A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mevcut kategorilere uymadığını düşününüğünüz konularınızı tartışabileceğiniz alan
Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:11

IĞDIR BARI:

Bayburt'ta bilhassa gün görmüş oyun havalarındandır. Alandaki genişliğe göre 3 - 5 veya 40 - 50 kişi dizi yahut halka kurarak ve sırada bir kadın bir erkek de gereğince yer alıp el ele tutuşularak yürütülür. Üç kısımlıdır (bölümlüdür):

1. Ağır Bar,
2. Iğdır Barı,
3. Laççibana.

Oyunun adına bakılırsa aslında Kars tarafı (Iğdır il olduğuna göre Iğdır tarafı) barlarındandır.



İBİSKİ HALAYI:

Tokat'ın Niksar ilçesinde dört kişi tarafından yürütülen çeşittir. Pek eskiden kadınlı - erkekli oynandığı halde, zamanla bu karmalığını kaybetmiştir. Şimdi yalnız erkeklerce oynanılıyor.



İĞDELİ GELİN:

Çorum'da yakın zamanlara kadar adı bile unutulmuş durumdaki bu oyunun 1942'de oralı gençlere yeniden canlandırılmasına çalışılmıştı. Fakat, merkezde bundan sonra da tutunamadığı haber alınmıştır. Bir kız, bir erkek birlikteliğiyle oynanır.






İKİ AYAK:

Tunceli'de ve bazı Çemişgezek köylerinde yürütülen sıra oyunlarındandır.

Malatya'da havası sözsüzdür.

İNCE KIRMA:

Konya yöresinde Doğanhisar ve Kamımu köylerinde cura saz veya ut ve tef eşliğiyle ikişer veya dörder erkek tarafından her dernekte gösteriler bir çeşittir.

"İnce Dudum Oyunu, m'nilerin karşılıklı olarak türkü halinde okunarak karşılaştırılmasıdır. Baştan iki kadın önce bir kıta okur. Sondan iki güzel sesli kadın da tekrarlar. M'niler okunurken el ele tutarak halka halinde yavaş yavaş dönülür. Nakarat okunurken kadınlar durarak ellerini çözüp şak şakla tepinirler. Son kıta (dörtlük) okunduktan sonra nakaratın devamında sıçrar ve böylece halayı bitirmiş olurlar.

Şimdi baştan iki kadın m'niyi ağızlarında yayarak okuyacak, sondan iki kadın da aynı ed' ile tekrar edecekler:

Kaleden indim ancak
Al bayrak yeşil sancak
Ne kız oldum ne gelin
Ateşe yandım ancak

Kale başı gürgenlik
Ne hoş olur ergenlik
Erginlikte yar sevmek
O da bezirg'nlık

Kalenin bedenleri
Koyverin gidenleri
Vurun vurun yatırın
Y'ri terk edenleri

Durarak her kıtanın sonunda söylenen nakarat:

İnce dudum yâr yâr
İnce bele gümüş kemer
Akça dudum yâr y'r.



İNCE MEHMET ZEYBEĞİ:

İzmir köylerinin oyunlarındandır. Bu oyuna "İnce Zeybek" de denilip Ege yörelerinde epey gün görmüştür. Pek çekici ve coşturucu olan havasını hâlâ da fazlasıyla tutanlar, köylerinde vardır. Havası davul - zurnayla vurulunca birden ürperip oyuna kalkmamak delikanlıların elinden gelmez. Âdeta ilk çırpıda sürüklenerek oyuna kalkarlar.



İRİZE:

Hemşin yöresinde sıra oyunlarından bir çeşide Rize'yi kasten "İrize" adı verilmiş bulunması bundandır. İrize oyunu çoğu zaman "Sarışka" oyunundan önce gösterilir. Aynı köyden kimseler oyuna kalkacaklarsa, halkada kadınlı - erkekli yer alabilirler. Bu türden birlikteliğin (yeni karma oyunun) kıdemi oralarda pek eskidir.



İSASAZ SALLANMASI:

Çoruh ilinin Yusufeli ilçesinin Peterik köyü oyunlarındandır. 5 - 20 erkek tarafından davul - zurnayla topluca oynanır.



İSBAHA:

Söylenişe göre "Ispaha" yazıldığı da olmuştur. Dinar ilçesinin Karataş köyünde "Sapa" adında da bir erkek oyunu bulunup, köyün "İspaha" adlı bu kadın oyununun isimce aynı t'birden (terimden) ayrılmalığı açıktır.



İSTANBUL'DA OYUN:

Dîv'nlarda oyun duyularına dair nefis ve şairce intibalar toplamak zor bir iş değildir. III. Ahmet'in Lale Devri'nden şu duygulu mısralar yüce şair Nedim'in dîv'nındandır:

Dili raks - 'ver eder sabredemem m'hasali
Yüreğim oynadı gördükte o çengî güzeli.

Al eteklik olalı cûy - ı mur'd üzre hab'b
Bir hev' etti dili nağme - i demr ten yeleli

Şevk ile vhaiz - i şehr attı rid'sın çerha
Böyle şal oynuna çıkmadı dahi şeyh olalı

Bir perî eylemedi ç're dil - i n' - ç're
Mutrıbın çak çak - ı çarp'resine çarpılalı

Âsma'nda bırakıp zühre elinden çengi
Def gibi kızdı yüzü daireden çekti eli

Nedim, "vakt - ı çer'ganı teşbir" ederken de şu mısraları veriyor:

Seyr olup raksı yine dilber - i mümt'zların
Yine efl'ke çıkar n'leleri s'zların
C'na 'teş bırakır şulesi 'v'zların
Müjdeler gülşene kim vakt -i çırağan geldi

Ney ü santûr - ü reb'b - ü def - ü tunbûr (tanbur) ile çeng
Nağme - i bülbül - ü kumrîye olup hem - 'heng
Pür eder âlemi şevk - ü tarab - ı ren göreng
Müjdeler gülşene kim vakt - i çer'gan geldi

Şu beyit de onundur:

Rakkas bu h'let senin oynunda mıdır
Âşıklarının
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:12

KARADENİZ OYUNLARI:

Doğu Karadeniz koy ve köylerimizin serhada (sınır boyuna) kadar ki hayat durumları (ve müvazî - paralel sıradağların içerden elverdiği bucaklarda ki eşik şartlar) içinde oyunun arz ettiği çeşit ve fark bölgelenişleri dikkati çeker. Oyuncular elele tutuşmuş oldukları halde kollarını havaya kaldırırlar. Kemençeci ortada olup onun bir işaretiyle oyun başlar. Bir müddet (süre) düz hareketle devam edilir, sonra yine kemençenin bir işaretiyle oyun "aşağı alınır" ki oyuncuların ilk en coşkun ânı işte bu sıradır: Ala aşağı!

Şarkının türkünün söylenmesi: Kemençeci, önce söylenecek türkünün veya m'ni dizisinin havasını vurur. Bu hazırlıktan maksat; "söylenecek türküyü söyleyeceklere ezgisi bakımından hatırlatmak"tır.

Türkü, ya kemençeci tarafından veya oyunculardan bir kısmınca, yahut da cümlesi (hepsi) bir ağızdan olmak üzere söylenir. Ağızla söyleniş, havanın kemençede ikinci defa çalınmaya başlanışıyla birlikte girer. Bir m'ninin söylenip bitmesinin ardından ikinci beyit nakarat olarak tekrarlanır.

Oyuncular, eğer şarkı (türkü) söylüyorsa, her m'ni arasında susup aynı parçayı kemençenin yalnız olarak bir defa tekrarlanmasına fırsat bırakırlar. Bu saz (çalgı) tekrarlaması sırasında bazen oyuncular sözleri söylememekle beraber âdeta sesle kemençeleşirler, yeni gıvgıvılı taklitle kemençeye eşlik ve çenebazlık ederler. Esasen, kemençenin oku Rizeli'nin dilbazlığından mülhem (ihamla, esinle) bir çığır kazanabilmiştir. Denilse yanlış olmaz. halka veya yarım halka istenildiği kadar çevrilmekte devam eder.

M'nilerin beğenilip tutunmuşları sayısız ve bazıları pek kıdemlidir (eskidir). İrtic'len (doğaçlama) söylenenleri onlardan ayrı tutulmalıdır. Çünkü o anda yazı veya bellekte tutulamayanları hemen unutulacaktır. Bellenip tekrarlanabilenlerden yayıllanmış örnekler çoktur:

İşte gemi geliyor
Yelkenleri kumaştan
Ne anam var ne babam
Yaratıldım ben taştan
Cığaramın dumanı
Keseyi nefesimi
Bir türkücük söylesem
Tanır mısın sesimi?
Kemençenin telleri
Sarmayı direkleri
Ne hayındır ne hayın
Nenemin yürekleri
Kemençe çala çala
Ağrıdi bileklerim
Burada yârim yoktur
Yanayi yüreklerim
Gidin kayıklar gidin
Yârima sel'm idin
Yârimin uykularını
Gözüne haram edin
Kemençeyi gel beri
Sana türkü söyleyim
Yârim burada yoktur
Kimle gönül eyleyim?

Çoruh boyu ki Hopa ve yöresinde oyunlar karakterce farklı olurlar. Çoruh boyu derken Artvin, Borçka, Murgul, Maradit, Macahel ve Şavşat bölgesini kastediyoruz. Bu grup oyunlar daha ziyade Trabzon - Rize oyunlarını andırırlar. Figürleri daha belirgin, biraz da karışıkçadır. Sonra, Trabzon - Rize Horonları az çok benzeştikleri ve hiç değilse andırışlı karakter gösterdikleri halde, Çoruh boyu oyunları kendi aralarında açık başkalıklar gösterirler.

Bu bölgede tek bir milli giyim tespit edilemiyor. Trabzon - Rize kıyafetiyle Erzurum giyimi arası bir elbiseyle karşılaşıldığı gibi, daha sonra benimsenmiş olması gereken (ki bunun böyle olduğu muhakkaktır da) külot pantolon ve belden kemerli, dik yakalı, göğüsleri cepli ve kenarları işlemeli gömlekten ibaret bir kıyafete de sık sık tesadüf edilir.

Çalgı, daha ziy'de davul - zurnadır.

Oyunlar, iki grupta dikkate alınabilir:

A. Horonlar

Deli Horon : Coşkun Çoruh
Düz Horon : Durgun Çoruh
Ermeni Barı : Ata Barı
Orta Batum

B. Tek Oyunlar:

Sarı Çiçek
Karabağ
Uzundere
Teşi

Bugün Horonlar, yukarda gösterildiği üzere çoğu zaman orijinal adlarıyla değil de karşılarında yazılı yeni nispetli sıfatlarıyla (adlarıyla) anılıyorlar.

Hopa ve yöresini oyunlarının çalgısı çoğu zaman Tulum'dur.

Orijinal kıyafet Trabzon - Rize dolaylarının eski mahalli giyimine benzer. Burada da zamanla ve geç yıllarda külot pantolon, kemerli belinin etekleri pantolonun üstüne sarkan gömlekten ibaret bir giyimin benimsenildiği seyrek de olsa bir ara moda halinde görülmüştür.

Oyunlarının karakteri, Trabzon - Rize çeşitlerinin özelliğini taşırlar. Figürlerde de az çok andırışma vardır. Yalnız biraz daha yeknesaktırlar (tekdüze, monotondurlar). Başlıcaları şunlardır: Rize, Papil't, Yüksek, Hemşin, Çarışka (Çar) Horonları.

Sonuncusunun yani Çarışka (Çar Oyunu)nın çarlıkla ne al'kası olduğu bilinmiyor. Adına Türkiye'nin başka taraflarında rastlanmadığı gibi, Ruslarca h'len oynanmadığı, rejim, gereğince açıktır. Her ne olursa olsun, şimdiki karakteriyle mahalli zevke göre değişikliğe uğradığında hiç şüphe yoktur.



KABA:

Seyhan'ın (Adana'nın) Osmanîye ilçesinde (Ekim 1996'da il olduğu) bu Kaba adlı oyun da halay gibi toplu olarak davul - zurna eşliğiyle yürütülür.

KABAK ALAYI:

Yahut Kabak Halayı, Yozgat oyunlarının şer karakterde olanlarındandır.

KADAMAZ:

Eskişehir'in orijinal isimli bir oyunudur. Göçmen oyunu olup, kelime Çağatay diyaleğine düşündürür. Bu şehrimizin göçmen mahallesi hep bilindiği gibi eskidir.

KADIN DÜZ HAVASI:

Bilecik'in Bozüyük ilçesinin Dodurga köyünde "İnce Hava" oyunundan farklıca olarak yine kadınlara mahsus (özgü) bir de bu Düz Hava çeşidi vardır.

KADİFECİ GÜZELİ:

Büyükler arasındaki gün görmüşlüğünü herhangi bir sebeple kaybettikten sonra çocuk oyunları arasında tutunup kalmış rakslı gösterilen varlığı türlü iz ve çeşitlerle sabittir. Küçüklerin elinde şeklen, nispeten çocuklaşacakları da pek tabii idi. bu türküden intikaller, en başta kıdem derinliğini (eksikliğini) meydana vuruluyor sayılsa yeridir.

Çankırı'da 30 - 40 yıl önceleri yaşlılara kendi çocukluk hatıralarından olarak tespit ettikleri aşağıdaki "Kadifeci Güzeli Oyunu" nun aynı görüşü besler mahiyette sayılması her halde yanlış olmayacaktır.

Çocuklar bir sıraya dizilirler. Biri, onların karşısına geçerek her oyuncuya bir ad takar. Dizidekilerden bir kız makamla der ki:

Kadifeci güzeli
Handedir hande (nerede)
Tahtakale kurbünde
Biz size geldik on günde

Öbürleri bir ağızdan cevap verir:

Geldiyseniz hoş geldiniz
Bizleri memnun ettiniz
Kutu kutu içindedir
Beğenüp de siz seçiniz

Onlarda aralarındaki kızı seçip alırlar.

İstanbul'da bir Tahtakale'nin varlığı hep bilinir.



KAFKAS OYUNU:

Samsun'un merkez ilçesindeki küçük bir kısmı Kafkasyalı gömenlere böyle anılan bir oyun çok seyrettirilip beğendirilmiştir. İki erkek tarafından eldeki herhangi bir çalgı eşliğiyle oynanır ki, Kürt Horonu ve Laz Horonu adlı bazı taklitçi oyunlar da yürütülür.

KAFKAS RAKSI:

Bilecik'in Bozüyük ilçesinin Oklubalı köyünde armonika eşliğiyle toplu olarak ve bir kız - bir erkek ikişer ikişer oynanan zarif bir çeşittir. Bu köye Kafkasya'dan göçmenlerin isk'n edildiği anlaşılmaktaysa da esas köy halkının da kendi "Alay Oyunu" vardır ve bu bir halay çeşididir.

KALKAN KILIÇ:

Urfa'nın (Şanlıurfa) hemen bütün köylerinde "Kalkan Kılıç" rağbettedir. Bezenek ve düğün derneklerde 2 - 4 erkek tarafından davul - zurna eşliğiyle yürütülen yarı sportif mahiyetli taklidî oyundur.

Elazığ'ın Palu ilçesinde aynı isimdeki oyun ikişer ikişer karşılıklı ve iki manganın çarpışmaya koyuluşu halinde gösterilir. Bütün ustalık, yaralanmaksızın en sert hamleleri sürdürüp çatışma gerçekliğinin heyecanını yaşatabilmekte ve tartım (ritim) mekikleşmesini ayaklarda olduğu kadar hareket ve şakırtılarda da formülüne bağlılık dai - resinde yürütüp işletebilmektedir. Yiğitlik oyunudur.

Kılıç kalkan oyunu, memleketimizin birçok yerlerinde eski istisnasız yaygınlığını kaybederek unutulmuştur. Kılıç ve kalkan yapımının ortadan kalkması bu sönüşte 'mil (sebep) olduğu hiç şüphesizdir. Nasıl ki, kaşık oyunu da hâlâ tahta kaşık yapım ve sürümü mevcut olan yerlere inhisar etmek suretiyle bölgelenmiş bulunmaktadır. Ancak, şu nokta unutulmamalıdır. Eski silâhlardan ok ve yay hareketleriyle olduğu kadar sessizliğiyle de dans 'letliği edindikleri halde, kılıç - kalkan ikizliği bilâkis her iki bakımdan oyun cerbeze ve tartımına yarayabiliyor. Sonra da Türk zevki yüzyıllar boyunca güreş ve cirit gibi spor gösterilerini bir - tartım fırsatına yer verememelerine rağmen - sırf mâna ve teşci (cesaret verme, gayret getirme) imkânları dolayısıyla davul - zurnasız seyretmeye katlanamamış, hemen her seyir çeşidini sesli filmin yenilikçiliğindeki kadar musikîli görmekten hoşlanmıştır.

Bazı oyunlarımızdaki mendil ve "avuç çarpıştırmaca unsurlarının kılıç - kalkandan istahaleleri (dönüşümleri) düşünülebilir.



KALKAN OYUNU:

Muğla'nın bazı köylerinde iki bıçakla oynanır. Kütahya yöresinde aynı ad ve şekilde vardır.

Nice yerlerde adı da bıçaklı olmuştur. Doğu Anadolu'da da meselâ Kars'ta "Kalkan Oyunu" adlı ve tek erkeğe mahsus bir çeşit vardır.

Bu oyundan kılıcın, kendisi gibi adı da kalkmıştır. Sol eldeki bıçak daha ziy'de korunma hareketleriyle siperci kaldığı için "kalkan" adının bundan dolayı kalkmadığı anlaşılıyor. Saldırış hareketleri sağ eldeki bıçakla yapılır. Tehlikeye meydan verdirmeyici sabit figürleri vardır.




KALTAK OYUN HAVASI:

Gaziantep'in sözlü oyun havalarındandır. Figürleri irticalden ibaret olmakla beraber, havası pek sevildiği için oyunlu her tekrarlanışı derneklerde ayrı ve canlı bir ilgilenişle karşılanır.


KALMA OYUNU:

İki kişi hançerlerle oynarsa da Erzurum'un "hançer barı"ndan büsbütün ayrıdır.



KAMALI HALAYI:

Yozgat'a aittir.

KAMO OYUNU:

Sivas'ın Gürün ilçesi oyunlarındandır. Şimdi orada devam etmekte bulunması da muhtemeldir. Karabağ - Kafkasya'dan bize geçmiş bir çeşit ki "Uzun Dere" de denilir. 15 - 20 erkek veya yalnız kadınlar tarafından yahut da kadın - erkek karma diziyle oynanır.



KANDİLLİ:

Tokat'ın Niksar ilçesinde çok oynanan bir çeşittir. Saz veya zurna eşliğiyle iki kişi tarafından oynanır. İki kadın veya iki erkek, yahut da erkek - kadın iki kişi birlikte yürütülür. İki kadınlısı hemen daima kadın toplantılarında yer alır.

KARABAĞ OYUNU:

Bir veya iki kişi tarafından (ikinci takdirde karşılıklı) oynanır. Hareketleri, bir dairenin muhiti (çevresi) üzerinde icra edilir. Musikîsi, oyunun başından sonuna kadar hazlı çalınır. Her figür parçanın iki ölçülük kısmında yürütülür.

Karabağ oyunu, Kars'ta olduğu gibi Ardahan (günümüzde il) yöresinin bazı köylerinde de oynanır. Meselâ, Beberek köyündeki iki esas oyundan biri bu, diğeri "Uzundere" dir. Eşlik eden çalgı zurna veya kapalı odada mey'dir. Esas itibariyle kadın veya erkek tek kişi olarak oynarsa da, bir kadın ve bir erkek birlikte yürüttükleri de olur.

KARAÇAYIR:

Çanakkale il yöresindeyiz. Meselâ, merkez ilçenin Sarıcaeli köyünde düğün dernek, bayram ve özel eğlenti günlerinde keman yahut davul ve klarnet eşliğiyle 2 - 4 erkekçe yürütülen oyundur. Tek kişi de oynayabilir. Bu köyün ikinci esas oyunu aynı tertipteki İnce Hava'dır.

KARAÇOR:

Tunceli'nin Ovacık ilçesinin merkez köyünde genç kız ve delikanlılarca birlikte yürütülen 6 - 8 kişilik davul - zurnalı sıra oyunlarından bir çeşittir.

Tunceli yöresinde bu oyunun adı "Garaçor" da telâffuz edilir.



KARADENİZ:

Çoruh yöresinde bu isimde ayrı bir horon çeşidi vardır. Karadeniz horonu geldiği iklimin tabiat ve havasını aksettirir. Mahalli renklerle süslüdür. Bir taşralı gözüyle Karadeniz atmosferini yaşatmak ister. Kıvrak, atik ve keskin çizgileriyle Karadeniz'in dalgaları gibidir. Oyuncular halkası da Karadeniz havuzu gibi kapalıdır. Fazlasıyla yayvanlaşırsa ortaya düşen müb'riz (döğüşen, çarpışan) çiftlerin bıçakları yakamozlar gibi parıldaşıp dururlar. Ecnebilerce "Kemanın babası" addedilen (varsayılan) kemençeye gelince; oyunu kışkırtıp kızıştıran odur. Karaya vuran hamsilerin ürpertili sıçrayışlarını bu oyunun en az bir çeşidinde tasarlamak hiç de yanlış veya mübalağalı kaçmaz.

Hamsi koydum tavaya
Başladı oynamaya





KARADÜZEN:

Hanımlara mahsus (özgü, özel) yemekli, çalgılı ve oyunlu toplantı (Erzurum).

KARAHİSAR:

Malatya'nın Karahisar oyun havası ki, sözsüzdür.

KARA KIZ:

Gaziantep merkez ilçede "zeybek"ten ziyade "halay" çeşitleri vardır. Merkezin kendi adına nispetli zeybeği yoktur. Yerli halay çeşidine gelince; bunda baştaki tutan oynar ve diğerleri tartımlı adımlarla ona refakat ederler. Tempoyu, davul yürüttürür.

Şu halay havaları revaçtadır: Galataya Oyun Havası, Şirvani Oyun Havası, Kaltak Oyun Havası, Aşiney Oyun Havası (Ayşe Oyun Havası), Zeybek Havası (Yörede bunun oyunu da yürütülmektedir).

Yel vurur yelken olur
Gül dibi diken olur
Seversen gelini sev
Kızlar cip silken olur
Aman aman kara kız
Ziliflerin (zülüflerin) tara kız
Ben kurban, canım kurban
Koynundaki nara kız

KARAKIŞTAN:

Siirt'in Sason ilçesinde yalnız erkeklerce yürütülünce pek yarışçı ve yarı sportif bir görünüş edinen, esasında "el çarpıştırmaca" figürü bulunan tanınmış oyundur. Kadınlar ayrı veya erkeklerle birlikte oynayınca daha yumuşak bir intib' edinilir.

KARANFİL OYUNU:

Yozgat'ın "Karanfilli Oyunu" ile Kastamonu'nun "Karanfil Havası" adını türküsünden alan irtic'lî figürlü çeşitlerdir.

Ödemiş tarafından kadınlar "Karanfil Türsü" adıyla herhalde aynı şarkıyı (türküyü) tef, darbuka, zillimaşa gibi çalgıların tartımıyla çalıp söylerler. Oyunu, düz oyun dedikleri iki üç figürlü bir çeşittir. Düğünde kına yakılırken kızlar çoğu zaman bunu ve andırışlı havaları dinleterek gelinin karşısında oynarlar. Bazen gelini de oynatırlar. On beş yıl kadar evvelleri (önceleri) rağbetteydi.

Karanfilin türlü ve renk çeşitlerini anarken aşktan söz açan kıtalarından birincisi şöyledir:

Karanfilin moruna
Ya la la la l'y lam
Ölüyorum yoluna
La lay la lam.



KARS OYUNLARI:

Iğdır Barı, Döne Barı... Çoruhluların "Şeyh Ş'mil" oyununu Karslılarda aynı ustalıkla oynarlar. Han Kızlar, Yüz Barı, Kars Gülü, Kentvari, Beş Açılan oyunları da oldukça tanınmışlardır. Bunlardan Han Kızları'nı sadece kadınlar yürütür. Kars oyunlarının bir kısmı (belki de çoğu" vals temposundadır. Azerbaycan musikîsinde de aksak Türk tartımlarından hiç bulunmaz. Han Kızları oyununa şu şarkı (türkü) eşlik eder:

Araz üstü buz üstü
Kebap yanar köz üstü
Koy meni öldürsünler
Bir el' göz kız üstü
Ay l'çın, can l'çın
Can sana kurban l'çın.
....................................

erkekler çep ağızları işlemeli, siyah kadife pantolon, ipek gömlek, cepken giyerler. Ayaklarında yumuşak yemeni veya mesler bulunur. Kadınların kıyafeti ipekli bir blûz altına renkli eteklikten ibarettir. Ayaklarında burunları sivri ve kalkık, yumuşak derinden terlik biçimli çarık bulunur.

Bazı gün gören oyunların adları şunlardır:

Enzeli, Düz Yallı, Karabağ, Lezlû, Şeyh Ş'mil, Terekeme, Askaranî, Azerbaycan, Beş Açılan, Ceyl'nî, uzundere, Kaşengi, Mirzanî, L'le, Köroğlu, Koçeri, Nazbarı. Çoğu tek veya ikili oynanan çeşitlerdendir.

Halka veya yarım halka halinde yürütülen, yani bar olanları başlıca şunladır:

Düzyallı, Laçınbarı, Köçeri. Tek veya iki kişiyle yürütülenleri daha ziyade kasabalı ve şehirli oyunlarıdır. Barlar daha ziyade köylerde yürütürler.

ENZELİ:

Azeri oyunudur. Azerbaycan'da Nazer denizinden Enzeli kasabasına izafetle adlandırılmıştır. Çoğunlukla kadınlara ve kızlara has oyundur. Hemen daima tek oynanır. Bir kızla bir delikanlının karşılıklı oynadıkları da bu oyunda sık sık görülür. Bütün güzelliği en başka kol ve el hareketleridir. El ve kolların büyük ifade gücüne (tarihî ems'lin tesadüfî andırışmalarından olarak) antik mısır oyunlarında da zamanında şahit olduğu rivayet olunmuşsa da keyfiyetin teferruatıyla (ayrıntılarıyla) ispatına maddeten imkân yoktur. Ölü danslarla diri dansların mukayesesi güçtür. Asya'daki emsalle karşılaştırma yapılabilmesi keyfiyetine gelince; bu, hayli imkân dahilindedir. Çünkü, folklor çeşitlerinin karşılaştırması demektir. Hindistan danslarındaki el ve kol hareketleriyle bu Kafkas oyun figürleri müşahhas (gözle görülür) örnek konular halinde kıyaslanabilirler. Cümlesi (tamamı) Asya'dan müşterek (ortak) kaynak sahibidirler. Bu müşterek kaynağın Orta Asya'da olduğu günün birinde aydınlanabilir. Çünkü, Çin sarayı çağlar boyunca Yuğun uygarlığının danstaki üstünlüğüne inançla bağlı kalmıştı. Bahsi geçen Azerî oyununun vücut hareketleri de incedir. Fakat tarifçe ikinci önemde kalırlar.

DÜZYALLI:

Düzyallı oyunu az figürlüdür. Kolay ve herkesce öğreniliverecek bir tertipte olması bakımından oldukça fazla yayılmıştır. Hem daha eğlencelidir, hem de uzun oynanılınca yeknesaklık edinmesin diye şimdilerde bazı katımlar yapılmıştır. Bu hal, oyunun tarzını gerçi bozmuş değildir ama, az çok şirinleştirdiği de muhakkaktır. Meselâ, halka dönerken aralarda durur; her oyuncu bu duraklamalarda bilistifade (yararlanarak) kendi sırası geldikçe halkadan ayrılıp tek başına ortada aynı ayak figürleriyle oynar. O esnada halkadakiler tempo dairesinde el çırparlar. Ortadaki oyuncu oynaya oynaya dönüp yerine gelince, halka yeni baştan deveranına koyulur. Sonra tekrar durur, bu sefer bir başka oyuncu çıkar. Böylelikle asıl oyunun her tekrarlanışı bu tekli oynanışlarla bölüntülere uğrar ve neticede yeknesaklık (monotonluk, tekdüzelik) yok olur. Günümüz düğün ve derneklerinde kadın - erkek karmalığıyla oralarda en çok yürürlükteki oyun budur. Gün görüp (ilgi görüp) neşe ve sevinç vesilesi olmaktadır.

KARŞILAMA:

Doğu Anadolu oymaklarında kadın ve erkeklerin karşılıklı yürüttükleri oyunlara karşılama denilegelmiştir. Türlü ezgilerin türküler hâlinde terennümüyle yürütülürler. Ek figürler irticalî (doğaçlama) olur. Her iki oyuncu hassasiyet dairesinde uzlaşmaya dikkat ederler. Hareketlerin sözlerin mânasıyla kaynaşmasına da önem verirler.

Meselâ "Yoncalar" oyun havası Van yöresinde gün gören karşılama türkülerindendir. Sözlerinin ilk kıtasıyla nakarat şöyledir:

Gidersen uğun olsun
Gök çemen yolun olsun
Eğer benden dönersen
Ezrail boynun vursun
Yoncalar, yoncalar, yoncalar
Sallansın beli inceler
Koynumdaki gül goncalar


10 / 8 tartımındaki iki ölçülük bir ezginin türlü çeşitlemecikler göstererek tekrarlanmasından ibaret bir havadır.

Muş'un merkez ilçesinde tef ile iki kişi tarafından yürütülen karşılama, kadınlarca kendi aralarında ve erkeklerce meydanlıkta yer bulur.

Erzincan'ın merkez ilçesinin oturak toplantılarında bir kadın - bir erkek, yahut iki kadın tarafından karşılama oynanır. Düğünlerde iki veya iki bulunmazsa hatt' bir erkek tarafından yine aynı isimle saz ve türkü refak'tinde oynanır.

Elazığ'da da karşılama vardır.

Konya'nın Seydişehir ilçesinde karşılama, kadın oyunudur. Erkekler (nâdir dost toplantıları dışında) hemen hiç oynamazlar.

Karadeniz yalılarına (kıyılarına) gelince; Giresun'un Bulancak ilçesinin Şehrasa, Gökçeali, Pir Aziz Eren, Eynece köylerinde ve kaza merkez ilzesinde, Şebinkarahisar köylerinde hep karşılama vardır. Görek ilçesinde bunun adı karşılatmadır. Giresun'da kadın ve erkekler umumiyetle (genellikle) ayrı ayrı ve pek nâdir hususiyetlerde karışık oyuna kalktıklarından karşılama da bu görenek dairesinde olur. Oyunu ikişer ikişer üç beş çift karşılıklı yürütürler. Kemençe, yahut davul - zurna (zurna yerine bazen klarnet) düğün, dernek, imece ve bayramların diğer oyunları arasındaki eşliklerinde, oynanılır. Kadınlı - erkekli yürütüldüğü pek enderdir.

Karşılama oyunu, Ordu ilinin merkezinde ve Ulubey ilçesinin Şuayip köyünde ve yakın yörelerinde de gün görüyor. Merkezde tef ve kemençeyle iki kişi tarafından (kadınlar hariç) oynanır. Köyde de karşılıklı iki kişiyle, kemençe veya davul - zurnayla oynanır.

Batı Anadolu'dan meselâ İzmir'in Foça ilçesinde dümbelek eşliğiyle karşılama yürütülür. Erkek veya kadınlar kendi meclislerinde çift çift oyuna girdikleri gibi, samimî aile toplantılarında bir erkekle bir kadın karşılıklı oynadıkları da olur.

Trakya tarafından Tekirdağ'ın Şarköy ilçesine bağlı Mürefte köyünde iki erkekçe karşılıklı oynanır. Kadınlar kendi aralarında yürütürler. Aynı vilayet merkez ilçesinin İncir köyünde "karşılama" oyunu erkeklerce ayrı ve kadınlarca ayrı meclislerinde ikişer kişi tarafından oynanılır.

KASTAMONU'DA OYUN:

Yörenin Ilgaz eteklerinden Karadeniz'e kadar serpilip giden oyunlarından belli başlılarını sayalım: İndim Dereye Beklerim, Meydan Havası, Kınalı Keklik, Çiçek Dağı, Çifteleme, Sepetçioğlu.

Kastamonu yöresinin son yarım süresince en fazla gün görmüş ve herhalde epey öncelerden devam edegeldiği yaşlılarca yerli yerinde bilinmiş oyun çeşitleri şunlardır: Oturak Havası ve Sepetçioğlu, Topal Koşma, Kara Kuzu Havası ve Yarım Çardak (Çırdak), Köroğlu, davul - zurnayla Gezinti, Çiçek Dağı vs.

KAŞIKLI EFE OYUN:

Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinin Kayı köyünde 1 - 2 kişi tarafından yürütülüp zilli tef ile oynanan bir çeşittir. Aynı ilçenin Han köyündeki "kaşıklı oyun" da aynı şey olup yine tefle yürütülür. Kadınlarca ancak kendi topluluklarında oynanırlar.

KAYDALAMA:

Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde ve oranın bilhassa Davulga köyünde en yerleşik oyunlardandır. Karagoç ve Oğlan gibi farklı tartımda olanları da vardır.

KAZAK BARI:

Erzurum barlarındandır. Bunda başlıca hareketler bacak, gövde ve hassaten (özellikle) omuzlara düşer. Çünkü, bacak hareketlerine karşılık "omuz kırma" figürü yapılır. Oyunun genel durumu "olunduğu yerde sıçramak" ve âdeta mevarî surette hafifçe tepinmekten ibarettir. Kazak Barı Erzurum'a Kafkasya'dan geçmiştir. Erzurum şehrine inhisarla yöreye yayılmayarak pek o kadar kıdemli de değildir. Barların tekmili (hepsi, tamamı) ve hatt' Hancer ve Köroğlu barları da yapıldıktan (oynandıktan) sonra bir değişiklik olsun diye bu Kazak Barı yürütülür. Modasının uzun sürmeyeceği esasen belliydi.



KAZASKA:

Muş'un merkez ilçesinde tek erkek tarafından yürütülen oyunudur. Şeyh Ş'mil oyunu da denilen çeşit budur.



KEREBOZ:

Maraş'ın (Kahramanmaraş) Andırın ilçesinde "Abdal davulu" eşliğinde bazen karma halde kimi de kadın, erkek ayrı ayrı meclislerinde yürütülen toplu oyunlar Halay, Üç Ayak, Şirmani ve nihayet Kereboz çeşitleridir. İçlerinden en yaygını görünüşe göre "Kereboz" dur.

KILIÇ KALKAN OYUNU:

Bursa'nın kılıç - kalkan oyun çeşitleri nesillerden beri yiğitliği yaşatagelmiş olan bir konudur. Bunların özel hâli çalgısız ve türküsüz oluşlarındandır. Bale sanatında sözlü ses yok, fakat müzik eşliği vardır. Halbuki Bursa'nın kılıç - kalkan oyununda sözlü veya sözsüz musikînin herhangi bir eşliği yoktur. Fakat bu farka rağmen, yine de orijinal bir nevi bale gösterisidir. Çünkü, silah çatışmalarının tartımlı şakırtılarından ifade gücü kazanır. Bu şakırtılı âhenk devam ederken öte yandan bazen okunan kahramanlık şiirleri de esrarlı ve ürpertili bir zemin yaratırlar.

Bursa'nın kılıç - kalkan oyunlarında üç esas bölüm vardır:

a) Sel'm
b) Yemin
c) Savaş.

a) Selam: Bu sel'm kısmında oyun başlamışken sadece kılıç ve kalkanların sürtünüşünden çıkan madenî gıcırtılar olur ve bu sesler arasında sel'mın gayet vakarlı (ağırbaşlı) ifadesi olur. Bu sırada oyuncular tek saf hâlindedirler. Durumu, aynı zamanda bir saldırışın başlangıcını da andırır.

b) Yemin: Sonra kümelenerek toplaşırlar, halka kurmuş gibi çöreklenirler. Kalkanlar ortalama kalmak üzere and içme faslına geçmişlerdir. Bu fasla, kılıç kabzalarının kalkana vurulmasıyla son verilir.

c) Savaş: Sonra karşı saflar hâline geçilip savaşa koyulunur. İkişer ikişer karşılıklı kılıç - kalkan çarpışması yaparlar. G'leyan (coşku, coşma) neticesi kimi zaman yaralandıkları bile olur. Bu musikîsiz ve sözsüz hareketler (şakırtının tartımına rağmen) tam bir pantomima çeşididir.

Kılıç - Kalkan oyunu başarılı bir seyirliktir. Şimdiki tertibinin şimdiki sıralanışı şudur:

1. Askere çağrılış, eratı uğurlama peşrevi,
2. Asker katıldıktan sonra yemin töreni,
3. Kılıç bileme, savaşa girişme,
4. Savaş sonunda mütareke,
5. Mütareke sırasında bazı tehdit hareketleri,
6. Silâhını kaptıran savaşçının hileli oyunlarla silâhını geri alması ve bu esnada cenkleşme.

Bursalılar için kılıç ellerinden alınamayacak surette bir bütünlüğün timsalidir. H'l', Ulu Cami'de hutbe için mimbere çıkan hatibin elinde kılıç bulunur. Oyunun bütün musikîsi kılıç - kalkanın tartımlı sesleridir. Heybetin 'hengini türlü figürlerini intizamıyla sembolleştirebilen bir çeşittir.

Urfa'nın (Şanlıurfa) ilçesinin (Şimdi Bozova'ya bağlı bir köy) merkez köy gibi bazı yöre kariyerlerinde (köylerinde) iki erkek tarafından düğün ve bayram günlerinde davul - zurnayla yürütülen keza (böylece) bir Kılıç - Kalkan Oyunu vardır. Çarpışma figürleri gösteren bir çeşittir.

Muş'un Malazgirt ilçesinin merkez köyünde yapılan Kılıç - Kalkan Oyunu bilâkis tek kişilik olup davul - zurna eşlik eder.

Siirt çevresinde de aynı sıra şartları dairesinde yürütülen bir Kılıç - Kalkan Oyunu vardır.

Bıçak Oyunu'nu Ankara bölgesinde köylü oyuncu davul - zurna eşliğinde oynar. Bu taktirde, bıçaklı oyuncu ile birlikte tartımcı davullar da çalanlarca türlü döndürme ve kaldırma hareketleriyle havada oynatılırlar.

Hançer Barı'nı Erzurum'da iki kişi karşılıklı yürütür. Her iki ellerinde birer hançer bulunduğuna göre dört hançer çarpışma gösterisi yapıyor demektir. Herhalde böylesi eski savaşlarda da olurdu. Erzurum'un Köroğlu Barı'nda ise iki elde bıçaklar yerine yalnız sağ ellerdeki birer kama, yeni oyunda iki kama sert çarpışma gösterisi yaparlar.

Sivas'ın bıçak oyunları bir iki kişi tarafından yürütülür.

Kalkan oyunu meselâ Akhisar'da da vardır.

Kılıç - Kalkan oyunu daha ziyade zeybeklerin oynadığı bir çeşittir. Bursa'nın ki bunlardan ileri (gelişmiş) bir tertiptir.

Kılıç - Kalkan Oyunu güney hudutlarımızda çok aşağıda ki ülkelerde de Osmanlılıktan hâtıra halinde el'n (bugünkü) korunmaktadır.



KILIÇ OYUNU:

Rize bölgesinin yakın zamanlara kadar fazlaca gün görerek yerlisinin ilgisini yaşatan bir oyunuydu. Bölge köylerinde hâlâ da oynayanları vardır. Bir kişi veya mücadele figürleriyle çevik hareketler gösteren iki kişi tarafından kemençe sesleriyle yürütülen oyundur. Hızla çömelip kalkışlar, hamleler ve bıçak atıp tutmalar bu oyunun canlı figürlerindendir.



KINA HAVASI:

Evlenme törenlerimizin köylerdeki ana motiflerinden biri umumiyetle (genellikle) bu kına yakılma sahnesinin oyun 'nıdır. Geline kına yakıldığı dakikalarda bir ara tefçi (çingi) denilen kadının yükselttiği türkü eşliğiyle genç kız ve kadınlar oyuna kalkarlar, onun pek tabiî olan heyecanını yatıştırmaya çalışırlar ki görenektendir. Bu oyunun havası ne de olsa az çok belirlidir. Yani, gelişigüzel havalar yürütülmeyerek tefçi o 'na uygun bir - iki türküyü hatırlatmaya dikkat eder. Hep bilinen bir - iki türküye "kına havası" denilmesi çoğu yerlerde âdettir.

KIZIK HALAYI:

Sivas oyunlarındandır. Zevkli hamleleri ve nefis yaylanışlı figürleriyle toplu oyunlar arasında seçkin bir yeri vardır. Kızık Halayı'nın üç bölümü şunlardır:

1. Ağırlama,
2. Sıktırma (Yanlama),
3. Hoplatma.

Ağırlamanın üç figürü vardır. Birinci figürü, oyuncular yer değiştirmeksizin yaparlar. İkincisi yürüyüş figürüdür. Üçüncü de eller bırakılır.

Küçük parmaklardan kenetleşilerek sıra olunmak suretiyle Kızık'ın ağırlamasına başlanır. En az üç oyuncu l'zımdır. 6 - 8, orta bir kadrodur. Daha fazlası da olabilir. Sayının azlığı ölçüsünde sıra düz olur. Kalabalık dizi, kendiliğinden kavisleşir. Çünkü başçekeni bütün oyuncuların görmesi gerekir.

Musiki'nin dörtlük zamanında sağ ayaklar belli belirsiz yerden kesilir ve tekrar basılır. İkinci zamanda gövdeler sağa bindirilir. Bu anda oyunu dizisinin hafifçe sağa doğru sallandığı görülür. Üçüncü de sol ayaklar yarım sola atılarak ökçeler üstüne konulur. Her iki diz hafifçe kırılıp gövdeler sola ileri götürülür. Dörtte, dizler ve gövdeler doğrultulur. Oyun dizisi ilk başladığı gibidir. Yalnız oyuncuların annacı (cephesi, dizi yönü) yarım sola dönmüştür. Dizleri kırıp doğrultma ve gövdeyi sola ileri verip sağa geri alma tarzında yaylanılarak yapılan bu figür üç defa tekrarlanır.

Musiki yeniden başa dönünce ilk dörtlük zamanda sol ayaklar geri alınır. Bu sırada oyun tam ilk başladığı duruma gelmiştir. İkincide gövde sola bindirilir. Bu sırada oyun dizisinin sola doğru güzel bir sallantı yaptığı görülür. Üçte sağ ayaklar, yarım adım sağ ileri atılarak ökçe üzerine konulur. Aynı anda her iki diz hafifçe kırılır, gövdeler sağa ileri gider. Dörtte doğrultulur. Sağ ayaklar ileride olduğu halde yapılan bu figürde üç tamamlanınca musikî yine başa dönmüş bulunur. Bundan sonraki ilk dörtlük zamanda sağ ayaklar yerine götürülür. İkincide gövdeler sağa bindirilir ve kalın çizgiyle işaretli bölüm bir daha tekrarlanıp yürüyüşe geçilir.

YÜRÜYÜŞLER:

Yukarıda tarif edilen figürlerin son şekline göre oyuncuların annacı yarım sağda, sağ ayaklar ise ileride ve ökçe üzerindeydi. İşte oyun bu haldeyken musikî tekrar başa geçince, bu sefer ilk dörtlükte sağ ayaklar yerine getirilmez, tekrar yarım sağa alınır. (Oyuncuların annacı tam sağa dönmüştür). İkincide gövde sağ ayağa bindirilirken sol ayaklarda yerden kesilir. Üçte sol ayaklar bir adım ileri atar. Dörtte gövde sol ayağa yüklenirken sağ ayakta yerden kesilir. Beşte, sağ ayaklar bir adım ileri atılır. Altıda, sol ayaklar yerde, kaldırılırken gövde sağa bindirilir. Yedide, soy ayaklar sağların yanına getirilip hafifçe yere vurulur. Sekizde böylece durulur.

Musikî başa dönünce ilk dörtlükte sol ayaklar bir ayak boyu sola geri alınır. İkincide gövde ağırlığı sola bindirilir. Üçte oyuncular yarım sola dönerken sağ ayaklarda bir adım ileri atılıp ökçe üstüne konur ve aynı anda her ileri diz hafifçe kırılır. (Oyuncuların annacı yarım sağa yönelmiştir). Dörtte doğrultulur, beşte tekrar kırılır, altıda yine doğrultulur, yedide kırılır ve sekizde doğrultulur. Bu güzel yaylanışlardan sonra musikî başa geçtiği vakit ilk dörtlük zamanda sağ ayaklar solun yanına getirilir. İkide gövde sağa bindirilir.

Tarifi geçen figürlerin son durumu; oyuncuların annacı yarım sağda, sağ ayakları ilerde ve ökçelerin üzerindeydi. İşte durum böyleyken musikî başa geçince ilk dörtlükte sağ ayaklar yerine getirilmez, tekrar sağa alınırlar. (Oyuncular tam sağa dönmüş ve yürüyüş durumuna geçilmiştir).

Bazı oyuncular yürüyüşleri ayak değiştirme suretiyle de yaparlar. Fakat oyunun ana çizgisinde ayak değiştirerek yürüyüş yoktur.

EL BIRAKMALAR VE HAMLELER:

Oyun yukarıdaki şekilde devam ederken bir ara baş oyuncu yanındakinin elini bırakır, öbürleri de onu taklit ederler. Oyun figürlerinde değişiklik olmaz. Fakat, hafifçe yaylanış şeklinde önce yapılan figürlere kol hareketlerinin de katılması, oyunun görünüşünü pek şirin bir h'le getirir. Sağ ayak üzerinde sağ diz kırılırken, sağ kolların (el ayası ufka gelecek surette) üç defa hamle yapması ve sola dönülerek sol kollarda aynı hamlelerin tekrarlanması şeklinde gösterilen bu figürler Kızık Halayı'na doyulmaz bir güzellik kazandırır.

Hamleli figürlerde sağ el saldırıştayken sol eller arkaya atılıp kalçaya konulurlar. Sol ellerin hamlesinde de sağ eller aynı durumu alırlar. Üçer defa yapılan bu hamlelerden sonra ayakların geri alındığı yerlerde kuvvetlice el çırpmak (çepük çalmak) da oyunun can damarlarından biridir. Yürüyüş figürlerinde kolların hareketi serbest kalır.

Kızık Halayı'nda üç sefer sağa hamle yapıldıktan sonra kuvvetli el çırpmasıyla üç defa da sola yapılması ve böylelikle oyun dizisinin bir sağa bir sola hamle gösterip alanda dolaşması halayın en özlü tarafıdır.

Bu oyunun yürütüldüğü köylerde halk arasında muadil (benzer, eşit) tavırlar, ancak güreşlerden önce pehlivanlar arasındaki perdahlamalarda görülebilir. Pehlivanların perdah figürlerinden bir çeşit olan bu hamle vaziyetlerinde çok kere bir de "Hayaah!" kuvvetlice n'ra basıldığı olur.

KOÇ HALAYI:

Hayvan adlı oyunlar türlü yurt bucaklarımızda vardır. Bazıları taklitçi, bir kısmı da ağırbaşlı ve taklitsiz çeşitlerdir. Akkoyun, Karakoyun, Kartal, Şahin, Atmaca gibi iz'felerle anılanlar ya konu bakımından yahut da taklit motifleriyle o hayvanlarla ilgilidirler. Bu tip oyunların kendi semt toplantılarında kimi zaman oynanılmayışı sebepsiz değildir. Hiç değilse bazılarının şartlı fırsatlara bağlı kaldığı şimdiden bilinmektedir. Belirli şart ve v'delerin oyunları işte bu çeşitlerdir. Adı geçenlerden meselâ Koç Halayı denildiğine göre "Koçkırımı, Koçkatımı" muhletinde (süresinde) oynanır.

Koç Halayı, erkekli - kadınlı yürütülen karma çeşitlerdendir. Yerli görenekten olarak Sivas ve Şarkışla yörelerinde görülüp, tören ve kutlamalarda çekilir. Halay dizisinin bir tarafını erkekler, öbür kısmını kadınlar vücuda getirirler. Düz sıra hâlinde yürütülür. Dizinin illeri geri hareketleri ve bir de yan yürünüşlerden bazı figürler gösterilir. Hareketler sertçedir. Tempo mutedildir (orta). Oyunun sözleri uzunca sürdüğü için havasının tekrarlamalarıyla istenildiği kadar uzatılabilir. Sözlü kısım bitince davul - zurna aynı ezgiyi kendi tavrında çalar. Davul - zurna çalarken türkü söylenmez. Mün'sip (uygun) görüldüğü kadar tekrarlamalardan sonra baş çekenin dilediği an oyuna son verilir.

Koç Halayı, karma halde oynanıldığı gibi, yalnız erkek ve kadınlarca kendi meclislerinde de yürütülebilir. Tunceli, Bitlis, Erciş yörelerinde de vardır. Havası yer yer çeşitler edinmiştir. Yazıya geçebilen kıtalarından bir kısmı şöyledir:

Koçları vurdum dereye
Öldüm araya araya
Terzi kolların farıya (çürüye)
İçlik yâre dar geliyor

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor.

Koç koça koçlar katıldı
Balı ile şeker karıldı
Y'r yâre işmar edince
O yâr yâre satıldı

Y'r satıldı, yâr satıldı
İki can c'na katıldı

Koçları koştum döğene
Kızlar gidiyor kevene
Ergen ergene sarılmış
Birbirin seven sevene

Y'r seviyor, yâr seviyor
Yüreğim yağı eriyor

Koçlara kına yakıldı
Boynuna çanlar dakıldı
Yârim ak çadırdan çıktı
Bağrıma hançer çakıldı

Ah yakıldı, vah yakıldı
O yâr fikrime dakıldı.

Koçları saldım dereye
Öldüm araya araya
Çal dibinden yola çıktım
Y'r gördü, sordu; nereye?

Vay dereye, ay dereye
Öldüm "y' r" deye deye

Koçları vurdum dereye
Öldüm araya araya
Terzi kolların kırılsın
Yelek yâre dar geliyor

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor

Giderisen göndereyim
Kunduranı döndüreyim
Ya bendine bile (birlikte) götür
Ya kendimi öldüreyim

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor

Gel sana alma verelim
Kapına köle olalım
Havalar ayaz üşüdüm
Aç da koynuna gireyim

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor

Bağçelerde var kuşburni
Dibinde verir ışkını
Y'ri elinden aldırmış
Allah'ın şu kör şaşkını

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor
Bağçesiz, barsız bu adam
Havansız, narsız bu adam
Kalaysız kaba benziyor
Bu dünyada y'rsız adam

Dar geliyor, dar geliyor
Bu iş bana zor geliyor.

KOLAN VURMAK:

Kelime olarak "kolan" en eski kaynaktan halis Türkçe'dir. (Kaşgarlı Mahmut: Div'nü Lûg't'it Türk). Yalnız Türkçe'de çadırın kenar şeridi, bel kemeri, tokalı kayış, şube, dayanıklı şerit gibi anlamlarda yaşamıştır. Egeli kabadayı, kolanı yalnız atının eyerine dolamaz kendi bel silâhlığına da en üstten sarar. Salıncağın iplerine de kolan denildiği için kolan vurmak birleşimi, asıl salıncak gösterisinde tek veya iki kişi ayaktayken salıncağın kolonlarından tutup tartımla diz büküp hız ala ala uçarak sallanmaları hususunda kullanılırdı.

Hatt' "horan" adının, bu kolon vurmadan bozulmalığı bile bir ara düşünülmek istenmiştir. Bu bir halk etimolojisi olup, horan kelimesi "haran" sözüyle bir tutmayı tasarlayanın garip istintacına (sonuç çıkarmasına) benzer.

KOFİ OYUNU:

Güneydoğu Anadolu illerimizin bazı dağlık bölgelerinde gün gören bir çeşittir. Oynanışında sağ ayak bir defa ve ileri ve tam ucu gözlerin bakış yönünden yana (yani ileri) gelecek surette basılıp akabinde (ardından) eski yerine getirilir. Bu hareket, üç kere yapılır. Sağ ayak solun yanına getirilerek bitiştirilip sabit tutulur. Sol ayak gelerek üstten inercesine sağa yapışır ve bu hareket iki defa tekrarlanır. Sağın parmak ucuyla basılmak suretiyle solla arası açık kalır, yine baştan alınır... Oyun esnasında kalçaların ağır ağır "fırlanması" şarttır.

KÖROĞLU OYUNU:
Bolu ilinde umumiyetle Köroğlu Oyunu vardır. Meselâ Çıkınlar köyünde iki ve daha kalabalık erkek tarafından davul - zurna veya sazla yürütülür.

Doğu Anadolu'da meselâ Çoruh ilinde, Öğdem ilçesinin (1950'den sonra bucak) Ersis köyünde davul - zurnayla yürütülen Köroğlu oyunu tek erkeğe mahsus çeşittir.

Kars'ın Dikme köyünde kadın meclislerinin tek kadınlı, yahut erkek toplantılarında tek erkekçe yürütülen çeşittir. Erkek meclislinde davul - zurna veya sazla oynanır.

Köroğlu Oyunu güneyden İçel'in köylerinde kez' vardır.

Bir Isparta köyünün Köroğlu Oyunu bambaşka bir çeşittir.

Köroğlu oyunları çoğu zaman sözsüz icra edilir. Onun bu kısımdan (türden, bölümden) olan havalarına Oynaklama, Ürgünleme, Sektirme, Hoplatma gibi sıfatlar izafe edilir (adlar verilir). Hiç değilse Safranbolu yöresinde bunun böyleliği temin ediliyor (belirleniyor).

Türkülü Köroğlu oyununda meselâ şu parça kullanılabiliyor:

Alçaklarda olur atından ime
Eğergeç yiğitsen sözünden dönme
Çokluk para etmez, mala güvenme
Kurnaz adam ifl'h olmaz bön gerek

Koç Köroğlum öğdüğünden yorulmaz
Kesilen kelleden hesap sorulmaz
Boş laf atmayınan meydan alınmaz
Asıl yiğit er meydanında dev gerek

Maraş'ta ünleme metni olduğu gibi, Bolu'da da başkaca vardır. Erzincan'daki güzelleme, Çoruh'taki yiğitlemeli güzelleme hep farklı şeylerdir.

Ellerde tutuşulmalı veya omuzlaşılmalı anonim oyunlar arasında üç beşten fazla kişilerce yürütülen bar, halay ve horan çeşitleri arasında yer alan Köroğlu oyun çeşitleri de gene bambaşka tertiplerdedir. Kendine has yerli şekilleriyle en fazla Karadeniz kıyılarımızda (doğudan), güneyde de yine doğu Anadolu'da bu farklı şekiller yaygın görünüyorlar. Bununla beraber, bazı Ege yörelerinde ve güney illerimizde de çeşitleri vardır.

Maraş (Kahramanmaraş) yiğitleme ve ünlemlerinin sözleri şöyledir:

Benden sel'm olsun Bolu Beyi'ne
Benimle uğraşmaya dev gerek
Unvan para etmez harp meydanında
Doğrar eğri kılıç, bilek zor gerek

Zabah (sabah) oğlum gör olur neler
Babayiğitler meydanda goç gibi meler
Yeri düşer garpuz gibi kelleler
Sal'vat çekmeye çetin dil gerek

Köroğlu oyunlarında onun kavgacı ve savaşçı ömrünü, aşkındaki mertliği, zevk ve tem'yülleri tasvir ve temsil eden dramatik unsurlar vardır. Bütün mesele oyundaki farklı çeşitlerin ayrı ayrı tarif ve havalarını kaleme alabilmektedir. Gerek çizgileriyle Köroğlu Oyunu; karşılıklı halde, ikili ve daha fazla kollarla (kılıç, pala, kalkan, piştov gibi silâhlar kullanılarak) yapıldığı olur. Kimi de silâhsız olarak davullu tek veya çift olarak bir mübareze (kavga döğüş) oyunu halinde yürütülür.



KUÇKUÇURA:

Karadeniz'in bazı yalı (kıyı) köylerine has bir halk oyunudur. Adından da anlaşılacağı üzere Rum mübadillerin (göçmenlerin) göreneklerinden kalmış olduğu sanılmaktadır. Bozuk havalar münasebetiyle yapılır. Bu oyun ve eğlence yapılırsa güneşin açılacağına inanılır. Oldukça eğlenceli ve tatlı bir gösteridir. Oynanılacağı zaman erkekli - dişili veya o çevrenin anlayışınca yalnız erkekler ve kadınlar (kızlar) tarafından ayrı ayrı yürütülür. Oyuncular ister erkek, ister kadın olsunlar, birkaç türkücü, bir kemençeci veya zurnacı, bir ışık tutan (çırakmacı), birkaç da ellerinde çanak, sepetçik, tas, maşraba taşıyan kimse yer almışlardır demektir. Toplanacak yiyeceklerin çeşidine göre kaplar alınarak toplanan maddeler onlara doldurulur. Önce bir evde toplantı olur. En önde "çırakma" denilen ve uzun bir demir telin ucuna bağlanmış bulunan "kevgir veya ızgara gibi uçlu" 'letin taşıyıcısı gider. Çıraklar yakılır veya taşıdığı ışıklı fenerle yolu aydınlatan kimse yürür. Onun arkasında kemençeci ile türkücüler sıradadırlar.

Bütün oba evlerini, kapı kapı hep birlikte dolaşırlar. Bu oyun gece oynandığı için herkesin kapalı kapısı önünde kümelenirler. Kemençeci çalmaya, türkücü türküsünü çağırmaya, öbürleri de oynamaya başlarlar.

Bu oyun ve eğlenceler daha ziy'de yaylalarda yapılır. Yağ, peynir, kaymak, yumurta, minci (toz ve tellenmiş h'le getirilen peynirle karışık bir çeşit telli peynir), un, çökelek toplanır. Sonra ilk toplantı evine gelinir. Orada yakılan ateşte, toplanan şeyler çeşidine göre pişirilip yenilir. Bu oyun esnasında her kapı önünde şu yarı Türkçe, yarı Rumca şarkı (türkü) geleneğe uygun surette tekrarlanır:


Kuçkuçura ne istersün?
Yağ isterum, bal isterum
Allah'tan güneş isterum
Verursanız ver gidelum
Vermezsenuz koy gidelum

Etirenge vudoroban
Enanriyan alesohon
Çakosendo kovsakabon

E yaylaci süt ona
Teknelerun şen osun (olsun)
Rezil eylema bizi
Düşmanlarum kör osun

Rumca kısmın Türkçe'si şudur: "Peynir, yağ ve un ver, yoksa küleğini kıracağım".

Bu türkünün ardından başka türküler yakılır ki; gelişigüzel söylenerek o anda uydurulurlar. Gelenek, yalnız yukarda yazılı türkünün tekrarını ve akla gelen nice türkülerin söylenmesini gerektirir. Bunların Rumlardan kalma olup bizi köylerimizce benimsenilerek Türkçeleştirildikleri görülüyor. Kapılar dolaşılıp türküler söylenirken horalar da oynanır ve çeşitli şakalar yapılır. Evlerden öteberi verilirken, verenin kendisini göstermemekte itin'lı (dikkatli, özenli) hareket etmesi gerekir. Böyle yapmazsa eğlencedekilerce dışarı alınır. Bunun için, yiyecekler ya kapının üstünden veya aralığından uzatılarak verilir. Ara sıra bunun aksi de olabilir. Yani, kapıdan uzatılan nesneyi alacak olan işi kapıya dayanmaya kalkışırsa içeri alınarak alay edildiği gibi, üstelik hafif tarafından bir de kötek atılabilir. O sırada bazı evlerde kapıyı açıp kendini alenen (açıkça) gösterenlerin üzerine tavlı atılır. Tavlı, ucu yanmakta olan ateşli odunun adıdır.

Toplanan şeyler, pişirilerek eğlentiyle yenildikten sonra oyuna son verilip herkes evlerine dağılır. Havanın açılıp açılmayacağı ise artık pek tabiî (doğal) olarak tesadüfe bağlı kalır.

"Kuçkuçura" haddiz'tında (aslında) bir raks olmayıp yağmur duasının aksi mahiyetinde temsili bir eğlenceden ibarettir.



KÜRT HORONU:

Samsun ilçesinde çalgısız olarak ve "Kürt Oyun Havaları" dedikleri ezgilerle 5 - 50 kişi tarafından oynanan taklitçi erkek oyunudur.

KUVENT:

Van'ın Başkale ilçesinde iki oyun rağbette olup Kuvent başta gelir ve diğeri Baso oyunudur. Kadınlı - erkekli 20 - 30 kişi karma halka kurarak davul zurna veya kaval eşliğiyle oynarlar. İki çeşit arasındaki fark bilhassa tempo derecelerindedir. Kuvent ağırdır.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:15

LAÇÇİBANA:

En doğu illerimizin bazı dağlık köylerinde yürütülen oyundur. Bununla beraber pek fazla yaygın da değildir. Belirli yörelerde vardır.

Sol ayak biraz geri kırılarak başparmağa dayanır. Birde ileri, gözün baktığı yöne yerleşir. Eski duruma gelirken yandan fırlar. İkinci seferinde sağ ayak geriden dolanıp tekrar yerine varır (iki kere). Sol ayak parmak ucuna dayanarak dizler kırılır. Türkçe ve Kürtçe kelimelerden birleşmiş beyitleri vardır.

Erzurum, Bitlis ve Diyarbakır halkı, bu güneydoğu oyunlarını kaba bulup batı ve kuzey Anadolu'dan gelenleri üstün tutarlar.



LAÇİN:

Bu t'bir, Kars yöresinde bir bar çeşidi adı olmakla beraber, batıdan Denizli taraflarında sadece l'çin denilmekte bulunuluşu dikkate değer.

LALAY:

Ninni demektir.



LÂZ BARI:

Erzurum merkez ilçesinin Üçköşe köyünde yürütülen yerli barıdır. Önceleri kadın - erkek karma halde oynadıkları halde, şimdi her cins kendi cemiyetinde (toplantılarında) yürütülmektedir.

Bu pek eski oyun aynı ilçenin Çatak köyünde de "Yerli Bar" sayılarak ve tulumla oynanmaktadır.



LÂZ HORONU:

Adından da anlaşılacağı üzere Doğu Karadeniz bölgemizde "L'z diyalektini (ağzını) de ilaveten konuşmasını bilen yirmi küsür serhat köyümüzde Trabzon yöresine gelip tutunabilmiş olarak" yalnız bu horon vardır.

LÂZ OYUNU:

Ereğli'nin (Zonguldak) Gümeli köyü sekenesi (halkı) aslen Orduludur. L'z oyunu oynarlar. Kemençe eşliğiyle 10 - 15 kişi dizilenir. Kadınları kendi aralarında yürütürler. Bu bölgede, ayrıca horon yapılmaz ve horan adı kullanılmaz.

Kadınlı - erkekli yürütülür. Zurna veya kemane eşlik eder. Çallıoğlu köyünde "Köçek Oyunu" yürütülür. Tef ile yürütülür ve türkülüdür. Biri erkek, diğeri kadın iki oyunculudur.

Kilimli ilçesinde L'z Oyunu, Sepetçioğlu, Kafkas Oyunu ve Çiftetelli hep erkeklerce kemençe veya saz eşliğiyle yürütülürler. Çifte denilen çalgı oyunlarda çok işe yarar ki nefes sazıdır.

Batıda Muğla'nın bazı köylerinde bir "L'z Oyunu" sportif gösterilerden sayılarak kez' vardır.

LÂZUTLAR SALKIM SAÇAK:

Kemençe eşliğiyle yürütülen bu horon tipi toplu oyun değildir. Tek veya iki kişi tarafından oynanır. Kadınlarla erkekler ayrı ayrı yürütürler.

L'zut, Trabzon taraflarında mısır demektir. Orta Anadolu'da mısır koçanı demektir.

LELEY OYUNU VE KARS HAVALARI:

Kars'ta kızların Leley t'bir olunan türkülü bir halayı ve onun ayrı havası vardır. Halay için "alay" diyenler varsa da, halay da derler. Kız halay türküleri çeşitlidir. Aynı yörede zeybek yoktur. Türkülü Karacaoğlanlar bilâkis çoktur.

LEYLÂNA HALAYI:

Elazığ merkez ilçesinin Halk köyünde üç halay çeşidinden birisi budur: Üç ayak, Ağırlama, Leyl'na. Davul - zurna veya tefle yürütülürler. Aynı köyde bu sıra oyunlarından başka bir de iki kişilik "Kol Oyunu" vardır. Sıra oyunlarında 10 - 20 erkek yer alır. Kadınlar ayrıca sıra kurarlar. Düğün, bayram ve genel şenliklerde davul - zurnayla meydanda yürütürler.

LEYLİM:

Gaziantep havalisinde millî oyunlara umumiyetle (genellikle) halay denildiği halde, bir de Leylim denilen çeşit vardır. Halayların mutlaka davul - zurna eşliğinde çekilmesine karşılık Leylimlerde davul - zurna katiyen yer almaz. Bazen çalgısız oynanır. Kimi zaman da düdük, kaval ve darbuka çalar. Halayları bozan türküleri bulunmakla beraber leylimler mutlaka türkülüdür. Bunda sesi güzel biri esas ezgiyi söyler, öbürleri kavuştak denilen nakaratı tekrarlar. Erkeklerde halay, kadınlarda leylim tercihen rağbettedir. Bir yerli araştırıcı Leylim adında "Leyla"yı görmek istemiş, nasıl ki halay adının aslını da oyunda atılan "Alahey!" nidâlarında görmüştür.

Çalgısız, fakat şarkılı (türkülü) olan bu oyunu gençkız ve delikanlılar Gaziantep merkez ilçesinde 15 - 20 toplaşıp elbirlikli yürütürler.

LEZGİ OYUNU:

Kars yöresi dağlı oyunudur.

LEZİNKA:

Kars'ın tanınmış oyun havalarındandır.

LEZKİ:

Kars yöresinde kadın ve erkek karşılıklı oynarlar. Bitlis ve Van bölgesi oyun çeşitleri arasında "adına köylerde nâdiren rast gelinen" bir oyun vardır ki, adına Lezki denilmesi sırf semtle ilgili görünüyor. Hakk'rî, Karabagî ve Koçeri oyunlarında olduğu gibi bunun da L'zıkî (L'zıkiye işi) nispetinde kalmış olması ihtimal dahilindedir.






LOLO:

Diyarbakır'ın Lice ilçesinde Memili ve Çapik oyunları gibi bu Lolo oyunu da davul - zurnayla toplu olarak yürütülür. Karma halde oynanmaz. Bu oyunlardan maksat evlenen gençlerin saadet başlangıcını kutlamaktan ibarettir. Oyunun adının Lola şeklinde telâffuz edildiği de olur.

LORKE:

Urfa'nın (Şanlıurfa) Siverek ilçesinde Lorke adlı toplu oyun ikiden fazla kişiyle karma halde, kadınlı - erkekli ve davul - zurnayla yürütülür.

Siirt'in Pervari ilçesinde kadın - erkek karma halde şarkısını da (türküsünü de) söyleyerek ve ikiden fazla kişiyle Lorke oynarlar. Kadınlar - erkeksiz olarak kendi âlemlerinde de yürütebilirler.

Lorke oyun havasının sözleri vardır ve bilhassa Malatya'da türkülü olarak yürütülür. Folklorun özü Malatya'nın (Şehir bakımından) dışındadır.

Gerek Bitlis ve gerekse Siirt'teki Lorke bir halay çeşidinden ibarettir. Teferruattaki (ayrıntılardaki) farklar aşırı şeyler değildir.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:18

MATRAK OYUNU:

Eski Osmanlı dernekleri çağlarında "matrakçı" denilen gürbüz oyuncularca yapılıp "matrak bazlık" denilen ve elerdeki matrak denilen tokmaklarla mücadelesi yürütülen bir spor çeşidi vardır. Cirit, güreş gibi idman oyunlarının çoğunda olduğu gibi bunda da davul - zurna bir kenarda çalmakla beraber, içinde meselâ Sinsin oyunundaki kadar bile raks unsuruna fırsat yoktu.

Matrakların baş kısmı yumuşakça bir maddeyle sarılı bulunduğu gibi karşısındakine hızlı da vurulsa mücadele hep şaka ve taklit mahiyetinde kalıyordu. Hatt' bundan dolayı argomuzda hâlâ bile "dalga geçmek" gibilerinden bir "matrak geçmek" t'biri yaşamaktadır. Fakat, bu sözden "matrakçının bir yerden geçmesi" gibi ikinci bir anlam da sezinlenebiliyor ki, işte medlûl (gösterilen şey) aşağıdaki rakslı tertipten kin'ye (dolaylı olarak) kalmış da olabilir.

MEKTEBİN BACALARI:

Sivas bölgesinin köy halaylarındandır. Üç adım sağa ileri yürüyüş, üç adım da geri gidiş halinde oynanır. Mektebin Bacaları halayını çekenler şehrin dış mahallelerinde bile bugün için azdır. merkeze bağlı köylerden halaycılığıyla namlı (ünlü) Şimkürek köyünde bilhassa iyi oynarlar. Bölge köylerinin hemen cümlesinde (hepsinde) vardır. Oyuna neden dolayı "Mektebin Bacaları" adı verildiğini tespite yerli oyun meraklıları da şimdilik imkân bulamamışlardır.

Ağırlama ve Yeldirme:

Notanın (A) işaretli kısmı çalınırken el ele dizili oyuncular, Yarım sağa döner ve ilk vuruşta ayağı bir adım ileri atarlar. İkinci zamanda sol ve üçüncüde sağ ayağı birer adım yürüttükten sonra, dördüncü zamanda sol ayakları sağın yanına getirerek yere vururlar. Musikî (B) işaretli yere gelince; birinci zamanda sağ ayak bulunduğu yerde belli belirsiz kaldırılarak tekrar ökçe üstünde yere vurur. (Ayağın ucu kalkıktır). Üçüncüde sağ ayak bir adım geri atılır. Dörtte sol ayak bulunduğu vaziyete belli belirsiz yerden kesilip tekrar ökçe üstünde yere vurulur. (Ayağın ucu yukarı kalkıktır). Gene sol ayak bir adım daha geri atılır. Altıda sağ ayağın ökçesi yere vurulur. Bundan sonra Oyuncular yarım sağa dönerek birinci zamanda sağ ayağı bir adım ileri atarlar.

El Bırakma:

Halay devamdayken, oyuncuların bir aralık el bırakıştıkları görülür. Çözülüşten sonra oyun yine eski hâlinde devam eder. Kol hareketleri tamamen "dudum"un el bırakışlarındaki gibidir. Bunda da el çırpmalar iki defa, yani sağ ökçelerin yere vurulduğu "zaman" başlarında yapılır.

"Mektebin Bacaları"nda Yeldirme kısmı, musikînin ve oyun hareketlerinin hızlaşmasından ibarettir. Bazen Yeldirmede "yere diz vuruşlar" yapıldığı da olur. Diz vuruşlar, yalnız sol ayağın sağ ayak yanında yere vurulduğu "zaman" da ve sol dizle yapılır. Başçeken isterse diz vuruşları yeldirmeye geçilmezden önce de yaptırabilir.



MEKTEPLİ TANZARASI:

Çoruh ilinden Yusufeli ilçesinin Peterik köyünde 5 - 20 erkek davul - zurnayla topluca oynarlar.



MEMETİNA:

Pazar ilçesinin (Rize) Hemşin yöresinde (günümüzde Hemşin ve Çamlıhemşin ilçedir). "Eski Hemşin" denilen oyunla birlikte bu da sahanın genişliğine göre az veya çok sayıda oyuncularca toplu olarak yürütülür. Tulum zurna eşlik eder. Eskiden kadın - erkek karma halde de samimi bir hava içinde oynanılırmış. Şimdi erkekler ayrı kadınlar ayrı kendi meclislerinde oyuna kalkıyorlar.

MEMİLİ:

Diyarbakır'ın Gice (Lice) ilçesinde davul - zurnayla yürütülen sıra erkek oyunlarından biridir.

MENDİL:

Bu adla Kırım'da da gün görmüş bir oyun çeşidi vardır. Bizdeki göçmenlerince hâlâ oynandığı olur.

MENDİL OYUNU:

Aslında kadınlı - erkekli karma sıra oyunudur. Fakat oynayanların akraba olması şarttır. Yabancılar varsa kadın oyuna giremez.

MENDİL ZEYBEĞİ:

Kütahya'da mendillerle oynanan bir çeşittir. Sözlerinde mendilin halleri bah'ne edilerek 'şık'ne mısralar terennüm olunur.

MENGE:

Manisa bölgesinde bu oyuna bazen Bengi de derler.

İçel'in Gülar ilçesinin İshaklar köyünde 10 - 20 erkekle yürütülen bir menge adlı sıra oyunu vardır. Yörenin başka oyunları da bulunup düğün, cümbüş ve bayramlarda ancak yer alabilmeleri eski görenektendir.

Genel olarak bir yandan zeybek oyunlarını çok kullanıp Gen Ali ve Köroğlu çeşitlerine gün gördüren İçel vil'yeti, bir yandan da Çiftetelli, Kırık Hava gibi çeşitleri sever.

Toros Mengisi denilen farklıca çeşidi kadınlı - erkekli yürütülür. Bir aşk oyunu olduğu türküsünden okunur (anlaşılır):

Pınar başı ben olayım
Bulanırsam bulanayım
Sevdiğimi verin bana
Dilenirsem dileneyim.

Ağırlama ve Yeldirme kısımları birbirinden hoştur.

Batı Ege köylerinde Mengi ve Bengi tertiplerinden ayırt edilmek üzere Adana Mengisi de denilen çeşit Çukurova köylerinden bir kısmında ve denize kadar inen bölge köylerinde düğün ve derneklerde oynanır.

MESTEN HAVALARI:

Burdur yöresinde kırık havalara "mesten havaları" denir. Oyun havası kısmı (bölümü) kırık olur. Meselâ; G'bardıç (kaba ardıç) havası da ve kez' Teffeni'de böyledir.

MEŞELİ OYUNU:

"Mişeli Kaşık Zeybeği" diyen köyler de vardır. Bolu'nun Göynük ilçesinin Bulanık köyü gibi üç beş yerinde Meşeli ile Zeybek iki ayrı çeşit hâlinde gün görmektedirler.

1. Meşeli,
2. Zeybek.

Adı geçen köyde herhangi bir sazın eşliğiyle düğünlerde erkekler tarafından oynanırlar. Karşılıklı iki sıra halinde ve çift çift yürütülürler. 2, 4, 6, 8 ve daha fazlası oyuna kalkmış bulunabilirler. Her oyuncu, hem kendi eşini, hem de diğer oyuncuları gözetip hareketlerde uygunluk ve uzlaşmanın bozulmamasına göz ucuyla dikkat eder.

Ankara köylerinde bazı farklarla kez' vardır.

Ortalama konuşmayla Mudurnu'dan denilebilecek olan Meşeli Oyunu, aynı zamanda sözlüdür. Sözlerini oyun dışındaki seyirciler söyler:

Meşeli dağlar meşeli
Dibinde halı döşeli
Dağları çemen döşeli

Olmalı, yâr gözel olmalı
Bir yiğit dengini bulmalı

Bizim yaylalar, otlu olur
Südü, kaymağı datlı olur
Bizde gözel giymetli olur

Olmalı, yâr gözel olmalı
Bir yiğit dengini bulmalı

Mudurnu Meşeli Oyunu yerlisice kadın erkek ayrı meclislerde oynanır. Kaşıklarla yürütülür. Bağlama ve darbuka oyunu destekler.

MEVSİM OYUNLARI:

Sivas ve kimi köylerinde "Koç Karımı (Katımı) Halayı" vardır ki bu yalnız o zamanda oynanır.

Çoruh'un Karabak oyunu tepelere ilk kar yağınca Yayla Horonu diye oynanır (kara bak). Bu oyunu, yağ ve peynir yaptıkları için "şaşay" denilen kadınlar oynar.

Saya:

Koç katımı mevsiminde yürütülen bir oyundur. Oyun esnasında ne gelinin ne de "saya"nın ağzından tek kelime çıkmaz. Dilsiz görünürler.

Tekecik:

Koç katımında bazı yerlerde sükût (susma, sessizlik) yoktur. Güzel sesliler türküler söyler.

Çamlıkta karların erime zamanında herkes eğlence yapar. O sırada gençler kayma oyunu oynarlar. Bu kayış gençlerin bir nevi (çeşit) dansıdır. Delikanlı dilediğini herhangi bir güzelin kolundan tutup ayaklarını çalgıların 'hengine uydurarak usul usul yürür ve bir an sonra durur.

MEYDAN ATEŞİ ÇEVRESİNDE OYUN:

Denizli'nin Çal ilçesinin Mahmutgazi köyü evlenme düğünlerinde "Kavut Günü". Sabahleyin veya öğleye doğru çalgıcılar (ki bunlara davulcular derler) gelip 'henge başlarlar. Değirmene veya oduna giden bir kısım delikanlılar dönüşte köye yaklaşınca silâh atarak haber verirler. Çalgıcılarla köydeki delikanlılar onları karşılamaya çıkar. Kavuşuldukta hemen oracıkta da oyunlar yürütülür. Oğlan evinde kına günü kız evine gidilişte alayda yine davul - zurna vardır. Kına günü bir kısım delikanlılar akşam olunca köy meydanında büyük bir ateş yakarlar ki "meydan ateşi" denilen şey işte budur ve sadece aydınlık temini zaruretinde kalmadığı muhakkaktır. Sırf (sadece) ışık ihtiyacından doğsaydı o hizmetiyle yetinilirdi. Halbuki, hemen bütün köy erkekleri bu ateşin etrafında geniş bir halka teşkil etmek üzere toplanırlar. Kadınlarla kız çocuklar dam başlarında veya gerilerde yüksecik yerlerde birikirler, delikanlılar çeşitli zeybek oyunlarıyla Köroğlu, Arap Oyunu oynarlar.

Gelin alma ve diğer merasimde yine çalgı rol oynar.

Kadın ve bilhassa genç kızlar da düğünde kendi aralarında tek veya karşılıklı çifter halde bazen gayet kıvrak türkülerle oyuna kalkarlar. Zeybeği andıracak surette, fakat pek irtic'li figürlerle, taklit etmeye gayret göstererek, şu gibi türkülerle maharet gösterirler.

Minarede ezan var
Gül bahçede gezen var
Ödemiş'in içinde
Gün görmedik güzel var

Haydi güzelim oyna gel yanıma
Beşi birlik takayım gerdanına

Yurttaki ateş çevresi oyunları (Sinsin gibi) ayrı bir bahis (konu, bölüm) teşkil ederler.

MEYREMİ:

Erzurum'un Hınıs ilçesi barlarındandır. Köylerde karma oynanırsa da şehirlerde kadınlar kendi aralarında yürütüp meydandaki erkek dizisine katılmazlar.

Meryem Türküsü ve Oyunu:

Adını türküsünden alan oyunlardan olarak meselâ Bitlis'te 1943 sonlarında gün görmekteydi.

Anadolu'nun çoğu yerlerinde türkülü oyunlar kadınlara mahsustur. Karma oyunlarda da türkü söylediği çok olur ve temiz bir Ünübirlik (ünisson) halinde yürütülür. Erkeklerin daha ziy'de türküsüz sıra oyunu yapmaları bu çeşidin figürlerce ayrı bir dikkat ve tahammüle ihtiyaç göstermesindedir.

Meryem türküsü de kadınların oda içinde tekli oynayışlarında veya meydanda karma tertipte söylenir. Oyun bir müddet (süre) ağır ve düz olarak sürer. Sonra gitgide hızlanır. Süratli kısım ayrı bir figürle birkaç defa tekrarlandıktan sonra oyun biter. Sözlerinin ilk kıtası şöyledir:

Çıktım kerpiç duvara
El ettim yeni yâra
Eski y'rdan fayda yok
Kurbanım yeni yâra

Meyremo ah Meyremo
Emmim kızı Meyremo

Nice yerlerde oyun sonlarında tartım ve ezgi değişikliği yapılır. Bitişi haber veren bu kısma hoplatma veya horlatma denildiği gibi harkoşte adı da verilebilir. Bitlis yöresinde bilhassa bu ad kullanılır.

MİLLET:

Rize bölgesi sıra oyunlarındandır.


MİLLÎ OYUN:

Eskişehir'in bir iki köyünde oynanılır.

MİM HAVASI:

Urfa'dan Yaylak ilçesinin (şimdi ilçe değil) merkez köyünde Mim Havası kadınlara mahsus bir çeşittir. Düğün ve bayramlarda iki kadın tarafından davul - zurnayla oynanır.



MİRANÎ:

Siirt'in Eruh ilçesi oyunlarındandır.



MİRZA DEVLET:

Türkistan oyunlarındandır.


MONGOK BAĞLARI:

Türkülü ve pek mahallî oyunlardandır. Ömrü türküsünün hayatiyetine (yaşamasına, ilgi göstermesine) bağlıdır.

MÜBAREKİ ÇALMA:

Diyarbakır'da çalgıcı kadınların düğünlerde önce gelini annesinden başlayarak yakın akrabalara kadar herkese birer ikişer beyit söyleyip bahşiş toplamalarıdır.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:19

NİKSARVÂRİ TİTREME:

Bu etiket, tek oyunun adı değil, bir yurt köşesinde türeyip sevilmiş belirli bazı figür motiflerinin takibiyle yürütülen havalara takılabilen toplu başlıktır. Samsun'un Bafra ilçesinde "Niksarv'ri Titreme Oyunları" böylece (geldikleri içerlek menşe yöresi de belirtilerek) pek sevilirler. Davul - zurna veya bağlamayla 4 - 8 erkek tarafından topluca oynanılır. Kadınlar kendi aralarında yürütürler. Başlıca figür motifi, türlü hareketler ortasında titreyişidir.

NÖBET:

Balıkesir yöresinde sözsüz oyun havasına ve dolayısıyla onun oyununa Nöbet denilip, her halde Mehterh'ne nöbetlerinde (nöbetlerinden) davul - zurnada yaşayan bir hâtıradır. Nasıl ki, davul - zurnacılara hâlâ "Mehterler" diyen bucaklar (yurt köşeleri) vardır.

NADEM HIRÇIKİ:

Bu Hınıs oyununun öbür adı Keçiki'dir.

NAİNAY:

Malatya'nın Akçadağ ilçesinde gün görüp tutulan iki oyun çeşidinden biri budur. Sekiz erkek toplu olarak ve üç telli bağlama eşliğiyle yürütülürler. Öbürü Üç Ayak oyunudur.

NANAY:

Kars'ta "Nanay" denilen çeşitli oyunlar vardır. Nanay düğünlerde çalgısı olarak sırf türküyle yürütülür.

NÂRE:

Bitlis oyunlarında olup iki kişi tarafından yürütülür.

NAZ EYLEME:

Kadın ve erkeğin yürüttüğü Kars oyunudur.

NAZİK:

Doğumuzdadır (Doğu illerimiz oyunlarındandır).

NAZİRRİ:

Iğdır'ın merkezinde Yallı, Şamil ve bu Nazirri oyunları vardır. Karmın (Garmon), nay (mey) ve zurna eşliğiyle oynanılır. Eski Kafkas Türklerinden intik'l etmiş olan bu calı çeşitlerinden birincisi kadın - erkek kalabalık bir sırayla, diğeri tek kişi ve üçüncüsü bir veya iki kişi tarafından yürütülürler.


NECİP HALAYI:

"Necip Halay" denildiği de olur.

NEVRUZÎ:

Kars'ın sevilen oyun havalarındandır.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:21

OYUNLARIMIZIN TOPLU TASNİFİ:

Yurt oyunlarının üç esas unsuru olan "Oyuncu, Çalgıcı ve Oyunlar" maddelerini bazı özel şartlarıyla bir arada dikkate alabilmek için önce "Oyuncular" bakımından şu yolda bir üçlü tarif üzerinde durmak doğru olur:

1. Erkeklerce oynananlar
2. Kadınlarca oynananlar (kadın oyunları)
3. Kadın - erkek karma oyun çeşitleri.

Karma oyun yürütülebilmesi için Doğu Anadolu'da en başta yakın akraba olmak şarttır.

Dört bir bucağımızda (yurt köşesinde) delikanlı zümrelerine verilegelmiş sıfatlar, onların oyuncularına da ş'mildir (oyuncularını da kapsar). Ege'nin efe'si, Karadenizin uşağı, Erzurum'un dadaşı, kendi oyunlarının da karakterlerinden sorumlu kaldılar. koçaklık da öyledir.

Oyunların eşlik zemini olarak çalgı takımları dört bir bucağımızda şu suretle as çok kümelenebilmişlerdi. Yukarı illerde yanı Kars, Erzurum, Karaköse (Ağrı) ve dolayları da oyun çalgısı meydanlarda (açık havada) her çeşit için davul - zurnadır. Kapalı yerde oynanılacaksa davul - zurnanın yerini "meyi (mey)" ile "dömbelek" çalgılarından bazen yalnız biri alır. Odada davul - zurna vurulması kulağı yorar. "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" atasözü bu zorluğun eski ifadesidir.

Bütün yurtta "davul" t'birinde maksat zurnalarıyla birlikte çalan takımdır. Erzincan, Sivas, Çorum, Artvin, Van, Muş, Hakk'ri ve yörelerinde çalgı takımı yine davul - zurnadır.

Urfa (Şanlıurfa), Mardin, Diyarbakır, Maraş (Kahramanmaraş), Gaziantep ve dolaylarında darbuka ile telli sazlar hâkimmiş gibi görülürse de asıl çalgı yine davul - zurnadır.

Viçe (Fındıklı'nın eski adı), Hopa, Pazar, Arhavi ve civarlarında "tulum" hâkimdir. Sahilden Zonguldak ve Ereğli köylerine gelindikçe, içerlerden de meselâ Kastamonu'ya doğru telli sazların bugün çoğaldığı görülür. Giresun ve Ordu yörelerinde kez' kes'fet (yoğunluk) vardır. Şimdiki durum böyledir. Oyunlara da gün görebilen (rağbet edilen) çalgılar eşlik ediyor.

Ege'ye kadar ki bucaklarda en tabiî açık hava çalgısı yine davul - zurnadır. Odalarda telli sazlar iş görür. Rumeli'de de öye (Trakya dahil)...

Oyunlar:

Yurt oyunları ana çizgilerine göre şöyle bir tasnife bağlanabilir:

1. Nanaylar,
2. Halaylar,
3. Yallılar,
4. Zeybekler,
5. Barlar,
6. Horanlar ve Horonlar,
7. Tek oyunlar,
8. Silâhlı oyunlar.

Cümlesi (tamamı) birbirinden dallanmış ve zamanla aralarında tekrar etkileşmiş görünüp, özelliklerini şöylece özetleyebiliriz:

1. Nanaylar:

En ağır oyunlar bunlardır. Çalgısız, yalnız türküsüyle ve kadın - erkek birlikte oynanılır. "Nanay" adı, türkülerin kıta aralarında geçen "nanay nay nanay" gibi nakaratında kin'yedir (dolayıdır). Oyuncular serçe parmaklarla tutuşurlar iç içe halkalar hâlinde 40 - 50 kişi tarafından yürütülebilir. Oyun başı, önce bir mısralık türkü söyler. Sonda bütün oyuncular aynı mısrayı tekrar ederler. Bazen de türküler kız ve erkeklerin karşılıklı atışmalarıyla söylenir. Buna yukarı illerde Hakışta (veya Akışta) adı verilir.

2. Halaylar:

Düşünülmüş bir iki etimolojik iz'hına rağmen halay t'biri, oyunun belirli anlarında bir ağızdan oyunculara yükseltilen ve çeşitlenmeyen "Yalah hey!" ünleminden bozulmadır.

Bu grup oyunlar, ekseriyetle erkekler tarafından oynanır. Çalgısız, yalnız türküyle yürütülen çeşitleriyle de karşılaşırlar. Kadınlı - erkekli karmaları kez' (böylece) vardır. Erkek halayları hareket bakımından Hanay ve Yallı'lardan daha hızlıdır. Daha ziy'de Sivas, Çorum, Erzincan ve yöresinde hâkim görülüp Karadeniz ve Akdeniz taraflarının bazı dar noktalarında da herhalde zamanla bu yolda azalmış olarak gölgelerine rast gelinir. Sıralanışta, bu oyunlarda çoğu zaman bel ve ellerde tutunuşlarla karşılaşırız.

3. Yallılar:

Çalgılı çalgısız (yani yalnız türküyle) oynanabildikleri gibi, kadınlı - erkekli yürütülen çeşitleri de vardır. Omuzlardan tutunularak oynanırlar. Tempo bakımından nanaylardan daha hızlıdır. Bu grup oyunların yer adlarıyla nispetlendirildikleri görülür: Iğdır Yallısı, Çıldır Yallısı, Süregelen Yallısı gibi.

4. Zeybekler:

Ege bölgesinde son merhalede mütek'sif (yoğunlaşmış, sıklaşmış) kaldıkları için bunlara "Ege Oyunları" genel adını münâsip (uygun) görenler (itib'rî surette) bulunmuştur. Ege bölgesi ile Balıkesir dolayı ve Kastamonu havalisi bu zümreye dahildir. Fakat, en uzak bucaklarda yer yer kalıntıları görülür. Adı geçen yerlerin oyunlarını öbürlerinden ayrı tutan baskın özellik şudur: Ege oyunları el ele tutuşmazlar. Oyuncular ayrı ayrı, fakat cümlesi (hepsi) aynı tempo ve figürlerle, hem de tam bir beraberlik içinde oynarlar. Öbürleri genel heyetiyle göze çarptıkları halde, bunlarda her oyuncu ayrı ayrı dikkati çeker. Birliktelik içindeki bağımsızlık âdeta ferdin yiğitlik güvenini canlandırır. Neticede oyuncunun şahsiyet etkisi de oyunda fazlasıyla kalır (hissedilir).

5. Barlar:

Doğu Anadolu'nun üstün durumdaki oyun çeşitleri bu zümredendir. Barlar ve az sonra anacağımız Horonlar (ve Horonlar) en canlı ve hızlı oyunlarımızdır. Sırf (sadece) erkeklerce yürütülürler. Oyuncu sayısında en kalabalık olanlar bu türdendir. Tutunuşta çeşitlilik vardır. Bazı oyunlarda kişi sayısı tahdide uğramış (sınırlandırılmış) bulunmakla beraber, bazılarında kayıt yoktur ve olmayacaktır.

6. Horanlar ve Horonlar:

Giresun'un epey batısında Trabzon'un batı köylerine kadar ki bölgenin Horan denile sıra oyunlarıyla Trabzon doğusunun Horon denilen çeşitleri arasında bazı ted'hüller (birbirine girmeler) kaydedilmiş olabilirse de, karakterde coğrafya şartlarına uygun farklar vardır. Horan, bilinen en eski yazılı iml'dır. Kırım Türklerini "koran" adlı sıra oyunları kez' (böylece) çağımıza kadar ulaşabilmişlerdi. Horon kelimesine gelince; bu, horom gibi apayrı bir oyun adından muhavveldir (kalmadır, değiştirilmiştir).

En doğu Karadeniz topraklarımızda gün gören oyun çeşitleri grubu Horonlardır. Horanlar ise Halaylara daha yakın kalarak orta Karadeniz köylerinden bazen içerilere kadar davul - zurnayla yürütülmekte devam edegelmişlerdir. Adında olduğu gibi icra göreneğinde de eskilik horonlarda daha mahfuz () kalmış görünmektedir.

7. Tekli oyunlar:

Bu zümrede (grupta) pek hoş oyunlar vardır. Üç kısma (bölüme) ayrılabilirler: a) Erkek oyunları, b) Kadın Oyunları, c) Kadın - Erkek karışlıklı oynayanlar. Sayıları hayli kabarıktır.

8. Silâhlı oyunlar:

Oyuncuların elinde kılıç - kalkan, hançer, bıçak gibi silâhlar bulunarak sırf (sadece) erkekler tarafından oynanırlar. Her şekli ayrı bir (kahramanlık) ruhu taşır. Yurdun dört bir bucağında bunlardan vardır. Birkaçının adlarını hatırlatalım:

Kılıç - Kalkan Oyunu ki birçok çeşitleri vardır: Köroğlu, Zincirli Köroğlu, Bıçak Oyunu: Hançer barı gibi.

ODUNCULAR:

Erzurum'un bar dışı türkülü oyunlarındandır. Adını oyuna da verdiren sözlerinde oduncu tasvir edilip övülür.

ONBAŞI OYUNU:

Sivas'ın Divriği ilçesinin Ovacık köyüne has ve herhalde ithafının (onbaşı adını taşımasının) şahsî bir sebebi bulunan pek yöre malı bir çeşittir. 10 - 15 erkek sıra kurup davul - zurnayla yürütür. Adını "Onbaşı Halayı" denilmeyişi de yenice bir tertip olduğu intibaını (görüşünü, kanaatini) uyandırmaktadır.

O OLMASIN BU OLSUN:

Erzurum'un iki Dadaş tarafından karşılıklı yürütülen barlarındandır. Biri kızı, öbürü onun nişanlısını temsil eder. Azerbaycan'a ait bu oyuna Dadaşlar kendi hususiyetlerini (özel zevklerini) katmışlar, hareketlerini daha ziy'de Hançer Barı'na benzetmişlerdir. Oyunda oturma ve koşma yoktur. Boş olan eller, oyunun hareketlerine katılır.

ORSA:

Samah oynanırken çiftin birini oyundan kesip yerine oyuna geçmeye tahtacılarda böyle denilirdi:

ORTACALA:

Kars'ın bar çeşitlerindendir.

ORTANCIL:

Oyun dizisindeki yeri ortada olan halaycıya Çorum'da böyle denir.

ORTA OYUNU:

Bursa köylerinde "Orta Oyunu" adlı bir raks vardır.

Samsun'un Ladik ilçesinde "Orta Oyunları" tek kişi tarafından veya toplu olarak (2, 4, 6 kişi), kadın - erkek birlikte yahut her cins kendi meclisinde olmak üzere yürütülürler.

Malatya'nın K'hta ilçesindeki (şimdiki Adıyaman iline bağlı) başlıca üç oyundan biridir: Halay (hızlı ve ağır), Orta Oyunu, Simsin Davul - zurna yahut rubap (rebap) ile bağlama ve kaval eşliğiyle oyanırlar. 20 - 30 kişilik birlikteliklerle kol kola yürütülürler. Simsin hariç, diğerleri kadınlı - erkekli karma yapılır.

OSMAN AĞA:

Van'ın Edremit ilçe merkezinde kadın katılmaksızın 3 - 30 erkeğin davul - zurnayla yürüttükleri dört sıra oyunundan biridir. Öbürleri şunlardır: Şehriban, Tanzara, Güven. Bir Van türküsünden tek kıtayı teberrüken () alıyoruz:

Aşağıdan gelir davul sesi
Başına bırakmış altundan fesi
Aman küçük Ayşem gel insaf eyle
Kollarım bağlıdır merhamet eyle

Kadınlar da bu gibi türkülerle kendi şehirli meclislerinde oynayıp eğlenirler. Erkek oyunları daha tahammül (dayanıklılık) ve idmana muhtaç çeşitlerdir. Menkıbelerin masalıymış gibi açık bir celâdet (yiğitlik) havası içinde gelişip giderler.

OSMANLI:

Zonguldak'ın Safranbolu ilçesinde (şimdiki Karabük iline bağlı) iki erkek ve bir kadın tarafından yürütülen eğlenceli bir oyundur.





OTURAK:

Kütahya'da bu isimde bir oyun vardır. Adını "Oturak Âlemi" denilen delikanlı meclislerinde orta raksından almış olabileceği sanılmaktadır. Oturulduğu yende oynamaktan kalmalığı da muhtemeldir.

OTURARAK OYNAMAK:

Böyle bir oyun yeryüzünde Türklerden başka kimsede mevcut olmamıştır. Elazığ'da "şeve kırmak" oyunu da bu tiptendir. Fakat, alttaki minyatürdeki gibi, çeşidin kıdemi (eskiliği) İstanbul için de kayıttadır ve boldur.

OVA YELLEMESİ:

Yozgat oyunlarından olup, adını yerlisi "Uva Yanlaması" şeklinde de söyler.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:23

PABUÇ KIRAN:

Rize'nin bazı köylerinde kadınlar bu isimdeki Horon çeşidini çok oynarlar.

PAÇA GÜNÜ:

Bu t'bir, düğün günleri münasebetiyle dört bir bucağın m'lumudur (bildiği bir şeydir).

"Paça günü" düğünlerde paça yenilen son gündür. Paça Günü için geline yapılan elbiseye de "Paçalık" denilir. Bütün bu bilgilerin dans unsurlarıyla en ufak bir ilişiği göze çarpmamasına karşılık, Türkistan'da uzun saçlı erkek köçeklere verilmiş olan "baça" tabiriyle bizdeki "paça" sözü söylenişte olsun andırışmaktadırlar.

"Paça Günü" tabirinden maksadın (araya giren paça yemeğine rağmen) Beçe Oyunu sahneleri olmuş olması pek muhtemeldir.

PAMUKÇU BENGESİ:

Balıkesir'in Pamukçu köyünün en önemli özelliği "Bengi" denilen zeybek çeşididir. Bütün Pamukçu erkekleri, millî bir gelenek halinde babadan oğla gelen Bengi rakslarıyla şöhret salmışlardır. Bu zeybek oyununun kendine has bir oynanış tarzı vardır. Delikanlılar el ele tutuşmaksızın, her biri yanındakilerle anlaşarak oynarlar. Pamukçu Bengisi'nin oyuncuları, bir grup halinde İstanbul, Ankara ve Balıkesir müsamerelerine katılmışlar, böylelikle Atatürk'ün takdirlerini kazanabilme fırsatını da kaçırmamışlardır.

Bengi, denilen oyunları yalnız erkeklere mahsustur. Kadınları da kendi aralarında oynamaya gayret ederler. Fakat, asıl kadın oyunları tamamen başkadır. Bu bengiyi Anadolu'nun herhangi bir noktasında bilmezler.

Kadın giyimi, düğün ve bayramlarda tamamiyle değişir. Kadife üzerine sırma işlemeli şalvar ve cepken giyerler. Boyunlarına altın dizilerinden "kıstı" denilen gerdanlık takarlar. Başlarında inci ve altınla işlemeli birer takke vardır. Üç beş kadının bu giyimlerle bir araya gelerek raksetmeleri cidden hoş bir manzara meydana getirir.

Pamukçu köyünün bir özelliği de "hayır" adıyla kendi aralarında tertipledikleri ziyafetlerdir. Her ev, bu hayır işine eli yettiği kadarıyla katılır. Keşkek ve et yemeğinden ibaret sofraya civar köylerde akın akın gelenlerde olur. Herhangi bir yaz günü köyün meydanında meselâ kırk kazanın yan yana dizilmişliğine şahit olunabilir. Yemekler yenilir. Ölüleri hayırla anmak dolayısıyla diriler arasında da yardım ve dostluk zemini hazırlamak düşüncesiyle çekilen bu ziyafet bittikten sonra davul - zurnalar çalınmaya başlar. Pamukçu delikanlıları, Bengi adlı oyunlarını yürütmeye koyulurlar. Yüzlerce seyircinin takdirleri peşi sıra merasim son bulur.

Pamukçu Köyü, Balıkesir'in güneyinde şirin bir köşeciktir ve üç saatlik mesafededir. Bir yamacın eteğine yaslanmış bulunur. Havasının güzelliği kadar evleri de pek tertipli ve temizdir. Haney denilen taş binalar, sokak kenarlarındadır. Pamukçu köylüleri sıhhat (sağlık) taşan çehreleriyle pek gürbüz yiğitlerdir. Kadınları da işbilir ve uyanıktır. Pazar işlerine bile bakarlar. Taassuptan (tutuculuktan) uzak kalmış, erkek gibi babayiğit ve açık kalpli kadınlardır. Tavırları serbest olup iş adamı gibidirler.

Pamukçu köyünde kış geceleri sohbetler olur. Burada takım takım olunup oyuna kalkarlar. Küçükler, büyükleri seyrederek oyunları öğrenirler. Bilenler bir halka, daha az bilenler başka bir halka olur. Sonraları, yetişip de iyi oynayabilenleri, büyükler kendi halkalarına alırlar. 100 - 150 kişi birden oynadıkları çok olur. Zeybek, erkek oyunudur. Kadınlar seyrederler. Onlar kendi aralarında oynarlar. Öyle sohbet, düğün gibi aleniyet (açık) vesilelerinde oyuna kalkamazlar.

Pamukçuların Eski Hava, Tek Oyunu gibi tekli oyunları da vardır. Beraber olarak Bengü (Bengi) oynarlar.



PAMUKÇU ZEYBEĞİ:

Buna Eftelle Zeybeği de denilir. İki kısımlıdır. Balıkesir oyunlarındandır.

PAPİLÂT:

32 çeşidi gün görmekte (yaşamakta, oynanmakta) bulunan Rize ve ötesi Karadeniz oyunlarımızın tekil olanlarındandır.


PAPİRİ:

Tekli Kars oyunlarındandır.

PAPORİ:

Bitlis'te Papori ve Papuri bir halay çeşididir.



PAPUÇ ÇİTİR:

Sivas yöresi köy oyunlarındandır.

PEKMEZ OYUNU:

Maraş'ın (Kahramanmaraş) Göksun ilçesinde vardır. Bu yörenin, cümlesi (tamamı) tek erkek tarafından yürütülen dört çeşidinden biridir: Zeybek, Cezayir, Keraboza ve Pekmez Oyunu. Davul - zurnayla oynanırlar. Pekmez Oyunu Barak obalarında vardır.





PEŞRAV OYUNU:

Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinin Sorkun köyünde 15 kadar erkek tarafından tef ve dömbek çalınırken yürütülen pek eski ve mahallî bir çeşittir.

PITIK OYUNU:

Samsun'un Bafra ilçesinde davul - zurnayla oynanır. Bu yörelerde kadın - erkek katiyen birlikte oynamazlar.

PİÇAK OYUNU:

Ordu ilinin kasabalarında iki erkek tarafından klarnet oynanır. Bıçak sallama ve saldırmalarıyla yürütülen, atiklik isteyen bir çeşittir.

PİŞİK:

Kars'ın tekli kadın oyunlarındandır.

POLIKA:

Çanakkale'nin Eceabat ilçesinin B. Anafarta köyünde yabancılığı adlarından belli iki oyun çeşidinden biridir. Fakat, çığırcı tamamen alaturkalaşmışlardır. 6 - 8 erkek ve kadın çalgısız olarak şarkıyla oynarlar. Diğer oyun ise "Sirto" dur.

POSHOV BARI (POSOF BARI):

Kars barlarındandır.



PUÇÇİK:

Doğumuzun (Doğu Anadolu Bölgesinin) bir kısım sıra oyunlarında dizinip sonunda yer alan oyuncuya kimi zaman Puççik denilmektedir.

PÜSKÜRTME:

Burdur yöresinin bazı köylerinde kadınlarca 2, 4, 8, 16 veya 20 kişi tarafından çifter çifter ve dümbelekle oynanır.

PÜSKÜRÜM:

Konya'nın Çumra ilçesinin Alibey köyünde bu isimde bir "köçek oyunu" (olanların t'biriyle) vardır. Püskürüm Köçeği derler. Tekli veya toplu oyundur. 4 - 7 kişi oyuna kalkabilir. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oynadığı gibi, karma halde de yürütülebilmektedir.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...

Kullanıcı avatarı
Melik_Efe
Yatak
Yatak
Mesajlar: 30
Kayıt: 30 Kas 2009, 16:32
İsim: Melik
Oynadığınız Ekip: Aftur Halk Dansları.

Re: A'dan Z'ye Bütün Halkoyunları Anlamları,Oynayışı Ve Açılımı.

Mesajgönderen Melik_Efe » 30 Kas 2009, 18:24

RAKI İÇTİM:

Kastamonu oyun havalarından olup şarkılıdır (türkülüdür).

RIŞVAN:

Eğin (Erzincan - Kem'liye) oyunlarındandır.

RİZE HORONU:

Adında da anlaşılacağı üzere asıl Rize horonu budur. Rize adını "İrize" telâffuz eden oralar civar köylüsü çoktur.

RİZE OYUNLARI:

Bu yörenin başlıca millî oyunları malûm Horon çeşitleriyle "pıçak" oyunlarıdır. Horon çevirmek için birçok delikanlı halka kurup, el ele tutuşurlar ki buna "Horon dizmek" de denir. "Horon çevirelim", yahut "Horon dizdim" derler. Horoncu sayısına göre halka bazen tamamiyle kapanır, kimi de azlık yüzünden açık kalır. Fakat, meydan geniş de olsa, birçok oyuncunun dümdüz sıralanarak harekete geçtikleri vaki değildir. Bir merkezin gözetilmesi esastır. Kuşatma ihtiyacı hükmeder ki hususiyettir (özelliktir). Baştaki elebaşının elinde bir çevre veya mendil vardır. Ayakta çalan kemençeci, ortalarına durur. Kenetli eller, hep birlikte kimi yukarı, kimi de aşağı alınır. Türlü hareketlerle kimi açılınır, kimi de daralıp sokulunur. Sonra halka ayine genişleyiverir ve bu tekerrürler (tekrarlamalar) boyunca ayaklar mekik dokur. Ispazmoz (spazm, titreme), tik, hıçkırık, ürperti gibi sanki irade dışı hareketler bu oyunların cezbesi içinde 'ni gıcık gibi yer yer figürleşerek belirli motifler sağlarlar. Dakikalar geçtikçe vecd (kendinden geçme) haline kadar yükselinebilir. Issızlığın ürpertisinden ürküntünün irkintisine geçiş gibi nice tezatlar, kovalaşır. Kendini verişin samimî ciddiyeti tek an silinmez. Her an, seyirci içinde hep tetiklik, hep sürprizdir. Coşmak var, fakat dalmak yoktur.

Genç kızlarda bir nevi (çeşit) Horon yürütülürse de hareketleri nispeten muhaffeftir (yumuşatılmıştır). Bilhassa, ellerini başlarından yukarı kaldırmazlar ve erkekler derecesinde sıçramazlar, her unsurca daha hafif raksederler. Oyun esnasında armonikayı andıran fakat ondan küçük ve "santur" dedikleri bir çalgı çeşidini çalarlar. Horona katılmayan kız ve kadınlar da iki taraflı karşılıklı olarak türküler çağırırlar.

Pıçak Oyunları:

Heyecanlı olduğu kadar maharet de isteyen pek sanalı bir oyundur. Bıçakların harek'tı (hareketleri) ve türlü vaziyetleri pek hızlı, 'ni ve kaşla göz arası icra edilir. Oynanabilmesi uzun müddet talim ve mümareseye (alıştırmaya, antremana) ihtiyaç gösterir. Aksi taktirde oyuna girebilmek imkânsızdır. Kaşla göz arası hamleler göz kırpılmadan karşı konulacaktı. İki delikanlının bulunmadığı yerlerde bazen yalnız bir kişi tarafından "pıçak oyunu" yapılıp pek çok ustalıklar gösterilmesi mümkün olur.

Umumiyetle (genellikle) bayramlarda ve millî bayramlarda gösterilen bu oyunlar esnasında "ya davul - zurna veya kemençe çalınır (1922)". Her yerde olduğu gibi; kimi de bir veya iki delikanlı ellerinde mendil bulunduğu halde, çalınan bir oyun havasına göre raks hareketleri yürütülür.

Bu oyunlar çoğu zaman gençler askere giderken icra edilerek, akraba ve taalûkatı (hısımları) da yanlarında bulunur. Kadınlar ile delikanlıların nişanlıları biraz fasılalı (aralık) olmak üzere uzun müddet çalgı ve oyunlarla askerleri uğurlarlar. Bu vatanseverce manzara l'tif (hoş, güzel) olduğu kadar rikkat (acı) verice ve göz yaşartıcıdır da. Çalgılarla birlikte söylenen türkü ve şarkılar hep hasret ve ayrılık üzerinedir.

"Çocuklar tarafından bazı mahdud (sınırlı) ve hiçbir terbiyevî (eğitici) tesiri olmayan, gayesiz oyunla da oynanırsa da, zikre ş'yan (belirtmeye değer) bir ehemmiyet (önem) ve kıymetleri yoktur".

"Düğün günlerine kariyerlerimizde (köylerimizde) öteden beri düğün olduğu hafta davul çalarlar.

Yalnız kadınlarca oynanılan Horra'ya gelin de girebilir, fakat birer erkek, birer kız oynandığı takdirde gelin kendine ait bir mevkide peçe şeklindeki örtüsü kapalı durarak seyirci sıfatıyla oturur.

Düğün Horonunda söylenen k'fiyeli karşılamacalardan birkaç örnek:

- Geldin geçtin karşıma
O şairlerin başı

- Şairlik öyle olmaz
Benim gibidir taşı

- Diyelim birkaç dane
Kaldır aradan taşı

- Nereden geldi buraya
O şairlerin başı

- Küçük gelirsün bağa
Sankisun sapan taşı

- Öyle iderim seni
Köpekler mağarası

- Uy senin türkülerin
Hep ferik yumurtası

- Geldin geçtin karşıma
O kaldırım ağası

- Çok küçük geldim sağa
O şairlerin başı

- İndim çayıra baktım
Lubbe var harcıya

- İki türkü dimeklan
Nasıl kestin sesini

- Dün gece içtim tutun
O tutti nefesimi

Rize Yöresinde Oyun:

Rize oyunlarının bir kısmı teklidir. Bir nevi köçek oyunu sayılan "Açılsın Demir Kapı" bu cümledendir. İki kişi tarafından yürütüldüğü de olur. Yüz, seyircilere dönük kalarak daire çizmeler, arkadan yana kaykılıp yatış ve titreyiş hareketleri esas figürleridir. Hareketlerinde Horonun etkisi görülür. Aslında kadın oyunudur.

Kılıç Oyunu:

Bıçakla oynanan bu çeşitte, doğu Selçukîlerindeki varlığı tarihten bilinen "bir oturup bir kalkma" figürü yer alır.

Horon çeşitlerine gelince; halkanın veya kavsin merkezinde duran çalgısı aynı zamanda oynayıp söyleyebilir de. Kesik ve 'ni komutlarıyla cezbeyi (heyecanı, coşkuyu) kışkırtmaya bakan da olur. Dizidekiler söylemezler. Erkeklerde bu böyledir. Halka kimi zaman bir noktasından kopup sıralanabilir. Horonbaşı'nın elinde bir mendil vardır. Tempolarda; "Yavaş", "Kıvrak", "Sıkı Bas" ve saire t'birleri sinirli komutlar halinde usulca kemençeciden gelir.

Maçka Akçaabat, ve Trabzon ve yörelerinde üç esas Horon çeşidi vardır. Bir de karışık mahiyette t'li terkipler (önemsiz birleşimler) görülür.

Trabzon ilinde Vakfıbekir geçildikten sonra Akhisar Deresi'nin batı tarafında Samsun'a doğru toplu oyunlar yoktur: Yani, Çepniler arasında yoktur. En doğu tarafından Gürcü hududu (sınırı) ile Kemerburnu arasındaki yaka parçası sekenesinin (yerli halkının) Horonları iç köylere kadar nispeten yavaş oynanırlar. Hemşin Horonları bilâkis pek atik ve "yatıp kalkma" figürleriyle tanınırlar.

Rize'de başlıca dört Horon görüldü:

1. Davul - zurna:

Adının delâletine (gösterdiğine) göre, Erzurum barlarıyla karşılaştırılması mümkün ve en eski hâtıra sayılabilecek çeşit bu olmak gerekirse de, kemençe eşliğiyle oynanır olmuştu. Davul - zurna çalınması unutulmuş gibiydi. 2/4 veya 5/8'lik havası "Aldım Param" barının tekerrürlü motifini andırır. Hareketi de ağırcadır. Başlıca figürü usul, usul geri çekilmektir.

2. Millet:

Daha canlı ve tamamen yöre malıdır, 2/4'lük ölçülüdür.
3. Hacabat veya Sıksaray:

Başka bir 2/4'lük ve pek canlı motifin mütemadi (devamlı) tekrarlanışı ile yürütülür.

4. Sallama:

Ayak sallama figüründen dolayı bu adı aldığı ilk bakışta fark edilir. 7/8'lik bir motifin tekerrürüyle (tekrarlanmasıyla) sürüp gider.

Bir de Çift Ayak Horonu varsa da t'lî (ikinci derecede önemli) bir çeşittir.

Bazı motifler:

a) Titreme, başlıca figürdür.
b) Ayaklar ileri geri oynatılır.
c) Ekseriyetle yere bakılır. Cezbe (kendinden geçme) derecesindeki heyecan saniyelerinde başlar geri kayar ve bu kaykıklık içinde göğe bakılırken baş titretilir.
d) Oyunda bacak hareketlerinin marifeti büyüktür. Ustalık, bunların cerbezesine, keskin reflekslerle ve omuz titreyişleriyle irtibat gösterebiliş kabiliyetlerine bağlıdır.

OF HORONLARI:

1. Atlama: Kısmen hoplayışlıdır. Sık titreme esastır. Birkaç adım sağa gidildikten sonra bir sola bükülünür.

2. Sara: Bıçak oyunu bununla (ezgisiyle) yapılır. Of'ta, olunduğu yerde titrenir ve dört titremeden sonra kısa bir adım sağa gidilir.

3. Titreme: Bu Horonla Sara arasındaki fark, bundaki titremelerin seyrek yapılmasından ibarettir. Diğerine "Sık Sara" denilmesi, hem de âdeta bir sarası tutmuşun ıspazmozlarıyla (spazmlarıyla) r'şelenmesi (titremesi) bu isim farkını doğurmuştur. Yoksa aralarında başkaca motif yoktur.

4. Sallama: Seyrek oynanır. Sağ ökçeyle bir adım ileri atılıp, ayak tekrar çekilir. Geri çekilinmiş olur vs.

KADINLI ERKEKLİ OYUNLAR:

Düğün perşembesini takip eden Cuma günü, merasimin en şerefli merhalesi (aşaması) sayılırdı. Kadınlar o gün en ağır elbiselerini giyinirlerdi. Kızın ailesi bütün akraba ve yakınlarını toplayıp hep birlikte düğün evine gider. Akşama kadar mükemmel ve muntazam genç kız horonları çevrilir. Şairlerin atma türküleri söyleşilir, kıyamet kopar. Cuma günü kız tarafından gelen halkın (k'filenin) adı "Alay"dır. Horon esnasında doğan (irticalî) kıtalardan örnek:

Ben kara, nenem kara
Kardeşim de kapkara
Bir gelin ettik beyaz
Hep olduk bembeyaz

Kurban gelinimize
Ay doğdu evimize
Kalaylı sini gibi
Kuruldu önümüze

Trabzon ve yörelerinin kadın oyunlarında erkek oyunlarına nispetle daha k'mil bir hal vardır. Diz çökmeler ve sallanmalar azdır.

Trabzon, Çepni bölgesi, Rize, Of ve dolayları yaka köylerinde kadınlar "Lazotlar salkım saçak" türküsüyle düğünlerde çoğu zaman çift olarak da oyuna kalkarlar. Aile kızları köylerde delikanlılar arasında oynayabilirler. Göz koydukları delikanlılara ellerindeki mendilleri atarlar. Oğlan da cebinde olanı bu mendile bağlayıp kıza iade eder.

Maçka ve Rize'de kadınlar yalnız düğünlerde erkekten kaçmazlar. O, hayırlı ve uğurlu bir gündür. Horonlarda birlikte oynarlar. Oyunda atışmalar yapılırken meselâ aşağıdaki gibi cinaslar savrularak, söyleşmeler bazen birer yarışmaya döner. Bilgiç işi haller edindiği olur.

Erkek Aktarıl benden yanı
Yüzüne maç edeyim!

Kadın Ben seni kardaş bilürdüm
Burnuna kıraç edeyim!

Fakat şakalaşmaktan ötesi olamaz. Evleninceye kadar kendi köylülerinden kaçmazlar.

Karşılamalı oyunlarda 15 - 20 kız bir dizi, bir o kadar delikanlı da karşılarında bir sıra kurarlar. Tulumcu 'henge başlar. Bir erkek, göz koyduğu karşısındaki kıza söyler. Arkadaşları bu beyiti tekrarlar, kızlara hazırlanma (cevap için) fırsatı kazandırırlar. Sağa sola dörder adım gidip gelirler. Kız cevabına geçer, arkadaşları bunu tekrarlayıp erkeklere hazırlanma vadesi (zamanı) sağlarlar... Saatler geçer, oyun bitmez.

Önemli düğünlerde otuz köyün türkücüleri toplayıp yarışmaya geçerler, fakat bu alal'de (basit) bir çene yarışması değildir. Çoğu zaman düşündürücü dil ustalıklarına ve doğuş verimlerine şahit olunur.

Karma veya yalnız erkeklere mahsus oyunda türkü söylenirken "Titreme Horonu" ayakları tarzında bir yarım raks yürütülür. Coşan yarış dönüş de yapabilir.
Çizmelerimizde Dokuz Dağın Tozu
Gönlümzde Nazlı Yarin Közü
Dünya Bir Kahpe Felek YapBozu
Vur Gari Dizini de Parçalansın Efem

Cepken Karalığında Gece
Köstek Parlaklığında Yıldızlar
Zurna Sesleri Semayı Kaplar
Oynayıve Gari Şenliğimiz Var Efem

Sarı Saçlı Mavi Gözlü Yiğit Ardında
İzmirde Kütahyada Aydında
Elikanlı Cavur Düşman Karşısında
At Gari Naranı da Dök Denize Efem...


“Genel” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir