina nay nay

Değirmenin taşına
Yüzüm koydum başına
Ben nereye gideyim
Bu sevdalı başıla

Nin nan nay, tina nay nay


Çiftetelli: Hem kadın, hem de erkeklerce oynanır.

Kastamonu Zeybeği: Bir adı da Sepetçioğlu Oyunu'dur. Asıl Kastamonu'da maruftur (bilinir, tanınır).

Sinop'un erkek oyunları arasında şu üç eğlenceli oyunda vardır: Ayşe Kadın Fasülyesi Satarlar, Güzel Potin Boyarlar, Suyu Suyu Oyunu.

Sinop'un gerek kadın, gerekse erkek oyunları evlenme ve sünnet düğünleriyle kına gecelerinde ve loğusa cemiyetlerinde (toplantılarında) oynanırlar. Alaylar Oyunu, Hıdırellez günlerinde kırlarda ve şahıslar değiştirilmek suretiyle uzun uzun sürdürülür.

Hisarımız çevresi oyununda; "Vay sizin yerde" sözlerini söylerken, çimen ekiyormuş gibi vaziyetler alarak elleriyle toprağa hareketler yaparlar. Genç kızlara mahsus (özgü) olarak Hıdırellez gününün bir oyunudur.

Kete Oyunu esnasında kadınlar yine tef ve darbuka çalarak türkü söylerler.

Ninnannay oyununda bazen şu kıtalar da söylenir:

Nani nani nay nana niye nay na

Ay doğar aydın değil
Vardığım zengin değil
Babam virdi (verdi) ben vardım
Vallahi dengim değil

Nakarat

Soğanlıkta büyürsün
Güzellerden güzelsin
Sana meyil vermedim
Sen askersün gidersün

Nakarat

SİRVENİ:

Maraş'ın (Kahraman Maraş) Göksun ilçesindeki iki ve 30-40 kişi tarafından davul zurnayla oynanır. Sirveni'de kadın erkek kimi ayrı ayrı kimi de karma halde dizi tutarlar.

STA STA :

Bu oyunun iki adı vardır: sta sta veya Sasa. Karadeniz doğusundan Of ilçesinin Horum denilen sıra oyunlarından biridir.

SÜNSÜN:

Elazığ'ın Hankendi ilçesinin (günümüzde belde) Dişdi köyünde Sünsün ve ayrıca Kol oyunu vardır. Tek ve çift oynanırlar. Erkek ve kadınlara mahsustur. Kelime, Sinsin adını andırıyorsa da mahiyetçe onunla andırışı (benzerliği) yoktur. Aynı ilçenin Germili köyünde toplu olarak Üç Ayak, tek ve iki kişiyle de Kol Oyunu davul zurnayla oynanır. Toplu olanı erkeklere mahsustur. Tatmalı köyünde 2-20 erkek Ağır Ayak ve Üç Ayak oynarlar.

SÜZME OYUNU:

Bitlis, Ahlat, Erciş ve Tatvan yörelerinin oyun geleneklerinden söz açılınca Süzme Oyunu en başta akla gelecek çeşittir. Düğün ve bayramlarda oyun faslına onunla başlanır.

Ağırca tartımlı ve sözlü olan Süzme oyunuyla oyun faslına girilir. Karma dizide bir kadın bir erkek sırasıyla yer almış bulunurlar. Türküsünü çağırarak hilali (aya benzer) yarım daire halinde hareket ederler. Kenardaki davul zurna, söyleyişi örtmeyecek surette mümkün mertebe hafif çalarak sözlere eşlik eder. Oyuncular, oldukları yerde hem söyler, hem de tartıma göre ahenkle sağa sola ağır ağır sallanırlar. Bir müddet, böylece iki yana sallandıktan sonra harekete geçilir. Tutumlu bir yan yürüyüşle tartıma ayak uydurulmuştur. Biraz da bu seyirde devam edildikten sonra ileri geri adım hareketleri yan yana gidişlere ilave olunur. Bu hareketler, türkünün devam müddetince sürer.

Türkü susunca yalnız davul zurna ezgiyi bir iki defa tekrarlar ve alınacak (oynanacak) oyun çeşidi için geçiş ayağını vurur ki tartım bu münasebetle nispeten hızlanır.

Figürler aynı kalmakla beraber artık hız edinmişlerdir. Canlı fıkranın (bölümün) biraz devamından sonra oyuncular Meral oyununun türküsüne geçerler. Bu birinciden daha canlı bir çeşit olmakla beraber, figürler bakımından onun aynı gibidir. Bir müddet devam edildikten sonra kadınlar saftan ayrılarak onun yerinin bir kenarında dizi halinde durur ve beklerler.

Bu ayrılış sırasında oyunun tartımı bile duraklayıp bozulmadığından alanda yalnız kalan erkekler, gayet sert tartımlı figürleri olan ve Tiringo (Diringo) denilen oyuna başlarlar. Bu oyun, önce gitgide çılgınlaşarak bir cezbenin vecdine (kendinden geçme haline ) geçmek isteniliyormuş gibi olur. Bir müddet böylece devam edildikten sonra hareket usul usul yumuşar, durulur ve aheste halini alır. Erkeklerin oyunu boyunca kenardaki kadınların münasip (uygun) zamanlarda tartım dairesinde el şaplatmaları (vurmaları) delikanlıları fazlasıyla coşturur. Yavaşlayış sırasında Tiringo havasının bir fıkrasını (bölümünü) zurna yavaş yavaş çalarken oyuncular kadınlar dizisi önüne gelmiş bulunacaklarından bu kadınlar tekrar ve tartım hiç bozulmaksızın erkeklerin safına kayarlar. Akabinde de (sonrasında da) Papuri oyununun türküsünü söylemeye koyulurlar. Bu sefer, erkekler şarkıya (türküye) katılmaksızın oyunun hareketlerine uymakla yetinirler. Diğer karma oyunlara nispetle hızlıca yürütülen bu oyun da arzu edilirse sözlerin bitimine kadar sürerek nihayet oyun faslının tamamı sona ermiş olur.

Dizi kalabalıkça olur. Bir başında erkek, öbür ucunda kadın olmak üzere iki başçekeni bulunup hareketleri bunlar idare ederler. Süzme, Meral , Tiringo ve Papuri sırasında türkülü yerleri hep kadınlar söylemekle beraber, sonuncu Papuri oyununun en nihayetinde erkekler de türküye katılabilmektedir.

Kısaca:

1. Süzme, karma oyundur.

2. Meral, karma oyundur.

3. Tiringo, erkeklere mahsustur.

4. Papuri, karma oyundur.


Dörtlü Süzme Oyunu faslından 1,2 ve 4 karma kısımlarının kadınlarca söylenen türkülerine gelince, Süzme'nin sözleri şunlardır:

Horozu kattım ayvana,
Dedim değme şu hayvana
Budur ki kilsadan (harmandan) gelir (emma gelir)
Nazlı yar erkadan gelir

Yar kaşların karasına, karasına
Yar hal vurdum arasına
Yar seni merhem demişler (yâr demişler)
Bu sinamın yarasına

Göklere yıldız serseler (yar serseler)
Yar, sevgin beni örseler
Canımı kurban ederim (ben ederim)
Yar seni bana verseler

Denizler susuz olur mu (deh çakıl daş)
Dibi de kumsuz olur mu?
Hele bir gez ki düşünün (yâr düşünün)
Bir yiğit yarsız olur mu?

Çay içindedir çakıl daş (deh çakıl daş)
Gönül, kanlı gözümde yaş
Aklımı başından aldı (emma aldı)
Orta boylu bir kara kaş

Meral oyununun türküsü şudur:

Can meral, can, eylen, eylen, eylen
Dur gelin dur, yareli bülbülüm, meralim gel

Can gülüm can, kal, eylen, eylen, eylen
Vurdun beni yareli canım, bülbülüm gel

Gel gelin gel, yar gelin, eylen, eylen
Kurban meral, yareli bülbülüm, meralim gel.

Papuri oyununun türküsü de şöyledir:

Papuri here (nereye) varam?
Halım yok seni alam
Anan hidmetin dutsun
Seni sinama saram

Çarşıda olur atlas
Atlasa iğne batmaz
Nişanlı olan kızlar
Geceleri yatamaz

Çarşıda olur kına
Okkası gelir ona
Güzel kızın ismi ne?
Kara gözlü suna (emine)

Ocakta duman olur
Günler bir zaman olur
Şu Erdic'in (Erciş)in kızları
Dağlarda (her yerde) yaman olur

Kaleden attı beni
Toprağa kattı beni
Ağem bezirgan olmuş
Götürdü sattı beni

Gökte yıldız satılmaz
Gül dikenden ayrılmaz
Sevdiğinle baş başa
Uykulara doyulmaz.

Gitgide ağırlaşan bu son fıkra (bölüm) arzuya göre birkaç kere tekrarlanabilir.

Tiringo'nun bitimi Papuri'nin başlangıcını teşkil ederek şöyle olur.

Papuri oyununun türküsü bundan sonra takriben 160 mentronom hızıyla şöylece alınıverir.

Notası verilen hava ve türküler çeşitlemelere öylesine elverişlidirler ki üstte tespit edilenler onların epey dinlendikten sonra yazılmış rastgele birer anı olmaktan başka bir şey değillerdir. Bununla beraber, icrada tecrübeli zurnacılar ezgilerin ana çizgilerini katmalara rağmen kaybettirmezler. Tartımın özü vurgularıyla açık kalır. Bunda davulun rolü kesindir.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:29

ŞAMİL:

Pazar ilçesinin Hemşin (şimdi ilçe) yöresindeki sıra oyunları yanında üç farklı oyun Kars üzerinden gelmişlerdir: Şamil, Lezinka ve Azerbaycan adlı oyunlardır. Bunların yerli oyunlardan farkı tek ve bazan da iki kişi tarafından oynanışlarıdır. Armoni ve Keman eşliğiyle yürütülürler. Milli ve yiğitliği canlandırıcı çeşitlerdir. Şamil Oyunu, sahibinin tarihi kadar eski olmakla beraber, figürlerinde daha kıdemli Dağıstan oyunlarından motifler vardır.

ŞEPÂNE ZEYBEĞİ:

Kütahya yöresinin kasaba ve köylerinde gün görmüş oyun çeşitlerindendir. Adını "Şaphane" bileşiminden muhaffe (bozulma) olduğunu söylemeye lüzum yoktur.

ŞAZ:

Çorum'da 'şad' yerine ve sevinç anlamıyla kullanılır. Dede Korkut hikayelerinde geçen 'şazlık çaldı' ibaresindeki kelime bir saz adı sanılmıştı. Aslı yoktur. Şazlığ sevinçli demektir. Sevinçle çaldı şeklinde anlaşılmalıdır.

ŞEBİNKARAHİSAR VE YÖRESİNDE OYUN:

Bu bölge, kendine has özelliklerle tartımlı sanatlar bakımından yakın illerden farklı ayrı bir çevre vücuda getirmekle beraber, bu halin etraftan gelen etkilerin uzmanlaşmasından ileri geldiği ufak bir dikkat neticesinde ayrıca anlaşılır. Bahusus ki (özellikle) asırları aşan şahsiyeti de (kültürel kimliği de) aynı kaynaşmada özüyle mahfuz (saklı) kalmıştır.

Düğünleri her zaman çalgılı, pek az olarak da çalgısız geçer. Kız evinde başlıca tef, kemençe, ud (ayrıca gramafon gibi vasıtalar) , oğlan evinde ise davul zurna, kimi de zurna yerine klarinet yahut incesaz takımı, tulum (çoban gaydası), zilli tef, maşa (yine gramafon veya radyo) gibi musikî imkanları işletilir. Bu çalgılarla kadın ve erkekler kendi alemlerinde; Dik Ayak, Düz ayak, Fırlanma, Çiftetelli, Tamzara, Türkmen Kızı, Karadeniz, Temür Ağa, Hoşbilezik ve Bıçak Oyunu çeşitleri gibi mahalli ve milli oyunları toplu, yahut yalnız olarak oynarlar. Oynayışlarında bir mekik intizamı yaşandığı (yeknesaklığı "tekdüzelik, monotonluk" rağmen) müşahede edilir. Oyuncu ve seyirciler her vesilede fazlasıyla hoşnut edegelmiş olan çeşitlerdir.

Düğünden birkaç gün önceki "komşu kınası" adlı toplantıda, öğleden sonra herkes gelince kızların cümlesi (tamamı) veya yer elverişli değilse birtakımı el ele vererek halka çevirirler. Gelin olacak kız ile ev sahibinden mehel (münasip) bir kadını ortaya alırlar ve aşağıdaki türküyü koşturarak oynamaya başlarlar.

Türkü, iki gruba ayrılmış kızlar tarafından beyit beyit söylenir. Birinci grubun söylediğini ikinci grup tekrarlar:

Çaldı dibi durağım
Bu yıl yardan ırağım
Eğer yarim gelmezse
Olmaz benim durağım

Kına tasın al ele
Yak şu geline hele

Oy nereye nereye
Kazan kurdum deri'ye
Başladı kına bugün
Düğün kalsın geriye

Kına tasın al ele
Yak şu geline hele

Bu sırada yaşlı kadın kınayı gelinin başına yakmaya başlamıştır.

Şu Karaysar (Karahisar) kızları
Huy, husta (ahlakta) okur sele (meydan)

Dön geriye geriye
İşte döndüm geriye

Sıçrayın gelin kızlar
Kaynak verin geriye

Kına yakılma işi bittikten sonra gelini de halkaya sokup biraz oynatırlar. Bundan sonra türlü eğlenceler yapılır.

Düğün ve başka vesilelerle söylenilip oynanabilen mahalli türkülerden örneklerin sadece sözlerini aşağıya alıyoruz. Erkek toplantılarında söylenen Dik Ayak adlı Şebihkarahisar türküsü şudur:

Kareysar (Karahisar) oylum oylum
İçinde selvi boylum
Selvi boylum çıkanda
Yıkılsın oylum oylum

Ararsın asmaları
Giyersin basmaları
Gene horan'a girdi
Kareysar yosmaları

Kareysar mezarlığı
Üstünün üzerliği
Memlekete şan vermiş
Yarimin güzelliği

Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Ergen kız ergen oğlan
Cilvesinden doyulmaz

İn dereye dereye
Al dereden taş getir
Aşlanmamış fidandan
Dişlenmemiş yar getir

İndim derelerine
Bilmem nerelerine
Kaytan bıyıklarımı
Sürsem nerelerine

Kadın toplantılarında söylenen Dik Ayak adlı Karahisar (Şebinkarahisar) türküsü şudur:

Altın yüzük var benim (cicim)
Parmağıma dar benim
Kareysar'ın içinde (cicim)
Orta boylu yar benim

Kareysar (Karahisar) tası bende (cicim)
Kumaşın hası bende
Çatlan patlan komşular (cicim)
Yiğidin hası bende

Gökte yıldız kah gider (cicim)
Kah eylenir, mah gider
Bugün ben yari gördüm (cicim)
Sandım padişah gider

Altım yüzük möhreli (cicim)
Eli gümüş dehreli
Ben sana yar mı derim (cicim)
Hey hizmekker (hizmetkar) çehreli
İnce çitin incesi (cicim)
Dağların yeşilcesi
Gene fikrime düştün (cicim)
Gönlümün eğlencesi

Erkek cemiyetlerinde söylenen Düz Ayak şudur:

Efeler Türküsü

Tepeler tepeler yüksek tepeler
Orda yağmur yağar, burda serpeler
Sandıkta çürümüş elmas küpeler

Yaslan dağlar arslan yosmam geliyor
Elleri kınalı, kolları sıvalı
Sandım yosmam geliyor

Çakırlı'dan bir su içtim kanmadım
Yedi dirhem kurşun yedim ölmedim
Kardaş bana düşman imiş bilmedim

Osman Efem, bende derman kalmadı
Yalvardım, yakardım dostlar almadı

Efelerin ıssız tenha yolları
Boynumda kalmıştır yarin kolları
Menekşeden biçilmiştir şalvarı

Yaslan dağlar arslan yosmam geliyor
Elleri kınalı, kolları sıvalı
Sandım sunam geliyor

Böyle m'olur efelerin yolları
Issız kalmış Karakuş'un dağları
Bağlı kalmış Abdullah'ın kolları

Osman Efem, bende derman kalmadı
Yalvardım yalvardım dostlar almadı.

Ufacık taş ile kale yapılmaz
Penceresi yüksek yare bakılmaz
Bekir ölme ile dünya yıkılmaz

Yaslan dağlar yaslan yosmam geliyor
Elleri kınalı, kolları sıvalı
Sandım sunam geliyor.

Kadın cemiyetlerinde söylenip oynanılan Düz Ayak türküsü şudur:

Dudu dilim

Zülüflerin tutam tutam
Arasına güller takam
Nice bir yalınız yatam

Dudu dillim, ince bellim
Kalem kaşlım, sırma saçlım

Gelin zülfün tarasana
Tarayıp da yağlasana
Bak yarimi yitirmişim
Koğuş koğuş arasana

Nakarat

Zülüflerin çıkmış yandan
Hem o yandan hem bu yandan
Ben istersem bir yanından
Sen verirsin her yanından

Nakarat

Kadın cemiyetlerinde söylenen ve oynanan ikinci nevi Düz Ayak türküsü şudur:

Kırmızılım Türküsü

Kırmızı gül her dem olsa
Her dertlere derman olsa
İl beyinden ferman olsa
Herkes sevdiğini alsa

Kırmızılım kırmızılım
Al yanaklı kırmızılım
Bal dudaklı kırmızılım
Çekip giden kırmızılım

Kırmızıyı giyme dedim
El sözüne uyma dedim
Naneleri ben yedim
El oğluna ben ne dedim

Kırmızılım kırmızılım
Al yanaklı kırmızılım
Bal dudaklı kırmızılım
Sekip giden kırmızılım

Kırmızı başındadır
On üç on dört yaşındadır
Sevgilisi peşindedir
Bak nişanı başındadır

Kırmızılım kırmızılım
Al yanaklı kırmızılım
Bal dudaklı kırmızılım
Çekip giden kırmızılım

Erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanan ikinci nevi Dik ayak Karahisar (Şebin) türküsü şudur:

Ha buradan o yana
Kareysar'ın yolları
Dola gelin boynuma
O sırmalı kolları

Ha buradan o yana
Yana yüreğim yana
Gel otur şu yanıma
Dön o yana, bu yana

Geceler ay ışığı
Elinde bal kaşığı
Hiç aklımdan çıkmıyor
Güzeller yakışığı

Ay ışıktır varamam
Varsam yari bulamam
Girsem yarin koynuna
Sabahtan uyanamam

Dut ağacı dut verir
Yaprağını kıt verir
Eğen, kız ergen oğlan
Sarıldıkça dat verir

Dut ağacı dutludur
Dibi yeşil otludur
Kurban olduğum Allah
El kızı ne tatlıdır.

Kadın cemiyetinde söylenen ve oynanan ikinci nevi (çeşit)

Dik Ayak horan türküsü:

Horandayım horanda
Kardaşımın kolunda
On beş lira yitirdim
Ben o yarin koynunda

Ay ışıktır varamam
Varsam yari bulamam
Ay buluda girende
Bağlasalar duramam

Horan oynamayınan
Horan yeri düz olmaz
Kadife geymeyinen
Dul karılar kız olmaz

Horanın başındayım
On iki yaşındayım
On iki yaştan beri
O yarin peşindeyim

Pencereden bakıver
Ayna mısın, can mısın?
Elleme zülüflerim
Sen benim kocam mısın?

Pencereden bakıyor
Kitap almış okuyor
Perçemine yağ çalmış
Yel estikçe kokuyor

Kadın ve erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanılan Dik ayak Kabahoran'ın sözleri şunlardır:

Kemençe Türküsü

Kemençe çala çala
Çıktım bir ince dala
İnce dallar kırıldı
Kızlar bana vuruldu

Kemençemin telleri
Dülgaridir dülgari
Kızdan ikbalim yoktur
Alacağım dul karı

Ben kemençe çalamam
Kollarımı alamam
Çok derine dalamam
Akılsız da kalamam

Ben kemençe çalamam
Dayım darılır dayım
Dayımın kızlarından
Yok mudur benim payım

Hey kemençeci dayı
Vurdun gözüne yayı
Güzellerin üstüne
Çevirsene kaydayı

Hey kemençe kemençe
Ne halt ettin dün gece
Gösterdin yari bana
Kaşları da ne ince

Erkeklerde Bıçak Oyunu, bir veya iki erkek tarafından oynanır:

Hovarda çapkın yarim
Sen söyle ben yazayım
Ettiğin günahları
Boş deftere yazayım

Al kamayı gir yandan
Ben de geçtim bu candan
Doldur doldur ver bana
Koynundaki fincandan

Nakarat

Dereler salkım saçak
Alçak boylusun alçak
Sana derler küçücek
Sen doldurursun kucak

Nakarat

Dereler akmayınan
Ne olur bakmayınan?
Çirkin güzel olur mu?
Çok altın takmayınan?

Kadın cemiyetlerinde oynanan Fırlanma oyunu:

Kestim kaküllerini
Yana değiyor yana
Yar senin bakışların
Cana değiyor cana

Kız oynak,oynak, oynak
Olur mu yardan doymak
Yardan doydum diyenin
Caizdir boynun vurmak

Cebimden aynam düştü
Karıştı gazellere
Küçükten adetimdir
Bakarım güzellere

Nakarat

Derenin kıyısında
Yılanın kemikleri
Seldi de geri durdu
Gavurun enikleri

Nakarat

Dere akıyor dere
Oda nafile yere
Al beni götür dere
Yarin olduğu yere

Nakarat

Kadın cemiyetlerinde oynanan ve söylenen Kelkit Türküsü (Fırlanma) :

Keklik taşta ne seker (oy, oy, oy)
Akıl başta ne gezer
Gel yanıma kız keklik
Kodun canıma keklik
Kınalı parmakların (oy, oy, oy)
Batır kanıma kız keklik

Kekliğim, kekliğim, gukguğum yar
Gerdanına güller ektiğim yar
Nedir elinden of çektiğim yar

Kekliğim özüyünen (vay, vay)
(Ah) Şirindir sözüyünen
Gel gel yanıma kız keklik
Kodun canıma vay keklik
O kınalı parmağın (vay, vay, vay)
Batır kanıma kız keklik

Nakarat

Keklik taşta el eyler (ey, ey, ey)
(Ah) Eşine gel gel eyler
Di gel yanıma yar keklik
Kodun canıma kız keklik
(Ah) Kınalı parmakların (ey, ey, ey)
Batır kanıma ye keklik

Nakarat

Erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanan Tek Ayak Türkmen Kızı:

Türkmen kızı süt pişirir
Hem pişirir, hem taşırır
Kepçeyi baştan aşırır
Leylim aman Türkmen kızı

Sen aklar gey, ben kırmızı
Gel gidelim obamıza
Sen sütler iç ben kımız'ı

Kız mendil, hele mendil
Kaldır kolların indir
Sar boynuma dolandır
Gir koynuma inandır

Mendilim bende bende
Bir ayvam kaldı sende
Ayva gibi sarardım
Din iman yok mu sende?

Kız mendil, mendil, mendil
Kaldır kolların indir
Seversen yürekten sev
Dilindeki yalandır

Kadınlarda Çiftetelli:

O çiftetelli
Mesnedi belli
Bir yar da sevdim
O da terelelli

Aygınım ben
Baygınım ben
Çiftetelli

Çaldığımdır bağlama
Kömür gözlüm ağlama
Ben buralı değilim
Bana meyil bağlama

Nakarat

Çaldığımdır hep keman
Benim halim pek yaman
Ölüyorum derdinden
Gel ol bana sen derman

Nakarat

Kadınlarda Fırlanma oyunu:

Çeçen kızı

Çeçen kızı çardaktadır
Soğu sular bardaktadır
Çifte benler yanaktadır

Haydi malım Çeçenkızı
Sen allar giy, ben kırmızı
Gel gidelim has bahçaya
Sen gül topla, ben nergisi

Evlerinin önü nane
Ben kül oldum yane yane
Gavur isen gel imane

Nakarat

Evlerinin önü susam
Su bulsam mendilim yusam
Arasam yarimi bulsam

Nakarat

Evlerinin önü çöplük
Çöplükten toplarlar iplik
Anası kızından keklik

Nakarat

Erkekler de "Karadeniz Türküsü"

Titreme Oyunu

Ha buradan aşağı
Ben inemem inemem
Küçüceksin sevdiğim
Sözüne güvenemem

Ha burası ne bayır
Gülün dikenden ayır
Sevdalıktan öleni
Kayır Allah'ım kayır

Ha buradan aşağı
Buzlar sallanır buzlar
Erkekler asker oldu
Arzuhal verin kızlar

Al aşağı vur dizi
Baban duymasın bizi
Baban duyarsa bizi
Öldürür ikimizi

Al aşağı aşağı
Fistan kırmalarını
Beğenemedim gelin
Senin durmalarını

Vay vay demeye geldim
Kaymak yemeye geldim
Değil meramım kaymak
Yari görmeye geldim

Aynalıdır aynalı
Konak pencereleri
Verseler yari bana
Cumağı geceleri

Kadınlar da düz ayak "Karadeniz Türküsü"

Giresun Kıyıları

Giresun'un evleri
Şımayıyan kaynama
Benim ile oynadın
Başkasıyla oynama

Ağam haydi yar haydi
Kunduram taştan kayıdı
Elin bir tanesine
Nasıl diyelim haydi

Giresun'un evleri
Başustanın yapısı
Benim için açılmış
Hapishane kapısı

Ağam nerede kaldı
Paşam nerede kaldı
Sevgilimin kolları
Benim boynumda kaldı

Ağam haydi yar haydi
Kunduram taştan kaydı
İlik düğme çözerken
Elim bir yana kaydı

Giresun kayıkları
Hep geliyor karından
Sevdim de alamadım
Ölüyom efkarımdan

Ağam neresi güzel
Başında saçı güzel
Saçı başını yesin
Kumar başını güzel

Giresun, Ordu, Pazar
İçinde bir kız gezer
Elinde divit kalem
Dertlere derman yazar

Nakarat

Hey Giresin Giresin
Beriye gelmez misin?
Dünyada ettiklerin
Ahrette çekmez misin?

Nakarat

Kadın ve erkek cemiyetlerinde söylenip oynanan "Hoşbilezik Türküsü" :

Fesim düştü yollara
Deryada, yolda
Başbuğumu vurdular
Baş karakolda

Hoş bilezik, hoş bilezik
Pakmakta yüzük
Ben yarimden ayrılmışam
Vay bana yazık

Bir oda yaptırdım hurma dalından
İçini donattım Acem şalından
Oda benim değil ahbap malından

Nakarat

Bir oda yaptırdım döşedemedim
Kahbe felek ile başedemedim
Yalvardım, yakardım eş edemedim

Hoş bilezik, hoş bilezik
Kolları nazik
Nazlı yardan ayrı düştüm
Can bana yazık

Bir oda yaptırdım yüceden yüce
İçinde yatmadım üç gün üç gece
Kurbanlar keserim sardığım gece

Nakarat

Bir oda yaptırdım dururum diye
Aldım martinimi (anam) vururum diye
Aklıma gelmedi ölürüm diye

Nakarat

Milli oyunlarımızdan Tamzara türküsüne gelince; bu türkü Tamzara'nın Demircilik Bağları'nın Karşıbahçe mevkiinden Çapkın Şerif'e aittir. Çapkın Şerif, halasının kızı Güllü'ye gönül vermiş, Güllü de o delikanlıya aynı kertede vurgunluk göstermiştir. Şerif, yetim ve mangırsız (parasız) bir delikanlı olduğu için eniştesi, yani Güllü'nün babası iki sevgiliyi birleştirmek yoluna katiyen yanaşmamıştır. Delikanlı da, kendi semtlerine 15 dakika uzaklıktaki Tamzara'ya bu kızın aşkına her gün gündüz ve gece gidip gelerek kızı kaçırmak üzere fırsat kollarmış. Nihayet, halasının da yardımıyla kızı kaçırmaya muvaffak olan Şerif, düğün dernek yapılmasına meydan verilmeksizin askere alınmış ve işte askerden bu türküyü yavuklusuna yollamıştır.

Bu türküye ve oyuna Erzurum Tamzarası denilmesinin sebebi, Tamzara'nın bir zamanlar Erzurum'a bağlı olmasındandır. İkinci şekle Giresun Tamzarası denilmesi de Şebinkarahisar'ın (eskiden il merkeziydi) şimdi Giresun'a bağlı bulunmasındandır.

Eski Tamzara oyununun türküsü şudur ve figürlerde yer yer değişmeler olmuştur:

Tamzara'dan gece geçtim
Karlı buzlu sular içtim
İnanmayın eş ve dostlar
Ben o yardan vaz mı geçtim ?

Leli leli Tamzaram
Ninni benim hoş balam

Tamzara'nın bayırına
Kuzu saldım çayırına
Tanrı benim şu Güllü'mü
Bağışlasın hayırına

Leli leli Tamzara
İki somun on para

Tamzara'nın tandırları
Kardan beyaz baldırları
Bizi baştan hep çıkaran
Karşı köyün andırları

Leli leli Tamzaram
Bir kez görün kaç balam

Tamzara'da maden suyu
Çok şirindir yarin huyu
Sorarsanız eğer bana
Türk oğludur onun soyu

Leli leli Tamzaram
Gel gidelim hoş balam

Tamzara'dan taş geliyor
Ala (el') gözden yaş geliyor
Karşı köyün şu kızları
Yiğitlere hoş geliyor

Leli leli Tamzaram
Mor sümbüllü hoş balam

Tamzara'dan yedi pınar
İçen onu herdem anar
Mor sümbüllü bağlarını
Görenler hep cennet sanar

Leli leli Tamzaram
Haydi benim maskaram

Çocuk oyunlarından olarak Yılbaşı gecesi (yani Rumî 13 Ocak gecesi) mahalli veya köy çocukları bir araya gelerek aralarından 4-5 çocuğu oyunu seçip, köy veya mahalle halkının yeni yılını kutlamaya gönderirler. Seçilen bir oyuncu çocuğun elinde uzun ip, onun ucunda da bağlı bir torba bulunur. İkinci çocukta da heybe veya bir çuval vardır. Geriye kalan üç çocuğun üzerine kilim, destar, çul gibi şeyler atılarak bir deve heybetine sokulurlar. Boyunlarına çan, kelek, çıngıl gibi şeyler takılır. Bir çocuk da deveci olur. Bir hayhuyla evleri dolaşmaya koyulurlar. Evde yapılacak oyuncular bulunmadığı takdirde ise, tek çocuğu Yılbaşı gelini yaparak onunla birlikte dolaşırlar. Her kapı önünde hususi (özel) bir türküyü bir ağızdan söyleyerek iyilik dileğinde bulunur, ayrıca bacadan torba sarkıtarak yemiş toplama adetini yerine getirirler. O sırada deve veya yılbaşı gelini de türkünün ayrı kaydasıyla oynayıp şenlik gösterirler.

Deveci Oyunu: El ele veren 10-20 çocuk yarım daire kurarlar. Dizinin bir başındaki çocuk deveci, diğer başındaki elebaşı olur. İkisi arasında şu konuşma geçer:

- Deveci?
- Ey canım?
- Develer hangi dağda?
- Uludağ'da
- Neler yer?
- Hurma
- Neler hazırlar?
- Dolma
- Bir kütük yuvarladım geldi mi?
- Geldi
- Gelin attan indi mi?
- İndi.
- Ne doğurdu?
- Bir oğlan, bir kız
- Adları ne?
- Yaprak iki toprak
- Sağ mı, öldüler mi?
- Öldüler
- Nereye gömdüler?
- Eşik beşik dibine.
- Ne ile gömdüler?
- Davul zurnayla.
- Öyleyse haydin biz de görelim, der ve hep birlikte davul zurna çalma taklidi yapa yapa elebaşının peşi sıra yürürler ve devecinin tuttuğu çocukla devecinin ara yerinden geçerler. Çocuklar, hep el ele tutuşmuş bulunduklarından devecinin yanındaki çocuğun elleri çaprazlama bağlı ve yüzü ters tarafa dönüktür.

Çocukların tümü aynı veçhile (şekilde) çaprazlama bağlanıncaya kadar her çocukta yukardaki konuşma birer defa tekrarlanır. En sonunda deveci ile elebaşı iki baştan bağlanmış olarak kalkıp, daireyi düzelterek oyuncuları düz bir çizgi düzenine sokarlar. Bundan sonra da elebaşı deveciye;

- Çek, uzasın, der.

Tarafeyn (iki taraf) çocukları kendilerinden yana çektiklerinden tarafların birinden nihayet çözülme vuku bulur ve herkes kendi tarafına düşen çocukları sayar. Hangi tarafınki çok çıkarsa, o taraf oyunu kazanmış sayılır. Hep birlikte el çırparak yeni baştan elebaşı ve deveci seçer ve oyuna devam ederler.

Oyunun yarışma ve konuşma yerlerine rağmen, davul zurnalı raks unsuru yine de katılabilir. Eski zamanlarda büyüklerce de oynanılmış, kıdemli bir tertip olduğundan hiç şüphe yoktur. Zamanla çocuk oyunları arasında hatırasını yaşattığı sanılıyor. Bir zamanlar, davul zurna oyunlardan olsa gerektir.

Çiftçi Oyunu: Toplu çocuk oyunlarından çoğuna yurtta raks unsurunun karıştığı görülmekle beraber, bu oyunun yapısında halka oyunu bilhassa vardır.

10-15 çocuk el ele vererek halka olurlar. İçlerinden biri elebaşı (ebe) olur, verdiği komutayla birlikte harekete geçilir. Çiftçilik taklidine başlarlar. Dairevi dönerken bir ağızdan ve kendi sesli (özel nağmeli) tekerlemesiyle şunları söylerler:

Hep verelim el ele
Yapalım halka hele
Açılalım geriye
Tarla olsun bizlere

Sonra ekeriz buğdayı
Çavdar, arpa pek kolay
Yaz gelende toplanır
Biçeriz alay alay

Pambuk (pamuk), kendir ve tütün
Hep ekelim biz bugün
Bitsin, olsun, satalım
Gelsin paralar bütün

Orda ekeriz darı
Yaprakları sapsarı
Toprazı kucak kucak
Yetişen darıları

Bazan ekeriz kabak
Yapraklar tabak tabak
Verince bir fırına
İstersen tadına bak

Haydi çiftçi arkadaş
Bu işlerle ol yoldaş
Uğraşanlar toprakta
Sonra çekmezler talaş (telaş)

"Sonra çekmezler talaş" diyerek oyunu bağlarlar. Sözler, çocuk karihasından (tabiatından, yaratıcılığından) kolay kolay doğamayacak kadar nazım olarak mazbuttur (derli topludur). Şu halde, bunun da eski büyüklerden çocuklara kaldığını düşünmek yanlış olmaz.

Kurdun koyun kapması ve daha ziyade çocuklarca yürütülen Halvacı (helvacı) Güzeli oyunlarında, keza kendine has türkülü yerler vardır. Raks unsuru, hepsinde aynıdır. Mesela fincan oyunu deyişlerine rağmen sessiz bir sahne haline belki kalbedilebilir (dönüştürülebilir) ve uzunca sürer.

Bir de pehlivan güreşlerinde hakem buyuruklarını (sunuşlarını, salâvatn'melerini) bu bölgedeki görünüşleriyle dinleyelim: Hakem, pehlivanlarını oynatarak güreş (güleş de denir) alanına getirir. Onlara halkı selamlatır. Her ikisini kol kola duruma getirerek rükûa getirircesine öne eğiltir ve daha başlangıçta halka yüksek sesle şunları söyler;

Türkler çıktı alana
Bak dolana dolana
Değer vermez yalana
Selam verdi kalana

Sonra, iki elini sırasıyla pehlivanların sırtına vurarak yine yüksek sesle onlara da şu deyişleri tevcih eder (yöneltir);

Haydi arslanlar haydi
Türk'ü gören tez caydı
Demir bilekli Türk'e
Dost düşman saygı saydı

Birinin adı arslan
Öbürünün ki kaplan
Hasmına göz açtırma
Bir ok gibi var saplam

Hoplan, zıplan ok gibi
Karşında er yok gibi
Gözetin Türk sanını
Geçmiş atalar gibi

Bura erler alanı
Gez dolanı dolanı
Türk hiç aman istemez
Sevmez altta kalanı

Aldanmayın boş lafa
Kaptırman sakın kafa
Alır, hasmın altına
Çektirir sonra cefa

Boğa, tosun dinlemez
Üste çıkan inlemez
Çalış da erlik göster
Hasmın boş laf dinlemez

Hakem (bazen de cazgır) bunları söyledikten sonra pehlivanların sırtlarına vurarak onları meydane salıverir.

Pehlivan güreşlerimizin umumiyetle Peşrev, Yürüyüş gibi kendi havaları vardır. Davul zurna bunları vururken, bilhassa güreşe kapışılmadan ve el enseden önce, iki oyuncunun babayiğitçe tavırlarla meydanı ahengin tartımı dairesinde devrederek ağır ve heybetli çepeçevre dolaşmaları bir nevi (çeşit) ön raks sahnesi yaratır.

Şebinkarahisar'ın başlıca atasözlerinden biri şudur: "Davula vurup zurnadan haber almak". Şunu demek ister: Aldatmak yolundan hasmın düşüncesini kavramak.

Başka bir özlü nokta da, Yüzük Oyunu'nun sözleri arasındadır. Bir sürü türkülerinden birinde şöyle deniliyor:

Ormanda çoktur domuz
Oyunumuz oldu dokuz
Arkadaşlar çalın kopuz
Hey zalım nenni
Nenni de nenni!


Burada adı geçen kopuz'un Türk kültüründeki kıdemi meşhurdur. Bu mısraların söylenişi sırasında herkes ağzıyla, elleriyle bağlama, davul zurna çalar gibi taklitler yapar. Yüzük tekrar saklanarak ortaya getirildiğinde bulunamazsa deyişler yeniden yükselir:

Erzurum'dan aldık kına
Oyunumuz vardı ona
Börkler baştan yere kona
Hey gülüm nenni
Nenni de nenni
Bilir oynar, bilmez oynar
Akşamdan beri

Buradaki börk ve nenni (raks anlamında) hep en eski geleneklerden hatıralardır. Oyunun şu daha önce geçen ihtarlı beyitinde bir Toktamış sözü vardır ki Kımrî (Kimmer) İmparatorlarından önemli bir simayı hatırlatmaktadır.

Arkadaşlar fincanlar bak toktamış
Kara dayın çok y.......(silahlar) yoklamış

Şebinkarahisar, coğrafi bakımdan Karadeniz ile Orta Anadolu sınırı üzerindedir. Oyun ve türkülerinde bu iki bölgenin etkileşip bağdaşması sezilir. Karadeniz'in dinamik tartımı ile Orta Anadolu'nun uzun ağız veya ayrıca halaylarının kaynaşmasından Karahisar'da kendine has türkü ve halaylar meydana gelmiştir denilebilir.

Tamzara oyunu yurdun başka yerlerince de benimsenmiştir. Zaten her bucağın sekenesi (yerli halkı) her sevdiğini kendine mal etmekte ısrar gösterirse de, Tamzara adıyla başka yerlerde yürütülen oyun Karahisar Tamzarası'nın ancak bir kısım figürlerinden ibaret kaldığı açıktır. Bu oyunun Erzurum'a izafe edilmesi (bağlanması), Karahisar'ın bir zamanlar Erzurum'a bağlı kalmasından ileri gelmiştir. Yurdumuzda aynı sözlerle söylenen Oturak Havası da, o ezginin Karahisar'a aidiyetini ispata yeter.

Oturak Havası ve oyun olarak söylenen sözlerin ezgileri başka başkadır. Şu sözler mani tarzında ve Karacaoğlanvari bir çapkınca ifade taşıyor:

Tamzara iki yoldur
Bir sağ, biri soldur
İki göğüs arası
Cennete giden yoldur

Bu halaydaki tartımlı ayak değiştirmeleri dik ve keskin vuruşlarıyla, bilhassa diz vuruşlarıyla nefis bir manzara arz eder. Mûsikisi ince, ifadesi babayiğitçedir. Figürleri ihtişamlıdır. Makam değiştirimleriyle de renklidir.

Bir de Efeler türkülü oyunu orada dikkati çeker. Bu oyun, yurdun nice yerlerinde "Karahisar Horanı" diye tanınıyor. Gayet ince ayak değiştirmeleri arz eder. Ağır figürlerinde intizamlı inhinalar dikkati çeker. Şu sözlerinde bir kardeş kavgasının dili yaşar:

Efeler'den bir su içtim kanmadım
Kardeş bana düşman imiş bilmedim.

ŞEYH ŞAMİL :

Şeyh Şamil Oyunu, üç erkek ile bir kız oyuncu tarafından yürütülür. Efsanesi şöyledir: Bir gün namazdayken Allah'a yalvarışla kendinden geçen Şeyh Şamil'in etrafını Çar orduları kuşatıyor. Kuşatılmış olduğunu gören Şamil, kaybetmediği vecd hali içinde bu sefer raksa (oyuna) başlıyor. Etrafını saran askerler, oyunun güzelliğinden kendilerini (savaşmaya geldiklerini) unutuyorlar. Şamil de bu durumdan istifadeyle çemberi aşıp kuşatmadan sıyrılıveriyor.

Şeyh Şamil, bir Kafkas oyunu olmasına rağmen coğrafi yakınlığı, dolayısıyla bilhassa Çoruhlular tarafından pek benimsenmiştir. Oyunu, Ruslar kendilerine mal ederek Kazaska'yı ortaya çıkarmışlarsa da Kazak kelimesinin etimolojisi de Türkçe'ye bağlıdır.

Çoruh dolaylarında oyunu tek kişi oynar. Hareketler kimi pek yavaş, kimi de çok hızlıdır.

ŞINANAY:

Merzifon ve Çorum taraflarında şırfıntı, postal demektir.

ŞİRVANİ:

Yer yer devam ediyor görünmesine rağmen, yayılma alanının genişliğinden bir zamanlar daha da gün görmüş olduğu neticesi çıkarılabilen ve kıdem derinliğiyle menşei (kökeni) Şirvan'a atfedilen (bağlanan) sıra oyunlarındandır. Mesela Diyarbakır'ın Osmaniye (Ergani) ilçesi'nin bazı köylerinde 3-50 kişi tarafından kadınlı erkekli ve davul zurnayla Şirvani çeşidi de oynanır. Bu köylerde Hora denilen oyun çeşidi de eski ve mahalli Hristiyan köylerden edinilme olarak vardır. Şirvani Oyunu Urfa köylerinde gün gördüğü gibi güneyimizde Barak obalarında da vardır.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:30

TAHTA KIRAN:

Çoruh'tan (Artvin) Öğdem ilçesinin mesela Peterek köyünde 5-20 erkek tarafından yürütülen davul zurnalı sıra oyunudur.

TAMAŞA:

Artvin'de istila yıllarının anı hatıralarından olarak türlü vesilelerle zaman zaman oynanan ve o kara günler devresinin halk için bir nevi temsilini de sürdüren Temaşa oyunu kırk küsur yıl önce Kafkasya'dan intikal etmiş olan bir çeşittir. Uzak asırlardaki sınırdaşlık dolayısıyla bu yörede yarım yamalak Gürcüce de konuşabilen tek tük yaşlı köylülerin bulunduğu için oyunun kısacık bir cümleden ibaret kalan Gürcüce sözlerini de kuş dili gibi anlar anlamaz ve yaşlılardan intikalen söyledikleri olur. Sözleri şöyledir:

"İta maşe mardu şından dama civine şen Sabavani dam hore soklı dama civine"

Türkçesi: Benimle oyna ve beni yanına yatır. Yorganı üzerime ört.

TAMZARA:

Gümüşhane'nin merkez ilçesi hem Trabzon oyunlarının hem de Bayburt yanı oyunlarının telaki (buluşma) yeri gibidir. Kimi davul zurna, kimi de kemençe eşliğiyle oynarlar. Güneyden sayılarak en fazla Tamzara ve Kürt'ün Kızı (Türk'ün kızı) kuzeyden olarak da Dik horan ve Titreme (Horanı) oynanır.

Gümüşhane'nin ilçelerine geçildikçe çeşitler daha da artar. Mesela Kelkit ilçesinin Pekün köyünde Koçarı, Merro, Kaydırma, Durnalar, Kürt'ün Kızı, Tamzara, Üzdürme, Sarı Kız, Deli Paşa ve başkaları vardır. Bu oyunlar 10-15 kişilik bir veya iki dizi halinde yürütülürler. Erkek ve kadın ayrı ayrı oynarlar.

Sivas'ın Zara ilçesinde keza Tamzara oynanır. Elazığ'ın merkez ilçesinin Harput köyünde de Tamzara vardır.

Malatya'nın Arapkir ilçesinde Tamzara her hangi bir eğlentili toplantıda oynanılmadan edilemez. Orada ikişerli dört kişi karşılıklı oynarlar. Şenlik olsun diye çok kimsenin oyuna katıldıkları olursa da, böylesi orada makbul sayılmaz. Keman, ud (son zamanlarda cünbüş) , kırnat (klarinet) ve tef çalgılarından biri veya birkaçı eşliğiyle yürütülür.

Tamzara'yı Karaköse (Ağrı)'da tulum ile oynuyorlar.

Tamzara: On iki esas Erzurum barının oynanılış sırasında erkân (usul, töre) gereğince orada on birincisidir. Bu oyunda, eller doğrudan doğruya taraklanıp hareketlere diz kırılmakla başlanır. Yürüme hareketleri bunda bilhassa ayak değiştirilmek şartıyla ileri geri gidilmekten ibarettir. Fakat, çevirme ve oturma hareketlerinin oldukça önemli olduğu da unutulmamalıdır. Çevirme, sağı sol ayak önüne getirip sol ayak hareketlerini bastırmaktır.

TAPŞİN HAVASI:

Tapşin, iki elin birbirine tartıma göre vurulması demek olup alkış'ta bilakis (tersine) tartımsız ve biteviye (sürekli) el çırpılmasının takdir ediş sürekliliği söz konusudur.

TARAKUL:

Amasya'nın Merzifon yöresinde Tarakul veya Tarakol bir çeşit çalgılı millî oyundur.

TARLA KAZMA:

Giresun şehir merkezinin sıra oyunlarından olup tamamiyle mahallidir. Tarlada, harmanda kadın erkek karma olarak da oynanabiliyor. Def, kemençe veya davul zurna eşliğiyle yürütülür.

TAVAS ZEYBEĞİ:

Denizli yöresinde gün görüp sevilen, menşe adını taşıyan ve davul zurnayla yürütülen iki kişilik oyundur. Kendine has havası vardır.

TAVŞAN OYUNU:

Bu erkek rakkaslar iki bölüktü: 1. Köçekler 2. Tavşan Oğlanları

Tavşan oğlanlarına gelince: bunlar siyahi çuhadan topuklara kadar şalvar ve çuhadan gayet dar, vücutlarının hatlarını belli edecek şekilde bir camadan giyerler, bellerine rengarenk şallar sararlardı. Başları köçeklerinki gibi açık değildi. Gayet ufak, bir nevi müzeyyen (süslü) külah giyerlerdi.

Raks, vücudu her şekle sokan muharrik (oynak) hareketlerle, kıvırmalar, göbek atmalar, arkaya doğru yatıp saçlarını sarkıtmalar, tekrar doğrulup öne arkaya kıvrılıp bükülmelerle doluydu. Rakkaslar, kimi hızlı, kimi aheste adımlarla meydanı dolaşırlar; gamze, cilve, naz ve edaları rakslarına katarlardı.

Her unsurun (cemaatin) kesim biçim yerinde çocuklarından rakkas çıkmıştır. Aralarında Müslümanlar da bulunmakla beraber bilhassa Rumlar yahut Ortodoks Çingeneler, Yahudiler ve Kıptîler, Çingeneler seçkinlik göstermişlerdir.

TAVUK BARI:

Bu oyunda, oyuncular tavuğun bazı hareketlerini taklit ederler. Tavuk, on iki yıllık eski Türk takvimine adını kattırmış hayvanlardandır. Oyunun kıdemini (yaşını, eskiliğini) buna göre dikkate almak belki faydalı olabilir.

Tavuk Barı'nın öbür adı Hikarî'dir. Hakkari yöremizle alakası görülen ve Erzurum barlarından sonuncusu, yani 12 ncisi sayılan oyun işte bu Tavuk Barı'dır.


TEBDİLLİ OYUNLAR:

Yurdumuzda erkek oyuncunun kadın giyimiyle raksa çıkması, yani köçeklik etmesi, kadının erkek kıyafetiyle oynamasından daha kıdemli (eski) bir görenektir. Türkistan'da da beçe denilen oyuncular kadın kakül ve etekleriyle oynaya gelmişlerdir.

Safranbolu düğünlerinde "Paça Günü" (Paça Cümbüşleri esnasında) kadınlarca erkek ve Seymen kıyafetine girilerek yürütülen oyunlara temas edilir.

TEKE OYUNU:

Isparta'nın Kayı köyünde davul zurnayla düğünlerde ikişer ikişer yürütülen bu oyuna kadınlar katılmamakla beraber, onlar aralarında ayrıca oynarlar. Buradaki Teke adından maksat Antalya'dır.

TEKE ZORTLAMASI:

Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesinin mesela Dinek köyünde tek kişi tarafından oynanılır. Kaval ezgisine uyarak Yürüklerce yürütülen bir köylü oyunu olarak da bilinir. Yürükler iki kişiyle de oynarlar. Güneybatı Anadolu'da yer yer varsa da, mesela Burdur'da üç beş genç bileni kalmıştır. Tartım dairesinde sürçümlü (sürçmeli) ayak hareketleri pek sürprizlidir.

TEMURAĞA:

Erzurum'da yörenin Aşkale ilçesinde Temirağa Bar'ından başka şunlar vardır; Daldala, Hançer Barı, Hoşbilezik, Kol Satma, Tamzara, Tavuk Barı.

Bunlardan Hançer Barı karşılıklı iki erkek tarafından öbürleri ise en azından iki kişinin elbirlikteliğiyle yürütülen oyun çeşitleridir. Bazılarını kadınlalar da kendi meclislerinde yürütüyorlar. Erzurum köylerinde nadir (seyrek) çeşitlerle karma bar yapıldığı da (oynandığı da) olur. Bazı ağır ve tahammül isteyen bar çeşitlerini (katılmak şöyle dursun) kadınların kendi aralarında sofada yürütmelerine bile esasen imkan yoktur. Saydığımız isimlerden Kol Salma çeşidi tek kişilik şarkılı kadın oyundur.

Çoruh yöresinin Yusufeli ilçesinin Peterik köyünde ve oranını hemen yakınlarında Temurağa davul zurnalı sıra oyunudur.

Erzincan'dan mesela Kemah ilçesinde de Temürağa sıra oyunu vardır. Davul zurnayla oynanır.

Bingöl'den mesela Kiğı ilçesinin Çerme köyü ve çevresinde keza sevilerek oynanılıyor. O köylerde kadınlı erkekli 3-17 kişi diziye girip davul zurna yahut saz (bağlama) ve tef eşliğiyle oynarlar.

Van'ın Erciş ilçesinde Temürağa kadınlı erkekli beş on kişilik karma diziyle yürütülür.

Temürağa Ağırlaması: Bulunulduğu yerde ilk figür yapılarak: bir adım sağa ileri, bir adım sola ileri ve iki adım geri gidilmekten ibaret Temürağa Ağırlaması'na başlanılırken oyuncular el ele tutuşmuş bir dizi halindedirler. Birinci zaman vuruşunda sol ayaklar yarım sola ökçe üstüne konur, oyunun cephesi de sola ileri dönmüş bulunur. İkinci zamanda bu vaziyette durulur. Üçüncüde ökçe üstündeki sol ayağın ucu sağa, dörtte sola, beşte sağa, altıda sola, yedide sağa ve sekizinci zamanda sola oynatılır. Havanın fıkrası (bölümü, cümlesi) tamamlanmış olur.

Çalgı yeniden başa geçince sağa dönülüp sol ayak bir adım ileri atılır (halay cephesi ilk sıralanışa göre yarım sağa yönelmiştir). Sol ayak ucu da -ayak değiştirecek şekilde- sol ökçe arakasına getirilir. İkinci zamanda, sağ ayak pençesinden kuvvet alınarak sol ayak kısa bir adım ileri atılır. Üste, sağ ayak bir adım kadar açılarak pençe üstüne konulurken vücutlar sağa doğru tartımlı (ritmik) bir sallanış yapar. Dörtte, yine tartımlı bir hareketle yerine gelir. Beşte, sağ ayak bir adım sola ileri atılır. Altıda, sol ayak pençesinden kuvvet alınarak -ayak değiştiriliş şeklinde- sağ ayak çok kısa bir adım daha ileri atılır. Yedinci zamanda, sol ökçe sağ ayağın yanına getirilerek yere vurulur. Sekizde, yine sol ayak öne yukarı fırlatır. Gelen ölçünün birinci zamanında sol ayak - fırlamış olduğu yerden doğruca - bir adım geri atılarak pençe üstüne konur. İkide, vücut ağırlığı sol ayağa yüklenirken kalkık sol ökçe yere vurulur. Aynı zamanda sağ ayak da hafif diz kırmasıyla yukarı kaldırılır. Üçte sağ ayak bir adım geri atılıp pençe üzerine konur. Dörtte, vücut sağ ayağa yüklenirken sağ ökçe yere vurulur. Aynı zamanda da sol bacak yükü ökçede olmak üzere sol ayak ucu yukarı kaldırılır.

Şimdi, yukarı kalkık sol ayak ucu beşte sağa, altıda sola, yedide sağa ve sekizinci zamanda sola oynatılır. Oyun bundan sonra şu tarif edilegelen sonuncu cümlenin sırası üzere bir müddet devam ederken, musikînin zamanları yürükleşmeye başlar.

Temürağa Hoplatması: Musikî'nin süratlenmesi, figürlerin de hızını artırır, hareketleri keskinleştirir. Esasen Hoplatmanın bundan başka figürü de yoktur. Ellerin bırakılması ve bir de sol ayaklar fırlatılırken el çırpmaları yapılması tarzındaki bu figür Hoplatma'da olduğu gibi Ağırlama'da da aynen yapılabilir. Oyunun figürlerinin fazla hızlı icralara elverişli olmamasından dolayı Temürağa'nın hoplatması uzun boylu devam edemez. Halaycılar dağılırlar.





TENZERE:

Tamzara adı Siirt'te böyle telaffuz edildiği gibi, yürütülüşü de hafifçe farklıdır.

TEMSİLİ OYUNLAR:

Saz takımı avluda veya odanın perde arkasında yer alarak ağır havalardan olmak üzere ahenge başlar. Az sonra da oyun havaları çalınır. Önce genç kızlar, ev sahiplerinin ısrarı ve annelerinin izni üzerine oyuna kalkarlar. Tekli veya toplu oyunlardan sonra karşılıklı oyunlar yürütülür.

Oğlan evinde, ev halkı ikram ve ev işleriyle meşgul olduklarından oyuna kalkmazlar. Sadece geceleyin kız evinde oynarlar. Birde kız evinden dönüldükten sonra (iş gören kadınlar) iş üzerindelerken alınıp (ellerinin hamur ve yağıyla) oyuna kaldırılırlar.

Gerek kız evine gidilmeden gerekse dönüldükten sonra oğlan evine gelenler tefcilerin idaresiyle, hem de düğünle ilgili olarak temsili oyunlara geçerler. Mesela, kadınlardan biri omzuna ceket alıp başına da kalpak veya fes giyer. Ayrıca ayağına şalvar geçirmekle mesela İsmail olur. Genç bir kıza da gelin denilir. Saz eşliğinde şu türküyü karşılıklı oynarlar:

Kız (gelin):

Küçük İsmal, Büyük İsmail
Yaza mı geldin, güza (güze) mı geldin
Samşakı vurdum, bize mi geldin?

İsmail:

Ne yasa geldim, ne güze geldim
Samşakı vurdum, bir kıza geldim


Türlü eğlencelerden sonra yine konuklardan oyun bilenler, Sudan Geçirme, Karşılama gibi oyunlara kalkarlar.

Sudan Geçirme: Kadınlardan biri çoban, öbürü çoban kızı olur. Ortaya suyu temsil eden bir yastık koyarlar. Yastığın bir tarafına çoban, ötesinde de çoban kızı durur. Kız, çobana kendisini sudan geçirmesi için yalvarır. Çoban, yardımına karşılık neyini vereceğini kızdan sorar. Kız, kaşını verir, olmaz. Gözünü verir, olmaz. Yanağını, dudağını verir, olmaz. Nihayet ince belinden tutup sudan geçirir. El ele tutuşurlar. Karşılıklı türkü çağırarak oynarlar:

Kız:

Oğlan beni sudan geçir
Boz bulanık suyu içir

Çoban:

Olmaz güzel kuzum olmaz
Değirmenin suyu dolmaz

Kız:

Oğlan beni sudan geçir
Susuzmuşum bir tas içir

Çoban:

Ne verirsin geçireyim
Soğuk sular içireyim

Karşılama: Anadolu'ya gelen İstanbullu ve Rumelili kızlar güzel sayıldıkları bir bakıma da öyle oldukları için (delikanlılarca peşin fikirli olarak öyle karşılanacakları için) bu güzelliğe izafetle (işaretle) biri "Urum Kızı" öbürü de onun yavuklusu Oğlan olur. Kız yüzünü örter, oğlan onun yüzünü görmek ister:

Oğlan: - Aman Urum kızı!
Kız: - Ne, canım efendim?
Oğlan: - Göster kaşlarını alayım seni
Kız: - Neylersin kaşlarımı, almazsın beni
Katiplerde kalem gördüğün yok mu?
Oğlan: - Göster gözlerini alayım seni
Kız: - Neylersin gözlerimi, almazsın beni
Çarşılarda badem gördüğün yok mu?

Nakarat:

Oğlan: Gördüğüm çoktur
Kız: - Aldığım yoktur.

Diyerek karşılıklı türkü söylerler. Sonra, kız yüzünü gösterir. Oğlan beğenir ve el ele tutuşarak oyuna geçerler.






TEREKEME:

Kars ve yöresinde kadın ve erkeğin birlikte yürüttüğü iki kişilik oyundur. Ayrı havası vardır. Musikîsi, Bayburt bar havalarından sayılır. Terekeme, tarihi yüzyılların derinliğiyle bilinen Türk boylarından biri olup, Türk adı kelimenin yapısında vardır. Terekeme oymağı, şimdi Kars ve havalisinde yerleşiktir. Oralarda Terekeme oyununun tek kişiyle oynandığı da oluyor.



TERLİKOYUN:

Amasya'dan bir kadın oyunu çeşididir.

TIRNANA:

Eğin'in (Kemaliye) gün görmüş oyunlarındandır.

TİKVEŞ:

Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinin Bayır köyünde iki erkek tarafından davul zurnayla oynanır. Rumeli batısından gelme Türk göçmen oyunlarından olduğu için, adı geçen köyün yerine yayılmamıştır. Bununla beraber en eski ve fatihlerin (evlad-ı fatihan) oyunlarından olduğu davul zurnaya bağlı kalmasından bellidir.

TİMURAĞA:

İki veya daha fazla oyuncu düz çizgi halinde oyun yerinde dizilirler. Bir mekik hareketiyle sağa gidip gelmeler halinde oynanır.

TİTREME HORONU:

Rize'de de tutulan bu horon çeşidi, Çoruh'un (Artvin) Yusufeli ilçesinin mesela Sarıgöl köyünde yıllardır daima tulum eşliğiyle 10-100 erkek tarafından yürütülüyor. Esas figürü, mütemadiyen (sürekli olarak ) vücudun bütün organlarının titreterek ürperti, ürküntü, kötü ruhlardan sıyrılmayı dileyiş gibi duyguları canlandırmak istiyor ve kurtuluşa ulaşmanın mücadelesini temsil ediyor görünür.

TONYA:

Rize bölgesi oyunlarındandır.

TOPARLAMA:

Bilecik'in Bozüyük ilçesinin mesela Cihangazi köyünde bu toparlama ve ayrıca Yeni Oyun adıyla sonradan tertiplendiği belirtilen başlıca iki çeşit oyun vardır. Eskisi sayılan Toparlama, bağlamayla kadın veya erkek ikişerli oynanır. İki oyun arasında figürler açısından pek fark yoktur. Yenisi daha kıvrak ve aksaktır.

TRABZON OYUNLARI:

Karadeniz bölgesi havalarımızın aksak tartımlı 7 / 8 lik olması keyfiyet (durumu) ayrıca sırf (yalnız) buralara has bir özelliktir.

Trabzon ve Rize oyunlarına gelince; bu bölge mahalli oyunlar bakımından üçe ayrılabiliyor;

A. Trabzon,
B. Rize
C. Çoruh Boyu
D. Hopa, Pazar, Hemşin.

Bu üç yörenin oyunları arasında epey fark vardır.

Bu yörenin milli giyimi zıbka, mintan, başlık ve çapuladan ibarettir. Zıbka (Sıkma); bacakları sıkıca saran, üst kısmı bol, arkası koç kuyruğu gibi sarkık ve yayvan bir nevi pantalondur. Mintan; kolsuz, önden üst üste binik bir çeşit yelektir. Başlık, bu bölgeye uygun ve soğuk iklim işi bir giyecektir. Çapula; seğirtmeye (koşmaya) elverişli, yalın kat ve burunları yukarı kıvrık bir cins ayakkabıdır.

Oyunlar her zaman üç telli kemençeyle yürütülür. Bu grupta yedi oyun tespit edilebilmiştir; Sığsara, Sallama, Ters Ayak, Millet, Pıçak Oyunu, Kız Horonu, Timurağa. Yörenin sıra oyunlarına Horon deniliyor. Horon tabiri; topluluk, yığın, küme anlamlarındadır. Pıçak Oyunu hariç diğerleri toplu oyunlardır.

Birleşik oyunlarda oyuncular el ele tutuşarak dizi teşkil edebildikleri gibi, sıra iki baştan kapanarak daire halinde de oynayabilirler. Horoncu sayısı fazlaysa dizi daireleşir. Çoğu zaman da iç içe birkaç halka olurlar. Kemençeci ekseriyetle halkanın ortasında kalır. El parmaklarından ayak uçlarına kadar her uzuv (organ) oyunda pay (rol, görev) alır. Yurdun en kıvrak oyunları bunlardır. Bazan, zor ve girift (karmaşık) figürleri vardır.

Hamasi ruhtaki Pıçak oyunu'nda eli bıçaklı iki kişi karşılıklı hamleleşirler. Her birinde, iki elde ayrı birer bıçak vardır.

Yaşlı kişiler, Millet ve Timurağa oyunlarının yakın dönemde buralara geldiğini söylüyorlar. Timurağa, Rize yöresinde oynanıyor. Kars veya Erzurum taraflarından gelmedir. Fakat buralarda daha kıvrak bir tempoyla yürütülüyor.

Kız Horonu, düğün gibi derneklerde kız erkek karma halde yürütülüp adı bu özelliğin (kıza da yer veren horon anlamında) neticesidir. Menşeinde (kaynağında, kökeninde) yalnız kadın oyunu veya kız evinin çeşidi olması muhtemeldir. Sallama oyununun temposundadır. Kemençeye uyularak karşılıklı atışmalı türkü de çağırırlar.

Çeşitleri şunlardır:

Laz Horonu, Rize Horonu, Tik Horon, Sera, Sera Atlama, Sallama, Titreme Horon Havası (Maçka), Kadın Dolay Horan Havası (Maçka), Yisera Havası (Akçaabat), Haçka Havası (Haçka bir köy adıdır).

Maçka'nın Sera horon havasında mesela şu şekilde oyun komutaları esrarlı bir fısıltı halinde kemençeciden işitilir: Çıp çıp... Hi hi hi hi ... Gelyo musa...

Bir başka komut: Şıp şıp... Uya ıya imanım... Bir ufak... Yık, yık, yık... He he he he... Bozma (hımm).... Al aşağı...

Bunlar o yörenin oyun çeşitlerinde her vesilede duyulur.

Horonlar: Hora'dan muharref (bozma) olarak horon denilen bu oyunlar, Trabzon'da henüz tekamül etmiş değildir. Bunlarda bir itina, bir mevzuniyet (tertip, düzen) görülmez. Gerçi, her oyun gibi bu da bir heyecan mahsulü ise de, bu heyecan yalnız oynayanlara münhasır (sınırlı) kalır. Eğer horona umumi (genel) bir mevzuniyet (düzgünlük) verilir ve hareketlerde bir intizam temin edilirse bu oyunlar İzmir'in ıslah edilmiş (yeniden düzenlenmiş) olan Sarı Zeybek oyunundan daha sanatk'r'ne ve daha heyecanbahş (heyecan veren) bir şekil iktisap edebilirler (kazanabilirler). Horonlar; tulum, kemançe, kaval, davul-zurna gibi basit alat-ı musikîyyenin (çalgıların) nağamatına (nağmelerine, ezgilerine) terdif-i hareket (uygun hareketler) eylerse de oyuna iştirak edenlerin hepsinde, aynı anda aynı hareketler görülmez. Mesela, on beş kişiden mürekkep (kurulu) bir horan heyetinde (topluluğunda) çalgının ahengiyle ayakların ve vücudun bir mevzuniyet dairesinde hareketi icap ederken, birçok l'alettayın (gelişigüzel) hareketler yapılır. Horon, kolay addedildiği için herkes bu halkaya dahil olarak alel'ım'ya (körü körüne) ayaklarını sallar durur. Ekseriya içlerinden bir oyunu bu halkayı idare eder. Trabzon Horonu namı verilen bu oyun, muhitin tesiri icabatı (çevrenin etkisi gereği) pek suretle ve ziyade (çok, aşırı) bir çeviklikle icra olunur. Kemençenin muttarid (düzenli) nağmeleriyle bitmez tükenmez koşmalar söyleyen türkücü karşısında yorulmak bilmeyen sahilin bu çevik ve zinde halkı saatlerce oynamak için kendilerinde büyük bir haz duyarlar.

Şehir halkından horon oynayan pek azdır. Fakat, köylülerin hemen hepsi mevcut şekildeki horonu oynarlar. Horonda heyet-i umumiyesiyle (genel olarak) göze çarpan hareketler; vücudu titretmek esas olmakla beraber bazan kolları süratle yukarı kaldırmak ve indirmek, ayakları ekseriya gayrı muttarid (düzensiz) bir surette hareket ettirmek ve arada da Al aşağı! Diyerek dizler üzerine çömelmek, bedeni süratle sağa ve sola döndürmek ve mahirane ( ustaca) bir çeviklikle sık sık sıçramaktan ibarettir.

Horonlar neşeli zamanlarda köylerde icra olunduğu gibi, bilhassa (özellikle) düğünlerde, derneklerde, bayramlarda kesretle (çoğunlukla) oynanılır. Dernekler; aizzeden (azizlerden, ulu kişilerden, erenlerden) bir kimsenin yadı namına (adının anılması) vesile olan bir binada veya bir çeşme başında senenin muayyen (belirli) günlerinde yapılır. Horonlar, grup grup delikanlılar tarafından icra olunur (oynanır). Fakat, her grupta kabadayılık hissi mevcut olduğu cihetle ekseriya ihraz-ı muvaffakıyyet eden (başarı gösteren) tarafı diğer gruplar çekemez. Biribirlerine söz atmalar, kafa tutmalar vaki olarak neticede münazaalar (anlaşmazlıklar, sürtüşmeler) zuhur eder (ortaya çıkar). Orada bulunan hatırı sayılır bîtaraf (tarafsız) kimseler araya girerek kavgaya meydan vermemeye çalışırlarsa da, bazan da kazalar vukua gelir.

Bir diğer horon da karşılıklı olmak ve iki üç kişiden mürekkep bulunmak (oluşmak) suretiyle oynanılır. Horon'un bu nevi'i (çeşidi) koma, pala denilen bir nevi kılıçla oynanır ki "Bıçak oyunu" dahi derler. Bıçak Oyunu'ndaki bedenî hareketler aynıyla horondaki gibidir. Yalnız, bıçak ile yapılan hareketler, bugünkü meç talimlerine mümasildir (benzer, andırır). Bıçak Oyunu, oyuncular arasında bir an kavga edecek gibi müb'zere (cenk) yapmak ve bir an sonra ayrılarak horona devam etmek suretiyle cereyan eder. Bunlarda (bıçak oyununu oynayanlarda) fazladan olarak bir maharet vardır ki, oyuncu eğer mahir (usta, hünerli) ise bıçağı üç veya dört metre havaya atar ve aşağı düşerken tekrar sapından yakalar. Daha mahir olanlar ağzıyla yakalarlar. Bıçak Oyunu da yine yukarıda zikrolunan (belirtilen) 'l't-ı musikîyyenin (çalgıların) muavenetiyle (yardımıyla) icra edilir.

Horonlarda söylenilen türkülerden bazılarını zikredelim:

Ay doğar çini çini
Öpsem ağzın içini
Dün gece neredeydin
Koynumun güğercini (güvercini)

İndim derede durdum
Bıçağıma pul vurdum
Ha bu köyün içinde
Ben bir kıza vuruldum.

Ey kavaklar kavaklar
Verir yeşil yapraklar
Çürüsün, toprak olsun
Yardan öpen dudaklar

Dumanlı derelere
Düştüm derin göllere
Tut kolumdan al beni
Serin serin yerlere

Ormanda vurdum kurdu
İndi derede durdu
Babamın aklı olsa
Beni evlendirurdu

Kadınlar düğünlerde, kına gecelerinde kendi aralarında oynarlar, türkü söylerler. Fakat, türkülerinde dem tutan yalnız def'tir. Son zamanlara doğru bazılarında ud ve keman çalınmaktadır. Ud ve keman olmadığı takdirde çengi denilen kadınlar def çalarak türkü söylerler. Mecliste hazır bulunan genç kadınları ve kızları birer birer ortaya çekerek oynatırlar. Fakat, bu oyunlarda da sanat yoktur. Alelade (basit) dönmelerden ve ayak sallamalarından ibarettir.

Meşhur helva sohbetlerinde; 'l't-ı musikîyyen (çalgılardan) zillimaşa, bağlama dedikleri çalgılarla muhtelif (çeşitli) mahalli havalar çalarak köçek oyunu denilen oyunu kadın kıyafetine koydukları erkeklere oynatırlardı.

Köylerde erkek oyunları birçok delikanlılar tarafından bir halka çevrilerek oynanılır. Bir veya iki delikanlı karşı karşıya gelerek ellerinde bıçak veya kama olduğu halde Bıçak Oyunu oynarlar. Horondaki delikanlılarla genç kızlar da oynarlar. Bu oyunlara en ziyade ahenk veren 'l't-ı musikîye (çalgılar) kaval, zurna, zinbon, tulum, kemençe ve davuldur. Çalgının makamına göre oyun efradı (topluluğu) münavebeten (sırayla, nöbetleşe) beher mısrai yedişer heceden mürekkep (oluşan) koşmalar söylerler. Tonya ve Rize havalisi köylerinin kaabiliyet-i şiirîyeleri (şiir yetenekleri) pek ziyade olup iki köylü karşı karşıya olmak üzere mevzun (düzgün) ve mukaffa (kafiyeli, uyaklı) olarak saf (temiz) hislerine tercüman olacak koşmaları irticalen söylerler ki, bir gün boyunca söyleseler yine izhar-ı aciz etmezler (bıkkınlık göstermezler). Bunlarda Türk kahramanlığının yad-ı mefahiri (övünülecek değerleri) derin ve samimi bir surette dinlenir. Türküleri, çalgıları, oyunları arasındaki ahenk ve tevazünden (uyumdan) herkes derhal Trabzonlunun mert ve necip (asil, temiz) ruhunu güftelerde ve bestelerde ve oyunun evza-ı etvarında (hareketlerinle, figürlerinde) pek bariz (belirgin) bir surette okur.

Horon, ilk defa vakûr, sonra şeci (cesur, yiğitçe) bir ahenk ve hareketle başlar. Müteakiben (daha sonra) kabadayıca bir çalakî (çeviklik) ile döner ve adeta uçarlar. Ve kol, omuz, baş ve ayak hareketleri ince mevzun (düzgün) bir halde dalgalanır. Velhasıl (kısaca), Trabzon'un seri'ül infi''l (çabucak tepki gösteren) ruhu bu mütemadî (sürekli) yükselen hareketlerde tecelli eder (ortaya çıkar).

Köylerde oyun oynanırken zıfka (zıbka), mintan (nimten) çapula, başlık giyilir. Silahlık (işlenmiş bel kayışı), köstekli saat, gümüş hemayil, kama, lüver (tabanca), arma bulunursa milli elbiseyi tezyin edeceği (süsleyeceği) cihetle daha ziyade makbuldür. Genç kızlarla birlikte yapılan rakslarda sevgililer arasında yaşayan aşklar, delikanlılar arasında söylenen koşmalarla kalplerden kalplere akar. Bunlar arasındaki rekabet, dayanılmaz bir tesir hasıl eder (ortaya çıkarır). O esnada hissedilirse derhal bir cinayete meydan verilir. Bu cihetlerin hüsn-i idaresine (güzel idaresine) hazır bulunan ihtiyarlar memurdur (görevlidir).

Bıçak Oyunu da horon tarzındadır. Silahın istimalini (kullanılmasını) fıtrî bir istidatla (yaratılıştan gelen bir yetenekle) bilen ve tanıyan bu memleket halkı gümüşlü kama ve palalar ile veya karakulak denilen bir nevi eğri bıçakla bu oyunu oynarlar. O kadar büyük bir maharetle oyuncular yekdiğerine (diğer oyunculara) karşı silah çeker ve silahı karşısındakinin başından ve bütün vücudundan o kadar seri dolaştırır ve öyle hamleler yapar ki ilk gören mutlaka yaralayacağına hükmederek endişenak (endişe verici) olmağa başlar. Fakat bunun büyük bir sükûn ve vakarla (ağırbaşlılıkla) devam ettiğini ve bu mahir (ustaca) hareketin pek sanatkar'ne bir ifham (anlayış) ve intizam tahtında devam eylediğini görerek mutmain (içi rahat, hoşnut) olur.

Trabzon'da horon'un en parlak ve en heyecanlı devri Vali Kadri Bey zamanındadır. Müşarünileyhin (adı geçenin) oyuna karşı zevki takdiri, umumî bir heves ve arzu uyandırmış, tabiî (doğal) olan bu istidat (yetenek) da büyük bir inkişaf yapabilmişti (gelişme gösterebilmişti). Horonların ve bıçak oyunlarının oynanması için muayyen bir mevsim yoktur. Yukarda zikredilen zamanlarda oynanılır. Dernekler ve düğünler ekseriya ilkbaharda ziyade olduğundan bu mevsimde bu hususta daha çok faaliyet meşhûd olur (görür).

Şehirlerde oynanan oyunlarda erkek oyunları için bir hususiyeti (özelliği) haiz olanı yoktur. Avam takımı (halk), köyde oynanan horonları icra eder. Fakat, köylüler kadar temin-i muvaffakıyet eyleyemezler (başarı gösteremezler). Onlar arasında olan 'l't-ı musikîyye (çalgılar) da ayniyle köylülerinkilerdir. Güfteler ve besteler çok tehalüf etmezler. Esasen horonlarda şart sürat ve çalakî (çeviklik) olduğu için ağır makamlara tevafuk (uymazlar) etmezler. Oyunlardaki sürat ayniyle bestelerde de mevcuttur.

Daha yüksek kısma gelince; düğünlerde, sünnetlerde ve her hangi bir iyi vesileyle icra edilen ahenklerde, köylülerin çalgılarına bedel ud, keman, kanun, piyano gibi 'l't-ı musikiyye (çalgılar) icrayı ahenk eder (çalınır). Bazan köçek oyunları, bazen de alafranga hareketler meşhûd (görülür) olur ki, bunlarda hiçbir zaman bir sanat ve hususiyet görülmediği gibi hiçbir tarzında türkünün raksı da olmaz.

Kadınlara gelince; mutavassıt (orta halli) aileler arasında mevcut raks ve çalgılarda bir dereceye kadar hususiyet görülebilir. Düğünlerde, sünnetlerde çengi denilen bir veya daha fazla kadın, ellerinde def olduğu halde mahalli türkülerden (fakat köylülerinki kadar seri olmamak şartıyla) söyleyerek mecliste hazır bulunan genç kızları ve kadınları ortaya alarak oynatmağa başlarlar. Rakkaselerde evvelce meşhûd (görülen) olan hicap (utanma) ve nazlanma hareketleri vaki ısrarlar karşısında bir dereceye kadar ref olunarak (ortadan kaldırılarak) raksa başlanılır. Daha evvelce oyunlarda darbuka ve zillimaşa mevcut idiyse de, bugün onlardan pek az kullanılmaktadır. Düğünlerde gençler oynadıktan sonra cemiyete (toplantıya, topluluğa) daha fazla bir revnak (parlaklık, süs) ve şeref verilmek üzere gelin de kalkar. Naz ve niyaza karşı yapılan bin ısrarla kısa bir raks icra eyler. Çünkü, terbiye-i mahallîye (mahalli terbiye) icabı evvelce nazikane (kibar, nazik) bir hareket çirkin ve hahiş (istekli) sayıldığı için bu naz ve hicap içinde bir parça da cahiliyet (bilgisizlik) mevcuttur. Sonradan oyuna devam etmeye başlayınca, edalı raşeler (titreyişler) içinde gözler süzülür. Boyun kırmalar, kıvrak hareketler nezih bir şekilde devam eder. Evza ve etvar (hal ve hareketten) mümkün mertebe tabiî ve zariftir. Heyet-i umumiyesinde (tamamında) rikkat (incelik) necabet (soyluluk) ismet (temizlik) okunur. Seri (çabuk) ve çalak (çevik) biraz da geçkin ve laübali kadınlar erkek kıyafetiyle aynı cemiyetlerde horon oynarlar. İstirahat esnasında ekseriya çay ve meyvalar verilir. Güzel güzel latifeler yapılır. Oyunda, parmaklar arasında Anadolu'nun iç vilayetlerinde olduğu gibi zil ve kaşık nadiren kullanılır. "Tırnak Karası" denilen (ki sönmüş kireç ile mürdesenten "kurşun oksitten" yapılır) bir nevi maddeyle veya kınayla tırnaklar veya parmakların uçları boyanır. Siydi ve kırmızı renkte müzeyyen (süslü) ve nakışlı parmaklar sade ve âhenkt'r şakırtılarla oyuna devam eder. Fakat, son zamanların zevkine kına ve tırnak karası uygun gelmediği için terk edilmek üzeredir.

Kadın raksları, bir daire etrafında devredilerek mevzun (düzgün) ayak atmalar, vücutta nahîf (zayıf) ve ruhnüv'z (ruh okşayıcı) inhinalar (kıvrılmalar) ve kollar ekseriya yukarı doğru olduğu halde muntazam hareketler ve parmak şıkırdatmak suretiyle gözler ekseriye yere bazan da etrafa süzgünce atfedilerek (çevrilerek) yapılır. Etraftaki kadınlar; "ömrün artsın kızım kırk bir kere maşallah, nazar ve göz değmesin" gibi sözlerle hem teşci (teşvik) hem de taltif ederler. Bunlar arasında genç kızını mevtim (ölümün) kara pençesine terk etmiş analar da mevcutsa sevgili kızının hayal-i n'z'ni (nazlı hayalini) derhal gözünün önünde tecessüm ederek (canlanarak) için için ağlamaya başlar, görenleri de rikkate (merhamete) getirerek muvakkat (geçici) bir zaman için tatil-i neşeye (neşenin durmasına) karar verilir. Zavallı kadın, herkesi daha fazla müteessir etmemek (üzmemek) için cemiyetten kalkar gider.

Yüksek ailelerde ise bu hususiyetten (özellikten) eser görülmez. Bunlarda; ud, piyano, keman, şarkı ve curcuna havalarla demsaz (dost, arkadaş) olarak ekseriya umumî (yaygın) olan fantezi oyunlara rağbet ederler. Tarz-ı tezyinde (süsleme şeklinde) bunlarda yine bir hususiyet (özellik) görülmez. Mahallî biçim, mahallî ve eski kumaşların yerine kay, krep, döşin, şifon, markizet gibi kumaşlarla bulûz, kostüm, tayyör gibi ecnebî (yabancı) bir modaya tebaiyet ederler (uyarlar). Mahallî bir ruh ve hususiyet, mutavassıt (orta halli) ve avam (halk) tabakasında meşhûd (yönelmekte) olmaktadır.

Trabzon Yöresinde Oyun: Trabzon'un üç çeşit oyunu gün görmüştür ve görüyor. En başta geliyorlar:

1. Sıksara: Bu oyun Maçka ve Tonya Sıksarası olmak üzere ikiye ayrılır. İkisi arasında figürlerce fazla fark yoktur.
2. Horon (Atlama)
3. Bıçak Oyunu (Sallama)

Bunlar, yalnızca erkeklerce yürütüldüğü gibi, karma da oynanırlar. Oyun boyunca, şimdi yalnız kemençe çalınıyor. Karadeniz'in çok sevilen türkülerinin de birlikte söylendiği çok olur. Oyunlar genellikle kıvrak ve gayet çabuktur.

Giyim: Aba üstlük altına işlemeli yelek, en alta da ince ak gömlek giyilir. Bacaklarda körüklü bir zıbka pantolon, ayaklarda tabansız terlik biçimi bir çizme bulunur. Başlarına iki kulaklı bir başlık geçirirler.

Rizelilerin bugün 32 çeşit oyunun bulunduğu tahmin edilmiştir ki, bu bir ortalama hesap olsa gerektir. Başlıcalarını sıralayalım: Pazar Hemşini, Memetina, Alîka, Rize Oyunu, Polipçet, Palat, Sarışka.

Rizelinin oyununa katılabilmek için onun kadar tetik, çevik ve tez canlı olmak gerekir.
Giyimleri; Trabzon yerli kıyafetini andırır.



TURA OYUNU:

Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinin Bademlis köyünde Tura oyunu davul zurna eşliğiyle 10-12 erkek tarafından oynanılır.

Aynı ilçede şu oyun çeşitleri de vardır: Dolaşık, Düz Oyun, Kaydalama, Karkoç, Oğlan, Sallama.

Emirdağ'ın Davulga köyünde de Tura Oyunu ve ayrıca şu oyun çeşitleri vardır: Halay, Çifte Oyun, Kaydalama, Enğine, Karabağ...

TURNALAR:

Erzurum ve Gümüşhane sıra oyunlarından olup, Turna Barı'ndan ayrı ve turnaların katar halinde seyrinden mülhemdir (ilham alınmıştır). Durnalar diye de telaffuz ederler.

TURNA BARI:

Erzurum sıra barları oynanılırken dördüncü bar olarak oynanılması tercih edilmektedir. Bununla beraber, toplu ve esas on iki bardan değildir. İkişer Dadaş tarafından yürütülenlerdendir.

Turna Barı'nda iki oyuncudan biri erkek, diğeri dişi bir çift turnayı temsil ederler. Oyunda ara sıra ötüşme taklitleri yapılır. İki oyuncunun birbirleri etrafında dönmeleriyle oyuna başlanır. Erkek oyuncu dişiyi aldatarak diz üstü yere çöktürür. Etrafında üç devir yaptıktan sonra sırtına çıkıp oynar. Sonra da yine erkek tarafından kaldırılır ve oyun biter. Turna barı, yalnız Dadaşlara mahsus (özel) kalmayıp, düğünlerde Erzurum kadınlarınca da oynanılagelmiştir.

Oyunda turnanın hareketlerini taklit eden figürler vardır. Barın belirli bir yerinde erkek dişiyi çökmeye mecbur edince, seyircilerden biri dişinin önünde fındık, badem gibi şeyler koymayı unutmaz. Dişi, turna, bunları kuşun hareketlerini taklit ederek yer ve erkeği gözüyle takip ederek etmeye başlar. Erkek turna dişinin sırtına çıkarken kanatlarını çırpar. Bunun asıl manasını çözmek güç değildir. Bölgenin en uzun ömürlü barlarından olduğu, Asya'da da çeşitlerinin bulunmasıyla sabittir.

TÜRKMEN KIZI:

Çorum'un kendi yöre oyunlarından olan Türkmen Kızı ya tek kadın tarafından ya da kadın erkek bir çift oyuncuyla icra edilir. Oyunun kendi havasını meydan sazı veya bağlama çalar. Ezginin demelerini (sözlerini) birkaç kişinin bir ağızdan söylemesi adet olmuştur. Oyunun tek özelliği, sözlerin mana ve ifadesine göre figürler göstermekten ibarettir. Bir kız topluluğu tarafından oynandığı nadiren görülür.

I. Oyuna girilmezden önce saz (meydan sazı) bir başlangıç havası vurmaya koyulur ki bu, oyuncuları ortaya davet yollu bir giriş musikîsidir. Ezgisi, oyunun asıl havasından ayrı olmakla beraber, makam bakımından en uygun düşecek bir seçimde görünür. Oyuncular ayağa kalkarak gezinmeye başlarlar. Kısa süren bu orta seyranından (gezinmesinden) sonra saz asıl Türkmen Kızı havasının henüz sözsüz çalınacak giriş cümlesine geçer (yani burası esas oyun havasının kendi başlangıç kısmıdır). Oyunun bu giriş yerinde yine havanın tartımına uyularak yürüyüş yapılmaya devam edilir: Önce sol ayak ileri atılır, sağ ayak onun tam yanına çekilerek bir duraklama anı olur. Bu hafif tereddüt vakfesinden (duraklamasından) sonra tekrar sol ayak atılır, bu sefer sağ ayak yavaşça onun yanına getirilir ve ihtiyatın (tedbirin) ifadesi olur. Yani, hizadan ve ara verilmeden birer adım ileri atılarak sol ayak bu sefer -başlangıçtaki gibi - sağın yanına süratlice çekilir. Durulmadan tekrar sağ ayak atılır, şimdi sol ayak yine usulca çekilerek aynı hizadan ileri atılır. Böylelikle birinden öbürüne geçmeli teker adımlarla tartım dairesinde yürünmüş olur.


Notanın sonunda, ayaklar yan yana durularak tekrar baştan başlanır. Buradaki ayak hareketi şekilleriyle herhangi bir oyunun ayak hareketleri, nota kıymetlerinin muhtelif tarzlarıyla yazılabilirler.

Kız ve erkek çiftinin birlikte oynaması, bu oyunun esas şekli olduğuna göre, giriş ezgisinin devamı boyunca kız oynar, erkek ayakta el şaplatır. Az sonra, sözlü kısım başlar başlamaz da erkek aynen kadın oyuncunun yürüyüş figürünü tekrarlayarak bir daire çizmek suretiyle oyunun demeli (türkülü, sözlü) bölümüne geçilmiş olur. Yürüyüşlerde, iki kolun dirseklerden yanlara doğru hafifçe kırık şekilde uzanık tutulması, figür icaplarından olup bu sırada baş, şehadet ve orta parmaklar burula burula şıklatılır.

II. İkinci kısma geçildiğinde demelerin (sözlerin) manasına göre oyuncular birer tavır takınarak, ifadeye hareketlerle katılmış olurlar. Meselâ: demelerin bir parçası şöyledir:

Türkmen kızı inek sağar
Uzun saçın yere değer
Sevsin diye boyun eğer

Leyli de leyli Türkmen kızı
Sen allar giy, ben kırmızı

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Bu deme söylenirken, çömelinmelidir. Kız, çömelik vaziyette bir inekten iki eliyle sütü sağar gibi inek sağış hareketleri yapacaktır. O deme bitinceye kadar bu figür sürer. "Leyli de leyli Türkmen kızı" nakaratına geçilip, burası da hem çömelik vaziyetteki oyuncular hem de çalan tarafından bir ağızdan söylenirken daire çizme figürüne geçilir: Yani, her iki oyuncu çömeliş vaziyetinin sıkletini (ağırlığını) büsbütün sol ayak üstüne bindirerek sağ ayakları düz durumda ileri atıp baş parmak ile topuğun iç kısmını yere değdirirler ve (bir daire pergellercesine) uzanık sağ ayak yardımıyla sol ayağın mihveri çevresinde -oldukları yerde - birer daire çevrimeye başlarlar. Nakaratın bitişine kadar süren bu çevirişler boyunca bir yandan da tartıma göre birlikte el şaplatırlar. Dönüşlerin mevzun (düzgün), sarsıntısız ve rahat yapılması şarttır. Yoruculuğuna rağmen, sıkıntı çekildiği belirtilmeden tekrarlanır. Ustalık buradadır. Neticede, ikinci parçanın (sözlerin) oyununa hazırlanılır. (Demelerden kaç parça söylenecekse oyun her birinin taklidi ve dönücü nakarat figürleriyle o kadar sürmüş olur.)


Türkmen kızı tezgah dokur
Vurur kirkit, sıkça dokur
Hem heybelik, hem torbalık

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!


Türkmen kızı hamur yoğurur
Hamuru teknede çevrir
Hem çevirir, hem evirir

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı yün tarıyor
Yitirmiş yari arıyor
Yarimi eller sarıyor

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı süt pişirir
Sütün kaymağın taşırır
Görenler aklın şaşırır

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı kalk ayağa
Altın topları kollara
Firûze yüzük ellere

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:32

UÇURDUM:

Gaziantep oyunlarındandır.

URUM SALLAMASI:

Karadeniz bölgesinin Türk Rum mubadelesinden (değişiminden) önceki Rumlara ait olduğu bilinen oyun çeşitlerindendir.

UVA YANLAMASI:

"Ova Yellemesi" tabirinin farklı söylenişi olarak bazı köylerde böyle deniliyor.

UZUN HALAY:

Sivas'ın Divriği ilçesinin Kızılören köyünde yürütülen halay çeşitlerindendir. 5-10 kişilik diziler halinde, kadınlar kendi aralarında veya erkeklerle birlikte oynanılır. Yalnız erkeklerce de yürütülür.

Sivas'ın Kangal ilçesinin Yellice köyünde oynanan sıra oyunlarından Uzun Halay'da halkaya giren kadın ve erkeklerin sayısı tahdit edilmiş (sınırlandırılmış) değildir. Davul zurnadan başka bağlama çöğür de eşlik edebilir. Oyuna Ozun Halay da derler.

Sivas'ın bazı köylerinde Halay adı altında bu oyunun figürlerini yaparlar.


UZUNLAMBAÇ:

Zonguldak yöresinde kadınlar kendi aralarında yürütürler. İki kişilik oyundur.

ÜÇ AYAK:

Bu adı taşımakta olan oyun çeşitlerinden yurdumuzun en arkırı (ücra) yörelerin de de vardır. Pek eskiden, bir Üç Ayak oyununun ülkenin dört bucağında gün görmüşlüğünü ve zamanla nice semtlerde unutulduğunu başka emsale (örneklere) bakarak düşünebiliyoruz. Kadın giyim eşyalarından meşhur "üç etek" entarinin yaygınlığı nispetinde (ölçüsünde) dört bir bucakta dağınıktır. Birçok çeşitleri vardır.

Üç ayak oyunu Bingöl'ün Kiğı ilçesinin Çerme köyü ve çevresinde 3-17 kişi tarafından kadınlı erkekli diziyle davul zurna yahut tef ve saz (bağlama) eşliğinde yürütülür.

Tunceli - Çemizkezek köylerinde keza revaçtadır.

Tunceli'nin Ovacık ilçe merkezinde de karma halde oynarlar. Orada, yalnız bu Üç Ayak oyunu, sıra oyunu olarak vardır.

Elazığ'ın merkez ilçesinde Hal, Harput ve Kövenk'te vardır.

Diyarbakır'da Üç Ayak havasından başka bir de Allı Senem oyun havası vardır.

Tamzara'nın tersine Üç Ayak oyununun havası sözsüz olup yerinde sayar gibi mutedil hareketle ve aksak (2+2+2+3=9/8) tartımda oynanır.

Üç Ayak Halayı, Sivas'ın Divriği ilçesinin Karageban köyünde 3-15 erkek, kimi de kadın -erkek karma halka, yahut kadınlar kendi aralarında olarak düğün ve bayramlarda davul zurnayla oynanan, esas itibariyle erkek oyunu sayılan sıra oyunu çeşididir. Aynı ilçenin Musa köyünde de aynı şartlar altında vardır. Gürün ilçesinin Gölekveran köyünde daima karma halde yürütülür. Fakat, Hafik ilçesinin mesela Mamuğa köyünde yalnız delikanlılar arasında rağbette bulunup, kadınlar kendi aralarında halay çekerler. Bu halayın diğer Sivas halaylarından farkı ayak atış sayılarındadır. Nice köylerde hiç bilinmez yahut da unutulmuştur.

Sivas yöresinin köy kadın ve erkek halayı olan Üç Ayak'ın figürleri Tozağan Halayı'ndakinin aynıdır. Onun gibi bu da Kızılcaköy taraflarında ziyadesiyle oynanır.

ÜÇ AYAK YÜRÜMELİ:

Doğu Karadeniz bölgemizin Pazar (Rize) ilçesinin Liman köyünde kaval ve kemençeyle yürütülen erkek halka oyunudur. Haz, memnuniyet ve sevinci ifade eder. Düğün ve bayramlarda oynanılır.

İki Ayak Yürümeli ve Sallama oyunları da o yörede aynı şartlar altında vardır. Hoşnutluk ve coşkunluk uyandırıcı mahiyetteki bu oyunlarda kadın erkek mesela yüz kişiye kadar yer aldığı görülür. Kızlar, Kız Oyunu yapmakla yetinirler.

ÜÇ PARMAK:

Bergama ve çevre köylerinde iki kişinin yürüttüğü bir halk oyunudur.

ÜSTELEME:

Bergama ve çevre köylerinde iki kişinin yürüttüğü bir halk oyunudur
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:33

VAN KOÇÇARİSİ:

Erzurum'un 12 sıra barında yöre oyun erkânına (töresine) göre dördüncüsüdür. Adına bakılırsa Van menşeindendir veya o bucağa (yöreye) iz'fetle (bağlanarak) adlandırılmıştır.

Bu barda artık bel hareketleri de yer alır. Yani, kendisinden önceki üç bara göre bu böyledir. Oyuna kol kola girilerek başlanır. Bacak ve ayak hareketlerine karşılık bel de hareket ettirilir. İki kısımlık yürüyüşü vardır:

Biri, olunduğu yerde sayarak yapılanıdır. Öbürü yürür durumdadır. Bunlar nöbetleşe icra edilirler. Oyun sonunda oturuş durumu vardır, yani oyuncular çömelirler ve oyun bu oturuşla son bulur. Oyunlardaki oturma hareketleri zaten hep bitişe tekabül eder. Van koççarisi'nde oturma noktası ve hareketleri bambaşkadır. Kendisinden sonra gelen barın, yani Hoşbilezik'in hareketlerini andırır.

VARAGELE:

Bilecik'in Osmaneli ilçesinde bu oyun 2-30 kişi tarafından gırnata (klarnet) ve keman ile yürütülür. Kadın erkek birlikte veya ayrı ayrı oynarlar. Vargel olarak da söylenir.

VAR ANAM GEL ANAM OYUNU:

Manisa'nın Soma ilçesinin Tarhala oyunlarındandır. Erkekler bir tarafta, kadınlar öte yanda kendi alemlerindedirler. Koyun yatırma adetine de sahne olan bu kurban bayramı, orada bilhassa genç kız ve delikanlıların umut günüdür. Bir ara delikanlılar genç kızlara elli metre kadar yaklaşınca onlar da oyun hazırlamaya giderler. Erkekler dümbelekler çalarak oynarken kızlar seyirci kalır. Sonra, kızlar Ayak Oyunu'na geçerler.

On beşlik kızlar ve daha büyükçeleri, meydanın ortasına gelip bir halka kurarlar. Zeybek kıyafetine giren bir kız on kadar kız kılıklarıyla yan yana durur. Bu kızlar, erkekleri temsilen bellerine birer çubuk parçası sokarlar. Karşı taraftakilerden biri de kocakarı kıyafetine girerek, kızların yanında yer alır. Delikanlılar, kızlara on metreye kadar yaklaşırlar. O gün, kızlar çok serbesttir. Çünkü, bu gün "bekar kızların talih günü"dür.

Erkekleri temsil eden taraf ellerini kaldırıp ayaklarını çağırdıkları türküye uydurarak karşılarındaki kızlar grubuna doğru oynaya oynaya yürürler. Birlikte ve tempoyla şık şıkır çağırdıkları türkü şudur:

Var anam, gel anam
İşte nişanlımı getirdim
İşte yüzüğümü getirdim
Ölmeden gel anam

Kızları temsil eden grup cevap veriyor:

Sizin nişana tasma derler
Sizin yüzüğe halka derler
Al kelam ile dünür
Gel kelam ile dünür

Oyun böylece karşılıklı manilerle devam ederken cümlesinin (hepsinin, tamamının) nakaratı olarak "Al kelam ile dünür" söylenir. Karşılıklı olarak onar onar gidip gelişlerde çok nazlı ve pek şirin edalarla oynar, sekmelerle karışlaşırlar.

Türkünün geri kalan sözleri karşılıklı olarak şöyledir (Daima bir taraf iki mısrayı nakaratıyla birlikte söyledikten sonra, karşı taraf da nakaratıyla birlikte dört mısra söyler. Tekrar birinciler aynı ölçüde sözlere devam ederler):

Delikanlıları Temsil Eden Grup

- İşte küpemi getirdim
İşte altınımı getirdim
- İşte incimi getirdim
İşte fistan getirdim
- İşte fotin getirdim
İşte çorap getirdim
- İşte ferace getirdim
İşte üç etek getirdim
- İşte libade getirdim
Bıçakcık olsa, bıçakcık olsa

Belinde dursa, belimde dursa

- Benim oğlum küstü gitti
Alakçasına şaştı gitti.

Kızları Temsil Eden Grup

- Sizin küpeye boncuk derler
Sizin altına eşek nalı derler
- Sizin inciye boncuk derler
Sizin fistana çuval derler
- Sizin potine çarık derler
Sizin çoraba tutaç derler
- Sizin feraceye kepenek derler
Ona bizde bulaşık bezi derler
- Sizin libadeye hasır derler
Kısacık (altın dizisi) olsa, koynumda dursa
Tekecik (tepelik) olsa, başımda dursa

- Ben kızımı Şam'a veririm
Dam'dan ırak yere veririm
Yine size vermem.

Bu türküden sonra usulü dairesinde oynaya oynaya halka haline gelerek otururlar. Kocakarıya yaklaşan zeybek kadın, üç defa köpek gibi havlayıp güç hal ile oturur. Deminki sözleri hatırlar, sinirlenir ve nihayet der ki

- Allah'ın emriyle, koca bıçağın demiriyle bize kızı verin.

Oğlan tarafı bellerindeki değnek parçalarını pala gibi çekerek ayağa kalkar. Kızlar ise:

- Oğlanları görelim, diyerek yumuşarlar.

Oğlanları temsil edenler, dizilirler. Kızlar da onların karşılarında sıra olurlar. Kızlar ile oğlanlar birbirlerini muayene ederler. Bu sırada asıl delikanlılar on adım kenarda kızları seyretmektedirler.

Oğlanları temsil edenlerden birkaçı kızlara hücum ederek birkaçının başörtülerini çekerler. Saçlarından tutup hep taraflarını açarlar. Artık namahremlik (kaç-göç) kalmamıştır. Ev haliyle kalan kızı az sonra gûya kaçırırlar. Diğerleri el çırpar:

- Aldık kızı! Aldık kızı! Oyun bitti!

Bu oyundan maksat, delikanlıların evvelce tasarlayıp kızlara bildirdikleri kızı açık saçık görebilmesidir. Tabiatiyle, oyundaki kızlar, hep iyi giyimli süslü püslüdürler. Görülmüş ve sesi duyulmuştur artık. Altınları bile göze çarpmıştır. Bir hafta içinde ailesinden istenilmesi mecburidir. Aksi takdirde, gelecek yılın "koyun yatırması"nı bekleyecektir.

Evlendikleri takdirde, kadın her zaman kocasına; "Sen beni Koyun Yatırma'da göre göre bile bile aldın. Şimdi niye beğenmiyorsun?" diyebilecektir. Bu türden sitemlere hakkı olabilecektir.

Ana babadan önce söz kesilmenin bir nevi mukaddimesi (girişi) durumundaki bu sahne köy kuruldu kurulalı her yıl tekrarlanırmış. Oyunun bitmesinden sonraki bir safhası da, kızı oğlanların, oğlanı da kızların taliplere övmeleri şeklinde tecelli edip, caymamalarını sağlamaya çalışmak olurmuş. Oyunun bitiminde kız ile oğlan arasında kaşla göz arası işaretleme dahi cereyan edebildiği unutulmasın.

Bu hoş gün, karanlık çökünceye kadar sürerek, saatlerce çobansız kalan koyunlar nihayet genç sahiplerini bularak aralarında sürü olup ağıllarına dönerler. Oyun, muhtelif (çeşitli) talipler adına el altından tekrarlanmıştır.

VARDIR YELDİR:

Bilecik'in Küplü köyünde incesaz yahut davul ve saz (bağlama) ile (bu takdirde davul tokmakla değil parmaklarla odada çalınır) iki kişi tarafından karşılıklı yürütülür. Çift olarak 8,10,12 kişi birlikte oyuna kalkabilirler. Yalnız erkekler tarafından oynanılırsa da, kadınlar ayrıca kendi meclislerinde de oynayabilmektedirler. Atalardan kalmalığı ihtiyarlarca biliniyor.

Bu köyde Zeybek oyununa da beş altı çift erkek hep birlikte kalkabilmektedirler.

VARGEL:

Bilecik'in Bozüyük ilçesinin Deveyalak köyünde "Kıpırdım" gibi bu çeşit de bağlama ve meydan sazı eşliğinde 2-4 kişi tarafından yürütülür. Kadın erkek karma halde de oynarlar.

Aynı ilçenin Dudurga köyünde de aynen varlığı bilinmektedir.

VEZİ:

Kaşık oyunu demektir.


VEYLİŞHANE:

Urfa'nın (Şanlıurfa) Siverek ilçesinde tef ve zilli maş eşliğiyle tek erkek tarafından oynanılan bir oyundur. Bileni çoktur. İki kişilik Kol Oyunu bundan farklıdır.

VİLK:

Vilk veya Vilik Tunceli oyun havalarındandır
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:35

YAĞLI KENAR:
Seyhan'ın (Adana'nın eski adı) Kadirli ilçesinin (günümüzde Osmaniye iline bağlı) Topraktepe köyünde oynanılan bu Oyun davul zurna eşliğiyle iki erkek tarafından yürütülür. Düğünlerde oynanır.

YALABIK ZEYBEĞİ:
Yalabık, sadece Bergama'nın Kozak yöresinde çalınan bir ezgi ve onun oyunudur. Adının köylüler tarafından "Yalabik" şeklinde telâffuz edildiği de olur. Kimi de Yalbik derler.
Yalabık Zeybeği, çifterli yürütülür. Sekme ve sürekli çökmeleriyle ilgi çekici bir oyundur. Altı figürü vardır. Diğer oyunlardaki gibi 3-5 üzerine değil, 3-3 esasına göre yazılmıştır. İkinci üçler, birinci üçlerden daha ağırdır. Bu yoldan dokuz sayılır.
Oyun başlarken biraz aralıkla yüz yüze durulur ki bu bir özelliktir.
1. Yürüyüş: Esas duruştan; yani sol ayak ileride, sağ ayak yarım adım geride karşı karşıya duruştan üçlere geçilir: sol ayak, sağ ayak ve tekrar sol ayak yerlerinden birer karış kaldırılır ve indirilir. İkinci üç soldan dönülerek yapılır: Sol ayak üzerinde sola dönülerek sağ ayak ileri atılır. Sol ayak yerinden kaldırılarak sağ ayak yanına getirilir.
2. Karşılıklı Sekmeler: birinci üç yapılır, kollar aşağıdadır. İkinci üçlerde kollar kalkıktır. Sağ ayak sol diz arkasına vurur, sol ayak üstünde sekilir (bir); sağ ayak ileri atılıp sol diz üstüne çökülür (iki); ayağa kalkarken sol ayak biraz yana açılır (üç).
Bu hareket iki üç defa tekrarlanır. Karşı karşıya gelinirken de iki grup birerle kola geçmiş olur. Safta yürüyüş iki üç defa tekrarlanır.
3. Bir sırada Eşmeler: Üçler yapılır.
Sol ayak basılı iken, sağ ayak kaldırılıp ilerden geriye sallanır (bir); bir daha yapılır (iki); ileri basılır (üç).
Sol ayak kaldırılıp ilerden geriye iki defa sallanır, üçüncü de sağ ayak üstünde soldan geriye dönülür.
Oyuncular dizili koldadır. İkinci figür tekrarlanır.
Dizi kolu, oyun yerinin ortasına gelmiştir. Buraya ikiye ayrılır. Bir grup doğru gider, öbürü soldan geri döner.
İkinci figürdeki sekmelerle ve üçüncü figürdeki eşmelerle oyun devam eder.
4. Diz Çökmeler: Üç yapılır.
Sağ ayak, sol ayağın arkasına vurur ve sol ayakla sekilir (bir). Sağ ayak bir adım ileri basar (iki); sağ ayağın dizi üstüne çökülür (üç). (Sol ayak geride uzanık bir haldedir.)
Üç defa tekrarlanır.
Dizi kolları ortada birleşir. Diz çöke çöke gelmiş olurlar. Burada yine tek dizi koluna geçilir.
Üçler, sekmeler yapılır.
İkinci figür yapılır. Üçüncü figürdeki eşmeler tekrarlanır.
5. Dönmeler: Üçler.
Dönmeler olur soldan ve sağdan dönme peş peşe yapılır.
İkinci figürdeki sekmeler tekrarlanır ve ortaya gelinmiş olunur. Burada oyuncular iki kola ayrılır. Tekrar Sekmeler yapılır. Böylelikle oyuna başlanılan yere ulaşılıp orada eşmeler tekrarlanır.
6. Çarpraz: Üçler yapılır.
Sağ ayak, sol ayağın önüne basar, sol ayak geriden basılır (bir); sağ ayak yana açılır, sol ayak yanına vurulur (iki); sol ayak yana açılırken sağ kol yukarıda sol kol aşağıdadır (üç). Karşı karşıya olan iki grup, bu duruşla selamlaşmış sayılırlar.

YALIM (YARIM) ÇITIRDAK:
Kastamonu'nun Sepetçioğlu'dan sonra en fazla tuttuğu oyun budur. Yarım Çırdak oyununun değişik söylenişlerinden biridir.

YALKUŞTA:
Muş'un merkez ilçesinde, bu oyun iki erkek tarafından davul zurnayla oynanır. Esas figürü 'el' vurmacadır. Düğün ve bayramlarda her oyunu hazzın heyecanıyla seyreden halk bu oyunda heyecan da (çarpıntı, titreme) çeker. Çoğu oyuna katılmak ihtiyacını duyar ve katılır. Tarihi bir çeşittir. Adı, yer yer söyleniş farkları edinmiş olup Van'ın doğusundaki köylere kadar o yörelerde de vardır.

YALELLİ:
Bursa köylerindeki oyun çeşitlerindendir.

YALI ZEYBEĞİ:
Bengi Zeybeği'nin diğer adıdır.

YALLI:
Sırtlan veya 'di kadın anlamında bazı yörelerimizde de kullanılan bu tabir, Kars yöresinde bir sıra oyunu adıdır. Düğünlerde el ele tutuşulup kadınlar ve erkekler tarafından halkav'ri yürütülür.
Yallı oyunu, tek çeşitten ibaret değildir. Kars yöresinde muhtelif Yallılar vardır.
Yallılar, doğudan Kafkas Azerbaycan'ını da içine alır. Oralarda sıra oyununun genel adı budur.
Ağrı merkez ilçesinin baş köyü olan Gölesor'da davul zurna ile meydanda, yahut meyve armonik eşliğinde sofada iki esas oyun yürütülür:
1. Yallı oyunu: Yalnız erkeklere mahsustur.
2. Kol Oyunu: Kadınlara mahsustur (ikişer kişilik).
Bu oyunlar çok ciddî ve samimî oyunlardır.
Yallı oyun Havası: Azerî oyun havasıdır. Bu havayla çok kalabalık, kızlı erkekli karma oynarlar. Çalgısız, yani yalnız türküsünü çağrılarak oynanan bu Azerî oyun çeşidini (Yallı) yalnız kadınlar veya yalnız erkekler düğün ve şenliklerinde yürütebiliyorlar. İki sevgilinin duygularını ses ve hareketle canlandırdığı için karma olarak meydana çıkmışlığı daha akla yakın ve konusuna daha uygundur. Sözleri, kız ile delikanlı arasında karşılıklı konuşma şeklindedir. Sözler, ezgiyle söylenir:
Kız:
Hindistan'ı talıyıpsan?
Huy le le le lele-lele
Gümüş kama bağlıyıbsan?
Can le le le lele-lele!
Oğlan:
Gümüş kama bağlamışam
Huy le le le lele-lele
Hindistan'ı talamışam
Can le le le lele-lele



YANLAMA:
Daha ziyade Yannama derler. Bilecik'in Osmaneli ilçesinin Ağlam köyünde ve o yörede oynanan dört oyundan biri budur.

YARIM KORANİ:
Bazı Doğu Anadolu köylerinde açık halka şeklinde yürütülen sıra oyunudur.

YAYLA OYUNU:
Çeyrek asır önceleri Çapakçur (1945 yılına kadar Bingöl Merkez ilçesinin adı) ve N'zımiye (Tunceli) taraflarında bilhassa gün görerek düğün ve bayramlarda pek tutulmuş olan, kadın erkek birlikte yürütülen bu türkülü oyunun hala sevildiğinde şüphe yoktur. Kadınlar bir tarafa, erkekler bir tarafa, erkekler bir tarafa dizi olup dururlar. Beş adım mesafede karşı karşıya bulunmaktadırlar. Her iki taraf, sağa ve sola tartımlı eğilişler yapa yapa türküsüne şöyle girerler:
Döne döne değirmenin tunç imiş
Yana yana kara bağrım incimiş (incinmiş)
Sözlerinde "Bingöl yaylasında yar yar uy" ve "Güzelim çevresi Hindî'dir. Hindi " gibi mısralar geçmekte olup üç bendi (kıtası, bölümü) vardır.
Oyuna devam edilirken, sonundaki usulsüz parlando kısmı orada bulunanlardan güzel sesli biri tarafından adeta yaylanın engin yüceliğini canlandırmak istercesine bir coşa geliş ağzıyla tek başına söylenir. Bu kısım sona erince, sözsüz olan bölümü davul zurna çalmaya koyulur. Havanın tartımı dairesinde fırdolayı bir yürüyüş yapılır. Sonra, yine karşılıklı durularak eskisi gibi ilk başlangıç bölümü tekrarlanır. 10 / 8 lik tartıma geçildiğinde oyun hızını artırır ve gayet çevik bir surette yalnız erkeklerce oynanır. Bu sırada kadınlar, oldukları yerde dizi halinde durup el çırparlar. Erkekler, onların çevresinde adeta yaylanın sınırını çizer gibi dönerler. Türküsünün ilk kısmı şöyledir:
Döne döne değirmenin tunç imiş
Yana yana kara bağrım incimiş
Ergen kıza yalvarması güç imiş
Tatlı tatlı konuşalım sevdiğim
Bingöl yaylasında (yar yar uy)
Buluşalım sevdiğim (yar sevdiğim uy!)

YAYLA YOLLARI:
Antalya'nın Elmalı ilçesinde yalnız erkeklerce oynanan, iki kişilik ve adını türküsünden alan bir oyundur. Orada bir de Peşrev oyunu vardır. Bu adı, türküsüz oluşundan dolayı verilmiştir.

YAYMAN BARI:
Havası iki bölümdür:
1. Yayman Bölümü: buda iki bölümdür:
a) Düz figürik başlayıp, arzu edildiği takdirde ikinci parça da çalınır ve hatta tekrarlanır. Oyun gitgide coşkunlaşacağından, figürlerin çeşitlendirilmesine geçilir. Hareketler, son haddini (sınırını) bulunca, ikinci bölüme geçilir ki, bunun ana motifini adında da görürüz.
b) Sıçratma: Artan hızın uyandırdığı coşkunluğun doğal bir sonucu olduğu intibasını uyandırdığı gibi, oyunun sona ermekte olduğunu da sezdirir. Bu sırada hareketler hem daha sert hem de daha hızlanmış olur.
2. Köroğlu Bölümü:
a) Giriş: Yayman'ın sıçratması bitince "Köroğlu ayağı"na geçilir. Burası, yeni bir figüre geçileceğini haber veren bir çeşit peşrev özelliğindedir. Hareketler, ezginin özel tartımına göre değiştirile değiştirile yürütülür.
b) Köroğlu'nun esas ezgisi başlar. Hareketler de büsbütün yiğitlik ve savaşçılık ifadesi edinir. Figürlerin, bu bakımdan başarısı oyuncuların tecrübesine bağlıdır. Aksi takdirde yapmacık gösterişler, kabadayılığa müncer olur (dönüşür).

YELDİRME:
Bilhassa Alevî köylerinde oynanılan halaylar iki - üç kısımlı olurlar. Bu hal, tarikat dışı olarak hala devam etmektedir. Oyunların ikinci veya son kısmına Yeldirme denir. Bayburt yöresine bu anlamda "Üstleme" tabiri kullanılır. Çorum havalisindeki "Hoplatma" veya "Otlatma" tabiri aynı şeydir. Orta Anadolu'daki anlamdaşı "Tezleme"dir. Orta Anadolu'da hoplamak ve zıplamak manasında, yakın zamana kadar hotlamak fiili kullanılıyordu.
Sivas'ın Divriği ilçesinin Sincan köyünde davul zurnayla yürütülen Yeldirme, karma sıra oyunudur.
İzmir'in Bergama ilçesinde Yeldirme, bir kız ile bir erkeğin yan yana oyunudur. Yukarıdaki Yeldirme oyunlarının kökende bir olup olmadıkları araştırılmaya muhtaçtır. Çünkü, Yeldirme'nin çarşaftan önceki kadın sokak giyimi anlamına da geldiği eski göreneklerimizden olarak malûmdur.

YERLİ HALK OYUNU:
Bilecik'in Bozüyük ilçesinin mesela Saraycık köyünde tek veya birlikte yürütülen 2-8, 10 erkeklik oyunun sadece adı böyledir. Adına bakarak, yenice bir oyuna benzemekle beraber, yaşlı sekene yerli (halk) eski görenekten olduğunu söylüyor. Oyundaki yerli giyim eşyaları, zeybeklikten kaldığının ayrıca delilidir.

YERLİ OYUN:
Konya'nın Bozkır ilçesinin Pınarcık köyünde "Yerli Oyun" dört kişiyle oynanmakla beraber, bir iki veya üç kişiyle yürütüldüğü de olur. Düğün ve eğlence günlerinde hatırlanır. Erkek kadın birlikte kesinlikle oynamazlar. Bölgenin bütün köylerinde bu böyledir.

YERLİ ZEYBEK:
Bolu'nun Mudurnu ilçesinde bilhassa kaval veya davul-zurnayla 12 kadar erkek tarafından Meşeli oyunu oynanır. Fakat, bu zeybeğe ikişer ikişer 30-40 erkek kalkıyorlar ki "Yerli Zeybek" dedikleri işte bu harekettir. Oyunda türküleri de söylenir ki tartım daima hep bilinen aksak ölçüdedir.
Yerli Zeybek adıyla bir oyunda Çorum'da vardır. İki yörenin bu aynı addaki oyunları şekilce de farklıdır. Bununla beraber, farkın zamanla meydana gelmiş olması mümkündür. Çorum oyunlarından olan bu Yerli Zeybek pek yaygın görünmemekle beraber, diğerinden eski ve bambaşkadır. "Sarı Zeybek" in eski şeklinden ibarettir. Oyunda gelin rolünü yürüten kadın ortada, güvey ile öbür delikanlılar da ellerinde hançerlerle gelinin çevresinde kıskanç ve dehşet verici hareketlerle oynarlar.

YEZGİ:
Kelimenin aslı Ezgi olabilir.

YİSA:
Doğu Karadeniz bölgemizden Pazar (Rize) ilçesinin tulum eşliğinde oynanan erkek horon çeşididir. Düğün ve bayramlarda horon halkası, oynanan alan kadar kalabalık olur.

YİSERA HAVASI:
Karadeniz horonlarımızdandır.

YÖNGÜL:
Azerîler, kıvrak ezgili, yeğnik oyunlara topluca bu adı verirler. Kelime, hafif m'n'sında Anadolu'nun 'yengilâ dediği sıfattır.

YUND DAĞI:
İzmir'in Bergama ilçesinin tek kişilik oyunudur.

YUSUF HALAYI:
Yusuf Abdurrahman Halayı da denir.

YÜRÜK AĞIRLAMASI:
Bu halayın semt semt çeşitli adları olmuştur: Yörük Halayı, Yörük Ağırlaması, Kürt Halayı, Aşiret Halayı gibi.
Yürümek fiili bazı yörelerimizde yörümek şeklinde söylendiği için, konar göçer yaylı oymağı demek olan "Yürük" adı da köylüler tarafından daha ziyade "Yörük" denilişiyle kullanılır. Anadolu'ya ilk yerleşen Oğuz Türkmen fatihler, sonraları Horasan'dan oymak oymak, obak obak gelmeye devam eden obalı, otağlı Türk göçerlerine Yörükler demeye başlamışlardı. Söz konusu halayın işte bu tabakadan kalmalığı adından anlaşılıyor.
Sivas ve yöresinde yürütülen toplu oyunların hiçbirine benzemeyen "Yürük Ağırlaması" na girmek üzere halaycılar el ele tutuşurlar. Başçeken, el ayaları baldıra değecek ve orta parmaklar zıvka (zıvga, zıbka) zıhına gelecek surette ellerini yanlara bırakır. Öbür oyuncular da onu taklitle peşi peşine dizilirler. Çalgı notadaki 'A' işaretli kısmı vururken sağ ayaklarla her kuvvetli zamanda çok kısa birer adım ileri atılır. Zayıf zamanlarda sol ayak onun yanına getirilir. (Bazı oyuncular bu figürü her iki ayağı da çeyrek adım ileri atarak yapıyorlar.) O sırada sağ ayak atılırken oyuncuların gövdeyi sağa büktükleri, sağ eli de yapışık durduğu sağ yana sürterek diz kapağına doğru indirdikleri görülür. Sol ayak da sola bükülerek sol eli yine diz kapağına doğru sürterler. (O anda sağ el de tabiatıyla yukarı çekilerek eski vaziyetine getirilir). Bu figürde halay dizisinin görünüşü şöyledir: oyuncular, gövdeyi bir sağa bir sola büküp, elleri zıvka zıhından ayırmaksızın yanlara sürte sürte müteharrik (hareketli) bir kavis şeklinde yürüyüş yapmaktadırlar.
Musikî (B) işaretli yere gelince, halaycılar gövdeyi de imkan nispetinde arkaya bükerler. Bu vaziyette iken ellerin her zaman da göğüse sürtülmesine başlanır. Sağ el yukarı doğru sürtülürken sol el aşağıya, sağ aşağı sürtülürken de sol el yukarı doğru götürülmek suretiyle yapılan bu figür göğsün duş altında yıkanmasına benzetilebilir.
Notada (C) işaretli bölüm başlayınca oyuncular doğrulup iki kollarını birden yukarı kaldırırlar. Her zamanda başlar üzerinde yapılan el çırpmalarıyla yürüyüşe devam ederler. (Arkaya bükülme figürleri bazan peşi peşine sıralanış vaziyeti bozulmaksızın yapılır. Kimi de oyuncular sola dönüp yanyana dizi halindeyken icra edilir.)
El çırpma vaziyetinde yapılan yürüyüş figürü çok sürmeksizin, çalgı tekrar baştan alır. Oyuncular da baştaki figüre geçerler. (C) kısmında yeniden el çırpmalı yürüyüşe devam edilirken başçeken'in mendili omzuna attığı ve yukarda duran kolları -el çırpmayı bırakmaksızın - yavaş yavaş indirdiği görülür. Çömelmelere geçildiğini ihsas (duyurma) mahiyetindeki bu hareketten sonra oyuncular el çırparak ve her bir zaman başında hafif irkintiler göstere göstere çömelmeye başlarlar. Tam çömeliş vaziyetinde geldiklerinde cepheleri de sola dönmüş bulunur.
Taklit Figürleri:
Oyuncular çömelik vaziyette yan yana bulunurlarken ev işlerinden birinin taklidine geçilir. Önce "un eleme" den işe başlanır. Bu figürde oyuncular önlerinde un teknesi ve ellerinde un eleği varmış gibi bir vaziyet olarak dirsekten itibaren kolları her bir zamanda bir defa sola götürüp geri getirirler. Başçekenin bir müddet sonra hamur yoğurmaya başladığı görülür. Baş çekenin hareketlerini hiçbir zaman gözden kaçırmayan öbür oyuncular da onu taklit ederler. Bundan sonra ip eğrilip yumak yapılır, ekmek pişirilir.
Un elemeyle başlanılıp ekmek pişirmeyle tamamlanan figürlerden sonra halay dizisi yine el çırpmalara devamla usul usul ayağa kalkar. O sırada musikî tekrar (B) ye geçer. Oyuncular yine göğüste el çaprazlayıp arkaya bükülüş figürü yaparlar. (C) kısmında ağır, ağır doğrulur ve Çepük çalarak yürüyüşe geçtikten sonra yukarda anlatıldığı üzere çömelirler.
Yün tarama (yun darama), çıkrık bükme (çığrıh eğerme) ve kumaş dokuma (gumaş dohuma) figürleri:
Halaycılar çömelik vaziyetteyken biraz sola dönüp sol diz üzerinde mevhum (görünmeyen, hayalî) yün demetini taramaya koyulurlar. Bu figür, sol dizin iki yanındaki elleri beher zamanda aşağı indirip tekrar kaldırmak suretiyle yapılır. Yün taramadan sonra çıkrık bükme figürüne geçilir. Bu taklit yapılırken oyuncular sağ dizlerini hafifçe yere iliştirir ve sağ elleriyle sağ taraflarındaki - mevhum - çıkrık kolunu çevirir gibi yaparlar. Aynı zamanda sol ellerini de sağ dizin yere konulduğu noktadan itibaren yavaş yavaş sol yukarı götürürler. Sağ elin hareketi beher zamanda bir dairecik çizecek şekilde işler. Kumaş dokuma figürü ise tıpkı tezgah başındaki bir adamın hareketini taklit suretiyle olur. Bundan sonra "yaykanma (yıkanma), taranma ve aynaya bakma figürlerine geçilecektir."
Yıkanma (yıkanma), Taranma ve Aynaya bakma figürleri:
Kumaş dokuma taklidi bittikten sonra tekrar ayağa kalkılarak el çırpmalarla yürüyüşler ve geri bükülmeler yapılır. Son bir çömeliş vaziyetine geçilince, oyuncular sola dönmeyip, bu sefer tam geriye yönelirler. Böylelikle en arkaya düşen Baş Oyuncu, her iki elini önündekinin başına koyarak yıkama taklidine başlar. Arkadaşları da ona uyar. Sonra, tarama taklidine geçilir. En son figürü de aynaya bakma figürü teşkil eder. Köylerde yapıldığına şahit olunmayan bu figürde halaycılar yarım sola dönerek sol kollarını omuz hizasında öne uzatır ve el ayasına, ayna yerine koyarak bakmaya başlar. O esnada sağ elle de her bir zamanda başın muhtelif taraflarındaki saçları düzeltme hareketleri yapılır.
Yürük Ağırlaması'nın tarif edegeldiğimiz figürlerinden anlaşılacağı üzere, artık karnımız doymuş giyim kuşam tamamlanmış, hem de nefis bir yıkanmanın sonucu olarak vücutlar rahata kavuşmuştur. Neşe yerinde, karınlar tok ve sırtlar pektir. Halaycılar, artık bu durumdaki bir insanın ruh h'leti (hali) içindedirler. Neticede, ayağa kalkarak ferahlığın sevinciyle hoplayıp sıçrayacaklardır.
Hotlatma:
Aynalara bakılmanın tamamlandığını, sezen sazcılar derhal Hoplatma'nın ezgisine geçerler. Halaycılar da derhal kalkıp hoplatmanın figürlerine başlarlar. Yürük ağırlamasının hoplatma figürleri Kızık Halayı Hoplatması'nın aynıdır.


YÜRÜK KIZI OYUNU:
Isparta'nın Uluborlu ilçesinin Yassıviran köyünün dört kişilik erkek oyunudur. Aynı yerde, ikişerlik Köroğlu ve Hora oyun çeşitleri de vardır.
Bu oyunların seyircileri olan kadınlar ve erkekler bir arada bulundukları gibi, oyunları da kadın erkek birlikte oynayabilirler. Tek kişilik oyunları da vardır. En meşhuru Kaşık oyunudur.
Bulgar dağında kadınları oynatırlarken seyircilere çok göstermek istemezler, çünkü aralarına dinî telkinler girmiştir.
Kara Duman Abdalları: Bunlar Mısırlı (Kavalalı) İbrahim Paşa'nın iskan beyine Mısır'dan gönderdiği büyük bir musikî ve raks heyetinin bakiyesi (arta kalanları) imiş.
Köy düğününde davulcu köye gelirken, köye 5-10 dakikalık bir mesafede davulunu çalmaya başlar. Düğün sahibinin akrabasından birkaç kişi davulcuyu karşılamaya çıkar ve davulun önüne düşerek tek ayakla seke seke köye girer. Aynı veçhile (şekilde) köyü davulcuyla birlikte dolaşır ve köyün düğün meydanına gelir. Bu, her düğünde yapılan eğlenceli bir törendir.


YÜRÜME:
Giresun'un merkez ilçesinde def ve kemençe yahut da açık havada davul zurnayla yürütülen oyun çeşitlerinden olup, bir sıra oyunudur. Karma halde de oynanıldığı oluyor.
Buna karşılık güneyden Isparta'nın Koçlu köyünde de aynı adı taşıyan bir oyunun varlığının bilinmesi, aralarında şekilce de birlik bulunup bulunmadığını araştırmak ihtiyacını uyandırıyor.


YÜZBİR:
Kadın erkek çifti tarafından oynanılır. Kars oyunlarındandır.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:37

ZABBAK OYUNU:

Isparta merkez ilçesinin Kılıç köyünde iki erkek tarafından oynanılan Zabbak Oyunu yarı yarışmalı bir oyundur. Gücü, kuvveti yerinde delikanlılar tarafından oynanılır. Düğün ve bayramlarda sırf erkeklerce yürütülür. Kılıç köyünde iki kişilik Kalkan Oyunu da oynanır. Kılıç ve kalkanın birlikteliği dolayısıyla köyün adıyla bu oyun arasında bir bağ olduğu anlaşılır.

Isparta köylerinde Deve Oyunu ve Teke Zortlaması oyunlarının da kısmen yarışlı idman (sportif) oyunlardan sayılmaları bu yöre eğlencelerinin hususiyetine uygundur.

Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesinin Karataş köyünde tamamen raks mahiyetinde Zabbak (Sapa) adıyla bir erkek oyunu gün görüp, adının 'Zeybek' tabirinin kalınca bir söylenişi olabileceği ihtimaline yol açmaktadır.


ZAHMA:

Zahma veya Sağma, Sivas'ın Yanlama (Yannama) Halayında ikinci bölümün adıdır. Figüre bakılırsa, kelimenin aslının Sekme olması gerekir.


ZAMAH:

1. Düğün ve bayramlarda yapılan şenlik ve eğlenti: "Haydi Zamah'a gidelim" (Sungurlu-Çorum)

2. Kadınlı-erkekli köy oyunları (Ünye-Ordu)

3. Bir çeşit ziyafet (Ankara).

4. Düğünde oğlan evinde oturulan yer, düğün odası (Erkilet-Kayseri)

5. Düğünden iki gün önce başlayan eğlence (Dedeler-Konya)

Zamak: Hile, oyun. 'Sana bir zamak ederim ki sen de beğenirsin.' (Bafra-Samsun)

Cumhuriyet dönemi millî bayramlarımızdan önceki dönemin dinî bayramlar dışı şenlikli toplantılarına yakın zamanlara kadar geleneğe göre Zamah denirdi. Topluluk oyunları gecesi, yeni zindan karanlığında oyun. Oyun sahibinin servetine göre kimi zaman loşlukta geçerdi.

Kırşehir'in Avanos (günümüzde Nevşehir'in ilçesi) mevkiinde düğünün yedi günü içinden en önemli gece zamah adını alır. (İstanbul'daki donanma gecesi gibi birşeydir).

Birkaç kişi tarafından yürütülen nadir bir Kızılbaş (Alevî) oyununa da Zamah adı verilmişti.

Çorum'un Sungurlu yöresinde düğün ve bayramlarda yapılan eğlentinin adı Zamah'tır. Mesela "Haydi Zamah'a gidelim" dediklerinde sırf şenlikli bir toplantı kasdedilip anlaşılır.

Ordu'da kadınlı erkekli köy oyunlarının adı Zamah'tır.

Ankara'da Zamah denilen bir çeşit halk ziyafet göreneği yerli halkın mütevazı tabakası arasında mevsiminde hala vardır.

Kayseri'nin Erkilet yöresinde düğünlerde oğlan evinde oturulan yere, düğün odası anlamında Zamah adı verilir.

Konya'nın Dedeler yöresinde düğünden iki gün önce başlayan eğlenceye Zamah denir.

Samsun'un Bafra çevresinde "Hile, oyun" anlamında bir zamak imlalı tabir vardır. Mesela: "Sana bir zamak ederim ki sende beğenirsin" derler.

Yurtta, yer yer; "Damda yapılan eğlence, oturak" anlamında bir Zamah tabiri vardır.

Ana kaynağı Sivas yöresi görünen halay ve zamahlarının menşei (kökeni) içtimaî (sosyal) bakımdan mistik olsa bile, yani her iki tabir de buna delalet ediyor görünseler bile, nice yılların, muahhar (geride kalan) serbestliği, bazan öylesine etkide bulunmuştur ki, Zamah (Semağ) çeşitlerinin sözlerine bile "hayat ve iş şartlarından gayrı konulara" artık hiç rastgelinmez gibi olmuştur. Mesela, Sivas oyunlarından saz eşlikli şu Zamah'ın sözleri gemiciliğe temas ettiğinden bir Karadeniz oyun havasına Zamah denilmiş olduğu hissi bile haklı olarak uyanmaktadır. Sezintisi bir gerçeklik kuvvetinde görünmektedir;

Geminin ambarına
Mum diletim şamdadınına
İnşallah kavuşuruz
Hacılar bayramına

Gemideyim gemide
Ayağım yemenide
Alıyorsan al beni
Nişanlım var geride

Sivas'ta Hoşbilezik, Turnam gibi oyunlar Erzurum ile müşterektir (ortaktır). Birde Muhacir Ağzı denilen Erzurum, Kars göçmenlerince Sivas'a getirilmiş havalar vardır ki bunlara bar denilir. Bunlar Erzurum havalisine mahsus bir nevi halaydır. Düğünlerde, Sivas'ın milli havalarından sonra bir değişiklik olsun diye bunları oynarlar: Horoz, Temur Ağa, Tamzara, Bayburt'un Yolundan.

Kelime olarak Zamah, Semağ (Semah) ile birdir. Arapçadır.
ZAMBAK:

Konya'nın Karapınar ilçesini Hotamış köyünde yarı yarışmalı mahiyette olarak bu oyun çeşidi vardır.

Denizli'nin Manastır köyünden edinilen tarife göre; "Alt, üst, sağa ve sola Zambak" oyununun düzeni şöyledir:

Bu oyunda bir komut veren, birde oyunculardan çoban adını alan önemlidir. Öbürleri, komut verinin etrafında ikişerli olarak seyrekçe, fakat tenazur (simetrik, karşılıklı) dairesinde halkalar olurlar. Komut verinin elinde 'tura' aynı ucu topak bir ip parçası vardır. Bu adam veya çocuk "sağa, sola zambak" komutunu verince, ikişerli duran oyuncular sağa, sonra sola gideceğinden 'çoban' olan oyuncu, bir oyuncunun yerine geçinceye kadar komut verinin turasını sırtına yer. Çoban yer bulunca, bu sefer açıkta kalan oyuncu çoban (ebe) olur. Oyun bu yolda devam eder...

Eski töreye göre bütün sportif Türk oyunlarında (mesela Sinsin'de ) olduğu gibi bunda da düğün ve bayramların bir hengamesi (kavgası, gürültüsü) halinde, celâdet'i (savaşçılığı) büsbütün kızıştırmak üzere davul zurna bir kenarda gümbürdeyip duracağından, oyun sonunda üstünler şerefine halkadakilerin el ele tutuşup bir zafer halayı sekmelerinden daha tabii bir bağlantı olamazdı.

Pek tarihî bir oyun olduğu, hem adının çeşitliliğinden hem de kullanılışının seyrekleşmiş görünmesinden bellidir.

Zambak Oyunu, yarı sportif, mahiyetiyle Ilgın ilçesinin Çelebiler köyünde de erkeklere mahsus olarak tespit edilmiştir.
ZAYAK:

Maraş'ın (Kahraman Maraş) Seyhan ilçesinin köylerinde davul zurnayla yürütülen bir toplu erkek oyunudur.
ZENCİRLİ (ZİNCİRLİ) KÖROĞLU:

Mitolojideki Kafkaslar zirvesinin, zencirbend (zincirle bağlı) Prometeus'unu zihinlerde tedai ettirebilecek (çağrıştıracak) heybette, atıflı bir isim. Bu zincire vurulmuşluk masalının esaret acılarının telmihen (işaret ederek) yine Kafkasların bir kapısında nakledilişini ve bir oyunda tecellisini görmek bu yeni oyun çeşidini kat kat manalandırıyor. Burada Köroğlu, Kars Türküsünü temsil etmektedir. Esaret yıllarına nazaran oyun, Köroğlu Destanı kadar eski değildir. Oyunun son düğümü kurtuluşun sevinciyle çözülür. Daha öncesinde esaretin çileli, ıstırabı yaşatılır. Şeyh Şamil Oyunu da aynı manada olmakla beraber, daha eskidir.

ZEYBEK HORA:

Bursa'nın doğusuna düşen Osmaneli ilçesinin (Bilecik'e bağlı) mesela Ağlan köyünde kalabalık topluluklarca Zeybeğe kalkıldığı olur. Böylesine yalnız o köyde Zeybek Hora denilmesi, ifade bozukluğuyla da bir yakıştırma birleşimi manzarası arz eder. Döl kuralları açısından doğrunun Zeybek Horası olması icap ederdi. Nerede kaldı ki, Türkçe Zeybek ve Rumca Hora kelimelerinin kaide (kural) dışı eklentisi meydana gelmiştir. Bu bozuk birleşimin Mütareke'den (Mudanya Mütarekesi) öncesi Rumların işi olduğu anlaşılıyor. Hora kelimesinin anıldığı her nadir vesilede buna benzer bir kaypaklık derhal sezilir ve sırıtır. Zeybek Hora, şayet davul zurna yoksa kaval, gırnata (klarnet) eşliğinde yürütülür. Adı geçen köyün öbür oyunları Kırdırma, Yanlama ve Vargel isimli çeşitlerdir.

ZEYBEK:

"Zeybek Kıyafeti" tamlamasında olduğu gibi Zeybeklere has oyun anlamında Zeybek Oyunu denilebiliyorsa da, oyun kelimesi katılmaksızın Zeybek kendi oyun çeşitlerinin toplu adıdır. Mesela: Sarı Zeybek, Bergama Zeybeği, Zeybek Osman denildiği zaman, bu tamlamalara ayrıca oyun kelimesinin katılmasına lüzum görülmemesi adet olmuştur. Sarı Zeybek Oyunu birleşimi konuşmada kullanılmadığı gibi, Zeybek Halayı, Zeybek Barı, Zeybek Horanı gibi çeşit adları da yoktur. Nasıl ki; Halay Zeybeği, Bar Zeybeği, Horan Zeybeği gibi adlandırıcı birleşimler de katiyen işitilmiş değildir. Yeni, Zeybek kelimesi, umumiyetle raks anlamında hiçbir zaman ifade genişliği edinmemiştir. Davulcuya 'Vur Zeybeği!' denilince Zeybek işi oyun havası istenildiğini anlar ve muhitin en gözde durumundaki bir zeybek havasına girer. Tartım mutlaka dokuzludur. Bu özellik bir damga gibidir ve eski Türklerin uğurlu bildikleri dokuz sayısına uygundur. Dokuzlu tartımın aksak bileşiminde olması damganın damgası haliyle Türk işidir.

Zeybek sıfatı nerelerde bilinmişse, Zeybekler nerelere ulaşabilmişlerse oralarda Zeybeklikten ve oyunlarından izler bulunulabileceği, ondan dolayı aranması gerektiği unutulmamalıdır.

Anadolu'da Zeybek çeşitleri, Aydın tarafında kümelenmiş, daha doğrusu çeşitlenmiş görünmektedir. Fakat bu durum son 150 yıldan öncelere teşmil olunamayacaktır. Bütün Anadolu'da hala yer yer Zeybek çeşitlerinin eski görenek halinde tutulmakta bulunması, bir zamanlar yurt sathında aynı kuvvette gün görüp, yine semt semt kim bilir ne türlü sebeplerle zayıf düşmeye mahkûm kaldıklarına delildir. Kars taraflarında Zeybek adlı bir köyümüz bulunduğuna göre, şimdiki yaygınlığı da Kars'la Ege arasında dikkatle almak durumunda bulunuyoruz. Sırasıyla görelim:

Sakarya Kavsi yöresinden Bilecik'te Zeybek ikişer veya dörder kişi tarafından çift çift oynanır. Erkekler, kadınlardan ayrı yürürler. Varsa açık havada davul zurnayla, yoksa eldeki öbür yerli çalgılar eşliğinde oynanır: Darbuka, Klarnet veya keman gibi.

Bozüyük ilçesinin, mesela esnemer köyünde Zeybek 2-12 erkek tarafından oynanır. Kadınlar, bunu oynamaz. Davul zurnalı oyunlarda yer alan köylüler o gün birbirlerini sayarlar. Aynı ilçenin Dodurga köyünde Zeybek 2-20 kişi tarafından çift çift yürütülür. Kimi erkekler ayrı, kimi de kadın erkek karma halde oynarlar. Tutluca köyünde gençler oynuyor. Kümbet köyünün Zeybeğine kadınlar karışmaz.

Yine Bilecik'in Gölpazarı ilçesinin Küçük Yenice, Çımışka ve başka yöre köylerinde Zeybek hep aynı tipte olarak vardır.

Buralarda Söğüt'ten Bolu ve daha ötelerinin köylüklerine kadar Zeybek oyununda çoğu zaman tahta kaşıklar da kullanılır. Bolu'da Zebek vardır. Göynük'te öteden beri milli giyimle oynanan zeybek keza vardır.

Muş'un merkez ilçesinde 3-4 kişiyle davul zurna veya tef eşliğinde Zeybek oynanıldığı ve gün görmüşlüğü o yöreden ancak tespit edilebilmiştir.

Bitlis ve Van'da Zeybek çeşitleri oturak alemlerinde vardır. Temsili karakterine ayrıca işaret etmiştik. Burada oyun şöyle devam ediyor: Yosma kadınlarca yürütülür. Konuşma yoktur. Karşılıklı olarak bir kadın bir erkek de oynayabilirler. Kadın, işaretlerle dostundan peş peşe ceket, pantolon vs ni ister. Erkek de istediklerini birer birer verir. Muhtara, köy ihtiyar heyetine ve doktora haber ulaştırılır. Onlar gelene dek, kadını iyileştirip saklıyorlar. Oyunda, kadın başını kumaş ve başka şeylerle efe gidişatlı sarıyor. Bu Zeybeği iki kadın da oynar demiştik. Erkeğe 'köçek' diyorlar.

Konya'nın Bozkır ilçesinin bazı köylerinde Zeybek oynanılmaktadır. Pek kadîm (eski) bir görenektir. Konya Şille'nin Tat köyünde Zeybek: kaval ve davul ile altı erkek tarafından hep birlikte oynanılır.

Kars'ın merkez ilçesinin Melik köyünde 'eski gelenek' kaydıyla tek kişilik Zeybek oyunu yürütülmesi dikkati çeker. Bu yörede toplu oyun olarak halay da vardır. Kadınlar, kendi aralarında oynarlar.

İstanbul köylerinde Bursa üzerinden girilmek istenildiği Zeybek yine vardır. Mesela, Bakırköy ilçesinin Çıfıtburgaz köyünde Zeybek hala gün görmektedir.

ZEYBEK OSMAN:

Kırşehir'in babalık köyünden bir Zeybek Osman rivayeti, en azından kırk yıl önceleri yöresinde şayi idi (yaygındı). Adı geçen köyün sekenesi (halkı) tarafından diğer efsanevî Genç Osman ile bu Zeybek Osman'ın hüviyetçe karıştırıldığı anlaşılmıştır. Zeybek Osman ile ilgili bir menkıbevî bir nazım (şiir) vardır. Bunda Niğde, Maraş, Erzurum, Konya gibi yer adları geçiyorsa da, dönemi belli değildir. Şu mısralar, manzumenin sesli nakaratı mesabesindedir (durumundadır).

Osmanım, Osmanım, Zeybek Osmanım
Osman olduğuma ben de pişmanım

Bunun oyunu, mesela Bursa'nın ve son kalıntılara göre bütün yurdun silah çatışmalarından başka çalgılı tartımı hiç kabullenmeyen ve seyirci heyecanını yalnız mübarezenin (savaşmanın, çarpışmanın) ürpertisinde toplamayı hedef edinen Kılıç Kalkan oyunlarından değildir. Ondan farklı bir tip olarak Zeybek'in savaş oyunlarındandır. Tek oynandığı takdirde seyredenleri tahrik eder. Öyle ki, o ihtişamlı ve sert görünüşlü dağlardan inip de yalılara (kıyılara) yaklaştığımızda bir nevi yumuşayan oyun çeşidiyle karşılaşmış oluruz. Tavas veya Aydın Zeybeği, Zeybek Osman'ın havasından ayrılır. Nasıl ki, İzmir Zeybeği'nin hafifleyen tesiri daha da farklı kalır. Anadolu'nun enikonu içerilerine dönersek, asıl cezbedici Zeybeğe en güzel bir misali asi sayılarak idam edilen Sepetçioğlu'na karşı Kastamonuluların yarattığı oyun çeşidini buluruz ki, ona türküyle refakat edilmesi ap ayrı bir görünüş (güzellik) sağlar. Zeybek Osman bu iki iklimin ortasında kalır.
ZEYBEK OYUNLARI:

Dadaşlarda bar çeşitlerinin ilişkisi ne idiyse, Zeybeklik ile kendi oyunları arasındaki münasebet de odur. Yani: Dadaşlık = Zeybeklik, Bar = Zeybeklik Oyunu.

Zeybek Oyunları, diz vuruş figürleriyle adeta devleri çökerten bir gücün sembolünü yaratırlar... Bengi'nin meydana bütün vatan olsa, oyunu milyonlar hep birlikte oynayabilirlerdi. Yüce ifadesinin anlatmak istediği budur. Bu duygunun heybetini yaşar ve yaşatmak ister.

Umumiyetle (genellikle) Zeybek oyunlarında kollar hep sağ ayak ileri atılırken yukarı kaldırılır. Kollar hep üçlerde sallanır, beşlerde yukarıdadır. Omuz hizasında kalmayıp baştan daha yukarı kaldırılırlar.

Oyunda ellerin şehadet parmakları avuç içine yatırılır. Baş parmak ile orta parmak vuruşturulup burularak şıklatılır.

Oyunların temposu 3-5 esasına göredir. Ölçü, her ne kadar 3-6 yani 9 sayı tutarsa da, dokuzuncu zamandaki ses oyunda başkadır, yani vaziyet alınışa bırakılmaktadır. Yalabık Zeybeği, 3-3 esasına göre tertiplenmiştir. Musikisindeki 9 ölçüden ilk üçler çabuk, ikinci üçler ağır olduğundan, çift yani altı hesaplanıp dokuz tutturulmuştur. Kozak ve Soma Zeybekleri 3-3-3 temposuna göre 9 sayı üzerine yazılmıştır.

Sel'mlaşma:

Bu oyunlarda sel'mlaşma çok önemlidir. Oyun alanına sırayla ve düzgün adımlarla girilir. Büyüklerin karşısında durulur. Az açık duran sağ ayak, sol ayağın yanına sertçe vurulur ve kesinlikle az yana açılıp yere basılır. Bu hareket yapılırken vücut biraz daha dikleşir, baş kaykılır ve gözler karşı azimle bakar.

Oyunun sonunda sol kol indirilir, sağ kol havada bırakılır, vücut dikleşir ve bakışlar sertçe ileri yöneltilir. Vücut katiyen öne doğru eğilmez. Çünkü, eğilmek tek'pû (dalkavukluk) olur.

Düğünlerde Oyun:

Ege bölgesinin köy düğünlerinde civar köylerin davetlileri, Çarşamba gününden düğünün yapılacağı köye gelirler. Konukların geldiği, köy kenarında patlayan silahlardan anlaşılır. Hangi taraftan daha önce silah sesi gelirse, bayraktar veya efebaşı çalgıları alıp o yana karşılamaya gider. Bayraktar o düğün için becerikli delikanlılar arasından evvelce seçilmiş olur. Gelen konukların da, aynı düğün için seçilmiş birer efesi vardır.

Karşılanan konuklar, çalgılar çalına çalına oğlan evine getirilir ve buradan konuk olacakları eve götürülür. Her yönden gelen konuklar böylece ağırlanır. Bu gelişe 'Bayrak sırası' derler.

Akşam yemeğinden sona konuklar bayrak sırasıyla ve çalgılarla ahenk yerine getirilip sırasıyla oturtulurlar. Ahenk yeri, oyun alanıdır. Maşanlarla (maşalelerle) aydınlatılmış bulunur.

Efebaşı'nın işareti üzerine davullar 'nöbet' vurur. Bundan sonra oyuna çıkış havası başlar. O köyün delikanlıları, efenin arkasından birer birer oyuna kalkıp halka çevirir ve yürürler.

Oyuna girenlerin arkası kesilince 'Bengi Havası' vurulmaya başlar. Bengi Oyunu, köy ve köylülerin birliğine, düzenli yaşayışına alamettir (işarettir). Bundan sonra, bayrak sırasıyla bütün konuklar başlarında kendi Efeleri bulunduğu halde, topluca Bengi oynarlar. Bengi bitince, yine aynı sıra mucibince öbür Zeybek Oyunlarına geçilir. Sonunda, Efebaşı köylü ve konukları Bengi'ye kaldırır. Hep birlikte Bengi oynanır. Düzen içinde ahenk sona erdirilmiş olur.

Oyunlarda bayrak sırası bozulmaz, yarı yolda kesilmez. Bütün konuklar hep bir tutulur. Aksi gidiş; kavgaya, bıçakların çekilmesine sebep olur.

Oyun esnasında, oyun tekrarlanırsa veya uzatılırsa herkesçe ayıplanır.

Perşembe günü sabah yemeğinden sonra öğle yemeğine kadar yine aynı düzenle çeşitli oyunlar oynanır. İkindi üzeri gelin alınır ve konuklar dağılır. Uzaklardan gelenleri o gece bırakmazlar.

Tek oyun Bütün Zeybek Oyunları toplu oynanır. Ancak, oyunların hepsini tam olarak bilen bir Zeybek tek başına oyuna kalkabilir. Buna Tek Oyun derler. Onun her eda, hareket ve tavrında seyredenleri hayran bırakan bir ahenkte ve güzellik bulunur. Ancak, bu havayı yaratabilecek Zeybek Tek Oyun'a çıkabilir.

Oyunlarda Çalgı:

Düğünlerde oyunlar davul zurna önünde oynanılır. Zurnalar, ince kaba zurnalardır. En eski çalgı göreneği her yöremizde olduğu gibi Ege topraklarımızda da budur. Son dönemlerde glarınat (klarinet), büğlü ve tanpet (trompet), davul ile birlikte yeni bir refakat takımı teşkil eder oldular. Oturak oyunlarında ise dümbelek (dümbek veya darbuka), zillimaşa, cura bağlama çalınır. Bu da eski göreneğe uygun bir takım sayılır. Bazı köylerde en eski Türklük çağının mesela kopuz ile ikliğ takımını bağlama ile kabak ikilisinin yaşattığı olur.

Zeybek Kıyafeti:

Oyun, esas itibariyle bir göz estetiği olduğuna göre, seyirciyi duygulandıran en manalı dekor unsuru tarihî göreneğe uygun kalan millî giyimlerdir. Zeybeğin ünlü ve heybetli giyimi bu cümlendendir.

Giyimin biçilişinde mesela şapkaya veya zünn'ra (papaz kuşağına) yaklaşma vuku bulmadığı (asır iktizasınca "gereğince")bilinmekle beraber, madde kalitelerine göre zamanla bazı değişmelerin vuku bulduğu anlaşılıyor.

En eski Türk börklerinin bir biçimi, dikişli ve yüksek olup kalıba çekildiği, üstünün maden parçalarıyla süslendiği, ak ve al renklilerinin olduğu, Kaşgarlı Mahmut'tan (XI. asır) bazı eski Uygur duvar resimlerinden ve Anadolu Selçuklularından söz eden bir iki kayıttan biliniyor. Bütün bunlar, Zeybeğin baş giyiminde yaşayan özelliklerdi. Keçeden dövme ve dikişsiz fesin sonraki merhale olduğu açıktır. Çünkü, fesleriyle tanınan ve ordunun sipahi (sipah, zibağ?) bölüğünden saydıkları Osmanlı'dan bir hatıra bilerek onu kullanmaya devam eden Tunus'ta keçe adı muteherdir. Bunu, şimdi ağız kısmını dürüp yassılaştırmak ve boyunu alçaklaştırıp üstüne ak tülbent dolamak suretiyle, davul zurnalı sıra oyunlarında da giyer hem de cümlesinin -cepkenine kadar - Türklerden kaldığını yedisinden yetmişine kadar belirtip anarlar. Oyuncu loncasının da yaşatıyorlar.

Zeybeğimizin baş giyimine dönelim. Epey eskiden başa sivri, yüksek, şişkin ve dilimli bir nevi kavuk da giyildiğini, onun üstüne püsküllü Trablus sarıldığı görülmüştür. Daha sonra mukavvadan ve bir buçuk karış yüksekliğinde bir nevi kutu başlık giyilip, üstüne iki üç oyalı yemeni sarılır olmuş. Fes üzerine, son olarak da oyalı bez veya abani sarık, yakut kafiye sarar olmuşlar ki, artık püsküllü Tanzimat fesiyle ve yüksekliği de epey devam etti. Nice eski Avrupalı seyyahların çizdiği müşahede resimlerinden (gravürlerden) ve Meşrutiyet öncesinin bazı fotoğraflarından baş giyiminin da öbür kısımlar gibi dış görünüşçe Selçuklu çağından beri değişmediği kesinlikle anlaşılıyor. Baş giyiminin bilhassa yüzyıllar öncesi kıyafet geleneğinden arta kalan önemli bir kısım olduğu ve geleceğin bir koreografya unsuru kabul edilebileceği düşüncesiyle üzerinde fazla durdu.

Sırta yakası açık bırakılan (ki sonraları kapatıldığı biliniyor) ev dokuması ipek gömlek, üstüne kolsuz yelek, daha üste cepken giyilir. Yelek ile cepken aynı kumaştan ve işlemelidir. Yelek ve cepken üstüne camadan giyilir. Bu kollu ve işlemelidir. En üste de sallama 'sarka' giyilir ki kolları omuzdan sarkıp sallanır, işlemelidir. Cemadan ve sarka aynı çuhadandır.

Zeybeğin altında dizlik -don - vardır. Diz açıktır. Dizliğin bol olan ağı aşalı sarkar. Cemadan ve sallama ile aynı çuhadandır, işlemelidir. Kimi köylerde topdon denilen dizliğin ağ sırkıntısının az ve derli toplu paçaların ise fazla kısa olduğu eski resimlerde görülmektedir.

Ayakta kara pabuç vardır. Bacaklar ya çıplak kalır veyahut uzun çorap giyilir veya çuhadan işlemeli tozluk takılır. Siyah keçi derisinden kalçın ve nihayet çizme de giyilirdi.

Silahlık, beş gözlüdür. Gözlerin biri kese gibidir. İçine para, çakı, kavçakmak gibi şeyler konur. Diğerinde tabanca (çakmaklı-kubur) yer alır. Üçüncü gözde bıçak (kulaklı-yatağan) yer alıp 40-100 cm. kadar üç boyda olur. Bu, 'bıçak sakma' çok önemlidir. Bıçak çekilirse, yüzü ile değil sırtı ile vurulur. Bıçağın yüzüyle karşısındakini vurmak alçaklıktır. Yani, ürkütme olabilir, lakin adam öldürmek üzere öfkeye kurban gitmek kötü karşılanır. Dördüncü göze yerleştirilen maşa iki iş görür. Kılıflıyken tabancayı güçlendirmek için dipçik gibi kullanılır. Kılıftan çıkarılınca da maşa gibi iş görür. Bunların hepsi de silahlığın sağ tarafına sokulur. Solda ve yanda kayışla asılı, işlemeli kadifeden bir tütün kesesi ile meşinden kavcarlık bulunur. Silahlığın etrafında yerli yünden dokunmuş kolan dolanır. Yine silahlığın üstüne telli çevre konulup dıştan sarkar.

Katılık (kütük) iki veya üç gümüş kutudur. Silahlığın üstüne kuşanılır. Kutular arkada ve yanlarda bulunur. İçlerine elde yapılmış fişek konulur.

Hamaylı, gümüşten bir kutucuktur. İçinde "En'am" vardır. Sağ koltuk altına asılır. Kayışın üstü de gümüş bileziklerle süslüdür.

Pazvant (Bazubend) yuvarlak veya üç köşeli olup gümüş işlemelidir. Üç beş parçalıdır. Sağ pazuya takılır. Ayrıca sol pazuya da bağlanırdı.

Erkek kıyafetleri ibrişim ve kara kaytan işlemelidir. Efeler, sırmalı elbise giymemişlerdir. Gök çuhanın en makbulünün XVII. Asırda Aydın tezgahlarından çıktığını Evliya Çelebi'nin izahlarından anlıyoruz ki, bu üstünlüğün nerede ve ne zaman başladığı ve ne vakte kadar sürdüğü henüz araştırılmış değildir.

İzmir ve Aydın gibi Ege bölgesi topraklarımızda yer yer yörelenip gün görmüş ve tutunup kalmış tekli Zeybek oyunları ve onların, türkü, yer veya şahıslara bağlı adları uzunca bir liste tutar: İnce Mehmet, Ger Ali, Sarı Zeybek, Harmandalı, Bergama, Bakırlı, Köroğlu vs. başlıklı Zeybek Oyunları az veya çok yaygın, yahut da pek yörelik görünmüşlerdir. Birde çıktığı yeri hiç aşamadan yaşayıp uzun ömürlü kalabilenleri olmuştur. Müşterek vasıfları (Ortak özellikleri); 9 / 8 veya 9 / 4 tartımlı havalarının olması bazılarının türküsünün de bulunması ve yiğitçe tavırlarındaki belirli figürlerdir. Kadınlarca da, kendi aralarında daha yumuşak surette oynanırlar. Yeni Zeybek Oyunları fürese, müşterek karakter, yine de değişmez. Adları bilinmese ve oyunsuz olarak sadece havası çalınsa Zeybek tarzlı olduklarını derhal anlarsınız. Gelenek, işte bu yiğitçe karakteriyle asırları aşmıştır.


ZIMZORT:

Isparta'nın Yalvaç ilçesinin Görgüler köyünde seyredilebilen iki oyundan biri bu Zımzort, diğeri Kırık Zeybektir. Birincisi de, adında sarahat (açıklık) bulunmamasına rağmen tartım ve karakterce yörenin Zeybek çeşididir. 2-8 erkek tarafından yürütülür. Bazen kadınlar da oyuna kalkarlar.

ZİGOŞ:

Eski Drama ilinin Libotun kasabasına bağlı Zigoş köyünden olup Türkiye'ye göç edip Trakyamıza yerleşen sekenenin (halkın) Zigoş Oyunu diye izafeyle yaşattığı bu oyun, bir sıra raksıdır. Drama sancağının iskelesi Kavala şehri olduğundan buna göre semtin yerini haritada tahmin güç olmayacaktır. Zigoş Oyununa göçen önce de adı geçen köyün halkı tarafından bu adın verilip verilmediği Trakyalı horonculardan tahkik edilmedi. Yer adıyla anılan oyunlar nispeten azdır.

Ali paşa, Kabadayı, Beylerbeyi, Karşılama ve Zigoş gibi "Kırklareli çevresinde sık sık ele alınan" oyun çeşitlerine dikkat çekildi. Bunlardan Zigoş'un, geldiği yerde Türklerce öteden beri oynanılageldiği inancı oralı yaşlılarca intikal etmiş, göçmenlerce Kırklareli yöresine de aktarılmak suretiyle konu kurtarılmıştır. Gerçi, bütün bunlar doğrudur ama ne çare ki Zigoş kelimesinin yapısı dil bakımından Türkçe'ye yabancı, öte yandan oyunun geldiği Drama ilinin kasabalarından birinin adı da Zigoş idi. Oyunun adını bu kasabadan aldığı söylendiği gibi, tertibinin ikinci devresine Drama Karşılaması dedikleri ve hatta oyunun tamamına Drama Karşılaması diyenlerin de bulunduğu ilave edilmektedir. Dikkate değer nokta, bütün bu tevatürlerin (söylentilerin) oralı Türklerin dilinde kulaktan kulağa dolaştığıdır. Drama yöresinin Hristiyanlarının bu tipten oyunları farklıdır.

Zigoş, en az altı kişi olmak üzere çoğu zaman altı çift, yani 12 kişiyle ve çiftlerin karşılıklı iki sıra halinde dizilmeleri suretiyle başlar. Musikî devam ettiği halde, oyuncular bir müddet dizilme ve karşılarındaki seçebilme işiyle meşgul olurlar.

Zigoş, erkeklerce oynanır. Karşılıklı sıraların eğir yürüyüşle birbirlerine yaklaşmaları ve oyuncuların - beller hafifçe bükük olarak - el ve kol hareketleriyle oyun devam eder. Başlangıçta gayet yumuşak olan hareketler, ezgisiyle birlikte gitgide hızlanır, şiddetlenerek sert ve keskin figürler halini alır. Sonra, zurna yerini davulun sert vuruşlarıyla oyuncuların el vuruşlarına bırakır. Oyun, ezgisiz fakat çok şiddetli olarak davul vuruşlarıyla sürer, naralar işitilir. Oyuncuların ellerindeki çevreler (mendiller) bu sırada ya kuşaklara sokulu ya da omuzlara atılıdır.

Ezginin tekrar başlamasıyla çökmelere geçilir. Çökmeler, zincirlemedir. Az çok Balıkesir'in Bengi Zeybeğindeki çöküşleri andırırlarsa da, Zigoş'taki çökmeler daha süratli, daha mürekkep (toplu) ve daha ahenkli figürlerdir. Sonra Zigoş'taki oyuncular, o Zeybek'teki gibi daire çevirmeyip iki sıra dizilidirler.

Sık ve devamlı çökmelerden sonra oyuna bir sükûnet gelir. İlk devre bitmiştir. Bu birinci ve ikinci devre arasında çoğu zaman Alipaşa veya Beylerbeyi gibi pek orijinal bir Rumeli 'Hora'su oynandığı görülür. Bu, bir katımdır. Zigoş'un kendi kuruluşundan olmadığı adının Türkçe dışılığından da bellidir: Horo. Fakat reayanın (halkın) en büyüğü tebcil edişleri (ağırlamaları) mahiyetinde görülebilir.

Horo bittikten sonra tekrar salma hale geçilir, çiftler karşılıklı dizilirler. İkinci devresine giren oyun, ilk devredeki gibi bir seyir takib eder. Şu farkla ki, karşılıklı hareket etmiş olan çiftler bu sefer yanlara doğru seyrederler. Yürüyüş ve figürlerde de bazı değişiklikler olur. Kucaklama ve sarılma figürlerinden sonra birinci devrede görülen çökmelerle oyun son bulur.
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

İleti Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:39

Evet Arkadaşlar Bazı Oyunlar Hakkında O Kadar Detaylı Bilgi Yok,Çoğu Özet Ancak Güzel Bilgiler Herkesin Bilgisayarının Bir Köşesinde Olması Gerekli Diye Düşünüyorum. Bazı Yanlışlar Olabilir Oyun Adı Tarih Vb. Bu Yanlışlar Yazının Çok Uzun Olmasından Kaynaklanmıştır. İyi Forumlar
  

Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
 
İleti: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
Yaş: 5
Uyarılma: (0%)
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 25
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Melik_Efe isimli üyemize teşekkür edenler.:
aseymen

ÖncekiSonraki

  • Benzer konular
    Cevap
    Gösterim
    Yazan

Genel

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir